Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Nostalji...

Gece yatmadan önce kararımı vermiştim.

Özlemiştim geçmişte kalan bazı ayrıntıları, ufak ama mutluluk veren, bazen utandıran ayrıntıları...

Kararımı vermiştim, ertesi sabah kalktığımda tam bir nostalji rüzgarları estirecektim çevremde. Nostaljik bir gün yaşayacaktım. Bunu düşünerek, neler yapabileceğimi planlayarak heyecan ve mutluluk içersinde uyudum.

İlk olarak yatağa işemeliydim.

Gecenin 4üne kurduğum telefonun titremesiyle uyandım. Görev basit ve belliydi. Ama cidden çok zorlandım. Bir gün deneyin, valla bak, yatağa işemeyi deneyin... Olmuyor lan! Çocukken misler gibi salardım. Tutmaya çalışsam bile salardım. Şimdi ise işemeye çalışıyorum ama yapamıyorum. Zaman insanları değiştiriyor, o masum işeme hissiyatını bile kaybediyorsun... Çok acı verici. Neyse.

Kendimi zorladım ve başardım. Son damlasına kadar işedim yatağıma. İlk başta biraz sıcaktı, sonra serinlemeye başladı. Bi ara titremeye başladım hatta. Ama yılmak yoktu. Bir amaç koymuştum ve bu amaca ulaşmak için biraz çabalamam gerekebilirdi.. Uyumaya çalıştım...

Sabah kalktığımda altımda bulunan ıslaklığa baktım yorganın altından.. Leş gibi kokuyordum. Karar kesindi. Yataktan kurumadan çıkamazdım. Önceden böyle yürürdü işler, öyle anımsıyorum yani... Yatakta bi 2 saat kadar uzandım. Çabucak kurusun diye sürtünme taktikleri uyguladım. Olmuyordu. Ablamda uyanmış, işe gitmek için hazırlanıyordu. Benim hala yattığımı fark edince, "işe gitmeyecek misin sen?" diye sordu.. Gözlerimi açarak "hastayım :G" dedim. Aynı zamanda yorganı boynumun hizasından beri vücuduma bastırıyordum. Koku dışarı çıkmamalıydı. Nostaljiyse bile kendi çapımızda takılıyorduk, herkesin bilmesine gerek yoktu. "aaa neyin var?" diye düşünceli insan style olarak yanıma yaklaşmaya çalışırken "yaklaşma!" diye bağırdım kesin ve net olarak. Korktu. Görüşürüz falan deyip yolladım odadan. Amacımı baltalamasına izin vermedim.

Çiş kuruduktan sonra üstümü başımı değiştirdim. Duş almadım. Boxer yerine beyaz slip don diydim. Altıma bir eşofman çektim. Çocukluğumda annemin yaptırdığı gibi iki çift çorap giydim üst üste. Çorapları eşofmanın üzerine kadar çektim. Bunu atlamak olmazdı. Pantolon altına eşofman giymeden nasıl bir nostalji rüzgarı estirebilirdim ki? Pantolonumu giydim eşofmanın üzerine, taşakları sıktı biraz. Önemsememeye çalıştım. Slip don hafif hafif başlamıştı, pişik yapma faaliyetlerine. Bunu hissederek mutlu oldum, ehu dedim.

Annaneme indim sonra. "Bakkala gidiyorum birşey lazım mı annaneciğim" diye sordum. Gözleri yaşardı... Çiftli ekmek almamı rica ederek, 1 YTL verdi. Bakkala gidip ekmeği aldım, üzeriyle kendime sakız aldım. Dönüş yolunda ekmeğin ucundan kopartıp yedim biraz. Sonra yediğim tarafını poşedin alt tarafına koyarak ekmeği annaneme teslim ettim. Para üstü soran bakışlarına içten bir nah çekerek merdivenleri çıktım, evime girdim.

Kendime kahvaltı olarak tüp içersinde bulunan çikolatalalardan almıştım. Saatlerce emdim onu. Muhteşem bir duyguydu bu bence, çok özlediğimi hissettim. Ama daha yapılacak çok şey vardı. Öncelikle yıllar önce teknoloji harikası olarak gördüğüm kara kutu şeklinde ki atarimi bulup, onunla oyun oynamak istedim. Nostaljinin dibine vurmalıydım bugün.. Bulamayınca, yine çağın güzelliklerinden yararlanarak yakaladım nostaljiyi. İnternetten süper mario oyununu buldum. Saatlerce oynadım, ejderhanın amına koyduğumda sevinçten tüm evi koşturdum, gürültü yaptım. Alttan teyzemler tavana oklavayla vurana kadar devam ettim gürültü yapmaya. Özlemiştim o oklavanın sesini.

Ejderhayla işim bittiğinde hemen dışarı attım kendimi. Koşa koşa bakkala gittim. 20 YTLlik misket aldım. Mahallede kökülecek çocuk bekledim sonra. Mahallede çocuk kalmamasının yanında, kalanların da misketleri yoktu. 20 YTL de onlara verdim. 10 liralık misket alın kendinize dedim, burada bekliyorum sizi dedim.. 10 liralık misket, çikolata, gofret, meyvesuyu kokteylleri ile birlikte geldiler. Çok kızdım, küfrettim ama söylemedim bişey. Bok için dedim.. Çocukları korkutup kaçırmak istemiyordum, nostalji evresini tamamlamalıydım misket oynayarak. Misket oynamaya başladık, çok iyi oynuyorlardı pezevenkler. Bir tanesinin adını sordum, Osman'mış. Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra, "lan Osman, Murat'ın sana selamı varmış" dedim. Hangi Murat? diye sordu, "KOYUMDA TUR AT" dedim. O an içimden eriyen yağları anlatamam, çocuk pis pis baktı, küfür etti bana içinden eminim. O hırsla bütün misketlerimi köktü şerefsiz.

Misketlerimi kaybedince ne yapacağımı düşündüm. Bu durumda iki çeşit hareket tarzı vardı çünkü önceden. Hangisini yapsam daha iyi olur diye düşündüm. Ya çocuklarla kavga edecektim, ki bu onların .mına koymam anlamına gelir, çok yanlış, küçükleri sev büyükleri koru :s Neyse.. Ya da ağlamam gerekirdi. Elinden misketleri alınmış çocuk gibi ağlamak daha cazip geldi. Şimdi iki tane çakıcam yarısı boşa gidecek, babalarını falan çağırırlar uğraşılmaz. Ağlamak daha temiz. Oturdum ağladım biraz. Ne olduğuna anlam veremeyen çocuklar "ağlayan bebeek, ağlayan bebeek" şeklinde ki bağırışlarıyla beraber uzaklaştılar.

Karizmayı biraz çizdirmiş olabiliriz ama olsun. Önemli olan kendimi tatmin etmem değil mi zaten?

Hemen eve geri döndüm. Eve dönerken duvara "bunu yazan tosun, okuyana kosun" yazdım..

Eve dönünce annemi aradım ve ona nah, ibne, göt, am, yarak, it gibi kelimelerin ne anlama geldiğini sordum. Yüzüme kapattı...

Bir daha aradım, yılmadım! Hepsinin hala köpek anlamına geldiğini duyunca sevindim, içime bir huzur doldu. Demek hayatta bazı değişmeyen değerler var dedim, içime bir gülümseme yayıldı. Tekrar dışarı çıktım, azıcık bisikletle dolaştım.

Derken hocanın akşam ezanı okuduğunu duyunca hızlıca ve korkarak eve döndüm. Akşam ezanından sonra eve gireni babam s.kertirdi çünkü. Bu ayrıntıyı atlayamazdım.

Televizyonu açtım, TRT1 haber bültenini izledim. Sonra radyoyu açtım, radyo tiyatro dinlemekti amacım ama sikko şarkılar çalınıyordu. Zükerün böyle işi, yeter lan artık deyip, msni açtım, çet yaptım, kominikeyşın olayının dibine vurdum. Bir de nostalji olsun diye açtım şöyle old school death metal bi albümü. Daha ne olsun mısına koyim :s

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Kuzuların Sessizliği...


küçüktüm ufacıktım,
top oynar acıkırdım...

Sonra bir kuzum oldu,
kınalı bir kuzuydu o...

aradan geçen zaman
onu kınalı bir koç yaptı.

yaz tatili bitmiş,
okul vakti gelmişti.

birgün bayram dediler,
dualar ettiler,
kan aktı!...
cinayeti gördüm!...

düzen çalışır tıkır tıkır,
beyinler üşenir,
sessizlik sürer gider...
kuzuların sessizliği...


Bulutsuzluk Özlemi - Kuzuların Sessizliği


Kurban bayramı ve bana hissettirdikleri, işte bu parçayla cuk diye oturmuş...

Birbirlerine gösteriş için yada sırf kesmiş olmak için her sene yüzlerce hayvan katlediliyor.. Bunun dini bir inanıştan öte bir katliamdan başka birşey olmadığını düşünüyorum..

Yine insanların samimiyetsizlikleri beni buna inanmaya iten.. Sadece kutsal kitap tarafından belirlenmiş günlerde; ve yapmazsanız cehennemde yanarsınız diye korkutulan olaylarda görüyoruz halkımızın müslümanlığını, dinine bağlılığını..

Yüzlerce yıl önce, o günün şartlarına göre yaratılmış kuralların, bu günün şartlarına göre, günümüz modern hayatına göre hala dayatılmaya çalışılması tamamen saçmalıktır. Buna uyarak her yıl binlerce hayvanı katletmek caniliktir.

Cennete gitmek için bunca hayvanı katletmeniz sonucunda, eğer varsa öyle bir yer, size garanti veriyorum, cehenneme gideceksiniz. Fikirler ve amaçlar bu kadar yozlaştırılamaz sanırım..

Düzen çalışır tıkır tıkır, beyinler üşenir... Sessizlik sürer gider... *Kuzuların sessizliği...

* Çok koyun bir halkız diyoruz ya her zaman, bundan daha iyi anlatılamaz sanırım...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Brutal Kanarya!

Heyyamola hey hey :s

Böyle bir şarkı (yada buna benzeyen bi şarkı) vardı önceden, nooldu ona? :s

Efendim! (Efendimi skiyim) Nasılsınız?

Süpersonik güçlerimle yalayaraktan hepinizi, şu kıymetli kelimelerimi dökmeye başlıyorum avuçlarınızın taaaa içine içine.

Hepiniz bekliyorsunuz ki ne dökecek bu adam? Bi bok dökmeyecek. Aklında dirhem bir bok yok. Yok abi, yapacak birşeyde yok. Blog dediğiniz şey, kimilerinizin ezberlediği gibi şeyler değiller her zaman! Her blogda şiir göremezsiniz.. Yada mp3 albümleri.. Bu blogda çük görürsünüz, g.t görürsünüz. Bu bloğun edebi bozuktur.

Bi şarkı vardı. Önceden çok severdim. Duman'dan lan hemide! İstanbul diyerekten...

Bu şehir rakıyla yaşar
Bu şehir cigarayı çeker
Bu şehir gündüzü yaşar
Bu şehir her geceyi sever
Bu şehir adamını söver
Bu şehir kadınını döver
İstaaaanbuuuuuuul...
Elinden öper....

Gibi birşeydi..

Sözleri tam hatırlayamadım şimdi. Yanlışsa yorumlara yumurtlayın.. Adamın asabını bozmayın.

İşte bu blogda böyle birşey. İşine geldiği gibin yani.

Diyeceğim şudur ki; güzel bir yarışma olsun.

Şu an Asphyx gazındayım. Denizden ne çıksa yerim diyenler vardır ya; bende, Hollanda'dan death metal adına ne çıksa dinlerim! diyenlerdenim.

Çok güzel kafamı salladım bu The Rack parçası eşliğinde. Dertleştim arada bir insanlarla! Geğirdim ve işedim de! İnsanım ben; bazı temel ihtiyaçlarım var. Yadırgamayınız.

Yarın gideceğim Fenerbahçe - Galatasaray maçının heyecanı sarmış bulunmakta bedenimi. İçtiğim ve içeceğim biralar kesemez sanırım bu heyecanı. Şu ana kadar gittiğim tüm Kadıköy maçlarını kazanmış olsak bile, her Galatasaray maçında yaşadığım heyecanı yine yürekten yaşıyorum. Galatasaray'a saygı duyuyorum. Bunca yıllık rekabete saygı duyuyorum.. Bu saygı çerçevesinde Fenerbahçe'min fark atmasını isterim yarın bir taraftar olarak. Formamı giyeceğim, başım dik ve gururla gideceğim mabedimize. İçimde Fenerbahçe'min kazanacağına dair olan inancım tam olarak, ve olması muhtemel kötü bir sonucun varsayımlarını kafamda hesaplayarak, hislenerek, hüzünlenerek, gururlanarak, heyecanlanarak, gözlerim dolarak izleyeceğim yarın maçı.

Fenerbahçe sevgisi... Anlatılacak bir sevgi değil.

Sevdiceğime nasıl ki onu gerçekten ama gerçekten nasıl sevdiğimi anlatamıyorsam, Fenerbahçe sevgisini de hiç bir Fenerbahçe'li anlatamaz. Eller kilitlenir, gözler kilitlenir... Bilinç altı ruha egemen olur, sözler boş gelir.

Mabede girdiğinizde, daha önce yüzlerce kez girmiş olsanız bile, o tribünlere baktığınızda tüyleriniz diken diken olur, "muhteşem..." dersiniz içinizden.. Bazen haykırarak!.. Hissedersiniz orada bulunan tüm insanların inancını ve duygularını... Parmaklarınızı yemeye başlarsınız ilk çalan düdükle, yada başka bir tribiniz varsa onu yaparsınız.. Geçen dakikalarda boğazınızın patlayacak kadar acıması önemli değildir, tek önemli olan sahada sizin sevdiğiniz renklerle çubuklu formasını süslemiş olan futbolculara destek olmak, onların yanında 12. adam olmaktır. Onların her hareketinde reflekslerinizle hareket eder, onların her vuramadığı kafa topuna yerinizde zıplayarak siz vurursunuz. Her kaptırdığı topta, kendiniz kaptırmışçasına hırslanır, her attığınız golde, gerçek Fenerbahçe'li olmanın gururunu, o anın hayallerini, o anın sevincini, o anın handikapını yaşarsınız üzerinizde olan diğer çubuklu formalı taraftarlarla...

Fenerbahçe'nin Galatasaray'a attığı gollerden sonra ayakta durabilen insan olmaz.. Baktığınız zaman yerlerde yuvarlanan insanlar görebilirsiniz sadece.. Birbirine deli gibi sarılmış insanlar görebilirsiniz. Sevinçten ağlayan insanlar görebilirsiniz.

Sayısal lotoda 7 trilyon kazanmış insanın yüzünü görebilirsiniz o gol olduğu an orada bulunan insanların gözünde!

Orada din, dil, ırk, alt sınır-üst sınıf ayrımı yoktur o an.. O an Fenerbahçe'li olmanın önemi vardır. O an Galatasaray kalesicisinin koruduğu kalenin filelerini havalandıran topun coşkusu vardır! Kimin kim olduğu, kimin kime sarıldığı önemli değildir o an...

Çok garip anılarım olmuştur benim maçlarda, özellikle Galatasaray maçlarında.. Hiç tanımadığım bi hatunla gol sonrasında bir anda sarmaş dolaş olup, sonra erkek arkadaşıyla sarmaş dolaş olup, sonra üçlü bir sevgi ve mutluluk yumağı olduğumuzu bilirim.. Sarılma bittikten sonra birbirimizi içten bir şekilde öpüp, gelecek diğer golleri beklerken el ele tutuştuğumuzu bilirim o maçın heyecanı ile...

Cebimizde bulunan son parayı, yemek yememesini göze alıp, eve yürüyerek gitmesini göze alıp, son meteliğine kadar maç bileti bulmak için karaborsacılara verme coşkusunu bilirim ben... Sırf Fenerbahçe'min Galatasaray maçında yalnız kalmaması için.. Hep destek, tam destek psikolojisiyle..

Yarın büyük maç.. Yarın..

Sonuç ne olur bilemiyorum.. İçimden ve gönlümden Fenerbahçe'min kazanması geçiyor.. Aksi bir sonucu düşünmüyorum, düşünmek istemiyorum...

Umarım temiz bir maç olur. Hakemin sonuca tesir etmemesi en büyük temennim..

Galatasaray hakem hatasıyla bizi yenerse sinirlenirim!

Fenerbahçe'nin hakem hatasıyla Galatasaray'ı yenmesini istemem!

İki durumda da oluşacak polemiklerden nefret ederim...

Hakeden kazansın, umarım biz hakederiz...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Crazy Hindu

Normalde artık bıkkınlık vermişti bana bu Hintli videolarından, kliplerinden yada filmlerinden dalga geçen yutub görüntüleri ama bu harbi iyiymiş.

Şu sikkoluğun tavan yaptığı günde bile beni güldürmeyi başardı valla.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Kutsal Hafta...

Ya şimdi biliyorum, bir çoğunuz okumayacak bu yazıyı (zaten kaç kişi var ki okuyan? :s) ama yine de kopyalayacağım. Bu yazıyı antu.com dan kopyalıyorum. Gerçekten inanılmaz komik ve esprili bir yazı olmuş. İlkokul çocukluğunun temiz saflığından başlayarak, yaklaşmakta olan Fenerbahçe - Galatasaray maçına kadar süren ve günümüze gelen bir anı... Her şeyden önemlisi bir taraftar olarak duyulan heyecanın, sevginin hislerini aktarmış.. Ve bunları yaparken sadece kendisinden bahsetmiş, yani bir laf çarpma olayı falan yok. Çok eğlenceli bir yazı olmuş, saygılarımı sunuyorum yazarına...

Çocukluğunu da, Fenerbahçe taraftarlarının sevgisini de, bir Galatasaray maçı öncesi duyulan heyecanı da çok iyi anlatmış. Kendimi buldum desem yeridir eheh..

http://www.antu.com/AntuHaberOku.aspx?ID=8561

Kutsal Hafta...

Bu Aşk Bizi Canlı Tutacak kitabından 29 Şubat 2004 tarihindeki Fenerbahçe-Galatasaray maçı için yazılmış “Kutsal Hafta” başlıklı bölüm :


-Kutsal Hafta-


70 li yıllar….
Evimizin bitişiğindeki Ahmet Vefik Paşa İlkokul’unda fasulye yetiştirme,patates baskı,ters takla,okuma parçası özeti ,çini mürekkebi,ünite dergisi,güzel yazı defteri falan gibi ufak tefek “stresler” ile günlerim su gibi akıp gidiyor.


Cumartesi ve Pazar Sabahlarını çok seviyorum.
O sabahlarda Çankaya Sineması’nda Ziraat Bankası’nın ve Akün Sineması’nda ise Akbank’ın çocuk filmleri oynuyor.Bu filmlere hatırladığımı kadarıyla bilet alınarak değil davetiye ile giriliyor. Babam Ziraat Bankasında çalıştığı ve bol bol davetiye getirdiği için her hafta “red kit,define adası,balonla beş hafta” falan gibi filmleri izlemek isteyenler hafta içi benimle iyi arkadaşlık etmek ve gözüme girmek zorundalar.Sınıftaki tüm iyi arkadaşlarıma biletleri her hafta veriyorum. Geri kalan bilerleri de o haftaki performans değerlendirmeme göre dağıtıyorum.Çok beğendiğim güzel gözlü Güliz ise bir türlü bilet istemiyor.Gerçi istese o çocukluk ile gıcıklık olsun diye vermem.Ancak Güliz’in ailesi ile tanışıyoruz,galiba o vasıtayla annemler benden gizli bilet veriyorlar ve bu onurlu tavrım işe yaramıyor.Güliz’in ablası Deniz’i de çok beğeniyorum ama aramızda epey bir kuşak farkı var,ona “Deniz Abla” diyorum.Deniz Abla benim anket defterimdeki “hangi yabancı şarkıcıları beğeniyorsunuz” soruma , “benim beğendiklerimi tahminen sen bilmezsin ama…” diye bir şeyler yazmış.Beni küçümseyen bu tavırdan sonra Deniz Abla ile aramızdaki aşka son veriyorum.Zaten abla kardeşe aynı anda aşık olmak çok etik değil. Bu yaş ve ileride azalsa da şu andaki boy farkı en azından şimdilik beraberliğimizde bir sürü sıkıntı yaratır. Tabii Deniz Abla’nın yazdıklarından da anlıyorum ki bu yabancı şarkıcı denilen kategoride Abba ve BoneyM dışında şarkıcılar da varmış,neyse bir ara öğrenirim…ve ileride Güliz ile evlenirsem bu Deniz Abla bizim eve giremez onu da şuraya yazıyorum.


Sınıf Başkanlığı seçimi gelip çattı mı benim rakiplerime göre bu “bilet dağıtma” avantajım var. “Sevgili 3-C liler,yaklaşmakta olan seçimlerde oyunuzu istikrardan yana kullanın,bu hafta aylardır beklenen “Ali Baba ve Kırk Haramiler” filmi Çankaya sinemasında başlıyor,unutmayın.Biletler bir tek ben de var.Yapmanız gereken sadece seçimlerde…” formatında yaptığım sürükleyici ve makyevalist konuşmalar ile çoğunluk hep beni seçiyor.Babamın Ziraat Bankası’ndan ayrılmasına kadar bu böyle devam ediyor.Babam ayrılınca ,gelen bilet sayısı düşüyor ve şerefsiz 4-C “bizi satanı biz de satarız” mantığı ile benden desteğini çekiyor. “Kim bilet verirse onun peşinden gider bu haytalar” diye yakın arkadaşlarım beni teselli ediyor. “Abi ona üzülmüyorum ,yaptığım hizmetler ortada,hangi istiklal marşında kimi “hocam bu söylemedi” diye şikayet ettim hangi boş dersten sonra “hocam bunlar konuştu diye tahtaya yazdım”.Beni asıl kahreden bu vefasızlık” diye dert yanıyorum. “Ne desen haklısın” diyorlar.


İşin kötüsü başkanlık gittiğinden beri üzerimde bir stres ,bir kırıklık, bir bıkkınlık var ve Güliz ile her gün saç çekmeydi, defterini saklamaydı gibi ufak tefek konulardan dolayı kavga ediyoruz.Evlenmeden önce böyle bir süre ilişki yaşayıp birbirini tanımak en doğrusu zaten.Gerçi beşinci sınıfa geçip Kolejlere hazırlık için beraber ders almaya başlayıp ,Güliz’in babası Nejat amca bizi siteyşın anadol arabalarıyla Bayındır Sokak’da ders aldığımız hocalara okul çıkışlarında getirip götürmeye başlayınca ve onların evinde beraber ders çalışınca bir takım şeyler tekrar alevleniyor.Bazı hafta sonları Kızılay’a beraber belediye otobüsü ile gidiyoruz.Hatta bir öğleyin dönüşte tüm tabuları yıkıp çevremizdekiler ne der diye aldırmadan beraber yan yana oturup sosili sandviç yiyoruz.Mutluluk bu olsa gerek ! Güliz “benimki amerikanlı olsun” diyor,öyle nasıl oluyor bilmiyorum ama “benimki de” diyorum.Amma çok şey biliyor bu kız,hatta tüm şarkıcıları falan da biliyor ama tabii Deniz Abla’nın doldurması hepsi…Bu arada Güliz’in doğum günü gibisinden bir organizasyona ailemin baskısıyla “kravat ceket” gidiyorum.Deniz Abla “aynı küçük prens” gibisin diyor.Prens falan olmak hoş tabii de,küçük falan diye beni hakir görmesi hiç hoşuma gitmiyor,kardeşi ile yakınlaşmamı çekemiyor bence…Ben bitti demişsem bitmiştir de bu kız milleti anlamak istemiyor bazen.


Ziraat Bankası Çocuk Sineması sabah saat 10.00 gibi başlıyor.Zaten sinema bizim eve çok yakın. Sağ olsunlar annem babam tek başıma gitmeme izin veriyorlar zira bazı çocukları anneleri ellerinden tutup getiriyor.Biz tek başına gelenler ,son derece maço bir ifade ile anneleri ile el ele gelen çocuklara bakıyoruz.Bakışlarımızdan “yazık size be..” anlamını okuyan arkadaşlarımız yüzümüze bakamıyor bile.Güliz ise Deniz Abla ile geliyor ama o normal .Gerçi Deniz Abla da koca kız ama belli ki unutamamış ve beni görmeye geliyor .Bizim çocukları “bak sakın Deniz Abla’ya kötü tezahürat yapmayın,keserim biletleri .Tamam mı Sefa ?” şeklinde sert bir şekilde uyarıyorum.


Çankaya sineması, iki katlı ,hatta iki katı sağ taraftan birleştiren merdivenlerindeki koltukların bulunduğu yeri de sayarsak üç katlı,tiyatro oynamaya da uygun kocaman ahşap sahneli ,bordo kadife perdesi üzerinde Ziraat Bankası’nın altın başak amblemli,yuvarlak fuayeli ve köşesindeki mısır satılan büfesi ile çok sevdiğim bir mekan.Zaten hem sahiplerini ,hem müdürü Şefik ağabeyi ,hem de çalışanlarını tanıyor olmam buraya geldiğimde ayrı bir hava katıyor bana.Kapıda biletleri verince “çocuklarda benle beraber şey olmasın tamam mı?” tavırlarım var ki Güliz bir benimle gelse şu tavrımı ,şu bana gösterilen ihtimamı görse her şey değişir.Gerçi şimdinin kızları gibi “güce tapan” bir yapısı da yok Allah için.O halim ile Don Karleone gibiyim.


Çocuk filmleri dışında ailecek sinemaya geldiğimizde genelde o merdivenli bölümün en başındaki 5-6 koltukta oturuyoruz.Galiba çocuk filmlerinde “düşer müşer veletler” diye merdiven bölgesine seyirci alınmıyor.


Arkadaşlarım ile geldiğimde alt kata gidiyoruz.Yer numarası var mıydı veya uyuluyor muydu hatırlamıyorum ama tüm çocuklar sheltox sıkılmış hamam böceği gibi salona saldırınca on iki kişi yan yana zor oturuyoruz.


Aslında define adası,tom amcanın kulübesi falan beni çok cezbetmiyor.Zaten kitaplarını okumuşum.Okuduğun kitabın filmini seyrederken illa ki kurgu da ,dekorda, ışıkta ,oyuncularda bir kusur buluyorsun.Mesela dikkat edin normal şartlarda pamuk prensesin kitap kapağındaki resimlerde göğüs ölçüsü en fazla 75b dir ,halbuki filmdeki artistin en az 90c.Böyle detaylar çocukların gözünden bile kaçmıyor !


Beni o sinemalara asıl çeken ise “TC Ziraat Bankası Sunar ! danana naaa Ayın Olayları !” anonsu ile başlayan programın sonu.Öncesinde ne vardı hiç hatırlamıyorum ama sonunda “siiipooor” diye anons edilen bölümünde renkli olarak maçlar gösteriliyor.Gerçi hep takip etmeye çalışıyorum bu ayın olayları geçen ayınkiler mi “ne zamandan ne zamana bir zaman” pek çözemiyorum.Renkli bir şekilde çubuklu forma- beyaz şort -üstleri enine sarı lacivert çizgili beyaz konç ve siyah pabuçlar ile görmeyi hayal ettiğim Osman,Cemil, Ender, Alpaslan, Aydın yerine “ve boluspor kara kartallardan bir puan alarak evine dönüyor” gibi beklenmedik ve istenmedik haberler de çıkabiliyor ve umutlar sonraki aya erteleniyor.


Rüyalarımız ve beklentilerimiz gazetede okuduğumuz,mecmualardan takip ettiğimiz maçı bir de perde üzerinde görebilmek.Hızlı hızlı görüntüler ile çekilen ve “ Muhterem seyirciler , İstanbul Mithatpaşa stadında nefis bir hava ve tribünler tıklım tıklım dolu….Hakem Doğan Babacan ….Sarı Kanaryalar gazhane tarafındaki kaleyi almışlar…İlk atak sarı kırmızılılardan …Güzel bir orta,Kalabalık arasından yükselen Gökmen’in kafa şütü farklı bir şekilde avüta gidiyor…atak sırası şimdi Fenerbahçe’de.. sol taraftan Fenerli futbolcu akıyor akıyor ve topu Cemil’e veriyor….Cemil…Cemil…. bastı çalımı,sıyrıldı rakiplerinden,oradan vurur mu?.. şüüüüt ve top Kaleci Yasin’in şaşkın bakışları altında ağlarla kucaklaşıyor”.Ben ve tüm çocuklar ( o yılların anket defterleri arşivlerde var,isteyen çıkarır bakar,çocukların %80’ni Fenerbahçelidir-Güliz de!)ayağa kalkıp “goool” diye bağırıyoruz ve salon “Feeener -şak şak şak-Feneer şak şak şak” sesleri ve ile el çırpmaları ile inliyor.


O iki üç dakikalık görüntü bozkırda bize yetiyor.Evin Koridorundaki çalımlar,okulun bahçesindeki şutlar yeni bir anlam kazanıyor.İstanbul’da maç seyretmek hele hele bir derbiyi seyretmek için daha beklemem gerekecek…


***
Kutsal hafta geldi.
Arkadaşlarım aylardır yaptıkları planları uygulamaya geçirmiş akın akın İstanbul’a geliyorlar.Hadi Ankara’dan Bursa’dan gelenleri anladık neyse de Almanya’dan, Rusya’dan, S.Arabistan’dan gelenler var.Biletleri yok ama “bulursam girerim bulamazsam o havayı koklarım” mütevaziliği ile geliyorlar.Yani kalkacaksan yabancı bir memleketten uçağa bineceksin ve İstanbul’a geleceksin, sadece birkaç arkadaşının “gel abi,bileti buluruz bir yerlerden inşallah” sözlerine güveneceksin.Sadece “bu maçı kaçırmayım bilet bulunamadı falan stresine girmeyim” diyerek yurtdışında oturup sezonluk kombine kart alanları bile tanıyorum.


Keşke o çocukluk günlerimdeki Ziraat Bankası Çocuk Sineması biletleri gibi elimde maç biletleri olsa,hepsine parasız pulsuz kayıtsız ve şartsız verebilsem.Artık öyle başkanlık sevdam da yok.


Karaborsayı teşvik falan değil bu söylediklerim ancak bu maçların biletinin parasal olarak üst limiti gerçekten yok. “Gerekirse gelecek ay..” diye başlayan bir telafi cümlesi ile o olmayan üst limite doğru hamle yapacak onlarca insani tanıyorum ve hepsini seviyorum.
***
Maç öncesindeki gece Fenerbahçe Birleşik Vakıf’da bir organizasyon var.Her yer ,aşağı yukarı herkes sarı - lacivert !
Rakı-müzik-dostlar tezahüratlar gibi bir ortamı belki başka bir yerde de yaşamak hem de benzer bir coşkuyla yaşamak mümkündür.Bu geceyi benim için özel yapan iki önemli ve de geçerli neden var.


İlk nedenim şöyle :Yirmi saat sonra maçın oynanacağı Şükrü Saraçoğlu Stadına sadece birkaç yüz metre uzaklıktayız ve yarın orada maçı seyredebilecek mutlu azınlıktanız. Daha önce bu binaya hiç gelmemiştim.Gelirken dikkat ettim,hemen yanındaki stadyumun ışıkları açık .Öğrendik ki tribünler süsleniyormuş,pankartlar asılıyormuş.Stadın çevresi öyle sakin ve sessiz ki keşke bu sükunet hepimiz için geçerli olsa.Bir çok arkadaşım aynı şeyi söylüyor “geçen seferki 6 golü yedi yapacağız sözleri mözleri bizi fazla havaya soktu.İnşallah bir terslik olmaz”. Gerçi ben de geceye 6 Kasım t-shirtü ile gittim ama sakinim ve huzursuzluk çekenlerin kabusunu anlıyorum.İmkan olsa beni bu gece “mr-tomografi-ultrason vs” aletlerine soksalar ve tıbben niye bu kadar sakin olduğumu söyleseler,mesela “dün ıspanak yemişsiniz ondandır,şunu okumuşsunuz bundandır” gibisinden bir şeyler deseler bundan sonra her derbi öncesi onu yesem, onu okusam.


Geceye diğer anlam katan unsuru anlatmak çok basit ama algılanması yine de epey zor olabilir.
Oturduğumuz masada daha önce yazışarak tanıştığım yüzlerini görmediğim bir grup arkadaşım var.Moskova Fenerbahçeliler Derneği olarak gelmişler.Masanın en ucunda oturan arkadaşım Murat S.Arabistan’dan gelmiş ve o saat itibariyle hala bileti yok.
Kiev’den gelenler var.Anons ediliyor Romanya Fenerbahçeliler Derneği oradaymış.Deminden beri “bu çocuğu nereden tanıyorum,bizim arkadaşlardan birinin kardeşiydi galiba” dediğim kardeşimizin Konya’da enkaz altından kurtulan Muhammet olduğunu öğreniyorum.Yanındakiler de Konya’dan gelmiş.


Anlattım işte ,basit gözüküyor ama birisi kalkıp hafif de alaycı bir bakışla “sen diyorsun ki bu arkadaşların Moskova’da hiçbir maddi çıkarları olmadan dernek kurmuşlar.Sadece Fenerbahçe sevgisi için. Kalkıp sadece bir maçı seyretmeye Türkiye`ye geliyorlar ve maçtan hemen sonra dönecekler.Bıark bu işleri be ya… Senin aklın ermez ,mutlaka bir çıkarları vardır.Belki geliş gidiş paralarını birisi ödemiştir,bu devirde kim böyle bir iş yapar,ne kadar safsın” diyebilir.
Bu nedenle anlatmıyorum,yazıyorum sadece.


Kupaları basketboldaki müessese klüpleri kardeşçe her yıl pay etmek,
95.,96.,97.,98.,99. ve 100. yılında tüm kupaları,şiltleri,plaketleri,ödülleri almak,
Alttan ısıtmalı,yandan soğutmalı ,rüzgar panelli hem portatif hem sabit olabilen yüz bin kişilik hatta gerekirse evdeki yemek masları gibi açılarak 150.000 kişilik olan stadyum yapmak,
Tüm lobilerin kayıtsız ve şartlı yegane hakimi olmak,
Avrupa’nın münhasıran tek fatihi olmak,
Bunların hepsi mümkün.
Bir lig maçı için Moskova’dan kaç kişi getirebilirsiniz ? Büyüklüğün ölçütü budur işte


“Ön Kutlama” dediğimiz gecemiz şarkılarla,marşlarla içenler için bol alkolle sık sık sarılarak öpüşerek coşku içinde “her zaman her yerde en büyük FENER!” sloganı ile sona eriyor.Şimdi evimize dönme ve yatma zamanı. “Ben kesin uyuyamam” diyenlere nispet edercesine yastığın altına elimi koyup rahat rahat yatıyorum.


Sabah erkenden kalkıyorum.Kendi kendime “hani sen bugün çok sakindin” diyorum. Hakikaten de sakinim ama mide-bağırsak bölgesi bir ayaklanma hazırlığı içinde.Bu ayaklanmayı hissediyorum ve eczaneden takviye olarak getirtilen ishal ilacımdan iki tane alıp isyankarları bastırıyorum.


Tüm sevenlerime “maç öncesi hep beraber yemek yiyelim, oraya gidelim ,burada buluşalım” programlarına katılamayacağımı açık seçik söylemiştim.Erkenden maça gideceğim ,stadyuma girip oturacağım ve tribünlerin dolmasını seyredeceğim.Hanıma “ben çıkıyorum” diyorum. “Aaa saat kaç daha ,ne yapacaksın bu kadar erken ?” sorusuna çok seviniyorum zira erken olduğunu birisi daha teyit ediyor ve beni rahatlatıyor…


Stadyumdaki “buluşma noktası” numaralı tribünde oturduğum yıllarda “Burger King’in önü veya Migros’un girişi” şeklinde söylenir, “kime sorsan gösterir” denirdi.Şimdi ise maraton tribünün önündeki Fenerium bu işlevi görüyor.Orada bütün gün dursam herhalde tanıdığım Fenerbahçe’ye gönül vermiş yıllardır görmediğim tüm dostlarımı kucaklama şansım olurdu.Tüm arkadaşlar ile orada “vay ne haber ya ?” diye sarılarak buluşuluyor, biletler veriliyor,yemekli yemeksiz programlar konuşuluyor ben hepsinden muaf olarak stadyuma Bursa’dan gelen Altuğ ve Ankara’dan gelen hayta Barış ile giriyorum. Turnikelerden önden onları sokuyorum.Birer çay kahve içiliyor ben her zaman olduğu gibi maç öncesi tuvalete gidiyorum ve Barış ve Altuğ’a “bak çişiniz varsa yapın ,sonra gir çık yapamazsınız” dedikten sonra bu “yolculuk öncesi öğüt veren baba” tavrıma kendim de gülüyorum.Hakikaten de maç öncesi tuvalete girerim maç arasında aklıma bile gelmez ve eve döndüğümde hep “bir az daha tutsam çatlayacaktım herhalde” derim.


İçeri girip tribünlere şöyle bir bakanların ilk tepkisi hep aynıdır “Muhteşem !” İlk kez gelenler ise “televizyondan bu kadar güzel olduğu anlaşılmıyor” yorumunu yaparlar. Orada olmak seçilmiş kapalı bir gruba dahil olmaktır.Karşılıksız sevgi ve coşku ile orada duran herkes yanındakine nasıl gurur duyduğunu anlatmaya çabalar hatta bir sevdiğini annesini,arkadaşını,sevgilisini “keşke burada olsan da bir görsen…” diyerek arar.Altuğ ve Barış da büyülenmiş gibi birkaç dakika sessizce stadı seyrediyorlar.


Maç öncesi rakibimizin de puan kaybetmesi üzerine hemen yapılan aritmetik hesaplar diyor ki “bu maçı alırsanız ki biz de aritmetik olarak hep yanınızdayız zaten, bir de lider olacaksınız”


Bir önceki Kadıköy maçında skorun yarım düzineye gelmesi sonucunda “multiple orgazm” kitabını revize etmesi zorunlu olan yazarlar da “skor az olsa da bu liderlik faslı da işin içine girince etkisi yüksek olacak” diye fikirlerini söylüyorlar.
***
Bazen bir yabancıya onun lisanında hayatımı anlatmam gerekirse Fenerbahçe tutkumu , hayatımdaki yeri ve önemini nasıl anlatırım,ifadelerim çok mu yalın kalır, “peki senin schalke04 taraftarından ne farkın var?” dese ne derim diye düşünmüşümdür.Hatta bir yabancıyı bırakıyorum bir yerliyi alıyorum.Kendi lisanımda anlatmak,anlatırken ikna etmeye gayret etmek nasıl mümkün olur diye de düşünmüşümdür.


29 Şubat 2004 günü binlerce maytaplı görüntünün fotoğrafını göstersem ve “benim de elimde maytap vardı ve oradaydım” desem artık yeterli olur.


Maçın sonunu tribünden nasıl gördüğümü anlatmayacağım.
Oğuz Konuralp , Torosların tepesinde Eskişehir deki evine giderken o son anı nasıl yaşamış onu anlatacağım.İster tribünde,ister sahada ,ister televizyon-radyo başında mutluluğun coşkusu hiç değişmiyor :


Dağın taşın arasından kıvrıla kıvrıla Torosları geçiyorsun, başladı radyo arada bir " crrrrrrrrztttt, brrrrrrrrrzzztt " etmeye. İki farklı istasyonun seslerini birbiri üzerine bindirmeye.


Bizim suratsız spiker son 7 dakika dedikten kaç saniye sonra idi bilmiyorum ? O karışık sesler de gitti ve biz doğanın kendi vızıltısı ile baş başa kalıverdik. Kamyon otobüs bolluğu arasında daracık yolda bir o yana bir bu yana kıvrılırken bir anda telefona yapışıp biraderi aradım ve " gol olursa anında bildir " deyip kapattım. " Hay böyle bir hafta sonuna kurs koyanın da, bir daha o göreve kabul edip gidenin de " diye saydırmaya başlamıştım ki. Baktım zır zır öten telefonun ekranında biraderin adi. Daha ona komut vereli 30 saniye bile olmamış. " Hayır haberdir İnşallah " deyip açtım. Karşıdaki sesin sahibi uçmuş, avaz avaz bağırıyor " Yozgat`tan selamlaaaaaaaaar ! Yozgatı`dan selamlaaaaaaaaar ! " diye


Hakikaten Mehmet Yozgatlı’nın forması havada helikopter pervanesi gibi sallanarak tribünleri selamlıyor. Tribünler bir o yana bir yana devrilmiş.O an tribünlerin fotoğrafı çekilmiş olsa ya havaya kalkmış yumruklar ya da yere düşmüş arkadaşlara uzanmış eller gözükecek.


Aslında coşkunun yarattığı mutluluk öyle güçlü ki sanki 12.500.000 kişi diğer 12.500.000’den birini tutmuş sarsarak kucaklıyor.


Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözüne istinaden “Cumhuriyet” en tepedeki yerine geçiyor , “imparatorların” zamanı değil artık…
-----
İnşallah ,2007’deki haftamızda mutlu olur.


Bozkurt K.Yılmaz
bky@antu.com

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

Amorphis - My Kantele

Çoook uzun yıllar evvel (sanki 10 yıldır dinliyorum bu müziği, lafa bak, çok uzun yıllar önceymiş, ooo'lar da bir sürü, maşallah...) Amorphis dinlerdim ben, severdim de.. Bir albümü vardı bende, Antalya'da yaşayan süper insan Ersin yollamıştı bana o albümü. Benim bu kadar bodoz death metal fanı olmamda büyük etkisi olan iki insandan biridir.. (Diğerini buradan yalıyorum)

Neyse efendim, o albüm güzel bir albümdü. (Elegy) Brutaldi kısım kısım. Hoştu yani. Severek dinledik o albümü bi aralar. Şu an yüzüne bile bakmıyor olsam bile, hala güzel albümdü diyebilirim. O kadar terbiyesiz değilim. Geçmişimi unutmam! ve utanmam.... :s (bknz: Emrah, İbrahim Erkal ve Ayna kasetleri :s)


Biricik Last efem'de dolaşırken, Amorphis'in My Kantale parçasının klibini buldum. Akustik versiyonunun. Bunun brutal versiyonu daha güzel tabi ama klip işte. "Daha çok insana açılmak istiyorsan hayvani kısımlarından çok insani kısımlarını göstermelisin" stratejisi ile olmuş bitmiş. Neyse efendim. Buyrun klip. İzleyin sevinin.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

Outro...

Karışık çalan listem dahilinde üst üste iki "outro" parça çalınca, altta yazdığım karalama içersinde bahsettiğim parçanın da bir outro olduğunu anımsadım. Diğer outro parçalara göre biraz uzun bir parçaydı aslında ama bir outro idi neticesinde...

Outro parçaları pek çok severim genelde.. Albüm boyunca bodozlama da olsa, yırtınma da olsa, o son parçaya, outro'ya geldiği zaman mutlaka hüzünlü, kasvetli, gizemli bir hava oluşuyor.

Seviyorum bu karamsar, karanlık, hüzünlü, heyecan verici melodileri..

Genelde albüm sonların outro koyan gruplar, sade ve enstrümantal ve de ağır, hüzünlü outro'lar seçiyorlar.. Ben, grubun albüm için çok emek verdiğine ve kayıtların bitişine üzüldüğü için böyle yaptıklarını düşünüyorum ehu. Aylarca yemeden içmeden çalışıp, uğraşıp, didinip, belki de bir çok zorlukla savaşarak yaptıkları kayıdın sonuna elbette sade, atmosfer barındıran bir hüzün giderdi..

"Bir daha ki albümde görüşmek üzere" dermiş gibi geliyor bana bu outro'lar.. Hüzünlü ve başarmış olmanın vermiş olduğu gururla birleşmiş bir el sallayış ehu..

Outro'ları sevelim. Onlara sahip çıkalım.

Yalnız değilsiniz outro'lar. Her zaman yanınızdayım.

İntro'lar outro'lar kadar samimi gelmiyor bana. İtici bir yanı var intro'nun. Bazen hiç dinlemeden geçiveriyorum intro'ları. Kaprisliymiş gibi geliyor bana intro'lar. Bazıları çok güzel olabiliyor, evet. Altar grubunun (Hollanda'lı olan) Spunk parçasının intro'sunu seviyorum mesela. Gerçi albüm intro'su olmuyor bu ama olsun. İntro intro'dur.

Ne anlatmak istediğimi bilmiyorum. Bu kadar yani. Girişsiz ve gelişememiş bir yazı. Aslında başlı başına bir Outro.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Bahçeler İçre Yürüyelim Arkadaşlar...

Bir hışımla attım kendimi yataktan. Yattığım yerden, karışık çalan ve "death metal"den oluşmuş listeyi dinliyordum. Beni kalkmaya iten şey önce aklımdan geçenler oldu, sonra beni bu düşüncelere iten olguyu farkettim.

Death metal parçaları dolu bir listede, o kadar bodoz parçanın arasında, adam öldürme, kadavra kesme, ölü öğütme, adamın penisini koparıp sonra ağzına sokma gibi hayaller içerisindeydim. Derin bir haz, derin bir kan kokusu hissediyordum. Ensemde ki tüyler dikleşiyordu bu hazzı yaşadıkça. Bir "death side story" yazıyordum, kapattığım gözlerim arkasında...

Nasıl olduysa bir anda pozitif bir enerji, bir bahar havası esmeye başladı düşüncelerimde.

Kırlarda koşturmak, uçuşan kelebeklerin arasında ellerimi çiçeklere sürttürerek yürümek istedim. Yanımda sevdiğim bir hatunun olmasını istedim. Ağaçlar arasında yakalamaca oynayıp, eski Türk filmlerinde yaşanan o saçma geyikleri yapmayı bile istedim. Bir doğrunun iki ucu olup, ellerimizi sallaya sallaya birbirimize koşup, fizik ve matematik kurallarını yıkarcasına ortada buluşmak istedim. Bir "bizimkisi bir aşk hikayesi" yazıyordum, kapattığım gözlerim arkasında... Falan yani. Saçmaladığımı hissettim sonra. Noluyor lan dedim. Kendime geldim.

Sonrasında hayallere daldım yine. İddaa oynıyım lan dedim. Ama bu sefer tutsun bak dedim. Kendim için istiyorsam namerdim dedim. Cidden bu pozitif havanın etkisiyle sağlam bir para yakalarsam insanlar için neler yapabileceğimi, neler yapacağımı düşündüm. Bunun planlarını yaptım. Alllaaaam nolursun tutsun dedim içimden.

Neticesinde, az önce düğmesine bastığım elektrik sobasının yaydığı ısı vücuduma temas ederken, ben klavyeye dökülmüş saç parçacıklarını topladım. İddaa tutsun berbere de gidicem.

Neyse.

Beni bu psychokiller hayallerimden uyandıran olgunun, o sırada listemde olan egzantirik bir grubun yapmış olduğu, insanı hayal dünyasına sürükleyesi bir parça olduğunu fark ettim. İlk hissettiğimde noluyor amısına koyim dedim aslında. Bunca killer parça arasında neler oluyor böyle, kuş sesleri, kulağımızın alışık olmadığı enstrümanlar, bir bahçede yürüyormuş havası, hani elleri çiçeklere sürttürerekten, kelebekleri uçuşturaraktan ;)...

Bunca muhabbetin üzerine şarkının yada grubun adını öğrenmek isteyeceksiniz ama söylemicem. Böyle uyuz, bencil, göt adamın biriyim işte. Ama dinleseniz siz de sever, siz de hayallere dalardınız. Netekim ben üçüncü kere dinleyeceğim şimdi. (Hey sen! Karıştırma last.fm profilimi!)

Ve bu kelebekler arasında dolanırken, gözyüzünden kayan yıldızımı görüp, şans bugün benimle olacak diye düşünerek ve yine kendimi kandırarak, bir YTL ye hayal satın alacağım, bir internet sitesinde, bir iddaa kuponu doldururken......

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

10 küçük harf

Yazıldığı gibi okunan on tanecik harfciğin, on tanecik, birbirinden bağımsız, hiç birşey ifade etmeyen harflerin birleştiği anda, tam o anda evet, yanına ufacıcık bir <3 gelse; sizce de mükemmel olmazmıydı?

Bence mükemmel oluyor...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

Evet... O Benim!...

* Koşturaraktan yürüyen, sağa sola pek bakmayan, "nereye koşturuyor lan bu" dediğiniz şahıs benim evet. İşe yada eve gidiyorum, sosyal hayat sıfır.

* Otobüste kulağında kulaklık, elinde kitap olan ve dünya s.kinde olmayan eleman benim. Merak edenler için söyliyim; öncelikle death metal grupları olmak üzere arada bir klasik müzik oluyor kulağımda. Şu anda "Benim Kasam Bacak Aram" isimli bir kitap okuyorum. Tavsiye ederim, tahrik edici bölümler var ahahaha (Eğlendim lan)

* Sağ ayakkabısının ucu boydan boya yırtık olan eleman benim. Param yok yeni ayakkabı almaya. Yada marjinal takılmaya çalışıyorum böyle yırtık ayakkabı giyerek. (Harbiden böyle tipler var ya sdoıfds) Yada ayağımın hava alması hoşuma gidiyor. Bilmiyorum.

* Sırtında devamlı kocaman siyah bir sırt çantası olan benim. İçinde kitap, diskman, CD'ler öncelikli olmak suretiyle, teknik servis malzemeleri oluyor. (tornavidalar, ram, harddisk falan :s) Elimde çanta taşımayı sevmem ve bazı şeyler benim için olmazsa olmazdır. Kocaman çantamla ben gayet mutluyuz. Aslında o bu aralar biraz mutsuz. Yırtıldı bir kısmı, çok üzülüyor ama çaktırmamak istiyor. Ben anlıyorum ama yapabileceğim birşey yok. Sonuna kadar beni çekmek zorunda. Zamanında iyi para verdik şerefsize ama çok işimi görüyor sağolsun. Canım çantam benim. Evet, birde cüzdan taşımaktan nefret ederim, sağolsun o işi görüyor birde. Her eve lazım, her eve... (evini sırtında taşıyan adam ewq)

* Evet, o keçi sakallı, uzun saçlı tip adam benim. Bizim mahallede öncelerden eminim çok kişi soruyordur yanında bulunan her kimse ona "kim lan bu orspu çocuu, tipini s.ktiğime bak hele!" Biliyorum bunu dediğinizi ama umursamıyorum. Zira bende içimden size küfrediyorum arada bir. Bir şekilde ödeşmiş oluyoruz belki, bilemiyorum. Ama seviyorum saçımı sakalımı, ve aslında güzel bir insanım ben, bak profilime ne yazmışım... Evet abi, tanısan sende seversin, sevilmeyecek adam değilim ben ehah. Neyse, önceden çoktu bu işler ama artık azaldı, gözleri alıştı bana mahallelilerin. Oysa ben doğma büyüme burada oturuyorum. :s

* Hayır, sokağımın duvarında yazan "şeytan celal" ben değilim. Bu konuyla hiç alakam yok, lütfen bir daha mevzu bahis olmasın bu, kırılıyorum. Çok hassasım.

* Çocukken yan bahçenin süper kayısılarına dalan bendim. Yeri gelmişken bunu açıklamak lazım. Bir iki kere de değil, çok kere daldım, çok meyve çaldım. Pişman değilim, yine olsun yine yaparım. (yok artık!)

* Son olarak şunu itiraf edeyim şimdiden. Bizim Perpa'da (bizim değil aslında) temizlik malzemeleri satan bir dükkan var, adı "YAPAK". Bir gün orada yazan "YAPAK" yazısının "P" harfine bir çizgi çekilmişte, adı "YARAK" olmuş diye duyarsanız, ha bilin ki onu ben yapmışımdır... Zor tutuyorum kendimi o çizgiyi çekmemek için. Her gün yolumu değiştiriyorum. Bu kadar mı tahrik edici olur bir olay kardeşim...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Özür...

Hepinizin önünde ketılımdan özür dilemek istiyorum.

Bundan önce yazdığım yazı içersinde baya bi koymuştum kendisine. Otomatik atmadığı için hani. Aslında atıyormuş.

15 dakika beklediğin zaman atıyor amısına koyim! 15 DAKİKA! Abartıyorum tamam. Siz de gelmeyin üzerime.

2 dakika bile çok bence hem. gf.

Geç atıyor, hemde baya geç. Ama atıyor işte. Bunu bildirmek, belirtmek istedim. Hak yemeyi sevmem, açık sözlüyüm. Ettiğim küfürleri geri almıyorum, çünkü geç atıyor. Hakediyor yani. Erken atsın şerefsiz.

Bir de şey var. Şey diye bir şey yok. Şey kelimesini kullanmaktan nefret ediyorum. Şey kelimesini kınıyorum buradan. Şey kelimesini bize layık görüpte yaratanlar utansın. Boşverin, bu da böyle bir şey işte.

Yolda, otobüste, minibüste, yürürken, koşarken, spor yaparken, amuda kalkmışken, barfiks çekerken, sevdiceğinizin resmine bakarken, arkadaşlarınızla sohbet ederken, uçakta, helikopterde, denizaltında, samanlıkta, bla!

"Gorefest - Reality - (is) When You Die" parçasını dinlerken çok dikkatli olun. Dengenizi kaybedip olmayacak işler yapabilirsiniz. Ben genelde kasılıyorum. Tüm vücudum kasılıyor böyle. Sara krizine girdiğimi sananlar oluyor. Ama ben sara hastası değilim. Hiç anlamamama rağmen gitar çalıyormuş gibi yapıyorum otomatik olarak. Aslında yapmak istemiyorum. Ama oluyor. Bazen kendimi şarkıyı söylemeye çalışırken buluyorum. Ama aslında sözleri bilmiyorum. Ağzımı oynatıyorum sadece. Balık gibi görünüyorum sanırım dışardan. Evet.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments

Yine, Her Zaman, Always, Daima Hesabı Saçmalama Style ewq

Dün aklıma 3 kere geldi İzzet Altınmeşe... Neden olduğunu bilmiyorum. Aklıma İzzet Altınmeşe geldi ve ben bundan çok rahatsızlık duydum. Neden geldi ki? Asıl korkunç olanı, hatta en korkunç olanı, kabus bile denebilir, gece uyumadan önce, sanırım 2 saat sürdü, bu 2 saat boyunca İzzet Altınmeşe'yi düşündüm. Başka şeyler düşündüğümde oldu tabi. Ama daha çok İzzet Altınmeşe'yi düşündüm. Aklıma mukayet ol yarebbim. Başka mükemmel şeyler düşündüm. Ama hep araya hınzır gibi, kara kedi gibi girdi İzzet Altınmeşe ve O'nun o kocaman beni.

Burhan Çaçan diye bir adam daha vardı önceden. Sanki İzzet Altınmeşe ve Burhan Çaçan çok sıkı kankaymış gibi hissettim bir anda.

Bu sabah otobüste şirkete doğru gelirkene, yani kısacası otobüsteyken, önümde oturan şahıs bir teyzeye yer verdi. Gerçi teyze olup olm
adığı belli değildi, zira sadece gözleri görünüyordu. Neyse. Teyze görünümlü siyah giyinen hatun kişi, eli belinde ağır ağır, gözlerinde "biri yer verse otursam" ifadesiyler giderken, o adamın yer verdiğini görünce bir anda hızlandı, koşaraktan oturdu adam daha kıçını koltuktan kaldırdığı anda. Çok kolpasın dedim kulağına yanaşarak. mp3 playerını kapattı, kodum mu dermiş gibi göz kırptı bana. Dudaklarında ruj vardı.

Geçen gün eve vardığımda ablam bir neşe ile karşıladı beni. Bil bakalım sana ne aldım dedi. Heyecanlandım. Aduket çektireceği mi dedim? Anlamadı. Hep bir aduket çektireceğim olsun istedim ben oysa.. Her seferinde manuel olarak aduket çekmek nasıl zor bir durum bilemezsiniz. Çok hırpalanıyorum çok...


Neyse efendim. Bilemedin dedi şaşkınlığını atlattıktan sonra. O an bile içinden aduket çektireceğinin ne olduğunu düşünüyordu bence. Neyse. Bak, sana ketıl aldım dedi. Sevinmiş numarası yaptım. Hani evde bir ketıl olması güzel bir şey ama bana almadığın açık yani, neden kandırıyorsun beni. Teşekkür ettim, kibar bir insanım. 25 yaşındayım, bekarım, adım Samuel.. (:s şun
u yapanlar kervanına katılmak istiyordum ne zamandır...) Aradan birkaç gün geçtikten sonra, hulen şu ketılımla bir su kaynatayım da, misler gibi bir kahve içeyim dedim. Böyle garip şeyler diyebiliyorum bazen.

Aldım sürahiyi elime, açtım ketılın kapağını, içine tüm huzurumla, içimde kelebekler uçarsasına döktüm suyu... Arada bir böyle kelebekler uçurabiliyorum ben bazen. Suyu dökmemle "cossssss" şeklinde bir ses v
e buhar yükseldi ketıldan. NOLUYOR AMISINA KOYİM NOLUYOR dedim hayretler içersinde! NOLUYOR YANİ NOLUYOR!

Sapık ketıl. Ablam ketılı açık bırakıp gitmiş, sapık abla, bu da kendi halinde kızıyormuş, bana patladı pezevenk. Sıçradım resmen, çığlık çığlığa bağırdım NOLUYOR diye. Of.

Neyse efendim. Normalde bildiğiniz ketıl aletlerinin kendiliğinden, otomatik olarak, hiç bir kaba kuvvet uygulamadan kaynayınca otomatik olaraktan kapanması gerekiyor ama bu .mcık ketıl kapanmıyor. Başında bekliyorsun. Ha ocağa su koymuşum ha ketıla su koymuşum. Ne s.
kime yaradı ki! .mcık ketıl. Ben bekliyorum ki otomatiği atsın, bende kahvemi koyayım, içeyim. Ama o hiç oralı oluyor mu? Nerdeee.. Bastıra bastıra kaynatıyor, hiçte utanmıyor. İki dakika bekledim atmasını, atmadı şerefsiz. NOLUYOR AMISINA KOYİM NOLUYOR dedim, çektim fişini. Güvenmemek lazım ketıl milletine. .mcık ketıl.

Zaten 20 YTL imiş. Kırarım ben onu.


Daha önce söylemiştim ya, alçımın üzerine BOK yazdım ben. (söylemiş miydim?) Onun yanına minik, sevimli bir barış işaretçiği çizdim ben. Neyse. Otobüste, minibüste, dolmuşta, barda, maçta, orada, burada, bla! insanlar koluma baktıkları zaman o BOK yazısını okuyorlar ya, acaip mutlu oluyorum, yağlarım eriyor resmen. Mutluluk verici.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 6 Comments

Biri Cem'i Resetlesin.

Ya işte değişik bir fontla başlayalım bu sefer saçmalamamıza.. ki ne yazacağımı da bilmez bir haldeyim. Canım sıkıldı ve azcık saçmalayasım var.

Bazen, dedim şöyle içten içten.. Bazen siktirolup gidesim ve herşeyi siktir edesim geliyor. Ne kadar çok ortak yönümüz var değil mi sizinle? Hepinizin geliyordur aklına böyle şeyler, yemeyin beni..

Geriyi düşünmek alıkoyuyor belki insanları, seni-beni yani. Ya da geleceği düşünmek durduruyor insanları, seni-beni yani. Geriyi düşünmek, geri de bırakacağın bir hayat olabilir, sevdicek, iş, aşk, aile, çük, bok. Bunlar önemli şeyler. İleriyi düşünmek yine aynı manalara gelen el freni.

Bazen, alıp sırtıma çantamı, vurup kendimi yollara, hiç bilmediğim dağlar ve bayırlar arasında, kurda kuşa yem oluncasıya kadar dolaşmak istiyorum. Dağ başının duman aldığı yerlerden birinde, dağ başında yaşayan bir bedevi modeliyle takılma mode: ON.

En son durağım açlıktan ölme noktasına gelindiğin de, bir köye girip tavuk çalmak olabilir. Ekşın mode: ON.

Dağ başının duman aldığı yerde rastladığım bir ayı tarafından kovalanırken, birkaç oba insanı tarafından kurtarılıp, misafir edilip, dağlar kızı Reyhan ile tanışıp, hayatının geri kalanını dağlar da - bağlar da geçirme mode: ON.

Yabani bir hayvan tarafından öldürülmekte ilginç bir histir sanırım.

Aslına bakarsanız pek umurumda değil pek çok şey. Yaşadığım bir kaç yüz milyon müthiş empati yetiyor bana bazen. Nefesim daralabiliyor, kitlenip bakabiliyorum ekrana yada her nereyeyse artık, böyle saçma şeyler yazabilesim geliyor durup dururken. Başarılıyım saçmalama konusunda. Buna zaten bütün blog yazıları boyunca şahit oldunuz. Fazlası da var tabi, misal işte bu yazı..

İletişim güzel şey.

Aylardan beri masamın üzerinde duran iki kola kutusu var. Atmıyorum inatla ve neden olduğunu bilmiyorum. Sanki temizlikçiye trip yapıyorum. Oysa temizlikçi benim.

Yerlerde duran tozlara sinirleniyorum, masa üzerinde ki tozları gördükçe küfürler savuruyorum ağzımdan tükürükler saçarak. Tuvalet taşlarının sararmış olması beni krize sokuyor.

Ve bunları düzeltmek için hiç birşey yapmıyorum. Temizlikçi benim, kendi kendime trip yapıyorum resmen. "Temizlemezsen oturursun işte böyle pislik içinde!"

Sanki odam çok temiz. İki gün önce yere cips ve kül döktüm, hala aynı yerde duruyorlar. Bahanemiz var, kolumuzu kırdık ya, sarılırız hemen ona. Çok üşengeç bir adam olabiliyorum bazen. Ana temamız; bazen.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 5 Comments

Tek Elin Götürüleri Üzerine...

Madem kırdık kolu, bu benim yazı yazmamı engelliyor madem; o zaman bende bu şerefsizliği sonuna kadar kullanırım! Nasıl mı? Misal, tek elle yapılamayan şeylerden bahsedelim biraz.

Neler yapılamaz tek elle. Bir çok şey yapılabilir elbet, ama çok zorlayıcı oluyor. Bunu bilesiniz.

Şimdi öncelikle beni en çok zorlayan durumdan bahsedeyim. Bu lanet olası bir durum bence. Duş almak!

Aman yarebbi. 2 hafta önce bana duş almak için can atacaksın deseler inanmazdım. "Dessiktir ordan henüe" derdim. Ben pis bir insan değilim ancak, duş olayından içinde bulunduğumuz kış aylarında oldukça tiksinirim. Doğalgazımızın kesik olduğunu göz önüne aldığınızda bana hak vereceksiniz. Neyse.

Tek elle duş almak; şimdi öncelikle alçıya ve içerisine su kaçmaması lazım. Kimileri kolunu duştan dışarı uzatarak çözüm bulmuş kendine, kimileri market yada çöp poşedi geçirmiş. Ben direkt olarak streç filmle sardım kolumu. Cillop gibi de oldu. Bu sorunu hallettik ama küvet içersinde normalde bile ayakta durmaya zorlanan ben, tek elle hem temizlenip, hem de dengemi sağlamak zorunda kalıyorum. Kırık kol ile bir bok yapamıyorsunuz malesef, "ondan destek alsana allahın öküzü" dediğinizi duyar gibiyim ama bok yemişsiniz afedersiniz. Başa gelmedikçe anlaşılmayacak boklardan bu. Hiç bilmişlik taslamayın. Neyse. Tek elle hem dengede durup, hem vücudunuzu, hem saçlarınızı yıkadığınızı düşünün. Tamam. Yeter bu kadar düşünmek. Düşünün dediysek hayallere dalın demedik! Anladınız mı ne kadar zor...

Tuvalet ihtiyacını gidermek ultra brutal gore/death/grind zorlukta. Kıçınızı yıkamak için adam tutmayı düşünebilirsiniz şu duruma düşerseniz. Ben düşündüm. Tuttum bile, yanımda bekliyor şimdi, salyaları falan akıyor. Kötü bir his. Şakaydı. Ama zor yani.

Kemer bağlamak! Aman yarebbim! Bu sikkodan iş nasıl böyle büyük bir işkence haline gelebiliyormuş! O kemeri gerdiriyorsunuz ya, o belinizin etrafında dönüyor siz diğer elinizle destekleyemediğiniz için. Krize sokuyor adamı. Hadi zorladınız, acısın biraz amk! dediniz, sıkıştırdınız beli. Ama diğer aşamayı, o küçük çükü, o küçük delikten geçirmesi falan... Offf! Yok mu beni s.ken!

Çorap giymekte ilk başlarda zorluyordu ama alıştım ona. Pantolon giymekte öyle..

Tek elle atleti donunun içine sokmak çok zor bir olay. Evet. Bunu da yaparken baya bir zorlanıyorum. Asena gibi (hee dansöz Asena, ne varmış!) kıvırıyorum bu eylemi gerçekleştirirken...

Alçıdan dolayı sol kolum belli bir yere kadar kalkıyor. Yani kulağıma kadar götüremiyorum kolu. Şimdi telefon çaldı, düşün. Mecbur sağ elle tutacaksın telefonu. Aha, not alman gerekti! Sol elimi normalde de kullanamam gerçi ama kalem tutacak kadar güç yok parmaklarda... Kaldın sağ ele, omuz arasına sıkıştır telefonu, kalemi al, yazmaya çalışırken telefon kaysın... Binbeşyüzseksenüç şekile birden gir bir telefon konuşması gerçekleştirip, iki satır not alıcam diye.

Diğer elimle yapabiliyorum gönül rahatlığıyla.. Çokta tatmin edici oluyor eyvallah.. Ama sol elimle nah yapamamak beni inanın derinden yaralıyor. Çok özledim sol elimle nah yapmayı. Çılgınlar gibi nah yapasım var ama alçıdan dolayı yapamıyorum. Parmaklarım yetişmiyor. Çok şahane bir şekilde baş parmak ile işaret parmağını birleştirip "topsun oğlum sen" yapabilirim. Bazen inanılmaz becerikli olabiliyorum. Şaşırır kalırsın bana. Neyse. Sol elimle nah yapmayı özledim. Alçıdan kurtulduğum andan itibaren, 24 saat boyunca sol elimle nah yaparak dolaşacağım. Öyle böyle değil, şöyle böyle de değil. Çok özledim. Nah yapabilme özgürlüğü kadar güzel bir şey var mı şu canını yediğimin dünyasında... Yok! Bence yok.. İnsan nah yapabildiği sürece var bence. Nah... Sol elimin nah'ı... Çok özledim seni. Bunca zamandır yapamıyorum seni kusura bakma, ama bilesin ki elimde olmayan, yok yok aslında elimde olan nedenlerden dolayı yapamıyorum seni malesef... Seninle tekrar buluşacağım günü iple çekiyorum. Canım nah'ım...

Tek elle el yıkamak diyeceğim ama saçma bir cümle olacak. Tek elim var zaten kullanabildiğim ve dolayısıyla kirletebildiğim. Şimdi bu kirlettiğim eli, sabunla nasıl yıkayabilirim tek başına? Parmaklarımı sürterekten yapabilirim, başka da yolu yok. Zor oluyor nitekim. Temizlenmesi için yoğun çaba sarfediyorum ama siz yine de benim elimden bir şey yemeden önce iki kere düşünün...

Tek elle saçları toparlamakta ölümcül zorlukta bir şey. Çok denedim beceremiyorum. Herkese saçımı da elletmediğim için (ewq) başkalarına da toplatmıyorum. Ben de toplayamıyorum. Salaş salaş, açık açık dolanıyorum öyle. Genelde açık gezerim zaten ama bazen ruh sıkıcı olabiliyor. Bazen ben de ruh sıkıcı olabiliyorum. Sen de oluyorsun. Herkes oluyor mına koyim. Ölün lan :s

Bir de şey var. Kolumu kırdığımı gören her yurdum gencinin ikinci lafı belli. Birincisi "geçmiş olsun..". İkincisi "os1 çekebiliyor musun ihi ihi 65".... Buradan her yurdum gencini eshefle birlikte kınıyoruz. Hadi eshef, söz senin.

dip not: sonradan aklıma gelen bir kaç nokta oldu (sahici nokta değil, mecaz yaptım). Onları da ekleyiverdim. Bilginize... Şımarmayın.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 11 Comments

Kolsuz Atletin Laneti...

Evet... Altta gördüğünüz yazının üzerine geliyor bu yazı, direk bağlantılı, direk kan kokulu kağıt helvamsı...

O kolsuz atleti saklandığı yerden çıkaramadığım için geldi bunlar başıma. O sinsi sinsi gülerken bir kenardan, o şerefsiz kulaklarından tutup çekemedim, üzerime giyemedim diye oldu bunların hepsi.

Efendim şöyle anlatayım. Malumunuz, çok aradım o atleti. Ama bulamayınca, hani bahsettiğim o askerden kalma yeşil ve iğrenç kokulu kollu atletlerden giydim içime. Üzerine Fenerbahçe formamı çekip, cillopsal güzellikte bağladığım saçlarımla saldım kendimi halısahaya doğru.

Herşey güzel başlamıştı oysa. İlk golü attım ve yelekleri giydirdim rakip takıma. Yelek giymemek önemli bir mevzu. Genelde maçlarımızın ilk yarım saati gol olmaz. İlk golü yiyen yeleği giyer ve yelek giymemek için canla başla mücadele eder iki takımda. Neyse. İlk golü erkenden atıp, yeleği kimin giyeceği sorununu çözmüş oldum. Paşa paşa giydiler. Sonrasında bulduğumuz pozisyonları cömertçe harcadık. Ben direkleri aşamadım bir türlü, ve Şafağı... Ama Şafak beni aşacaktı ilerde, oraya gelicez...

Dakikalar ilerledikçe, yediğimiz farkın boyutu artıyor, kapanma ihtimali olmayan bir skora doğru gidiyorduk. Ve canım sıkıldı gol atamamaktan, ve bizim kalecininde canı sıkıldı gol yemekten, ve aynı zamanda rakip kaleci Şafağında canı sıkıldı, kalelerine bile gidemememizden. Şafak'ta kaleyi bir başkasına devrederek oyun içine girmiş oldu.

Cem kaleye geçince, formasına zarar gelmesin diye, içinde uzun kollu bir tişört olduğunun güvencesiyle formasını çıkartır. Eğer içersinde kolsuz atlet olsa formasını çıkartmayacaktı, çünkü kolsuz atletle kalecilik yapılmaz. Oldu olacak altınada çizgili pijama giysin deyyus! Neyse. Yapılmaz dedik, zorlamayın. Forması üzerinde olacağı zamanda her topa uçmaz, formasını yırtmamaya dikkat ederdi. Bu forma, mubarek Fenerbahçe forması çünkü! İçinde kollu tişört olan Cem formayı çıkartır ve kendisini panter gibi hisseder!...

Maçın başından beri aranan kan bendim sanki! Yarebbim o nasıl çıkışlar, o nasıl kurtarışlar! Farkta azalma yok tabi ama gaza gelmiş bir Cem söz konusu. Gol yemeyen adam! ewq

Ve bir pozisyon olur. Cezasahası dışında topla buluşan Şafak kaleyi görür, yerden sert bir şutla kaleyi yoklar... Üzerinde kollu tişört olan Cem köşeye doğru uçar. O anda topun çok sert geldiğini hisseder. Eğer yakalamaya çalışırsa Beşiktaş kalecisi Hakan'ın her maçta yaptığı gibi topu elinden kaçıracak ve rakip forvetleri bu hatayı affetmeyeceklerdir... Bunun üzerine Cem topu kornere doğru yumruklamaya karar verir. Ki öylede yapar. Ama top öyle bir noktaya gelmiştir ki, bileği terse çevirerek, minik bir kırığa neden olur...

Kolsuz atletin lanetinin özeti budur. Eğer o kolsuz atleti bulmuş olsaydım bunlar olmayacaktı. O şerefsiz, o sinsi, o kapı baca arasında saklanıp gülüveren g.tveren ortaya çıksa, bende formamla takılacaktım. O topa öyle atlamayacaktım ve bileğim kırılmayacaktı. Kolsuz atletlerinizi yakın! Onlara ihtiyacınızın olmadığını hissettirin! Laneti sizi de sarmasın...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 10 Comments

Üşüten Kolsuz Atlet Üzerine...


Burada kıçımı düzleştiren ve adeta bir tahtaya çeviren sandalyemin üzerinde yıllarımı geçirmek istemiyorum. Evet! Planlarım var ve bu lanet olası iğrenç sandalye bu planlara dahil değil. Yemek takımımızın güzide bir parçası olabilir kendisi. Ama herkes bilsin ki; zerre kadar s.kimde değil bu sandalye. Eğer bu sandayle olmasaydı, eminim hayatım daha güzel olacaktı, herşey daha güzel olacaktı biliyorum. Daha fazla oturma özgürlüğü, daha fazla paylaşma özgürlüğü ve daha sıcak.

Evet, anlaşılmaz bir cümle kurdum. Ama herşeyi anlamanız gerekmiyor zaten. Bazı şeyleri sırf kendimiz için yapmalıyız. Mesela ben, sırf kendim için bir tane adam gibi sandalye alıp, bu sandalyeyi kırmak istiyorum. Ama kıramam. Annem kızar sonra. Annelerinizi üzmeyiniz. Toplumsal mesajlar da var, herşey var burada, herşey!

Neyse. Dedim ya, planlarım var. Bu planlarımın en yakın vadesinde aslında buraya birşeyler yazmak yoktu. Sadece bir adet kolsuz atlet bulmak istemiştim ben, şu kıçımı tahtaya çeviren ve şeklini bozan sandalye üzerinde oturaraktan.

Normal şartlarda atlet kullanmayan bir insanım. Evet. Sevmiyorum. Askerden bana miras olarak kalmış olan yeşil atletlerimi bile daha çok seviyorum, kollu yada kolsuz beyaz atletlerden. Askeriye de iğnemi bile bırakmadım. Tekrar; neyse! Amacım bir adet kolsuz atlet bulmaktı.

Her zaman ama her zaman, en acil durumlarda, en tembel durumlarda, kısaca, ne zaman ona ihtiyacım olmadıysa o hep atladı üzerime. Kolsuz atlet yani. Çorap almak isterim, hooop çıkar, boxer almak isterim, hooop atlar. Böyle sülük gibi iğrenç birşeydir bu. Ama aradığım zaman, o kendine bir yer açar, içine giriverir, o yerden bir delik açıp beni izler. Bir yerlerden beni izlediğine eminim. Sinsi sinsi gülüyor şimdi şerefsiz. Biliyorum.

Şu anda aslında onu pekte sallamadığımı göstermek için yazıyorum bu yazıyı.

Bütün dolabı alt üst ettim, çok gereksiz şeyler buldum. Mesela askerde çamaşırlar karışmasın diye çamaşır torbaları olurdu. Onu buldum. Ne gereksiz. Milyonlarca yıl öncesinden kalma çoraplar ve beyaz slip don buldum bi tane. Neden hala durduklarına anlam veremiyorum. Sanırım bende bir hatırası var. "Bir keresinde b*kum sürülmüştü bu dona, hatırası var atamam, çok duygulu bir andı" gibisinden bir replik geçti aklımdan. Bu arada yazmışım bile. Erkekler için tangalar görmüştüm. Seks shopu olan tanıdığım var, isteyen olursa ayarlayabilirim ;)

Her türlü hizmeti veren blog! ewq

Üşüyorum şu anda. Çünkü hayalimde bu kadar aramak yoktu o şerefsizi. Hemen giyip, üstüne Fenerbahçe formamı giyecektim. Maç için hazır ve nazır olacaktım. Halı saha maçım var akşam, forma içine kolsuz giymek gerekiyor. Teri emmeli.

Bulamamanın ve de bir anda bloğu açmış olmanın kaybettirdiği zamanla beraber geçen sürede, üşüdüğümü hissetmeye başlamış olmam bence de normal, sizce de olduğu gibi.

Aklıma bir deyim geldi. Deyim mi denir buna ne denir bilmiyorum ama komik sanırım. "ayazda kalmış bekçi pipisi"... İşte öyle bir hissiyat.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 1 Comment

Yatarak Para Kazanmak ve Yenge İnsanı...

Yok mu şöyle geniş geniş takılırken para kazanmanın yolu?

Hatta hiç evden çıkmadan, yattığın yerden kazanacaksın...

Hayır, ibne yada orospu olamam. Bu tarz işlerden bahsetmiyorum!

El işi falan öğrenip, millete el işi mi yapsam? Hatunlara çeyizlik, gel vatandaş! İster televizyonunun üstüne koy, ister telefonunun! Bu arada geçen gün dayımlara gittim, bilgisayarlarında sorun varmış. Yengeciğim, garip ama güzel insan, o mini mini LCD monitörün üstüne dantel koymuş. Oracıkta kopu kopuverdim, kasıldım, masanın altına saklandım kahkahalarım ağzımdan çıktığı gibi gitmesin milletin kulağına deyi deyi. Çok brutal kahkahalar atabilirim. Atayım mı bi?

Önceden şeyler vardı.. :s Neydi onlar, isimlerini bilmiyorum ama elektrik malzemesi tarzı bir şeylerdi. Evlere iş olarak verirlerdi bunları. Bi ara teyzeciğimler almışlardı eve, haldır haldır onlardan yapıyorlardı. Her yaptıklarının karşılığında para kazanıyorlardı. Güzel bir iş. Bu arada geçen gün dayımlara gittim, bilgisayarlarında sorun varmış. Yengeciğim, garip ama güzel insan, naber dedi bana. (Böyle patlatırım adamı)

Web tasarımı öğrenmek zevkli olabilir. Evde takılırsın, yaya yaya, süper antisosyal bir kişilik olarak para kazanabilirsin. Muhteşem bir haz olur o parayı yiyememek. Çünkü artık anti-sosyal bir kişiliksin. Dışarı çıkıp para harcamak gerekmeyecek artık. Sevdiceğin (:H) kollarından sürükleyecek seni ama sen kitlenmişsin monitöre, garip sesler çıkartıyorsun. "Yauuğğ otur da film izleyelim ben şu kodları yazarkene" replikleri, ilişkinizin sonunu hazırlayacak en önemli sözler olacaktır muhtemelen. Güzel parası olabilir ama geriye bıraktığı, koca bir göt-göbek kombinasyonu ve anti-sosyal bir kişilik olacak. Tehlikeli olabilir. Bu arada geçen gün dayımlara gittim, bilgisayarlarında sorun varmış. Yengeciğim, garip ama güzel insan, bilgisayarı çocuklar için aldı ama açmıyor. Bir sorun çıkarsa bilgisayarda çocukları dövüyor. Karşı koydum, bozmadan öğrenilmez! dedim! Ama siz tabi yine de bilgisayarın anasını s.kmeyin dedim. Ben uğraşıyorum sonra amk! dedim. Yengemden kurtardım, ben döverim bu sefer! dedim. Korktular benden.

Başka nasıl olur başka, başka bir yol olmalı...

Bir birikim yapıp, sonra o birikimle sanal bahis sitelerinde geniş ve kapsamlı araştırmalar sonunda güzel bahisler yakalayarak geçimini sağlama, hatta zengin olma modeli olabilir. Bunun sakıncaları da var tabi. Batabilirsin, ki en büyük sorun bu zaten. Çok güzel çıkabilirsin de. Ama bunun da sakıncaları var tabi. Halk arasında para hırsı dediğimiz, o 8 kafalı ejdarha, bu gibi durumlarda kendini çok iyi gösterebiliyor. Gösterebilir yani. Henüz çok para kazanamadım ben bahislerden. Ama gazetelerde okumuyor değiliz! "Bu kez son" diyerekten 1 TİRİLYOR parayı yalan eden, sonra da kendini yalan eden, diğer tarafa şutlayan insanlar yok değil. Bu iş bizi bozar. Benim daha hayallerim var. Bu arada geçen gün dayımlara gittim, bilgisayarlarında sorun varmış. Yengeciğim, garip ama güzel insan, arka arkaya seri aduketler çektikten sonra, birde üstüne horyuket çekerek rakibinin tüm enerjisini bitirdi. Ekranda "Yenge Win!" yazana kadar yerlerde süründürdü adamı. Gözünün yaşına bakmadı şerefsizim.

Aslında başta itiraz ettiğim ibnelik olayı fena fikir değil. Taksim'de ne zaman bir ibne görsem, hayır, arka sokaklarda dolananlardan bahsetmiyorum, meydan da takılanlar, hah onlar işte, hepsinin altında üstü açık araba var yahu. Olduğun zaman kaliteli ibne olacaksın. Sanırım bunun da bir kalite standartı var.

İnsan insanı s.ker mi kardeşim?! diye kızan, sinirlenen ve bunun üstüne tezler yazan bir insan olarak, erkek erkeği s.ker mi ulan! diyesim geliyor. Sinirlerim bozuldu. Bu arada geçen gün dayımlara gittim, bilgisayarlarında sorun varmış. Yengeciğim, garip ama güzel insan, kafa sallıyordu. Hayır, metalci değil ama sallıyordu. Merak etmiş nasıl bir his olduğunu. Verdim arkadan Krabathor gazını, pogo yaptık çoluk çocuk. Yengem stagedive olayına girmeye kalktığında eve gitmem gerektiğini hatırladım.

Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Peki bir şey soracağım... The can me but the see can me war? ( iğrencim lan şerefsizim iğrencim, çok sıkılmışım belli ki, sırtımı kaşıyın, boynuma masaj yapın, şefkat gösterin lan biraz bana :s )

Bitti.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Kısa Bir Film...

2004 Avrupa Film Festivali en iyi kısa film ödülü alan bir kısa film.

Hüzünlü biraz, biraz komik, biraz şerefsiz, biraz puşt.

Kısa ama sağlam bir yapıt olmuş. Takdirlerimi sunaraktan; izleyiniz.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 11 Comments

Gore'sal Tepişmeler...

Bilenler bilirler, daha önceden www.karga.net adresinde bulunan radyo karga'da, kendi çapımızda dj lik olayına girmiştik. Baya bir dinleyici sayısına ulaşıyorduk valla. Geyiksel Bir Girişim olarak, hatrı sayılır programlar yaptık. Baya zamandır programı bıraktım. Ama gelen yoğun istekler üzerine, yeniden bir program tasarlıyorum.

Yeni programın adı Gore'sal Tepişmeler olacak. Konseptimiz yine Death Metal ile süslendirilmiş, bildiğiniz Cem geyikleri. Burada yazdığım şeylerden bahsederim, yeni yeni sallamacalar yaparım. Sürprizlerle doluyum, bilirsin! Cuma geceleri 22:00 ile 00:00 aralarında, belki daha kısa, belki daha uzun, burada okuduğun geyikleri ve daha fazlasını benim edepsiz kişiliğimi oluşturan çenemden dinleyebilirsin. Bekleriz yani.

Gerekli linkleri veriyorum. Ne zamanlar olacağı ve radyonun nasıl dinleneceği hakkında gerekli açıklamalar şu linklerden bulunabilir.

Yayın hakkında;

http://forum.karga.net/viewtopic.php?t=1327

Nasıl dinleyeceğiniz hakkında;

http://forum.karga.net/viewtopic.php?t=1325

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Makarna ve Hayın Dostlarım...

Efendime söyliyim!

Biri de çıksa dese ben şunu söylerken, "efendiler götürsün" diye. Çokta pis göt olurum bence. Neyse. Bunu şimdi dediğim için, bu göt olma tehlikesinin önüne geçmiş oldum sanırım. Ayıptır zaten, neden göt etmek isteyeceksiniz ki? Bende ki de hüsnü kuruntu işte. Bu hüsnü kuruntu ne garip bir şey bu arada. Bence çok saçma. Hüsnü Kuruntu diye bir adam mı varmış? Nedir bunun olayı, bilen, hatırlayan, anımsayan varsa; yada sırf geyik yapmak isteyenlerde olabilir, bana bi mesaj atsın, iğmeyil atsın, anlatsın bana nedir şu hüsnü abinin olayı :s

Neyse saçmalamaktan ne yazacağımı unuttum. Gerçi unutamam ben bunu. Bunu unutursam, şu an gözümün önünden geçen sinek yavrusunun kafasını ezeceğim gibi ezilsin bünyem. Az kaldı yakalarım, siz bana bakmayın.

Çok sinirlendim bugün. Aldatılmış, gururuyla oynanmış (sinek is dead), bir paçavra gibi kullanılıp bir kenar atılmış, üstünde çin işkenceleri denenmiş bir amerikan askeri, labirent içersinde peynir arayan bir fare, deney için aids bulaştırılmış bir maymun gibi hissettim kendimi. Evet.

Bakmayın etrafınıza düşünen gözlerle. Bunu bana yapan sizlersiniz. Yani en azından bir kısmınız. Başkaları da var tabi ama onlar buraya girip okumazlar, onlara sözel olarak vereceğim dersimi.

En baştan başlayalım isterseniz... Bu ihanetin kaynağından, çıban başından, bebek katili şerefsiz aposundan.

Son zamanlarda bildiğiniz üzere, çılgınlar gibi makarna yapmayı öğrenmek isteyen bir bünyem vardı. İnsanlara sordum, nasıl yapılır diye taktikler aldım. Herkes çok kolay olduğundan bahsetti ilk cümlede. Evet... Bunu yıllardır duyuyordum. Makarna yapmak kolay! Evet... Bekar evinde yaşayan öğrencilerin bir numaralı yemeğidir... Evet... Çünkü kolay evet biliyorum. Çok basit...

Ama daha önce hiç yapmadım anlıyor musunuz? Bi kere bile yanımda makarna yapmadı bi insan evladı çeyrek asırlık ömrü geride bıraktığımız şu yıllara kadar. O yüzden çok kolay diye gelenlere içten bi küfür ettim her zaman. Kolay değil. Olsaydı ben zaten bilirdim. Eğer bir gün, bunun için çok dua ediyorum, bir gün bu makarnayı yapmasını öğrenirsem, ki umutluyum, çok sağlam teknikler öğrendim, oraya gelicez, bir gün bana birisi, minik bir kardeşim, adeta sevgi kelebeği olan bir insan, nasıl makarna yapılacağını sorarsa, O'na asla "çok kolay" demeyeceğim. Gururuyla oynamayacağım! "Oha lan nasıl yapacaksın, çok zor bir şey, eben z.kilecek olum" diyerek gözünü korkutacağım bilakis. Çünkü bu basit (aslında değil) eylemi gerçekleştirdikten sonra, arkasına yaslanıp makarnasının, o ilk göz ağrısının, canından bi parçasının, o yemeğe kıyamadığının üstünden tüten dumanları izlerken, bir yandan da aklından, bir kısmını ketçapsız, bir kısmını ketçaplı, bir kısmını da ketçaplı mayonezli yerim, böylece makarnamın doyumuna süper bi şekilde kavuşurum diye geçiren, o mükemmel insan, bu zor işi başarmanın gururunu yaşayacak! Zor oldu ama başardım diyecek, geleceğe daha inançlı bakacak, her sorunun altından kalkabileceğini düşünecek!

İşte içimde yanan ateşin nedenini biraz olsun anladınız değil mi a benim dostlarım. Devam edelim.

Herkes çok kolay dedi. Bende o gazla gidip iki paket makarna aldım fiyonglulardan. Nasıl yapıcaz bu kolay şeyi diye sordum ben, suyun içine koy, 15 dakika kaynat dediler benim can dostlarım. Benim canıma kast eden can dostlarım, hayın dostlarım.

Bugün ablama gaz verdim de, makarna yaptırdım kendime. Çok güzel yapar şerefsiz. Neyse. Yapıyor musun makarna dedim. Su kaynıyor dedi. Mutfağa geçtim. Acaba hangi makarnadan yapıyor acaba diyerekten kapağı kaldırınca beynimden vurulmuşa döndüm! Heyhat! Ben kendimi hangi dağlara vurayım amk! 15 dakika kaynat diyen süper tarifçi insanlar! Sizlere sesleniyorum! Allah tepenizden baksın emi! Ağzınıza sıçayım, harbi çok sinirlendim yahu! Kapağı kaldırdım içerde makarna yok! Kaynamış suya atılıp, 15 dakika kaynat diyebilen bir tane arkadaş çıkmadı aranızdan, yazıklar olsun size! Kendimi paraladım ben makarna yapmayı öğrenicem diye. Hepiniz "ooo çok kolay, 15 dakika kaynat oh mis" dediniz. Utanmadan bana sos tarifleri verdiniz lan ne terbiyesiz insanlarsınız böyle! Of... Sinirlendim.

Ne yani bana vahiy mi gelecekti. "ey Ceeem, sen böyle attın suyun içine makarnaları, kaynamasını bekliyorsun ama öyle yaparsan olmaz, önce suyu kaynaaaağğt" diye bir ses mi duymalıydım sevgili arkadaşlarım! Teşekkür ediyorum size.

Bugün makarna yapılması hakkında gereken herşeyi öğrendim. 15 dakika kaynak bitsin dimi? Tey tey... Duygularımla oynadığınız, duygu dengemi sarstınız zaten sarsık olan şu dönemde.

Alın size makarna. Suyla beraber kaynamış makarna bu. Ben yaptım. Suyla beraber kaynadılar. Sonra 15 dakika da öyle kaynadı. Sonra süzdüm bi 5 dakika da öyle kaldı tencerede. Alın size makarna. Kalbim kırık. Boynum bükük. Arkadaşlık sitesi. Alın size makarna....

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 17 Comments

Misery Index!

Taşşaklarından yediğimin hasta grubu Misery Index'in son albümünden Conquistadores isimli parçaya bir video çekilmiş. Hal böyleyken bizde yayınlayalım, canımız, ciğerimiz, last efemimiz sayesinde.

Misery Index, death metal dinleyen herkes tarafından sevilebilecek kalitede bir grup bence. Ben dinlerken inanılmaz bir doyum yaşıyorum. Canlı canlı izleme şansına sahip olduğum, hastalıklı adamlara saygı sevgi.

Grup ve duruşları hakkında yazılabilecek çok şey var aslında ama klip yeterince açıklayıcı olacaktır. Seviyor ve herkeslere tavsiye ediyoruz.

Güle güle gaza gelin!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN , ,
DISCUSSION 1 Comment

Efsane Geri Döner!

Evet, memleketimizin çok sevgili taş death metal gruplarından False In Truth sonunda beklenen albümü çıkartıyor. Çok yakın zamanda raflarda ki eskime ömrüne başlayacak bu albüm için geri sayıma başlandı.

Ve albüm olacaksa, tabiki birde albüm galası olacaktır!

28 Ekimde herkesleri Studio Live'da False In Truth ile yardırmaya bekliyoruz. Giriş beleş, ek grupta Catafalque... Çok taş olması beklenen bir konser. Güvenliğinizi sağlama alın ve gelin! Tabi götünüz yiyorsa? 65

False In Truth için bu önemli günde, grubun ve death metalin destekçilerini aramızda görmekten kıvanç duyacağız, bağrımıza basacağız onları... :s


POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Hayatın Anlamı Olan Timler...

Hepimizin normal hayatta gördüğü ve karşılaştığı, ancak hiç bir zaman yapanı tam olarak göremediği bazı durumlar vardır. Bence bunların hepsini birileri düzenli olarak insanlık için yapıyorlar. Bunu görev edinmişler, her sabah yada her gece evden işe gidiyorum diyerek çıkıyorlar ve bu görüntüleri bizler için hazırlıyorlar. Bireysel olarak yapılmış şeyler olmadıklarına eminim.

* Misal denizde yüzen prezervatifler. Ne zaman Üsküdar, Kadıköy, Eminönü yada Karaköy'den motora binsem, şöyle bir deniz havası alayım diyerekten motorun arkasına geçsem, hazır geçmişken de denize bakayım desem, mutlaka beni ekmek parçaları, deniz anaları, pet şişeler ve sigara izmaritleri arasından karşılar prezervatif. Buna mantıklı bir açıklama bulamıyorum. İstanbul boğazında, denizde sevişen insanlar görmedim henüz, yada deniz kıyısında sevişende görmedim. Oynaşan gördüm ama! Neyse.

Bence birileri kasıtlı olarak atıyor buralara bu prezervatifleri. Abinin misyonu bu olmuş. Geceleri evinden çıkıyor ve bilimum motor iskeleleri civarına prezervatifler atıyor. Dikkat edin, sadece motor ve vapur iskeleleri civarında vardır bunlar. Her yerde olmazlar. Çalışma mekanları iskelelerle sınırlı bu adamların bence. Amaçları ne çözemedim onu. Ama sistemli olarak çalışan insanlar olduklarını düşünüyorum. İnsanlara prezervatif kullanma alışkanlığı sağlamaya çalışan ve bu yolla daha fazla para kazanmayı düşleyen eczaneciler olduklarını bile düşünüyorum. Mantıklı aslında. Ne bileyim...

* Alışkanlık yaratmak dedik ya. Birde otobüslerde, vapurlarda yada kısaca toplu taşıma araçlarında gazete bırakan timler var. Bu insanlarda okuma alışkanlığını yaymaya çalışan gazeteciler yada altılı ganyan bayilerinden başkası değiller bence. Bir günde, bir toplu taşıma aracına bindiğimde, koltuğun kenarına sıkıştırılmış bir altılı ganyan gazetesi çarpmasın gözüme! Kesin var. Birileri bu işlerden çok iyi para yiyor, ben size diyim. Hele iddaa olayı çıktıktan sonra daha bir artış oldu bu sağda solda gazete yada ek bırakmada... İnsanları kumara teşvik eden bir çetenin ellerindeyiz, haberiniz olsun. O gazeteye ne zaman bakarsam bi kupon oluştururum çünkü. Kendimden biliyorum.

* Kral Devre timi var birde. Her askerlik dönemi geldiğinde, her tarafta, her durakta, heeer duvarda, her delikte mutlaka bir bilmem kaça / bilmem kaç kral devre yazar. Her devre kral devredir. En büyük askerde onlardır. Sorun değil. Olabilirler.

Bu yazıları yazanlarda hep aynı kişiler bence. Askerleri yollarken motivasyon amaçlı bir eylem olduğunu düşünüyorum. Çok hummalı bir çalışma içerisine giriyorlar asker yollama dönemlerinde... "Aslansınız, kaplansınız, kralsınız, kesseler acımaz" tadında bir gaz veriş, gittiklerinde göte girecek olan kazığın acısını azaltması için, dübür kenarına sürülmüş yumuşatıcı kremdir bu kral devre muhabbeti. İyilik sever bir tim bu diğerlerine göre.

* En nefret ettiğim tim ise, özellikle okullarda çalışan bir tim. Sıra altına sümük süren tim! Bunların amacının ne olduğunu da bilmiyorum. Bunlar geyikçi gençlerden oluşuyor bence.

Toplu taşıma araçlarında, oturduğunuz tahta koltukların altlarında falanda olur genelde bu sümükler. Birilerinin görevide bu, yapabileceğimiz bir şey yok.

Bir gün her hangi bir sınav için bir okula gittiğinizde, oturduğunuz sıranın altına, sağına soluna iyice bir bakın. Mutlaka orada bir sümük göreceksiniz. Olmazsa olmaz bir şey. Bu tim aralıksız çalışıyor, okulların içlerine kadar sızmış örgütlenmeleri. Takdir etmiyorda değilim hani.

* Bundan sonrası yok. Boş yere okumayın. İllede okumak istiyorsanız yaşadığım bir sinir harbini yazayım. Yazmıyorum vazgeçtim. Mal ederim adamı, aklını alırım. Ok?Bye!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Facebook


Seyhancığımla, bir facebook muhabbeti... Kenardan kenardan, okudukça kopuyorum. Offf allahım çarp beni!


Dreamtime:

oha
Dreamtime:
facebookda ilkokul 3.sınıfa kadar beraber okduuğum arkadaşımı buldum :s
deathrow | holy shit!:
hayırlı olsun çıkmam gerek şimdi sonra konşuruz bunu :p
Dreamtime:
ok
deathrow | holy shit!:
bak sen demek facebook ta buldun
deathrow | holy shit!:
face book ne amk dsfsadşofjsdafds
Dreamtime:
:D
Dreamtime:
ya eski arkadaşlarını buluyorsun
Dreamtime:
ilkokul ortaokul lise
Dreamtime:
isim ve soyisim aratarak :D
deathrow | holy shit!:
illa bulunuyo mu yani
Dreamtime:
benim de aklımda o kalmış
Dreamtime:
buldum kızı :D
Dreamtime:
ee üye ise bulunuor
deathrow | holy shit!:
ya sokarım ilk okul arkadaşıma
deathrow | holy shit!:
sdmfaoşamsdofşsdafs
Dreamtime:
:D
Dreamtime:
sok iyi
deathrow | holy shit!:
hiç birini hatırlamıyorum valla
deathrow | holy shit!:
skimde bile deiller
deathrow | holy shit!:
ben bizim barzolar anlamaz öyle facebook falan
deathrow | holy shit!:
klavye görse taparlar
deathrow | holy shit!:
allah derler
Dreamtime:
:D
Dreamtime:
ben şansımı denedim oldu
deathrow | holy shit!:
ne kadar şanslısın
deathrow | holy shit!:
şimdi mutlu mesut zamanlar geçirirsin ilk okul üçüncü sınıfa kadar beraber olduğun kızla
Dreamtime:
evet :D
deathrow | holy shit!:
kendine ne de şanslı hissediyor olmalısın
Dreamtime:
ama yok çok severdim
Dreamtime:
hep onlara giderdm
Dreamtime:
annemlerde tnışırdı
Dreamtime:
annesi beni çok severdi
deathrow | holy shit!:
dsafoşımasdfımsadfs
deathrow | holy shit!:
güzel mi bari 65
deathrow | holy shit!:
güzelleşmiş mi
deathrow | holy shit!:
taş olmuş mu
deathrow | holy shit!:
hala çirkin mi
Dreamtime:
ya
Dreamtime:
çocukken tatlıydı
Dreamtime:
şimdi değişmiş
Dreamtime:
güzle gelmedi pek banad
deathrow | holy shit!:
siktiret o zaman ben olsam direk görmemezlikten gelirdim
deathrow | holy shit!:
hem ilkokul arkadaşım hemde çirkin
deathrow | holy shit!:
kusura bakmasın hiç işim olmaz
Dreamtime:
:D
Dreamtime:
manyak mısın
Dreamtime:
sende çirkinsin ama arkadaşımsın :p
deathrow | holy shit!:
ahehaha kendin bile inanmıyorsun kendine ewq
deathrow | holy shit!:
manyağım ben valla
deathrow | holy shit!:
hiç işim olmaz ilkokulu beraber okudum diye
deathrow | holy shit!:
bi hataymış olmuş
deathrow | holy shit!:
elimden gelen bişey değilmiş
deathrow | holy shit!:
şimdi tam 18 yıl sonra karşısına çıkıp "hey meraba ilkokulu beraber okumuştuk 3e kadar" diyemem
deathrow | holy shit!:
biri bana böle bişey dersede siktir lan dedim
deathrow | holy shit!:
derim
Dreamtime:
:D
Dreamtime:
yuh ya
deathrow | holy shit!:
sdmoşfsd
Dreamtime:
duygusuz insan
deathrow | holy shit!:
ya yemişim duygusunu
deathrow | holy shit!:
18 yıldır nerdeydin lan derim adama
deathrow | holy shit!:
şerefsiz derim
deathrow | holy shit!:
bunca yıldır hepte çirkin kalmışsın zaten derim
Dreamtime:
hahahD
deathrow | holy shit!:
sen hem 18 yıl sonra karşıma çık, hemde çirkin çık. olmaz olsun öyle arkadaş
Dreamtime:
kes sesini ya :D
Dreamtime:
güzelliğini götümemi sokacam
deathrow | holy shit!:
hayır da arkadaşların nasiplenebilirdi belki neden öyle düşünüyorsun. ne duygusuzsun!
Dreamtime:
itülü
Dreamtime:
itü deymiş
deathrow | holy shit!:
itüde olması beni tahrik etmiyor
deathrow | holy shit!:
dspkaifsdfasd
Dreamtime:
off
deathrow | holy shit!:
ilgimi çekmiyo ilkokul arkadaşlarım ve bundan pişmanlık duymuyorum
deathrow | holy shit!:
ortaokul arkadaşlarımda ilgimi çekmiyor
deathrow | holy shit!:
lise arkadaşlarımda
deathrow | holy shit!:
hiç biri umurumda değil
deathrow | holy shit!:
onların ne kadar umurundaysam o kadar umurumda onlarda
deathrow | holy shit!:
when satan rules the world
Dreamtime:
:D
Dreamtime:
tamam aladık
Dreamtime:
anladık*
deathrow | holy shit!:
alamana sevindim
deathrow | holy shit!:
*anlamana
deathrow | holy shit!:
sdmfşosdmıfşosdmfsda
Dreamtime:
dersaneden arkadı buldum
Dreamtime:
metalci olmuş aahsfhuguGUjzkghuıdg
deathrow | holy shit!:
aferim süpersin
Dreamtime:
söyle bi isim bulalım :P
deathrow | holy shit!:
çanakkale :(
deathrow | holy shit!:
adını hatırlamıyorum
deathrow | holy shit!:
lakabı çanakkaleydi
deathrow | holy shit!:
çok iyi arkadaşımdı
deathrow | holy shit!:
bul onu bana
Dreamtime:
lakapla bulunmuyo
Dreamtime:
ç.ok iyi arkadaşında
Dreamtime:
ismini nasıl hatırlamıyosun
deathrow | holy shit!:
sikik arayıp sorsaydı hatırlardım. ben çok aradım ama unuttum artık napıyım yarrak şerefsiz göt aramadı işte. sikeyim arkadaşlarımı ya. istemiyorum arama. ararsan bulursanda iki çift lafım var ona ilet; cem götüne koyuyomuş,sikinde bile değilmişsin
deathrow | holy shit!:
aha bunu de
deathrow | holy shit!:
*hıh
Dreamtime:
alalhım ya
deathrow | holy shit!:
ne işte
deathrow | holy shit!:
yalan mı
deathrow | holy shit!:
şerefsiz arasaymış
deathrow | holy shit!:
ona çanakkale lakabını ben takmıştım :/
deathrow | holy shit!:
sonradan gelmişti sınıfa
deathrow | holy shit!:
ilk arkadaş ben olmuştum onunla
deathrow | holy shit!:
hatta tek arkadaşı ben olmuştum
deathrow | holy shit!:
ben olmasam kimse sikine takmazdı onu
deathrow | holy shit!:
çanakkaleydi o çünkü
deathrow | holy shit!:
ben sahip çıktım kolladım, kankam ettim
deathrow | holy shit!:
ama o naaptı
deathrow | holy shit!:
ha o naaptı
deathrow | holy shit!:
facebooklarda sürtsün o şerefsiz
Dreamtime:
http://www.youtube.com/watch?v=wYBI_0qGwXg
Dreamtime:
:D
deathrow | holy shit!:
adınıda hatırlayamadım yalnız cidden
Dreamtime:
ben ilkokuldan 3 kişiy hatırlıyorum am soyisimlerini hatırlamıyorum
Dreamtime:
bi tek beril i bilirim onu da buldum :D
deathrow | holy shit!:
buldunda başın göğe mi erdi
deathrow | holy shit!:
götün tavana mı vurdu
deathrow | holy shit!:
sayısal sana mı çıktı
deathrow | holy shit!:
hay allaam ya
deathrow | holy shit!:
ne gereksiz işler
deathrow | holy shit!:
sinirleniyorum iyice
Dreamtime:
kes sesini ya
Dreamtime:
alla alla
Dreamtime:
sanane
Dreamtime:
ben bulmak istiyorum arkadaşalrımıı
Dreamtime:
görüşmek istiyorum
Dreamtime:
sen istemeyebilrisin
Dreamtime:
tamam kapıyorum konuyu da
deathrow | holy shit!:
hah görüş görüş. bi gün sana cafede hesabı takarlar işallahta kendine gelirsin
deathrow | holy shit!:
yağlarım erir benimde
deathrow | holy shit!:
nasıl gülerim sana varya
deathrow | holy shit!:
ohhhffff milyorlarca yıl gülerim buna
deathrow | holy shit!:
işallah kazıklarlar seni
Dreamtime:
inş
Dreamtime:
http://www.youtube.com/watch?v=h863nXDqCM0&NR=1
Dreamtime:
izle
Dreamtime:
kendine gelirsin
deathrow | holy shit!:
izleyenin amk *hıh
deathrow | holy shit!:
sen git ilkokul arkadaşlarına izlet onları *hıh
Dreamtime:
izleticem
deathrow | holy shit!:
inşallah hiç beğenmezler, ıyyy iğrençsin derler *hıh
deathrow | holy shit!:
iyi ki ilk okuldan sonra görüşmemişiz derler
deathrow | holy shit!:
aradan yıllar geçmiş. insanlar kurtulmuş senden. hala peşlerindesin. ne utanmaz arlanmaz bi ırz düşmanısın sen böyle yahu. insanları rahat bırak, kendi hayatlarını kursunlar. ne istiyosun garip insanlardan
Dreamtime:
kes sesiini
Dreamtime:
sanane lan
Dreamtime:
rahatsız edicem işte hepsini
Dreamtime:
sana mı sorucam
Dreamtime:
utanmazım arlanmazım ırz düşmanıyım belkş
Dreamtime:
san mı danışacam
Dreamtime:
bişiler yapmak için
deathrow | holy shit!:
tamam kızma. özür dilerim. kıskanıyorum seni ondan böyle yapıyorum :/
deathrow | holy shit!:
hiç birini hatırlayamıyorum canım arkadaşlarımın :(
Dreamtime:
hatırlasaymışsız
deathrow | holy shit!:
sikimde değiller ki neden hatırlıyım
Dreamtime:
ay tamma anladık :D
deathrow | holy shit!:
tam blogluk bi konuşma yaşadık yahu 65
Dreamtime:
öyle mi yahu

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

National Geographic POD