Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Hücre

Öncesinde havada uçan bir hücre tanesiydi bir polen gibi, bir toz gibi.. Uzunca uçtu ve bir yerde kesilen rüzgarla bir otun üstüne kondu.. Zamanla otla bütünleşip bir vücut oldular. Güneş açtığında dikildiler, gece olunca büzüştüler. Rüzgarla dans ettiler bir o yana bir bu yana.. İnsanlar geçti üzerlerinden.. inekler geçti.. Koca memelerini sallayarak her geçişlerinde "acaba sıra bizde mi? diye geçirdiler içlerinden. Elbet bir gün sıra onlara da gelecekti.


Rüzgarlı bir günde koca memeli bir inek durmuştu tepelerinde. Haşır huşur seslerle ve löpür löpür bıraktığı gübrelerle yankılanıyordu. Ya bir bok sağnağı altında yada bir ineğin geviş getirdiği o pis ağzı içinde son bulacaktı yaşamı. Gözlerini kapayıp sonlarını bekliyorlardı... Birden hımmmfff diye ineğin burnundan soluğunu hissetti ensesinde.. Derken ineğin o yapışkan ve iğrenç kokulu ağzında buldu kendini. Bir o yana bir bu yana geviş modelinde geçti bir beş dakika.. Gırtlaktan aşağıya inerken bir boşluğa düştü sanki. Etraf çok karanlık ve pis kokuluydu. Şimdi ki gidişhatı tahmin edebiliyordu. Asitler tarafından saldırıya uğrayacak ve yararlı besinler olarak süt deposuna yada yararsız besinler olarak bok deposuna gidecekti. Ya bir gübre olacaktı yada süt! Ne de boktan bir hayattı bu böyle? Kaderinde bir bok olmak vardı, ne ilginç. Oysaki gözle görünemeyecek kadar ufak bir hücrecikti.

Yine gözlerini kapattı akımın onu götüreceği yere gitmeyi bekledi. Her şey durduğunda beyaz bir et parçası içindeydi. Etraf bok kokmadığına göre sanırım süt haznesindeydi. Burayı gözünde daha farklı canlandırmıştı. İçi süt dolu bir torba gibi gelmişti ona ama bezelerle dolu bir yerdi burası. İlginç diye düşündü, ve nefes alacak yer bulmasına dua etti.

Uzun uzun bir serüvendi başından geçenler. Ne güzel bir çiçek üstünde yaşamını sürdürüyordu. Bu koca kafalı inek bozmuştu her şeyi. Derken bir çekim gücü hissetti aşağıdan doğru. Sağılıyordu!! Tüm macera bu kadar sanmıştı ama bitmedi bir türlü bu işkence. Sıkıca tutundu ama başaramadı, indi aşağılara doğru ne olacağını bilmediği bir sona doğru. Derken "fırck" efektiyle birlikte fırladı bir delikten. Işıktan gözleri kamaşmıştı. Bir kova içinde buldu kendini, güneşi gördü yukarıda.. Ne kadar da özlemişti. Kafasını kaldırıp onu yutan ineğin götünü gördü. Bastı kalayı o koca göte bakarak. Hareket hissetti bir anda. Sanırım kovayı taşıyorlardı. Bir müddet gittikten sonra tekrar yere kondu. Küfrederek sağa sola gidip gelmeye başladı. Çok sıkılmıştı ve terler boşanıyordu artık her tarafından. Sıcak bastı soyunmak istedi ama zaten çıplaktı. Sıcak dayanılmaz boyutlardeyken ancak anladı kaynatıldığını! Ananıskim ulan diye hömkürdü. Bu kadar da olmazdı yahu!

Izdırap bitmek bilemedi, yarım saat belki bir saat.. Sonrasında iyice derileri büzülmüş, şişmiş, toplanmış bir hücreydi. Tüm yakışıklılığı kaybolmuştu. Bir başka kaba ve bir başka kaba daha boşaltıldı..

Artık vazgeçmişti, düşünemiyordu zaten. Bir başka kaba daha konulduğunda tinerci çocuklar gibi boş bakıyordu etrafa. Şeffaf bir cam, üzerinde çizgiler, şekiller olan bir cam.. Yine sömürüldü, yine yutuldu.. Yine asitler tarafından saldırıya uğradı, yine ayrıştırıldı. Sıvı olarak bi haznede kaldı. Bir anafor eşliğinde aşağı doğru sürüklendi. Bir fırcklamadan sonra yumuşak bir yere düştü. Bok kokuları ve ıslaklık... Bir bebek tarafından işenmişti. Atın ulan beni çöpe, hatta yakında kurtulayım ulan, diye hömkürdü, haykırdı.. Ofgh.

O sinirle bebeğin kıçına bir tekme savurdu geçirdiği evrimsel sürece küfrederek.


Yıllar sonra kıçında ki doğum izini kaşıyan Darwin evrimin ne kadar ilginç olduğunu düşünüyordu…

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

2 Responses to : Hücre

  1. Darkohl says:

    benim de gozumde var dogum lekesi :D

  2. Cem says:

    bende hiç yok öyle iz falan, yada göremeyeceğim bi yerdelerdir, bilemiyorum dsıof

National Geographic POD