Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Evet... O Benim!...

* Koşturaraktan yürüyen, sağa sola pek bakmayan, "nereye koşturuyor lan bu" dediğiniz şahıs benim evet. İşe yada eve gidiyorum, sosyal hayat sıfır.

* Otobüste kulağında kulaklık, elinde kitap olan ve dünya s.kinde olmayan eleman benim. Merak edenler için söyliyim; öncelikle death metal grupları olmak üzere arada bir klasik müzik oluyor kulağımda. Şu anda "Benim Kasam Bacak Aram" isimli bir kitap okuyorum. Tavsiye ederim, tahrik edici bölümler var ahahaha (Eğlendim lan)

* Sağ ayakkabısının ucu boydan boya yırtık olan eleman benim. Param yok yeni ayakkabı almaya. Yada marjinal takılmaya çalışıyorum böyle yırtık ayakkabı giyerek. (Harbiden böyle tipler var ya sdoıfds) Yada ayağımın hava alması hoşuma gidiyor. Bilmiyorum.

* Sırtında devamlı kocaman siyah bir sırt çantası olan benim. İçinde kitap, diskman, CD'ler öncelikli olmak suretiyle, teknik servis malzemeleri oluyor. (tornavidalar, ram, harddisk falan :s) Elimde çanta taşımayı sevmem ve bazı şeyler benim için olmazsa olmazdır. Kocaman çantamla ben gayet mutluyuz. Aslında o bu aralar biraz mutsuz. Yırtıldı bir kısmı, çok üzülüyor ama çaktırmamak istiyor. Ben anlıyorum ama yapabileceğim birşey yok. Sonuna kadar beni çekmek zorunda. Zamanında iyi para verdik şerefsize ama çok işimi görüyor sağolsun. Canım çantam benim. Evet, birde cüzdan taşımaktan nefret ederim, sağolsun o işi görüyor birde. Her eve lazım, her eve... (evini sırtında taşıyan adam ewq)

* Evet, o keçi sakallı, uzun saçlı tip adam benim. Bizim mahallede öncelerden eminim çok kişi soruyordur yanında bulunan her kimse ona "kim lan bu orspu çocuu, tipini s.ktiğime bak hele!" Biliyorum bunu dediğinizi ama umursamıyorum. Zira bende içimden size küfrediyorum arada bir. Bir şekilde ödeşmiş oluyoruz belki, bilemiyorum. Ama seviyorum saçımı sakalımı, ve aslında güzel bir insanım ben, bak profilime ne yazmışım... Evet abi, tanısan sende seversin, sevilmeyecek adam değilim ben ehah. Neyse, önceden çoktu bu işler ama artık azaldı, gözleri alıştı bana mahallelilerin. Oysa ben doğma büyüme burada oturuyorum. :s

* Hayır, sokağımın duvarında yazan "şeytan celal" ben değilim. Bu konuyla hiç alakam yok, lütfen bir daha mevzu bahis olmasın bu, kırılıyorum. Çok hassasım.

* Çocukken yan bahçenin süper kayısılarına dalan bendim. Yeri gelmişken bunu açıklamak lazım. Bir iki kere de değil, çok kere daldım, çok meyve çaldım. Pişman değilim, yine olsun yine yaparım. (yok artık!)

* Son olarak şunu itiraf edeyim şimdiden. Bizim Perpa'da (bizim değil aslında) temizlik malzemeleri satan bir dükkan var, adı "YAPAK". Bir gün orada yazan "YAPAK" yazısının "P" harfine bir çizgi çekilmişte, adı "YARAK" olmuş diye duyarsanız, ha bilin ki onu ben yapmışımdır... Zor tutuyorum kendimi o çizgiyi çekmemek için. Her gün yolumu değiştiriyorum. Bu kadar mı tahrik edici olur bir olay kardeşim...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Özür...

Hepinizin önünde ketılımdan özür dilemek istiyorum.

Bundan önce yazdığım yazı içersinde baya bi koymuştum kendisine. Otomatik atmadığı için hani. Aslında atıyormuş.

15 dakika beklediğin zaman atıyor amısına koyim! 15 DAKİKA! Abartıyorum tamam. Siz de gelmeyin üzerime.

2 dakika bile çok bence hem. gf.

Geç atıyor, hemde baya geç. Ama atıyor işte. Bunu bildirmek, belirtmek istedim. Hak yemeyi sevmem, açık sözlüyüm. Ettiğim küfürleri geri almıyorum, çünkü geç atıyor. Hakediyor yani. Erken atsın şerefsiz.

Bir de şey var. Şey diye bir şey yok. Şey kelimesini kullanmaktan nefret ediyorum. Şey kelimesini kınıyorum buradan. Şey kelimesini bize layık görüpte yaratanlar utansın. Boşverin, bu da böyle bir şey işte.

Yolda, otobüste, minibüste, yürürken, koşarken, spor yaparken, amuda kalkmışken, barfiks çekerken, sevdiceğinizin resmine bakarken, arkadaşlarınızla sohbet ederken, uçakta, helikopterde, denizaltında, samanlıkta, bla!

"Gorefest - Reality - (is) When You Die" parçasını dinlerken çok dikkatli olun. Dengenizi kaybedip olmayacak işler yapabilirsiniz. Ben genelde kasılıyorum. Tüm vücudum kasılıyor böyle. Sara krizine girdiğimi sananlar oluyor. Ama ben sara hastası değilim. Hiç anlamamama rağmen gitar çalıyormuş gibi yapıyorum otomatik olarak. Aslında yapmak istemiyorum. Ama oluyor. Bazen kendimi şarkıyı söylemeye çalışırken buluyorum. Ama aslında sözleri bilmiyorum. Ağzımı oynatıyorum sadece. Balık gibi görünüyorum sanırım dışardan. Evet.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments

Yine, Her Zaman, Always, Daima Hesabı Saçmalama Style ewq

Dün aklıma 3 kere geldi İzzet Altınmeşe... Neden olduğunu bilmiyorum. Aklıma İzzet Altınmeşe geldi ve ben bundan çok rahatsızlık duydum. Neden geldi ki? Asıl korkunç olanı, hatta en korkunç olanı, kabus bile denebilir, gece uyumadan önce, sanırım 2 saat sürdü, bu 2 saat boyunca İzzet Altınmeşe'yi düşündüm. Başka şeyler düşündüğümde oldu tabi. Ama daha çok İzzet Altınmeşe'yi düşündüm. Aklıma mukayet ol yarebbim. Başka mükemmel şeyler düşündüm. Ama hep araya hınzır gibi, kara kedi gibi girdi İzzet Altınmeşe ve O'nun o kocaman beni.

Burhan Çaçan diye bir adam daha vardı önceden. Sanki İzzet Altınmeşe ve Burhan Çaçan çok sıkı kankaymış gibi hissettim bir anda.

Bu sabah otobüste şirkete doğru gelirkene, yani kısacası otobüsteyken, önümde oturan şahıs bir teyzeye yer verdi. Gerçi teyze olup olm
adığı belli değildi, zira sadece gözleri görünüyordu. Neyse. Teyze görünümlü siyah giyinen hatun kişi, eli belinde ağır ağır, gözlerinde "biri yer verse otursam" ifadesiyler giderken, o adamın yer verdiğini görünce bir anda hızlandı, koşaraktan oturdu adam daha kıçını koltuktan kaldırdığı anda. Çok kolpasın dedim kulağına yanaşarak. mp3 playerını kapattı, kodum mu dermiş gibi göz kırptı bana. Dudaklarında ruj vardı.

Geçen gün eve vardığımda ablam bir neşe ile karşıladı beni. Bil bakalım sana ne aldım dedi. Heyecanlandım. Aduket çektireceği mi dedim? Anlamadı. Hep bir aduket çektireceğim olsun istedim ben oysa.. Her seferinde manuel olarak aduket çekmek nasıl zor bir durum bilemezsiniz. Çok hırpalanıyorum çok...


Neyse efendim. Bilemedin dedi şaşkınlığını atlattıktan sonra. O an bile içinden aduket çektireceğinin ne olduğunu düşünüyordu bence. Neyse. Bak, sana ketıl aldım dedi. Sevinmiş numarası yaptım. Hani evde bir ketıl olması güzel bir şey ama bana almadığın açık yani, neden kandırıyorsun beni. Teşekkür ettim, kibar bir insanım. 25 yaşındayım, bekarım, adım Samuel.. (:s şun
u yapanlar kervanına katılmak istiyordum ne zamandır...) Aradan birkaç gün geçtikten sonra, hulen şu ketılımla bir su kaynatayım da, misler gibi bir kahve içeyim dedim. Böyle garip şeyler diyebiliyorum bazen.

Aldım sürahiyi elime, açtım ketılın kapağını, içine tüm huzurumla, içimde kelebekler uçarsasına döktüm suyu... Arada bir böyle kelebekler uçurabiliyorum ben bazen. Suyu dökmemle "cossssss" şeklinde bir ses v
e buhar yükseldi ketıldan. NOLUYOR AMISINA KOYİM NOLUYOR dedim hayretler içersinde! NOLUYOR YANİ NOLUYOR!

Sapık ketıl. Ablam ketılı açık bırakıp gitmiş, sapık abla, bu da kendi halinde kızıyormuş, bana patladı pezevenk. Sıçradım resmen, çığlık çığlığa bağırdım NOLUYOR diye. Of.

Neyse efendim. Normalde bildiğiniz ketıl aletlerinin kendiliğinden, otomatik olarak, hiç bir kaba kuvvet uygulamadan kaynayınca otomatik olaraktan kapanması gerekiyor ama bu .mcık ketıl kapanmıyor. Başında bekliyorsun. Ha ocağa su koymuşum ha ketıla su koymuşum. Ne s.
kime yaradı ki! .mcık ketıl. Ben bekliyorum ki otomatiği atsın, bende kahvemi koyayım, içeyim. Ama o hiç oralı oluyor mu? Nerdeee.. Bastıra bastıra kaynatıyor, hiçte utanmıyor. İki dakika bekledim atmasını, atmadı şerefsiz. NOLUYOR AMISINA KOYİM NOLUYOR dedim, çektim fişini. Güvenmemek lazım ketıl milletine. .mcık ketıl.

Zaten 20 YTL imiş. Kırarım ben onu.


Daha önce söylemiştim ya, alçımın üzerine BOK yazdım ben. (söylemiş miydim?) Onun yanına minik, sevimli bir barış işaretçiği çizdim ben. Neyse. Otobüste, minibüste, dolmuşta, barda, maçta, orada, burada, bla! insanlar koluma baktıkları zaman o BOK yazısını okuyorlar ya, acaip mutlu oluyorum, yağlarım eriyor resmen. Mutluluk verici.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 6 Comments

Biri Cem'i Resetlesin.

Ya işte değişik bir fontla başlayalım bu sefer saçmalamamıza.. ki ne yazacağımı da bilmez bir haldeyim. Canım sıkıldı ve azcık saçmalayasım var.

Bazen, dedim şöyle içten içten.. Bazen siktirolup gidesim ve herşeyi siktir edesim geliyor. Ne kadar çok ortak yönümüz var değil mi sizinle? Hepinizin geliyordur aklına böyle şeyler, yemeyin beni..

Geriyi düşünmek alıkoyuyor belki insanları, seni-beni yani. Ya da geleceği düşünmek durduruyor insanları, seni-beni yani. Geriyi düşünmek, geri de bırakacağın bir hayat olabilir, sevdicek, iş, aşk, aile, çük, bok. Bunlar önemli şeyler. İleriyi düşünmek yine aynı manalara gelen el freni.

Bazen, alıp sırtıma çantamı, vurup kendimi yollara, hiç bilmediğim dağlar ve bayırlar arasında, kurda kuşa yem oluncasıya kadar dolaşmak istiyorum. Dağ başının duman aldığı yerlerden birinde, dağ başında yaşayan bir bedevi modeliyle takılma mode: ON.

En son durağım açlıktan ölme noktasına gelindiğin de, bir köye girip tavuk çalmak olabilir. Ekşın mode: ON.

Dağ başının duman aldığı yerde rastladığım bir ayı tarafından kovalanırken, birkaç oba insanı tarafından kurtarılıp, misafir edilip, dağlar kızı Reyhan ile tanışıp, hayatının geri kalanını dağlar da - bağlar da geçirme mode: ON.

Yabani bir hayvan tarafından öldürülmekte ilginç bir histir sanırım.

Aslına bakarsanız pek umurumda değil pek çok şey. Yaşadığım bir kaç yüz milyon müthiş empati yetiyor bana bazen. Nefesim daralabiliyor, kitlenip bakabiliyorum ekrana yada her nereyeyse artık, böyle saçma şeyler yazabilesim geliyor durup dururken. Başarılıyım saçmalama konusunda. Buna zaten bütün blog yazıları boyunca şahit oldunuz. Fazlası da var tabi, misal işte bu yazı..

İletişim güzel şey.

Aylardan beri masamın üzerinde duran iki kola kutusu var. Atmıyorum inatla ve neden olduğunu bilmiyorum. Sanki temizlikçiye trip yapıyorum. Oysa temizlikçi benim.

Yerlerde duran tozlara sinirleniyorum, masa üzerinde ki tozları gördükçe küfürler savuruyorum ağzımdan tükürükler saçarak. Tuvalet taşlarının sararmış olması beni krize sokuyor.

Ve bunları düzeltmek için hiç birşey yapmıyorum. Temizlikçi benim, kendi kendime trip yapıyorum resmen. "Temizlemezsen oturursun işte böyle pislik içinde!"

Sanki odam çok temiz. İki gün önce yere cips ve kül döktüm, hala aynı yerde duruyorlar. Bahanemiz var, kolumuzu kırdık ya, sarılırız hemen ona. Çok üşengeç bir adam olabiliyorum bazen. Ana temamız; bazen.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 5 Comments

Tek Elin Götürüleri Üzerine...

Madem kırdık kolu, bu benim yazı yazmamı engelliyor madem; o zaman bende bu şerefsizliği sonuna kadar kullanırım! Nasıl mı? Misal, tek elle yapılamayan şeylerden bahsedelim biraz.

Neler yapılamaz tek elle. Bir çok şey yapılabilir elbet, ama çok zorlayıcı oluyor. Bunu bilesiniz.

Şimdi öncelikle beni en çok zorlayan durumdan bahsedeyim. Bu lanet olası bir durum bence. Duş almak!

Aman yarebbi. 2 hafta önce bana duş almak için can atacaksın deseler inanmazdım. "Dessiktir ordan henüe" derdim. Ben pis bir insan değilim ancak, duş olayından içinde bulunduğumuz kış aylarında oldukça tiksinirim. Doğalgazımızın kesik olduğunu göz önüne aldığınızda bana hak vereceksiniz. Neyse.

Tek elle duş almak; şimdi öncelikle alçıya ve içerisine su kaçmaması lazım. Kimileri kolunu duştan dışarı uzatarak çözüm bulmuş kendine, kimileri market yada çöp poşedi geçirmiş. Ben direkt olarak streç filmle sardım kolumu. Cillop gibi de oldu. Bu sorunu hallettik ama küvet içersinde normalde bile ayakta durmaya zorlanan ben, tek elle hem temizlenip, hem de dengemi sağlamak zorunda kalıyorum. Kırık kol ile bir bok yapamıyorsunuz malesef, "ondan destek alsana allahın öküzü" dediğinizi duyar gibiyim ama bok yemişsiniz afedersiniz. Başa gelmedikçe anlaşılmayacak boklardan bu. Hiç bilmişlik taslamayın. Neyse. Tek elle hem dengede durup, hem vücudunuzu, hem saçlarınızı yıkadığınızı düşünün. Tamam. Yeter bu kadar düşünmek. Düşünün dediysek hayallere dalın demedik! Anladınız mı ne kadar zor...

Tuvalet ihtiyacını gidermek ultra brutal gore/death/grind zorlukta. Kıçınızı yıkamak için adam tutmayı düşünebilirsiniz şu duruma düşerseniz. Ben düşündüm. Tuttum bile, yanımda bekliyor şimdi, salyaları falan akıyor. Kötü bir his. Şakaydı. Ama zor yani.

Kemer bağlamak! Aman yarebbim! Bu sikkodan iş nasıl böyle büyük bir işkence haline gelebiliyormuş! O kemeri gerdiriyorsunuz ya, o belinizin etrafında dönüyor siz diğer elinizle destekleyemediğiniz için. Krize sokuyor adamı. Hadi zorladınız, acısın biraz amk! dediniz, sıkıştırdınız beli. Ama diğer aşamayı, o küçük çükü, o küçük delikten geçirmesi falan... Offf! Yok mu beni s.ken!

Çorap giymekte ilk başlarda zorluyordu ama alıştım ona. Pantolon giymekte öyle..

Tek elle atleti donunun içine sokmak çok zor bir olay. Evet. Bunu da yaparken baya bir zorlanıyorum. Asena gibi (hee dansöz Asena, ne varmış!) kıvırıyorum bu eylemi gerçekleştirirken...

Alçıdan dolayı sol kolum belli bir yere kadar kalkıyor. Yani kulağıma kadar götüremiyorum kolu. Şimdi telefon çaldı, düşün. Mecbur sağ elle tutacaksın telefonu. Aha, not alman gerekti! Sol elimi normalde de kullanamam gerçi ama kalem tutacak kadar güç yok parmaklarda... Kaldın sağ ele, omuz arasına sıkıştır telefonu, kalemi al, yazmaya çalışırken telefon kaysın... Binbeşyüzseksenüç şekile birden gir bir telefon konuşması gerçekleştirip, iki satır not alıcam diye.

Diğer elimle yapabiliyorum gönül rahatlığıyla.. Çokta tatmin edici oluyor eyvallah.. Ama sol elimle nah yapamamak beni inanın derinden yaralıyor. Çok özledim sol elimle nah yapmayı. Çılgınlar gibi nah yapasım var ama alçıdan dolayı yapamıyorum. Parmaklarım yetişmiyor. Çok şahane bir şekilde baş parmak ile işaret parmağını birleştirip "topsun oğlum sen" yapabilirim. Bazen inanılmaz becerikli olabiliyorum. Şaşırır kalırsın bana. Neyse. Sol elimle nah yapmayı özledim. Alçıdan kurtulduğum andan itibaren, 24 saat boyunca sol elimle nah yaparak dolaşacağım. Öyle böyle değil, şöyle böyle de değil. Çok özledim. Nah yapabilme özgürlüğü kadar güzel bir şey var mı şu canını yediğimin dünyasında... Yok! Bence yok.. İnsan nah yapabildiği sürece var bence. Nah... Sol elimin nah'ı... Çok özledim seni. Bunca zamandır yapamıyorum seni kusura bakma, ama bilesin ki elimde olmayan, yok yok aslında elimde olan nedenlerden dolayı yapamıyorum seni malesef... Seninle tekrar buluşacağım günü iple çekiyorum. Canım nah'ım...

Tek elle el yıkamak diyeceğim ama saçma bir cümle olacak. Tek elim var zaten kullanabildiğim ve dolayısıyla kirletebildiğim. Şimdi bu kirlettiğim eli, sabunla nasıl yıkayabilirim tek başına? Parmaklarımı sürterekten yapabilirim, başka da yolu yok. Zor oluyor nitekim. Temizlenmesi için yoğun çaba sarfediyorum ama siz yine de benim elimden bir şey yemeden önce iki kere düşünün...

Tek elle saçları toparlamakta ölümcül zorlukta bir şey. Çok denedim beceremiyorum. Herkese saçımı da elletmediğim için (ewq) başkalarına da toplatmıyorum. Ben de toplayamıyorum. Salaş salaş, açık açık dolanıyorum öyle. Genelde açık gezerim zaten ama bazen ruh sıkıcı olabiliyor. Bazen ben de ruh sıkıcı olabiliyorum. Sen de oluyorsun. Herkes oluyor mına koyim. Ölün lan :s

Bir de şey var. Kolumu kırdığımı gören her yurdum gencinin ikinci lafı belli. Birincisi "geçmiş olsun..". İkincisi "os1 çekebiliyor musun ihi ihi 65".... Buradan her yurdum gencini eshefle birlikte kınıyoruz. Hadi eshef, söz senin.

dip not: sonradan aklıma gelen bir kaç nokta oldu (sahici nokta değil, mecaz yaptım). Onları da ekleyiverdim. Bilginize... Şımarmayın.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 11 Comments

Kolsuz Atletin Laneti...

Evet... Altta gördüğünüz yazının üzerine geliyor bu yazı, direk bağlantılı, direk kan kokulu kağıt helvamsı...

O kolsuz atleti saklandığı yerden çıkaramadığım için geldi bunlar başıma. O sinsi sinsi gülerken bir kenardan, o şerefsiz kulaklarından tutup çekemedim, üzerime giyemedim diye oldu bunların hepsi.

Efendim şöyle anlatayım. Malumunuz, çok aradım o atleti. Ama bulamayınca, hani bahsettiğim o askerden kalma yeşil ve iğrenç kokulu kollu atletlerden giydim içime. Üzerine Fenerbahçe formamı çekip, cillopsal güzellikte bağladığım saçlarımla saldım kendimi halısahaya doğru.

Herşey güzel başlamıştı oysa. İlk golü attım ve yelekleri giydirdim rakip takıma. Yelek giymemek önemli bir mevzu. Genelde maçlarımızın ilk yarım saati gol olmaz. İlk golü yiyen yeleği giyer ve yelek giymemek için canla başla mücadele eder iki takımda. Neyse. İlk golü erkenden atıp, yeleği kimin giyeceği sorununu çözmüş oldum. Paşa paşa giydiler. Sonrasında bulduğumuz pozisyonları cömertçe harcadık. Ben direkleri aşamadım bir türlü, ve Şafağı... Ama Şafak beni aşacaktı ilerde, oraya gelicez...

Dakikalar ilerledikçe, yediğimiz farkın boyutu artıyor, kapanma ihtimali olmayan bir skora doğru gidiyorduk. Ve canım sıkıldı gol atamamaktan, ve bizim kalecininde canı sıkıldı gol yemekten, ve aynı zamanda rakip kaleci Şafağında canı sıkıldı, kalelerine bile gidemememizden. Şafak'ta kaleyi bir başkasına devrederek oyun içine girmiş oldu.

Cem kaleye geçince, formasına zarar gelmesin diye, içinde uzun kollu bir tişört olduğunun güvencesiyle formasını çıkartır. Eğer içersinde kolsuz atlet olsa formasını çıkartmayacaktı, çünkü kolsuz atletle kalecilik yapılmaz. Oldu olacak altınada çizgili pijama giysin deyyus! Neyse. Yapılmaz dedik, zorlamayın. Forması üzerinde olacağı zamanda her topa uçmaz, formasını yırtmamaya dikkat ederdi. Bu forma, mubarek Fenerbahçe forması çünkü! İçinde kollu tişört olan Cem formayı çıkartır ve kendisini panter gibi hisseder!...

Maçın başından beri aranan kan bendim sanki! Yarebbim o nasıl çıkışlar, o nasıl kurtarışlar! Farkta azalma yok tabi ama gaza gelmiş bir Cem söz konusu. Gol yemeyen adam! ewq

Ve bir pozisyon olur. Cezasahası dışında topla buluşan Şafak kaleyi görür, yerden sert bir şutla kaleyi yoklar... Üzerinde kollu tişört olan Cem köşeye doğru uçar. O anda topun çok sert geldiğini hisseder. Eğer yakalamaya çalışırsa Beşiktaş kalecisi Hakan'ın her maçta yaptığı gibi topu elinden kaçıracak ve rakip forvetleri bu hatayı affetmeyeceklerdir... Bunun üzerine Cem topu kornere doğru yumruklamaya karar verir. Ki öylede yapar. Ama top öyle bir noktaya gelmiştir ki, bileği terse çevirerek, minik bir kırığa neden olur...

Kolsuz atletin lanetinin özeti budur. Eğer o kolsuz atleti bulmuş olsaydım bunlar olmayacaktı. O şerefsiz, o sinsi, o kapı baca arasında saklanıp gülüveren g.tveren ortaya çıksa, bende formamla takılacaktım. O topa öyle atlamayacaktım ve bileğim kırılmayacaktı. Kolsuz atletlerinizi yakın! Onlara ihtiyacınızın olmadığını hissettirin! Laneti sizi de sarmasın...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 10 Comments

Üşüten Kolsuz Atlet Üzerine...


Burada kıçımı düzleştiren ve adeta bir tahtaya çeviren sandalyemin üzerinde yıllarımı geçirmek istemiyorum. Evet! Planlarım var ve bu lanet olası iğrenç sandalye bu planlara dahil değil. Yemek takımımızın güzide bir parçası olabilir kendisi. Ama herkes bilsin ki; zerre kadar s.kimde değil bu sandalye. Eğer bu sandayle olmasaydı, eminim hayatım daha güzel olacaktı, herşey daha güzel olacaktı biliyorum. Daha fazla oturma özgürlüğü, daha fazla paylaşma özgürlüğü ve daha sıcak.

Evet, anlaşılmaz bir cümle kurdum. Ama herşeyi anlamanız gerekmiyor zaten. Bazı şeyleri sırf kendimiz için yapmalıyız. Mesela ben, sırf kendim için bir tane adam gibi sandalye alıp, bu sandalyeyi kırmak istiyorum. Ama kıramam. Annem kızar sonra. Annelerinizi üzmeyiniz. Toplumsal mesajlar da var, herşey var burada, herşey!

Neyse. Dedim ya, planlarım var. Bu planlarımın en yakın vadesinde aslında buraya birşeyler yazmak yoktu. Sadece bir adet kolsuz atlet bulmak istemiştim ben, şu kıçımı tahtaya çeviren ve şeklini bozan sandalye üzerinde oturaraktan.

Normal şartlarda atlet kullanmayan bir insanım. Evet. Sevmiyorum. Askerden bana miras olarak kalmış olan yeşil atletlerimi bile daha çok seviyorum, kollu yada kolsuz beyaz atletlerden. Askeriye de iğnemi bile bırakmadım. Tekrar; neyse! Amacım bir adet kolsuz atlet bulmaktı.

Her zaman ama her zaman, en acil durumlarda, en tembel durumlarda, kısaca, ne zaman ona ihtiyacım olmadıysa o hep atladı üzerime. Kolsuz atlet yani. Çorap almak isterim, hooop çıkar, boxer almak isterim, hooop atlar. Böyle sülük gibi iğrenç birşeydir bu. Ama aradığım zaman, o kendine bir yer açar, içine giriverir, o yerden bir delik açıp beni izler. Bir yerlerden beni izlediğine eminim. Sinsi sinsi gülüyor şimdi şerefsiz. Biliyorum.

Şu anda aslında onu pekte sallamadığımı göstermek için yazıyorum bu yazıyı.

Bütün dolabı alt üst ettim, çok gereksiz şeyler buldum. Mesela askerde çamaşırlar karışmasın diye çamaşır torbaları olurdu. Onu buldum. Ne gereksiz. Milyonlarca yıl öncesinden kalma çoraplar ve beyaz slip don buldum bi tane. Neden hala durduklarına anlam veremiyorum. Sanırım bende bir hatırası var. "Bir keresinde b*kum sürülmüştü bu dona, hatırası var atamam, çok duygulu bir andı" gibisinden bir replik geçti aklımdan. Bu arada yazmışım bile. Erkekler için tangalar görmüştüm. Seks shopu olan tanıdığım var, isteyen olursa ayarlayabilirim ;)

Her türlü hizmeti veren blog! ewq

Üşüyorum şu anda. Çünkü hayalimde bu kadar aramak yoktu o şerefsizi. Hemen giyip, üstüne Fenerbahçe formamı giyecektim. Maç için hazır ve nazır olacaktım. Halı saha maçım var akşam, forma içine kolsuz giymek gerekiyor. Teri emmeli.

Bulamamanın ve de bir anda bloğu açmış olmanın kaybettirdiği zamanla beraber geçen sürede, üşüdüğümü hissetmeye başlamış olmam bence de normal, sizce de olduğu gibi.

Aklıma bir deyim geldi. Deyim mi denir buna ne denir bilmiyorum ama komik sanırım. "ayazda kalmış bekçi pipisi"... İşte öyle bir hissiyat.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 1 Comment

National Geographic POD