Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

2008'in Son Yazısı!..


Efendim selamlar!

Aslında yazacak birşeyim yok. Sadece yazmak için yazıyorum yine. Sonumuz hayrola..

Biliyorum, bu ay bokunu çıkarttım yazma işinin. Devamlı yazıyorum ve siz, benim tembelliğime alışanlar olarak kırk yılda bir baktığınızda bir sürü yazı birikmiş oluyor. Hepsinin çok güzel olduğunu bildiğiniz için dayanamıyorsunuz, hepsini okumaya çalışıyorsunuz ve bir sürü kayıp dakika olarak işliyor bunlar hanenize. Bana sorarsanız kayıp dakikalar sayılmaz. Sizi daha gereksiz olan işleri yapmaktan kurtarmış olabilirim. Belki çıkıp gidecektiniz ve bir kamyonun altında kalacaktınız. Hayatını bile kurtarmış olabilirim okuyucu! Yani bana ne kadar dua etsen azdır bence.. Neyse, bu aralar çok yazdım, yazdıkça yazdım ve yazmaya devam edeceğim.

Malum evde göt büyütmece yapıyoruz. Yapabileceğim daha iyi bir iş varsa o da insan kaynakları sitelerinden iş ilanlarına bakmak oluyor ama onu da birkaç post önce olan bir yazımda anlatmıştım zaten. Şimdi burada yine küfredip kimseyi sinirlendirmek istemiyorum. Okuyun, işiniz ne?

Sadece buraya da yazmadım. Sizin bloglarınıza baktım, oralara da yorumlar yaptım. Bazıları benim yorumlarımı çok beğendi, bazıları s.klemedi.

Bir çok blog dolaştım ve Türk milletinin ne kadar kompleksli olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Dolaştığım ve çok yoğun takipçisi olduğunu gördüğüm blogların %90'lık bölümünün blogroll bağlantı listesinde onlarca blog var. "Ben size yorum yapayım, siz de bana yapın" tadında süper bir şirketleşme görüyorum. Ben prensip olarak böyle bloglar ne kadar güzel olursa olsun okumuyorum. Dünyanın oluşum amacını yazsalar o bloglarda, okumayanlar ölecek olsa (ki hayat, evren ve herşey hakkında ki nihai cevabı ben biliyorum) yine de bakmam o bloglara. Bir standartım var. Bir bloğa giriyorsam ilk önce blogroll bağlantısında yazılmış olan blogların sayısına bakıyorum. 20 den fazlaysa s.kseler okumam o bloğu. Ha, bu sadece blog camiasında böyle değil. Pek değerli arkadaşım (Normal) Özkan pek özene bezene fotoğraflar çeker, onları HDR ile renklendirir, süsler ve fotokritik sitesinde yayınlar. Birilerinin fotoğrafları 800 izlenme alabilirken Özkan'ın fotoğraflarına bakan sayısı ancak 50 olur. Burada söz konusu Özkan'ın fotoğraflarının kötü olması değil, söz konusu olan blog camiasında olan "al gülüm-ver gülüm" dayanışmasıdır. Bir başka değerli arkadaşım Emrah'ta aynı siteye üyedir ve bir kere günün fotoğrafçısı bile seçilmiştir. Ama nasıl biliyor musunuz? Fotoğrafı yayınladıktan sonra herkese "fotoğrafıma bakar mısınız" gibisinden bir özel mesaj atarak.. Al gülüm'le, ver gülüm'le...

Diyeceğim şudur ki, güzel ve sevdiğim bir okuyucu kitlem var. Az ve öz. Sevmediğim bloglara, onlar da gelip bana yorum yapsınlar diye gidip yorum yapmıyorum.. Sevdiğim blogların da her yazısına yorum yapmıyorum. Beğenmediğimden de olabiliyor, yazabilecek bir şey bulamadığımdan da.. Takılması gereken şeyler değiller bunlar. Takılması gereken kompleksli bir jenerasyon olduğumuzdur. Kendimi bunun dışında tutmuyorum..

Geleceğim diğer nokta ise; yukarıda bir paragrafta bahsetmiş olduğum bir noktadır.. Bazı bloglara, sitelere girip yorumlar yapmayı seviyorum ve bunlardan bir tanesi yorumlarımı ve burada yazdığım karalamalarımı sevdiği için beni de aralarında görmek istemişler. Birkaç kişiden oluşan www.delininkuyusu.com yazarları, beni de aralarında bir deli olarak görmek istemişler. "Ben de atılacak taş bol kuyuyu bulduktan sonra" diyerekten memnuniyetle karışık bu teklifi kabul ettim. Bundan sonra orada da yazılar yazacağım ama burayı ihmal etmeyeceğim. Oradan beni Cem Gezmiş olarak takip edebileceksiniz. Çoğunuz beni tanır, adımı cibiliyetimi bilir.. Neden Cem Gezmiş? Çok öğrenmek isteyen mail atsın kehkeh

Efendim sevgiler. Boktan geçmiş bir yılın sonrasında; umutla...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 7 Comments

Kara Koyun... v4

Efendim selamlar, devam ediyoruz!

Krizde insanlar seks bile yapmıyor!

Küresel finansal kriz nedeniyle tüketicinin kabuğuna çekildiğini belirten Boyner Holding Murahhas Azası Cem Boyner, "İnsanlar alışveriş etmiyor, kahve içmiyor, yemek yeme korkusuyla tuvalete gitmiyor, seks yapmıyor" demiş. Ama son model arabalarından inmiyorlar? Kurban bayramında çatır çatır boğa kesmekten geri kalmıyorlar? Demiş ya Orhan Veli, Aşk Resmi Geçidi şiirinde;



Onuncusu akıllı çıktı

Bıraktı gitti beni.
Ama haksız da değildi hani,
Sevişmek zenginlerin harcıymış
İşsizlerin harcıymış.
İki gönül bir olunca
Samanlık seyranmış ama,
İki çıplak da - olsa olsa -
Bir hamama yakışırmış.

Sizin gibi büyük amcalar zengin olsun diye varız biz bu dünyada zaten. Sizin için çalışıyoruz, sizin açtığınız mağazalardan alışveriş yapıp, yine size ödüyoruz. Eh sevişmemize bari göz dikmeyin.. Samanlıklar bizimdir!

İsrail Mallarına Boykot Çağrısı!

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu gazete, televizyon, ajans ve dergilerin Ankara Temsilcileriyle birlikte yemekte buluşmuş ve "İsrail malları boykot edilmelidir!" demiş. Sayın "raporlu" genel başkanımızın sevip terketmeyeceği bu ülke de tek sorun İsrail mallarımıymış? Yani sadece İsrail'den mi yapıyormuşuz biz ithalatı? Dünya üzerinde tek zulüm yapan ülke onlarmıymış? Ve neden ithalat yapıyormuşuz ki? Yiyorsa "tüm dünya mallarına boykot yapalım, sadece biz üretip, biz kullanalım, beğenmediklerimizi ve kullanmadıklarımızı yurtdışına ihraç edelim" desene? Yazmış bugün Bekir Coşkun yazısında, demiş, "neden sadece müslümanlar böyle? Filistinli abi çıkmış elinde silah bağırıyor. Elinde ki silah Rus yapımı, bağırdığı megafon Çin malı, pantolon zırt malı, saat zort malı vs vs.. " Ha bunu sorgulayın bi zahmet, sonra dökersiniz timsah gözyaşlarınızı..

Gökçek Sayaçta Pes Etti!

Sayın başkanımız Gökçek sayaç konusunda pes etmiş ve 2004 yılında sayaçlardan fazla para alındığını kabul etmiş. Sayaç ve bağlantı parası fazla alınan kişilere parasını ödemeye karar vermişler. 2004 yılında yapılıyor, 2009 yılında ödenme kararı alınıyor, 2015 yılında da ödersiniz artık.. Basit bir örneklemeyle 2003 yılında 900 milyon maaş alırdım, o para bana yeterdi, artardı bile. Şimdi o para 15 gün gitmiyor g.tünü sıksan bile. Yani demek istediğim şu ki; ulan o parayı verseniz ne olacak artık? Çocuklara ciklet parası olur o para yakında..

Neyse hacı, sinirliyim sanki bugün. Sayın başkanım Gökçek'e bile kızdım resmen..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Osuruktan Anketler v.2


Efendim yeni bir anketle daha karşınızdayız. Anketimize katılan, katılmayan, katılırmış gibi yapıp sıçan, sıçar gibi yapıp osuran, fantastik cevaplar verme kaygısıyla kasılan herkese teşekkürlerimi sunarım.

Yeni sorumuz şu idi;


Ordu'nun dereleri yukarı aksa ne olurdu?


Evet aslında klişe bir soru bu da ama cevaplar gayet eğlenceliydi. Bazıları yıktı beni. Şimdi teker teker ve toplu olarak yardırmaca yapıyoruz efendim..

Ordu'nun yeni logosuymuş efendim, bunu da bildirelim arada. Bir Ordu'lu olan Sayın Umut Bey'e de arada teşekkür edelim hem cevabı, hem bu yolladığı logo için.. Kibarım lan aslında ben..

Anketin En Klişe Cevapları

onur:

newton göt olurdu!


Ender:

aşimet göt olur!


Anketin En Absürd Cevabı


lifelessness:

hm ilk aklıma gelen ama oldukça saçma olan cümleyi söylüyorum, oktay derelioğlu olurdu


Anketin En Piç Cevabı


ian ^~?V''^?~?V^?V--------------------:

bilmem
ian ^~?V''^?~?V^?V--------------------:

ama yine de onu ellere vermezdim

Anketin En İnatçı Cevabı

Dreamtime:

çakacam şimdi sana

deathrow:

cevap ver seyhan kamuoyu senden yanıt bekliyor

Dreamtime:
vermiyorum hıh
deathrow:

rica ediyorum

Dreamtime:

etme

deathrow:

seyhan vereceğin bi cevap lan

Dreamtime:

salak salak anket yapıyosun yine
Dreamtime:

blog için?
deathrow:

evet nolcak bi cevap versen ölür müsün

Dreamtime:

ölürüm
Dreamtime:

abi soruya bak

Dreamtime:

ordunun dereleri yukarı aksa ne olur
Dreamtime:

ne bilim ne olur.
Dreamtime:

ordunun derelerini görmedim hiç

Dreamtime:

yuukarı akınca ne olacağı hakkında tahmin yürütemiyoum

deathrow:

hay seyhan kere ya

deathrow:

dsamfoadsfdsa

deathrow:

uyuz musun olm
Dreamtime:
D:
Dreamtime:
evet

Dreamtime:

tamam lan yukarı aksa duş etkisi yapar hehralde

Dreamtime:
ıslanırım

Dreamtime:
alla alla


Anketin En Bilinçli Cevabı


Böjüğb':

zaten yukari dogru akiyor ki gordum ben ordulu bir insan evladi olarak

Anketin En Anarşist Cevabı

Önder:

bunu gören ordulular hacca gidip şeytan taşlar


Anketin En Siklemez Cevapları


Ersin:

aksada olurdu akmasada


deadnight:

zerre sikimde olmaz


Anketin En Korkan Cevabı


" efesgrup ~ Kenan ":

iyi olmazdi


Anketin En İnananamayan Cevabı


k@@n:

yukarı akamaz kı

k@@n:

a.q

k@@n:

aksaydı eger

k@@n:

bı bok olmasdı

k@@n:

bu nasıl bır soru a.q

deathrow:

mısoafmısdfs vereceğin cevaba sıçam kaan
k@@n:

soracagın soruya sokam

deathrow:

mnafıomasdıofsadfsa


Anketin En Bilimsel ve En Duygusal Cevabı

dmndrtms:

yercekimi yasasi, gecerliligini yitirirdi herhalde.

dmndrtms:

newton'un kemikleri de sizlayabilirdi bunun üzerine

Anketin En Zıvanadan Çıkmış Cevabı


...timeout expired...:

tüm karadenizin mına konurdu, tüm ordu terse dönerdi, doğum oranları artardı, horon tepenler azalırdı, ormanlar yanar kül olurdu, vazgeçtim lan, fındık ağaçları kül olurdu, robin hood oklarından yapamazdık, ordu el koyardı, darbe yapardı, tüm ordu manyardı

Anketin En Fantastik Kurgu Cevapları


Suya düştü gülümüz ötmüyor bülbülümüz:
galatasaray uefa kupasından katılıp şampıyonlar lıgını alırdı

µmµt:
turkunun ardindaki giz perdesi acilirdi abi XD


Semini:

tıkanırdı


B ig N!!!:

yerçekimine karşı koyamayınca başımıza düşer ıslatırdı bizi


Chopartypical®

ordu susuz kalırdı

exilia:

ordu ordu olmazdi


! ! ! D u Y q U ! ! !:

o zamn ordunun dereleri olmazdı

Anketin En Kararsız Cevabı

ALLAHIM SEN VATANIMIZI KORU...TÜRKİYEM RABBİM SENİN YANINDA.:

BİLMİYORUM NE OLURDU?

Anketin En Sinirli Cevabı

MTT:

böyle salak bi şarkıya gerek kalmazdı herhalde


Anketin En Acaip Cevabı


SeVgi KeLeBeğİ----RüZgAr GüLüÜüÜüÜüÜüÜü:

yukarı ayrancı olurdu

Anketin En Çabuk Sonuca Giden Cevabı


! hüseyin:
ordu ustune kalırdı

Ve İşte Anketin En Bomba ve Beni Yerlere Vuran Cevabı


Betacom Bilg.Orhan:

emine olurdu

deathrow:

ne alaka lan

Betacom Bilg.Orhan:

bizim bi ordulu emine varda

Betacom Bilg.Orhan:

çatlak
Betacom Bilg.Orhan:
onun için


Evet efendim, gördüğünüz üzere halkımıza sorduk ve bu sefer aynı cevapları pek alamadık. Bu sefer halkımız çok yaratıcıydı ve beni yerlere vurdular. Evet, kah güldük, kah eğlendik, kah düşündük, kah kahkahalar attık. Bir anketin daha sonuna geldik. TRT spikerleri gibi girerim mevzuya, psikolojinizi bozarım amk. asdofsd Neyse. Bir daha ki ankette görüşmek üzere!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 13 Comments

Kara Koyun... v3


Taksim'de Yılbaşı Kutlaması İptal Oldu!

İsrail'in Gazze saldırıları nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Taksim'de düzenleyeceği yılbaşı kutlamaları iptal edildi. Kutlama ya da konser olsa diye dua eden yurdum abazalarına bu üzücü haberi verdiğim için ben daha çok üzgünüm. Şimdi o garip, kimsesiz, otuzbir çekmekten gına gelmiş zavallı abazalar kime elleyip, kime sürttürecekler.. İnsan birazcık düşünür şu zavallı insanları! Büyükşehir Belediyesini istifaya davet ediyorum!.. Bir de İsrail'in Gazze saldırılarına üzülenlerle, Amerika'ya üstlerini açıp Irak'lı çocukların ve sivillerin bombalanmasını sağlayanlar aynı kişiler değiller miydi? Bence abazalara haksızlık ediyoruz. En azından dürüstçe saldırıyorlar.

Falcı Gözüyle Yerel Seçimler!

Seçimlerde AKP birinci parti, CHP ikinci parti, MHP ve DTP ise üçüncü parti olarak görünmekteymiş. MHP ve DTP’nin neredeyse birbirlerine yakın bir oy oranı alacağını öngörüyormuş falcı abimiz. Tabii ki, bunları öngörürken AKP’nin daha önceki seçimlerde olduğu gibi, çok ciddi ve büyük zaferler kazanamayacağını, belli bölgelerde CHP’nin, kapatılmadığı takdirde ismi DTP olan partinin AKP’nin oylarını kıracağı görünüyormuş. Büyük kentlere bakarsak başkanlıklarda değişimin olmadığını öngörüyormuş. İstanbul’da AKP kazanacakmış, İzmir, CHP-AKP çetin mücadelesine şahit olacak ancak muhtemelen CHP alacakmış. Ankara’da oy kaybı olsa da AKP, Gaziantep hariç, Diyarbakır dahil, Güneydoğu Anadolu’daki büyük şehirlerde DTP alacakmış. Gaziantep çekişmeli bir seçim sonucuna şahit olacakmış. Falcı bacımız Oğuzhan Ceyhan'a göre. Daha bir sürü şeyler demiş ama bunlar bilinçli bir empoze çalışmasının meyveleri gibi geldi bana. Hurafe boklarına oldukça fazla inanan bir toplumu kandırmak için ve bilinç altına birşeyleri yerleştirmek için medyum olmaya çokta fazla gerek yoktur. Bunlar insanlara öngörü sağlıyor. Kararsızlara karar sağlıyor. Korkaklara maske sağlıyor. Koyunlara yem sağlıyor. Bu haberi okuyupta inanan tüm Türk milletine kafam girsin. Falcıya da girsin.

MHP'de Adaylık Bedava!

CHP ve AKP'de büyükşehir belediye başkan adayları 7 bin 500 YTL ödeyecekmiş. MHP ise AKP ve CHP'nin aksine aday adaylarından başvuru ücreti talep etmiyormuş. Abiler oraya geldiklerinde nasıl olsa bunun misli misli fazlasını götürecekleri için hiç s.klerine takmadan çatır çatır ödüyorlar paraları. 17bin YTL olsa dahi fark etmez sanırım. Zaten eski büyükşehir belediye başkanlarının artık hatrı sayılır bir serveti vardır. Ama memleketimde "mal bildirimi" denen şey "Ali topu tut" kıvamında olduğu için hacılar götürdükçe götürüyor. Ama her kim Sayın başkanımız Melih Gökçek'in saatlerine birşey derse karşısında beni bulur! :D Hakkat, devletin bu denli açık yolsuzluklara müdahale eden bir birimi yok mu? Yoksa "it, iti ısırmaz" mı gerçekten?

Tuncay Özkan'a Özel İzin!

Yeni Parti'nin 1. Olağan Büyük Kongresinde, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Gazeteci Tuncay Özkan Genel Başkanlığa seçildi. 1. Olağan Kongre olması nedeniyle sadece 31 kurucu üyenin oy kullanabildiği seçimde, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Gazeteci Tuncay Özkan, 29 oyla genel başkanlığa seçildi. Tuncay Özkan bence Türkiye'nin aradığı taze kandır.. Daha önce Atatürk'e saydıranları ve şeriatçı açıklamalarıyla gündeme gelenleri Başbakan ve Cumhurbaşkanı yapan bir ülke için, şimdi de çetecilik ve örgütçülük iddiasıyla cezaevinde yatan bir gazeteciyi başa getirme zamanıdır bence. Ha, evet, Tuncay Özkan ters bir açıdan girip fazla demokrat göründü ilk başlarda ama cezaevine girmiş olması çıtasını yükseltti. Birde hacca falan giderse neden olmasın?

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Ortaya Karışık...v3


Efendim selamlar. Uzun zaman oldu ha? kehkeh

Yok yok, daha ölmedim. Sürünme çabalarına devam ediyorum. Gayette başarılıyım! Hakkını veriyorum. Devletim sen çok yaşa, canım feda olsun sana'nın bana verdiği yetkiye dayanarak muhteşem bir şekilde, dizlerimi yırtarcasına, dirseklerimi parçalarcasına devletim sen çok yaşa, canım feda olsun sana'nın benim ve benim gibiler için yakıştırdığı hayatı yaşamaya çalışmaya çalışıyorum. Devletim sen çok yaşa, canım feda olsun sana bir şey diyorsa doğrudur. Sürünmemiz gerekiyorsa sürünmeliyiz. Şikayet eden devletim sen çok yaşa, canım feda olsun sana'sız kalsın işallah!


Umarsızca canımdan çok sevdiğim insan kaynakları sitelerini karıştırmaya devam ediyorum. Beni tarif eden orospu çocukları var. Gerçekten beni tarif ediyorlar. Annem yazsa ilanı bu kadar yazar. Yakında abartıp, "okumak istemediği halde ticaret lisesi okutulmuş ve sonradan bankacı yada sikindirik bir muhasebeci olmak istemediği için bilgisayarcı olmuş bir eleman" diye bir ilan çıkarsa şaşırmayacağım. Zerre şaşırmadan, sakince ve bi o kadar da cool görünmeye çalışarak okuyacağım o ilanı. Çünkü biliyorum ki o sikikler beni aramıyorlar. Beni tarif eden orospu çocukları var ama aynı zamanda bu insanlar, yani orospu çocukları, sağır, kör ve de dilsizler. Başvuruyorum, "hey bakın, ben buradayım" diyerek çığlık çığlığa kalıyorum, adeta nefes borumun vazifesine bürünüyor kıçım; ama buna rağmen duymuyorlar beni. Adımı yazıp öyle ilan verseler yine heyecanlanmam. O derece tarif ediyorlar beni ama hiç bir başvuruma cevap vermiyorlar. Sanırım insan kaynakları siteleri dolandırıcılık yapıyorlar. İnsanlar iş var sanıp siteye girsinler, sitenin hiti artsın, reklam alıp paranın .mına koyalım düşüncesindeler ve bunun için bizim gibi saf, temiz, bıçkın ve yağız delikanlıları hiç gözlerini kırpmadan harcıyorlar, gururlarıyla oynuyorlar ve bunu yaparken eminim ki ellerini bile oğuşturuyorlardır. Çok sefilce.

Krizden bahsediyorlar! Bana krizden bahsetmeyin dostum, bana krizden bahsetmeyin! Amerikan zenciler gibi konuşmak istedim. Zenci dedim diye kızarsanız afro-amerikan deyip kültürlü bir genç olduğumu tüm dünya halkına gösterebilirim. Bunu yaparken çok fazla düşünmem bile. Evet, bazen düşünmem gerekebiliyor. Bazı kelimelerde takılıyorum. Bir kelime kullanmam gerekiyor ve düşünüyorum. Neydi lan o kelime, diyorum. Böyle ekrana bakakalıyorum ellerim klavyede ve gözümün kenarında birikmiş bir damla yaş ile.. Sonra sikerim o kelimeyi diyip, o anlama gelen ama 90 yaşındaki altına sıçmış ninelerin bile kullanabileceği standart bir kelimeyi yazıveriyorum. Hiç cool olamıyorum adamım, anlıyor musun beni. Sonra bunu nasıl lehime kullanacağımı düşünüp, kendime "halkın adamı" diyorum. Kimseden korkmadan, halktan kopmadan!

Neyse amk. Ne diyorduk nerelere geldik. Bana krizden bahsetmeyin adamım! Aslında kriz falan yok. Kriz insanın kendine yakışanı giymesidir ve kriz girmeyen eve kafam girsin. Krizi, kriz olduğunu iddia ederek ve bundan korkarak yaşamaya çalışan götverenler (işveren) çıkartıyorlar. Piyasada nakit para akışı olmazsa kriz çıkar. Bunu altına sıçan, sıçamayan, sıçtığının farkında olan ve olamayan tüm insanlar bilip, anlayabilirler. Korkunun ecele faydası yok adamım! Ecel girmeyen eve ne girer? Evet, bildiniz, kafam girer!..

Bu arada götveren ve işveren ne kadar uyumlu bir ikili oldular. "Bir ikili." Tezat. Neyse.


Bi de şey geldi aklıma. Askerde çok Konya'lı arkadaş vardı. Hepsinin .mına koyim, o ayrı, ondan bahsetmeyeceğim. Götverenden geldi aklıma benim, sardım götverene. Konya'lı arkadaşlarımda götverendi genel bağlamda. Karaman'lı Ahmet'i severim. Bi de canım arkadaşım Hasan Şeker'i severim. Konya'lı o, ama götveren değildi. Kaybettim izini adamın, hala için için üzülüyorum lan.. Neyse.. Şimdi burada abartıpta, erenler şehri Konya'nın nezih insanlarını kızdırmayalım. Üstüne alınan orspu çocuğudur zaten. Neticeye gelemedim bi türlü amk.. Konya'lı arkadaşlarım bana şu atasözünü öğretmişlerdi; Konya'nın altında erenler, üzerinde götverenler yaşar.

Karaman'lı Ahmet İstanbul'da Sürterken

Bi de harbi Konya'ya takasım geldi benim ha. Çok dinci bir kesimdir ama Türkiye'nin en kallavi keranelerinin Konya'da olduğu söylenir. Acaip bi tezat gibi gelebilir bu size ama bence değil.

Bizim kedi acaip salak ha. Yani öldürmeye kalkışsanız, elinizden kaçıp bir yere saklansa, sonra onu arasanız ve bulamasanız yapacağınız tek şey yem kutusunu sallamak hacı. Anında çıkıp geliyor saklandığı yerden, dakika sektirmiyor. Koşamıyor bi de, zıplaya zıplaya geliyor. Böyle salak bi kedi olmaz olsun arkadaş.

Pelinciğim canım benim, söyle senden başka kimim var benim'in mavi çubuğu tuttuğu ve (Normal)Özkan'ın çektiği bir fotoğtaf..

Ha sevimli, tamam, itiraf ediyorum, güldürüyor beni bazen, kuyruğunu kovalarken eğlenceli oluyor, halıyı yakalamaya çalışırken öldürücü etki yapabiliyor ama bunların hepsi salaklığından değilse nedendir a sevgili dostlarım, okuyucu kitlem, milyonlar verseler dövmem nazlı yarimi dinleyesiceler!..
O boş bakışları adamı delirtiyor bazen. Bak bak gül hanuna.

Neyse efendim. Böyleyken böyleymiş işte.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Hastasıyım Futbol Klişelerinin!..

Efendim bir futbol sever olarak, yapılacak daha iyi bir şey olmadığı zaman televizyon karşısına geçip maç izlemeyi pek severim. Futbol aleminin muhteşem spikerlerinin k.çlarından uydurduğu, uzun yıllardır dilden dile, gönülden gönüle, hiç unutulmayacakmışçasına, milenyumun dibine vurduğumuz şu günlerde bile kendini adeta bir yılan gibi gösteren klişelerin de hastasıyım tabi.. Futbolu izlemeyi ve oynamayı seven ve kendini bu klişelere kaptırmamış bir insan evladı olduğuna inanmıyorum.

O yeşil sahalarda topu aldığınızda, süratla topu sürersiniz ve cezasahasına girmek üzeresinizdir. İşte o sırada bilesiniz ki yaptığınız süratli çalımlar bir spiker tarafından anlatılsaydı "fuleli adımlar" olarak geçecekti. *Heyecan vererek anlat "Cem, Cem, Cem (aynen böyle tekrarlanır) rakibini geçti ve fuleli adımlarla cezasahasına girdi..."

Süpsüper oynayan bir defans oyuncusuna "defansın emniyet sübabı" denir.

En sevdiğim klişe "güzel orta gol getirir" klişesidir. Hastasıyımdır bu klişenin. Takım sağ ya da sol kanattan güzel ve hızlı bir atak geliştirmektedir. Forvet oyuncuları cezasahası içersine doğru hareketlenmişlerdir ve o an spiker kendisinin üstün güçleri olduğunu düşünür. Geleceği gördüğünü varsayar ve o muhteşem klişeyi kullanır. "Güzel orta gol getirir!" Burada forvetin kazmalığı ve kalecinin panterliği göz önüne alınmaz. Son derece gaddar bir klişedir. Sonuca gitmek ister, gol olsun ister, bi şekilde o topun kaleden içeri girmesini ister, acımasız bir klişedir. Çünkü "gol, futbolun meyvesidir".. Bir paragrafta iki klişe kullanmak kehkeh

Bir kaleci günündeyse ve başarılı kurtarışlar yapıyorsa "kalesinde devleşti" denir. Kaleci köşeye giden çok zor bir topu çıkartırsa "uzuyor adeta" diyen spikerin şaşkınlık klişesini duyabilirsiniz. Ama bu klişelere güven olmaz, benden söylemesi. Çünkü bunlar spikerlerin anlık feryatlarıdır. Spiker insanı gazcıdır, verir gazı affetmez. Kaleciyi "bir dağ gibi yükseltir", "bir panter gibi uçurur", "kalesine adeta duvar ördü" diye abartır ancak bir gol yerse biter o kaleci. En şerefsiz klişeler, kaleciler üzerine uygulanan klişelerdir. Güven olmaz onlara. Anında satarlar. Bir bakmışsın ki az önce panter olan kaleci şimdi "gününde değil"dir. Satıcı klişedir. Bugün izlediğim Newcastle - Liverpool maçında, Newcastle kalecisi inanılmaz toplar çıkarttı, bu saydığım klişelerin alayı kullanıldı ama adam 5 tane gol yedi maç boyunca. Ama tuttuklarını tutamasa, yapsa öyle bir hata, gelen girse, kalesinde uzamasa falan maçta 15 tane falan gol olabilirdi. Haince bir klişe, yalancı bir klişe. Adama muhteşem diyorsun ama 5 tane gol yiyor. Yiğidi öldürüp hakkını veren bir klişe değil bu klişe.

Şut çekilir ve top direkten dönerse o zaman "top direkte patladı" denir. Direğe çarpma sesinin cümle içinde kullanılma çabası olarak görüyorum ben bunu.

A takımı, B takımını "cezasahası içinde hapsetmiştir", bu gibi durumlarda "A takımı rakip kaleyi abluka altına aldı" denir.

Deplasman takımının taraftarları bağırırlarsa ve stadyumda sesleri evsahibi takımın taraftarlarının sesini bastırır ve 'biz buradayız' mesajını verirlerse, spikerin dikkati oraya döner ve "işte yine takımlarını bu zorlu deplasmanda yalnız bırakmadılar" klişesiyle olayı dramatizeye döker.

Takım yenilmişse, "lig uzun bir maraton"dur ve "artık önümüzdeki maçlara bakacağız" denilir.

Hakem hatasıyla yenilen takım teknik direktörü ya da yöneticisi "Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama üç puanımız gaspedilmiştir." diyerek hakemler hakkında konuşmaz.

Tabii ki daha onlarca klişe var ama en klişe klişe bunlar :s

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Kara Koyun... v2

Ankara'da Seçim Yoklaması!

Efendim yaklaşan seçimler öncesinde AK Parti Ankara'da bir nabız yoklama style girişimde bulunmuşlar. Sevgili başkanımız Melih Gökçek'in durumunu komple merak etmekteydik, zira bu sefer karşısında dişli bir rakip olan Murat Karayalçın var. Ankara'daki koyunlar arasında yapılan ankette Murat Karayalçın %32 lik oyu alarak şu an birinci sırada görünüyormuş. Sevgili başkanımız Melih Gökçek ise %29 la ikinci sırada. Diğerlerinin yaklaşamayacağı bu ikili kapışmada kararsız koyunlarımızın seçimi çok önemli olacakmış. Ama tüm bu anketler falan hikaye. Nasıl olsa sevgili başkanımız Melih Gökçek işini bilir, çöpe gidecek oylardan sonra başkanlığı yine göğüsler, Ankara'nın ak koyunlarına yine gereken hizmeti verir. Sevgili başkanımız Melih Gökçek için üç kere, aşk ile; Beee! Beee! Beee! Hepimiz koyunuz, hepimiz Gökçek'çiyiz!

Koltuk İlanihaye Değil!

Başbakan Tayyip Erdoğan pazar günü 41 il için belediye başkan adaylarını açıklayacakmış. Bunu açıkladığı sırada şu anki belediye başkanlarına mesaj göndererek "koltuk ilanihaye değil" demiş, yani kimsenin sonsuza kadar o koltukta kalamayacağını söylemiş. Bunu kendisine hatırlatmakta bir gazetecinin bile aklına gelmemiş. Aklına gelse bile g.tü yemezmiş zaten. Döver lan adamı valla :D Of koptum bi an..

Mecliste Yumruklaşma!

TBMM Genel Kurulu’nda yolsuzluk ve ihbar tartışmaları yumruklu kavgaya yolaçtı. DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık tartışma sırasında kendisine "ihbarcı" diyen kürsüdeki CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu’nu yumrukladı. Hızını alamayıp önce CHP kulisine daldı, sonra da AKP'lileri dövdü. Tam MHP'ye dalacaktı ki kendisine doğrultulan silahları görüp vazgeçti. Hırsını alamadığı için olay yerine gelen güvenlik kuvvetlerini dövdü ve fotoğrafını çeken muhabirlere "bu ülkede demokrasi yok, dilediğince adam dövemiyorsun, dövsen bile dokunulmazlığın yüzünden bi karakolluk olamıyorsun. Demokrasi için Van'da ve Diyarbakır'da geçen hafta şeker verdiğim arkadaşları eylem yapmaları için göreve çağırıyorum" diyerek sitem etti. Olaydan sonra DTP, CHP'den özür diledi..

Müslüm Baba Hollywood'ta!


Hollywood’a son Türk transferleri Müslüm Baba ile İsmail YeKe oldu. İki sanatçı Türkiye’de bugün vizyona giren ünlü aksiyon filmi Transporter 3 (Taşıyıcı 3) filminde rol aldı. Ama afişleriyle... İsmail YeKe ile Müslüm Babanın görüntüsü, filmin başrol oyuncusu Jason Statham, Budapeşte’de bir oto tamir atölyesinde yaptığı telefon konuşması sırasında arka planda gözüktü. Yaklaşık üç dakika süren sahnede İsmail YeKe’nin Paris konseri afişi, Müslüm Baba’nın ise posteri dünyaya göz kırptı. Kim demiş İsmail YeKe'den adam olmaz diye. Onu eleştirenleri her zaman kınadım ve bu haberi gözlerine soktuktan sonra da kınamaya devam edeceğim. Müslüm Babaya zaten laf yok. \m/

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Yeni Dizayn..

Efendim selamlar! Nasılsınız?

Ben de iyiyim Hamdolsun :P

Konsept değişikliğine gittim, daha güzel olmasını, daha işlevsel olmasını, daha az göz yormasını falan istemekteyim. Hepsinden ziyade canım değişiklik yapmak istedi. Zaten bunu daha önce de söylemiştim. Şu an için görünüm böyle ancak altyapıda bazı hoşuma gitmeyen durumlar var. Kodlarla uğraşıp düzeltebilmeyi umuyorum. Yani ara ara ufak çaplı değişikliklere rastlayabilirsiniz, şaşırmayın. Ha, eğer o canımı sıkan sorunları kodları kurcalayarak yapmazsam o zaman başka bir tema ile yine beyninizi allak bullak edip, size "sıktı bu lavukta ama artık heeaaa" dedirteceğim. Azıcık sabredin yahu! Yakında daha köklü değişikliklerde gözünüze çarpabilir, aman diyorum dikkatli olun, sakının gözü-başı..

Ankete tıklayın. Bana emir kipi kullandırmayın!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Kara Koyun... v1

Asgari Ücret 1 Ocak'tan itibaren yüzde 4.3 artışla 527 YTL olacak.

Haber muazzam güzel. Tam 24 lira artış var asgari ücrette. Yani yoksul insanlar bir iki ekmek daha fazla alabilecekler artık. Ama üzülmelerine gerek yok. Başa getirdikleri Tayyip amcaları onlara oy dönemleri 25 liralık yardım çeki ve ucuz (ama beleş) kömür dağıtıyor nasıl olsa. Ha, unutmamak lazım, Üsküdar'da da sabahları çorba dağıtıyorlar, hemide beleş. ;) Sessizce.. Bu yardımlar olmasa ne yapardık bilemiyorum gerçekten. Yoksa bu 527 liralık aylıkla nasıl geçinebilirdi ülkem insanları. Neyse ama güvendikleri dağa kar yağmıyor onların. Tamam, damları akıyor olabilir ama dört yılda bir aldıkları hediye çeki fena birşey mi? Bunu bulamayanlarda var. Allah muhafaza, ya sosyalist olsaydı o adamlar? Hamdolsun, sosyalizm bizi teğet geçti..

Erdoğan'a Facebook'ta Hakaret!

Ya bu facebookçuları anlamak mümkün değil gerçekten. Hani siz ilkokul arkadaşlarınızı bulmaya çalışıyordunuz? Tamam, onları buldunuz, hala güzel kalabilmiş olanları ya da zengin olmuşları ayıkladınız, güzel. Biraz abartıp bir iki sevişmelik hatun/adam buldunuz. Tamam, hadi biraz daha fazla olsun. Yüzlerce insanla sevişebildiniz facebook sayesinde, ok.. E tamam işte daha ne istiyorsunuz. Elinizin facebookuyla bir de siyasete mi soyunuyorsunuz yahu? Utanmadan bir de Erdoğan'a hakaret etmişler.. Yani hakaretin bile oturduğu yerden karı-kız avlama sanatı icra eden insanlar tarafından gelmesi beni rahatsız ediyor. E birinizde bi eyleme katılın? Manitalarınız da gelsin hacı, gelmesin diyen yok ki? Nezarette sevişirsiniz işte?.. "Cumhuriyet tarihinin en şerefsiz başbakanı Recep Tayyip Erdoğan" demişler bir de.. Ayıp la. Hani şunu sosyal sikiş platformlarından insanlar söyleyince gerçekten geriliyorum. Bunu demeyi bile haketmiyorsunuz lan. Hamdolsun facebook beni teğet geçti.

Nihat Doğan Siyasete Atıldı!


Günün en sevindiğim haberi bu oldu hacı. Nihat Doğan'a ihtiyacımız vardı. O girmese ben girecektim zaten. Nihat Doğan'ın girmediği siyasete kafam girsin! Kendisi bir süredir AK Parti Beşiktaş İlçe başkan yardımcılığı ve halkla ilişkiler birim sorumluluğu yapıyormuş. Nihat Doğan'ı severim. Çünkü Nihat Doğan sakal gibidir, kestikçe daha gür çıkar. Müthiş bir adamdır. Üsküdar'da konserine gitmiştik arkadaşlarla ta*ak olsun diye, bayılmıştık. Halkın adamı, halkın partisinde, halk ile ilişkiler kuruyor. Beklediğimiz, aradığımız ve her zaman özlemiyle yanıp tutuştuğumuz bir gelişme.

La bakıyorum da, diyoruz bu andavalları kim ve nasıl seçiyor diye.. Abi nasıl seçilmesin ki lan? Halkla ilişki kuran adama baksana bi. Neyse ki ben Üsküdar'a bağlıyım, Beşiktaş'la işim yok. Hamdolsun Nihat Doğan'da beni teğet geçti.

Ha bu Dede ve Teyze Kadar Olamayanlar Utansın Hacılar..


TEMA Vakfı Başkanı 82 yaşında ki Hayrettin Karaca ve Türkiye'nin bir numaralı Sümeloğu 94 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ ellerinde pankartlarıyla birlikte meclise gidip oturma eylemi düzenlemişler. Sebebi yabancılara satılan toprakları protesto etmek. Bu konuda gerçekten birşeyler yapılması gerekmekte çünkü her gün yüzlerce hektar alan satılıyor. Şaka gibi. Bodrum'da yaptım askerliği bilirsiniz. Her hafta birkaç düzine yabancılara taşınmaz satılmasıyla alakalı evrak geliyordu. Yapılan inceleme sadece askeri bölgelere uzaklığı ile alakalıydı. Adamlar kimdir, necidir kimsenin umrunda değil. Çatır çatır izin çıkıyor devletten. İrlandalı, Hollandalı, İsrailli.. Bir sürü insan parsel parsel satın alıyor topraklarımızı ama kimsenin s.kinde değil. Bu amcayla teyze takmışlar s.klerine ama onları meclisin önünde s.kine takan bir tane bile milletvekili olmamış haliyle. Toplanmışlar gitmişler evlerine sessizce.. Hamdolsun'lu bişiy bulamadım burada. Yazıklar olsun diyerek bitireyim..

Gökçek'ten Ankara Halkına DEV Hizmet!


Bu kadar eleştiriyorlar ya bu adamı, üzülüyorum. Oturup geceleri sessizce gözyaşı döküyorum kıvrılmış uyumaya çalıştığım yatağımda. Ankara halkına lanetler savuruyorum. Bu kadar dünya iyisi bir adamdan ne istiyorlar diye düşünüp duruyorum, bulamıyorum cevabını. Yanaklarda ki tontişliği bile bu adamı sevmemiz için bir etken. Bıyıklarından bahsetmeyeceğim çünkü içim "cızz" ediyor. O derece etkileyici. Neyse.. Dev hizmete gelelim. Sayın Gökçek Ankara'da doğalgazda indirim yapmış! İndirim oranı 0,000544 YTL olsa bile indirim indirimdir. İstanbul'da hiç yok mesela. Buldunuz bunuyor musunuz birde? İstanbul yapsın bunu, hiç düşünmeden oyumu veririm o başkana. Helal olsun. İşte o kadar kızdığınız sayın başkan Melih Gökçek Ankara halkına ne kadar değer verdiğini gösterdi. Tebrikler sayın başkan! Oyum sana kanka ;)

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Evet, bir rüyanın daha sonuna geldik..

Güzel günler geride kaldı ve yine gelecek güzel günler için beklemeye devam edeceğiz..

Sevdiceğimi son kez İngiltere'ye yolladım..

Ve yine (Normal)Özkan'la (Kirli)Yalçın'a kaldım.. hehe..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.10

Sürttürmeseydin Geçseydin Üzülürdüm, Ağlardım...

İndim dağdan, özlemişim İstanbul'u
Her yan trafik, her yan insan dolu..
İnsandan nehir olmuş İstiklal'de yürürken,
Sürttürmeden geçseydin üzülürdüm, ağlardım...

Gözümden değil, g*tümden dökülüyor yaşlar,
Bir acaip terlemişim sormayın gitsin..
Ben kan ter içinde dinlenir iken
Sürttürmeden geçseydin üzülürdüm, ağlardım..

Bakıyorum buğulu camların ardından,
Pek duygulu, hisli ve bi o kadar durgunum..
Otobüste arkaya doğru ilerler iken,
Sürttürmeden geçseydin üzülürdüm, ağlardım...

Ohh beybi, sevdiceğim, maralım, danyel amokaçim..
Haminimihüppen daziki banna'm,.. reprep'im..
Otobüsten kaçarcasına iner iken,
Sürttürmeden geçseydin üzülürdüm, ağlardım...

Derki Aşık Seyfiniz;
G*tüne koyim lan İstanbul halkı!..
Yarım saat gezinelim dedik, çok mu ettik?!
Dağdan geldik, yabancılık çekmedik..
Her yanıma dokandı memeler, çükler
Ama yine de.. sürttürmeden geçseydin üzülürdüm, ağlardım...

İnsan kendi memleketinde yabancılık çekmemeli hesabı..

Anladın sen beni, çözdün maksadı,
Zaten anlamayana da kafam girsin artık, ne diyim...
Bir kez daha sürttürürsen 10 YTL vereyim!
Alışkanlık hesabı...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

İstanbul'da Bir Sürrealist... Dale Don Dale (*)

Biz (Normal) Özkan, canımdan çok sevdiğim sevdiceğim ve ben olmak üzere Salvador Dali sergisine gittik efendim. Duygu gelmedi ve ben bundan çok memnun oldum RÖHAHAHAHAHA

Efenim saatler süren bir yolculuktu Emirgan'a gidişimiz.. Beşiktaş'tan otobüse bindik ve neredeyse yolun 1 saatini üst üste gittik. Bu arada (Normal) Özkan'ın süper bir tacizcisi oldu, o da çok memnundu bu sıkışıklıktan. 70 yaşlarındaki amca otobüs boşalsa bile Özkan'ın üzerinden inmeye pek niyetli değildi. Özkan uzaklaştıkça amca yakınlaştı. Aralarında bir sinerji oluştu, sevdiceğimle ben "biz sizi başbaşa bırakalım diyip" ilk durakta indik.. Amcanın eşi olan teyzede bizimle geldi.. Öhm. Neyse.. Zaten iki şeritli olabilen sahil yolunun sağına soluna utanmadan park edilen araçlar yüzünden yarım saatlik yolu, yukarıda anlattığım gibi eziyetlerle 2 saatte bitirebildik. Yolculuğumuz, "bir İstanbul manzarası" niteliğindeydi.. Sürrealizm daha yolculuk sırasında başlamıştı.

Otobüsten inip kendimizi Dali'nin sürrealist kollarına atmak istercesine müze girişine koşturduk ama kronikleşmiş "bir İstanbul manzarası" daha vardı karşımızda; Kuyruk!..

Tamam ben sanattan, resimden pek anlayan bir adam değilim, beni tanıyan herkes bilir bunu az çok.. Kabul ederim yani. Özellikle sürrealist sanattan hiç haz etmem şahsen. Verebileceğim en büyük tepki "vay amk ne çizmiş adam" falan olur.. Ama İstanbul'da bu kadar sürrealist sanat düşkünü olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Sanat müzesine geldiği için ağır takılmaya çalışanlar vardı ancak oraya ait olmadıkları her halinden belli olanlarda vardı. Millet genel olarak "bir bayram gezisi" style bakmış olaya, "ne yapsak?" deyip, "Dali'ye gidelim"le bitirmişler cümlelerini.. Bunlara daha sonra gelicez tabi kehkeh.. (Araya koyduğum resimlerden de analiz edebilirsiniz tabi..)

Uzun süren bekleyişler neticesinde karşı kaldırımda gördüğümüz "süt mısırcı"dan birer tane mısır aldık ve sürrealist bir şekilde kemirmeye başladık mısırlarımızı. Acele ettik ki, içeri girene kadar bitebilsin ve mısırlarımız ziyan olmasındı.. :D Ki müzenin daha dış kapısına gelene kadar tüm koçanlar bitmiş, dudaklarımızı yalıyorduk..

Biletlerimizi aldık ve koşar adımlarla içeri doğru yollandık. Muazzam bir kalabalık vardı. Resim başına 15 kişi düşüyordu adeta.. Sanırsınız içerde Fenerbahçe - Galatasaray maçı oynanıyor. Öyle bir kalabalık var. Tiplerde öyle entel dantel tipler değil yani, o yüzden böyle Fenerbahçe - Galatasaray maçı diyorum. Memleketimde vardır böyle kırılması güç önyargı sistemleri. Maça giden hanzo, sergiye giden entel-dantel olmalıdır. Güzel sanatlarda okuyan öğrenci darmadağın ve rengarenk saçlı, rengarenk giysili giyinir ama tarih okuyan gayet klasiktir gibi.. Ama burada doğu-batı sentezi çok güzel yakalanmıştı ve adeta yabancılık çekmeden dolanıyordum resimler arasında özgürcene..

Ama dediğim gibi Türk milleti maç izlemeli abi. Bilmiyoruz sergi kültürünü. Ha, ben bildiğimden konuşmuyorum ama az çok tahmin edebiliyor insan ne yapması gerektiğini. Misal eserlerin önüne çizilmiş bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeden bakman gerekir.. Ben parmak uçlarımla çizgiye basmış ve 30 derecelik bir açıyla ayrıntıları görmek için yaklaşmışken, o resimle aramızda kalan yirmi santimetrelik aradan adam geçti lan! :s Geçerken de resme baktı. Sonra da bana baktı. Ve hiç bir şey olmamışçasına devam etti fotosentezsel yaşamına..

Bir de "Beynini Cama Dayayan Türk Milleti" modeli vardı.. Gidenler bilirler, aynalar sayesinde üç boyutlu görünen resimlerin olduğu aletler vardı. Camların arasından baktığınızda resim üç boyutlu gibi görünüyordu. Ancak Türk milleti olarak camların arasından bakma duyularımız az gelişmiş olduğu için, komple beynimizi oraya bırakarak bu işlemi gerçekleştirmeye çalıştık hep. Dört tane üç boyutlu resim dalgası vardı ve hepsinde insanların beyin parçacıkları kalmıştı. Hepsini toplayıp bir beyin oluşturdum ve bu beyini bu sabah buzdolabından çıkartıp, özel bir kutu içersinde kargoyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına yolladım..

Neyse.

Sinema'da sürrealizm yazısını görünce, "bakalım nasıl oluyormuş" nidalarıyla ve sevinç çığlıklarıyla kendimizi o bölüme attık. Sevincimiz bir ilke tanık olacağımızdan değil, oturacak olmamızdandı. Çok yorulmuştum şahsen. 1929 yapımı olan, Bir Endülüs Köpeği isimli sessiz bir sinemayı izlemeye koyulduk. Ne anlatmaya çalıştığını anlamadım ben. İnternetten araştırdım, filmin ne anlatmaya çalıştığını anlatanları okudum ve filmin ne anlatmaya çalıştığını anlatanları da anlamadım. Gayet karmakarışık, sürrealizmin dibine vurmuş, Bez Bebek dizisi tadında bir filmdi.

Üç katlı salonu olabildiğince sakince dolaştık ve resimlerin her birinde ortalama 1,5 saniye geçirdikten sonra ben sıkıldım :D Ama çaktırmadım.. :P Dediğim gibi sürrealizm akımı bana göre değil. Yalnızca çalışmaların ince çizimleri çok hoşuma gitti ve özellikle "Aşk duygusunu ifade eden iki parça ekmek" isimli çalışma oldukça ilgi çekiciydi. Yani sanattan anlamam evet ama en azından arada bir zevkli olabiliyorum sanırım.. Bilmiyorum yine de.. :s

Bunca kültür mantarlı birkaç saatten sonra sergiden çıktık ve ciğerlerimize doldurduğumuz boğaz havasını arkamızdan çıkan hatun telefonda konuşurken sarfettiği şu cümlelerle içimize gömdü.. "heee evet, dale don dale'den çıktık şimdi.. kehkeh.."

Yetkililere sesleniyorum, rica ederim getirmeyin şöyle kültür-sanat olayını ülkemize.. Haketmiyoruz amk :D Abla bi siktirgit maç izle lütfen :D dsmfıosa Benim gibi bir adamın bile sınırlarını aştı la hatun. Ben bile en fazla "bunu ben bile çizerdim" falan dedim bi kere.. Dahasını yapmadım, yapamadım. Saygı duydum lan.. Abla .mına koyim abla, git boks izle abla. Abla lütfen oku bu yazıyı ve bi siktirgit ibrahim tatlıses - mahsun kırmızıgül düetinde vip bileti al!

İstanbul'da bir Sürrealist... İstanbul da bir sürrealist...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

En Son Neler İzledik... v3

Efendim selamlar.

Metropolis (1927)


Bugün böyle bir kültle başlayalım efendim. Uzun zamandır arşivimde olan, ancak daha yeni izleyebildiğim bir film daha.. Sinema tarihinin ilk bilim-kurgu filmlerinden biri olma özelliğini taşıyan bu Alman yapımı film, aynı zamanda sinema perdesinde ilk "robot"u kullanan film olma özelliğini taşımaktaymış. 1927 teknolojisine göre gerçekten klas bir bilim-kurgu olduğunu söyleyebilirim. Film, sessiz bir film ve doğal olarak siyah-beyaz.. Filmde oyunculuklar feci derecede tiyatral olduğu için bence çok güzel olmuş. 1927 teknolojisinde görüntülü telefon kullanan zekayı ayakta alkışlarım hacı kehkeh Eski filmlerin hastasıyım diyen ve sinemaya görsel eğlenceden ziyade, saygı duyan herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum.

28 Weeks Later (2007)


28 Days Later'dan sonra bunu da dün akşam izledik. İlk filmde güzeldi, bunu da beğendim şahsen. Görünen o ki, 28 Month Later ya da ona benzer birşey daha gelecek, ve biz onu da beğeneceğiz ahahaha.. Muhtemelen bundan sonra gelecek film serinin sonu olacaktır. Neyse, orası beni ilgilendirmez. Serisi olan filmleri seviyorum. Kesinlikle "ay yeter, boku çıktı bununda" diyen insanlardan değilim ve o tarz insanları sevmiyorum :D İzleyeni olduğu sürece çekip çekmemek yapımcıların bileceği iştir, izleyip-izlememek sizin elinizdedir. Yeter, izlemem derseniz izlemez ve yorum da yapmazsınız. Ve herkes mutlu olur :D Neyse.. İlk filme nazaran kovalamaca sahneleri daha azdı sanki.. Bu açıdan biraz eksikti ama sırf başlangıç sahnesi bile filmi izlemeye değer kılıyor. Yaratıklı, canavarlı filmleri seviyorsanız bunu da seversiniz. Standartların üzerinde olduğunu söyleyebilirim..

Creepshow (1982)


İşte bu aralar izlediğim en çılgın film!.. Korku filmlerini ve onların eğlenceli yüzlerini seven oldschool fanlar için özel bir seri olduğunu düşünüyorum. Kısa kısa filmlerden oluşan 5-6 filmlik bir korku şovu olarak bahsedebiliriz filmden. Filmin bölümlerinden birinde Stephen King ve Çıplak Silah'tan hatırlayacağınız Leslie Nielsen'de oynuyor.. Creepshow'un da serisi çekilmiş sanırım ama ben henüz devamını izlemedim. Onun da serisine ulaşmak icap eder en kısa zamanda.. Filmlerden kimi çok eğlencelik, kimi gerçekten gerici olabiliyor. Ama kesinlikle bir korku filmi olarak izlenebilecek bir film değil..

Man-Thing (2005)

Günün en rezil filmi olarakta bunu yazalım ve bitsin kehkeh Bataklık bölgesinde kaybolan şerifin yerine atanmış yeni ve genç bir şerif bataklığın lanetini çözmeye çalışır. Oldukça rezil bir altyazı çevirisi ile izlediğim için hiç birşey anlamadığımı söyleyebilirim. Adamların ingilizcesi de çok kötüydü -ya da aksanlıydı- ve ben konuşmalarından da birşey anlamadım. Oldukça amaçsız bir filmdi. Altyazısı biraz iyi olsa eğlenceli olabilirdi, ki bazı sahnelerinde oldukça eğlendim yine de.. Filmin ilk sahnesinde, bataklıkta ufak bir teknede sevişen iki gencimiz vardır. Erkek olanı üstte adeta bir porno yıldızıymışçasına takılmaktadır ve abla o arada gözlerini açar ve delikanlının arkasında ki canavarı görür ve "aman tanrım" der.. Erkek abi, kendisini porno yıldızı sandığı için "bu çok hoşuna gitti değil mi bebeğim" der ve o sırada canavar abi, kendisini porno yıldızı sanan erkek abiyi arkadan kapar. Aşağıda çıplak ve bacakları açık olarak kalan hanım ablamız göğüslerine fışkıran bir kova kanla birlikte derin bir çığlık atar.. İşte filmin izlenebilir tek sahnesi bu.. Bu sahneyi izleyip eğlendikten sonra gönül rahatlığıyla filmi kapatabilirsiniz.. Teşekkürler.. huauhauha

Şimdilik bu kadar efendim..

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.9

Ben Şaplağı Vurdummuydu...

Yıldızlar daha bir parlar icabında
Güneş solmaz aynı zamanda
Meteoroloji tutturamaz tahminleri
Ben şaplağı vurdummuydu...

Dönmez dünya, durur bir anda
Düşmez elma ağaçtan, dereler terse akar
Astronotlar yaşar uzayı dünyada
Ben şaplağı vurdummuydu...

Ohh beybi, bilirsin bu kafiyeli düzen bize gelmez
Ama arada kullanmaktan kimse ölmez
Mani hesabı katılırız arada
Ben şaplağı vurdummuydu...

Ağrıyor her bir yerim tek bir santim atlamadan
Koşasım var dere tepe ama g.tüm yemiyor
Oysa dile gelirdi denizler, yeşiller
Ben şaplağı vurdummuydu...

Düşünmeden edemiyorum otu, boku, baharı
Ne güzelde koşardık kırlarda el ele
Her yanımızda çiçek açardı bir anda
Ben şaplağı vurdummuydu...

Ohh beybi, der ki Aşık Seyfi;
Aşmak lazım engelleri, barajları ve çölleri..
Çöller kır olur, engeller toz,
Ben şaplağı vurdummuydu...

Haydi gidek o halde hepberaber kol kola
Duyan gelsin, duymayan ç.kümü yesin
Herkes aşkla takılsın, oynaşsın, sevişsin
Ben şaplağı vurdummuydu...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 7 Comments

Günün Anlam Ve Önemini Belirten Parçalar...

Büyük ve küçükbaş hayvan kardeşlerime Teoman'dan - Güzel Bir Gün Ölmek İçin isimli parçayı armağan ediyorum..

Gösteriş için hayvan katliamı yapıp, can alanlara Adnan Bal'dan Allahından Bulasın isimli şiiri armağan ediyorum..

İnsanlara yardım edeceklerini söyleyip kurban derilerini toplayan ama kimseye yardım etmeyen hayır kurumlarına İsmail YeKe'den Allah Belanı Versin isimli parçayı armağan ediyorum..

Karşı komşumun keseceği boğanın üzgün bakışlarına Bulutsuzluk Özlemi'nden Bunun İçin mi Geldim Dünyaya (Parçanın asıl adı Seyyarede idi sanırım...) isimli parçayı armağan ediyorum..

Kurban kesen insanlardan et yardımı bekleyen fakir insanlara Haluk Levent'ten Umutlarım Cikletlerde isimli parçayı armağan ediyorum..

Yılın diğer üçyüz küsür günü varlıklı olduğu halde insanlara yardım etmeyen, ancak bu gün dini vecibeler dolayısıyla, sırf cehenneme gitmekten korktuğu için insanlara yardım eden ve inandıkları tanrılara hoş görünmeye çalışanlara Cengiz Kurtoğlu'ndan Yalanın Batsın isimli parçayı armağan ediyorum..

Tüm bunları görüp bu tarz insanlardan nefret ettiğim için kendime Deicide'tan Lunatic Of God's Creation, Kreator'dan People Of The Lie, Headhunter D.C.'den God's Spreading Cancer... isimli parçaları armağan ediyorum..

Siz sevgili okuyucularıma da Cenotaph'tan Ex-Feminine Promiscuous Mesaculine's Solidified Klitoris Swallowed By Vermins in Coffins isimli parçayı armağan ediyorum. Ne alakaysa işte.. sdmfsd

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

L'animateur

Muhteşemce bir animasyon efendim. Çok beğendim, çok eğlendim vs. Fazla yoruma gerek yok. Bunu bizimle paylaşan hastaruh Berk Efendiye teşekkürlerimizi sunalım.



bknz: http://www.koreus.com/video/animateur.html

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

En Son Neler İzledik... v2

Selamlar Efendim. Yeni bir seri ile karşınızdayız. Yine birçok film izledim dayanamayıp ama hepsini yazmayacağım. Yazılması gerekenler var, izlerken mutlu olduklarım var, uyuz olduklarımda var. Fakin kıreyzi bir şekilde başlıyoruz efendim. Bol şans Cem. Tenkyuğ Cem.

Talk To Her ( Hable con ella ) (2002)



Geçen sefer bu İspanyolların ilginçliğine hafiften dokundurmuştum. Bu da bir İspanyol filmi ve yine ilginç ve gerçekten çok kalite olmuş. Konunun farklılığı ve oyunculuklar konusunda gerçekten etkilendim. Benigno Martín karakterinde oynayan hasta bakıcı abinin oyunculuğu gerçekten şükelaydı. Bence izlenmesi gereken bir drama filmi. Sonu düşündürüyor biraz. Tabular, hastalık, sapıklık ve mucize.. İyi sonuçlar doğuran kötülüklerin sonu ne olmalıdır?.. İzlememiş olanlar varsa kesinlikle kefilim, izleyin lan!

The Changeling (1980)

Benim en sevdiğim filmlerin arasına girdiğini söyleyebilirim. Eski korku filmlerinin hastasıyım, bulabildiğim her korku-gerilim türü filmi izlerim ama eski olursa tadından yenmez bir haz veriyor bana bu. Genelde eski tür korku filmlerini izlediğimizde bildiğimiz ve bizi güldürecek birşeyler vardır ve bunu ararız. Genelde korku filmi sevenler bunun için izlerler; muhteşem tezat için; gülmek için.. İnanması zor ama durum gerçekten bu.. Ben de bayılırım eski ve kötü oyunculuklarla donatılmış korku-gerilim filmlerini izlemeye ama bu onlardan değil, kesinlikle değil haha. Yani şöyle söylemeliyim; uzun zamandır bu tarz filmleri arayan, bulan, izleyen ve eğlenen biri olarak bu filmde gerildiğimi gerçekten hissettim. Bana bunu yaşattı! Üstelik klasikleşmiş bir konu olan, "ev ve ruh" dizaynına rağmen, alıştığımız efektler ve konsepte rağmen bu filmi izlerken ürktüm. Başarılı oyunculukların bunda etkisi çok büyüktü tabi. Ve az çok bilirsiniz, genelde bu tarz korku filmlerinde korkutucu öğenin bir amacı yoktur, korkutmak için korkutur, "böğüüü evimden defolun" style'dır. Ancak burada böyle bir durum yok, burada amacı olan ve ne istediğini bilen bir ruh söz konusu. Bu tarz filmleri seviyorsanız tavsiye ederim efendim. Ben bizzat deneyip, onaylıyorum.

Life As A House (2001)


Bu filmde drama olup, duygusala bağlatacak olan cinslerden. Hayatı boşvermiş bir mimarın 3-4 ay içinde öleceğini öğrenince hep hayalini kurduğu evi yapmasını ve gelişen olayları konu alıyor. Biraz eğlenceli, biraz hüzünlü ve orta standartlarda bir film. Hoşuma gittiği için bunu da ekleyesim geldi. Üzerine söylenebilecek fazla birşey yok çünkü. Giriş - gelişme ve sonuç gayet ortada..

One Missed Call (2008)


Evet, hastası olduğum filmlerden biri daha. Bu da bir korku filmi ya da en azından öyle yapılmaya çalışılmış. Muhteşem bir imdb puanı var (3,3) ama ben ve benim bilincimde olanlar bu filme hakettiği 10 puanı gözü kapalı vermeliyiz ahahah Bu filmde de bir kötü ruh ya da ona benzer bir "şey" var ama bu sefer yukarıda bahsettiğim gibi (bknz: yukarısı) insanları öldürmek için geçerli bir nedeni yok. Öldürmek için öldürüyor vatandaş. Yani tam olarak öldürüyor bile diyemiyoruz. Ama nedeni tamamiyle mantıksız temeller üzerine oturtulmuş. Hani hepimizin severek izlediği o muhteşem uzakdoğu korku filmlerini hatırlayalım, ne oluyordu orada? Haksızlığa uğramış bir çekik gözlü ve güzel kızımız oluyordu, bir şekilde ölüyor ve bir şekilde intikamını almak için düşmanlarını, ona bu kötülüğü yapanları öldürüyordu. Başkasına dokunmuyordu, hatta haksızlığı yapanlar öldükten sonra ruhu huzura erip, elini eteğini çekiyordu bu pis işlerden. Budaya ulaşıyordu falan. Neyse. Burada öyle bir durum yok. Kötü ruhumuzun ölmesiyle alakasız olan bir sürü insan sebepsizce öldürülüyor. Konu kötü, kurgu zayıf! Ancak yine de seviyoruz, belki de bu olumsuzluklar yüzünden seviyoruz. Kim bilir? Yalçın bilebilir, bu konuda bir açıklama bekliyorum kendisinden..

Malèna (2000)


Monica Bellucci diyorum. Başka birşey demiyorum hacı. Tamam tamam üzülmeyin, diyeceğim. Film, muhteşem güzellikle olan bir "KADIN"ın kasaba halkı ve ona platonik bir aşk besleyen çocuğun gözünden nasıl göründüğünü anlatıyor. Tüm kasabanın olayı olan bir kadın, ikinci dünya savaşı vs... Ancak şanslı p*çin rol icabı olsa bile Monica ile yüzlerce sevişme sahnesi var. Fakin kreyzi.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

Ot / Bok Kastırmaca..

Selamlar efendim. Nasılsınız?

Bugün pek güzel bir hava vardı dışarıda ama ben içeride olmayı tercih ettim. Çok yabaniyim yemin ediyorum. Yok ama direk yargılamayın, benim de bahanelerim var! Belim ağrıyor ilk olarak. Bu gayet yerinde ve geçerli bir neden.. Ve bu beni çok zorluyor okuyucu. Yani bilemezsiniz hissettiklerimi. Her cumartesi gününü iple çekmemize neden olan halısaha maçını bu sefer kenardan izledim. Çok acıklıydı. Hiç mutlu olmadım. Ama yine kazandık, bu yüzden sevindim. Haftaya da oynayamayacaktım ama maç zaten iptal edildi. En azından gözüm arkada kalmayacak şimdi ihohoho Bencil style..

Yabaniliğim son raddesinde. Haftalardır sakallarımı bile kesmedim ve zaten biçimsiz çıkan sakallarım yüzünden gerçekten komik görünüyorum. Bir fotoğrafımı çekip buraya koyardım ancak -çok şükür ki- pilim bitik. Şimdi üşeniyorum şarj etmeye falan. İdare edin. Bildiğiniz Süper Cem silüetini gözünüzün önüne getirin bi, çekinmeyin. Evet, şimdi ona kafanızdan biçimsiz bir sakal çizin. Bence oldu.

Yarın nefes alacağım ama. Traş bile olacağım. Hahahah bayramla alakası yok yahu, hemen de nasıl heyecanlandılar..

Yalnız bu arada bayram deyince, malum annem burada. İnanılmaz güzel tatlılar yaptı hanuna. Zaten 1561 kilo oldum, saldım g*tü göbeği, bu anne durumları gerçekten yetişkin bir erkek için pek hayırlı değil. Annemler geldiğinden beri günde 3 öğün tıkınıyoruz, abartısız tıkınıyoruz. Hiç bir öğünü atlamadan, çatır çatır yemek yiyoruz. Güzel yemek yapıyor zaten, ki bir de özlemişsin "yemek yemeyi".. Din, iman, yemek yemek style kastırıyoruz. Sevdiceğim bu durumdan hiç hoşlanmayacak, eminim buna ama o olsa, o da yerdi hiç ara vermeden. Birde geç yatıyorum, malum işsizim, gece acıkıp bir de gece yiyorum. Oh, etti mi dört? Kesin 1561 kilo oluyorum, bence çok az kaldı..

Bu aralar çok fazla çay içiyorum. Neden bilmiyorum.. Kahve içerdim önceden bol bol, günde 2-3 fincan falan.. Şimdi ağzıma süresim gelmiyor ama "çay olsa da içsek beaah" diyebiliyorum. Bu günleri, bu hissiyatları yaşayacağımı söyleseler g*tümle gülerdim. Çay içerdim ama bu kadar da değildi hani. Ama şimdi "çay olsa da içsek beaah" diyorum. Aynen böyle diyorum ve bu sırada göbeğimi kaşımayı ihmal etmiyorum. Sanırım yavaş yavaş "tipik Türk erkeği standartları"na kavuşuyorum.. Çok korkunç.

Yakında yine köklü değişiklikler yapmayı planlıyorum. Değişiklikler cazip geliyor bana. Güzel planlarım var. Normal Özkan'ın, normal olmayan özelliklerinden faydalanarak güzel birşeyler yapmayı düşünüyorum. Bol şans lan Cem. Tenkyuğ Cem.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

YAKInma...

Efendim selamlar! Umarım iyisinizdir? Yalnız bu arada benim kadar böyle hal hatır soran bir blog yazarı daha var mıdır bilmiyorum ha. Sevildiğinizi bilin lan okuyucu!

Öncelikle YAKI denen şerefsizden bahsetmeliyim. O kıçıma yapıştırdıkları gece üzerine yatıpta uyuyamadım amk!.. Üzerine yatınca etkisi bir anda 1561 katına çıkıyor, cayır cayırın limitlerini zorluyor. Dönüp yüzüstü yatalım diyorsunuz, aklınıza doktor tavsiyesi geliyor, "sırtüstü yatın ya da cenin olun".. Cenin oluyorsun bi süre sonra bayıyor, tekrar sırt üstü yapıyorsun yine başlıyor cozurdamaya. Be şerefsiz, be vicdansız, be karlar altında kalıp etkisini yitiresice!

Ha iyi mi geldi? İdare eder. Aman aman bir güzelliğini görmedim, her kim görmüşse yalan söylemiş. Ya da benim rahatsızlığım bambaşka birşey.


O değilde, tüylerini yolmak zorunda kalan memeli türlerini ayakta selamlıyorum! Bu şerefsiz YAKIyı kıçımdan sökerken neler çektim bilemezsiniz. Gözlerimden yaşlar geldi adeta.. Ama o YAKI şerefsizi öyle bir yapışmış, öyle sevmiş ki benim sevimli kıçımı, çıkmamak için yalvarıyor adeta. Ama inatçıyım, boyun eymem bir YAKI terbiyesizine. Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım! Kıçımdayken yakıyordu, çıkartalım kurtulalım dedik, çıkarken bile ses getirdi şerefsiz. Allah düşman başına vermesin.

Ama tekrarlıyorum; tüylerini yolmak zorunda kalan memeli türlerine ayrı bir saygı duydum efendim. Ne zor iş lan tüyleri yolmak. Kabus gibi hanuna. Gerçi tüylerini yolmak zorunda kalan memeli türleri artık bi yerden sonra alışıyorlardır bu acıya. Ben bile sonlara doğru kopan tüylerimin kerpetenle çekilen etlerim olmadığına ikna oldum. İlk başlarda o dereceydi. O derece!..


Çok lanet birşey.


Neyse efendim.

Once filmini izledim geçenlerde ama bunun yorumunu yapmayacağım. Ne diyeceğimi bilemiyorum film için. Filmden çok müzikal gibiydi hanuna. Devamlı bir müzikle uğraşmaca style takılıyordu abi ile abla. Konu-konsept güzelliğini geçtim, keza güzeldi zaten ama kesinlikle dinlemeniz gereken bir soundtrack albümü olduğunun altını çizerim. Ben şahsen indirdiğim andan itibaren death metalci bünyemi zincirlere bağlayıp, karanlık bir odaya kapattım ve bunu dinliyorum sadece. Pek şahane olm. Gerçekten güzel. Seversiniz.


Glen Hansard isimli İrlandalı abinin ve Markéta Irglová isimli Çek ablanın hem oynayıp, hem müziklerini icra ettiği bu filmi izlemeli ve albümü dinlemelisiniz.

Hatta bloğumun muazzam hediyesi olarak indirme linkini
ahan buradan veriyorum size. Şifresi infosh

Ayrıca belirtmeliyim ki bu İrlanda olayına hastayım ben abi. Muhteşem bir yer bence İrlanda. Okyanus kıyısında oturup denize işemek isterdim. Oturarak işeyemezsem ayakta işerdim. Dert değil, takma bu kısmını.. O kırlarda dolanmak isterdim. Güzel bir yer İrlanda. Seviyorum orayı. Ben ölünce beni İrlandanın okyanusa bakan bir kıyısına gömün. Ya da yakın gitsin hanuna. Çok güzel bir yer bence İrlanda.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 6 Comments

En Son Neler İzledik... v1

Efendim sağ tarafta bulunan en son ne izledim bölümünü kaldırıyorum, çünkü bir sürü film birden izliyorum aslında. O şekilde değil ama izlediğim bir dolusu dvd içersinde karşıma çıkan filmlerin sikko analizlerini yapacağımdır. Böylesi daha uygun olacaktır.

[Rec]



http://www.imdb.com/title/tt1038988/

Şu İspanyol'lar arada bir güzel filmler yapabiliyorlar bence. Arada bir güzel fimler yapabiliyor derken, aslında çok fazla rastlayamıyoruz bu adamların filmlerine ama rastladıklarım hep güzel oldu genelde. Az ama sağlam çıkıyorlar karşıma. Rec, çekim açısından pek şahane geldi bana. Tek kamerayla çekilmiş, sadece kameranın gözünden izlenilebilen bir gerilim filmi. Ha, kasım kasım kasılmıyorsunuz filmi izlerken, en azından ben öyle çok kasılmadım, zira artık çok fazla korku filmi eskittiğim için anormal bir gaz vermiyorlar bana. Ama konu, oyunculuklar ve çekim olarak gayet başarılı bulduğumu belirtmeliyim. İkinci versiyonu çıkacakmış, hadi hayırlısı diyelim ve son olarak Amerikalılara küfredelim, çünkü bununda Amerikan versiyonunu yapmışlar. :D

The Fountain



http://www.imdb.com/title/tt0414993/

Ya hacılar bana bu filmi çok övdüler. Amanda aman dediler, süpsüper dediler, adeta yarmış, bitirmiş, .mına koymuş dediler ama şahsen sevmedim. Sıkıcı, çok ağır, kasınç.. Bitmek bilmiyor. Başlangıcından sonuna kadar bir arpa boyu ilerleme yok filmde. Evet, kurguladıkları mevzu güzel, Maya'lar, Xibalba falan.. Bi oraya gidenzi, bi buraya gelenzi.. Kasıldım, bitsin artık dedim. Bu filmle alakalı tek mevzu Clint Mansell'in yapmış olduğu soundtrack olayıdır. Onu açar dinlerim, gerisi umurumda olmaz.

Pulp Fiction



http://www.imdb.com/title/tt0110912/

Evet abi, ne var yani, daha ancak izlemiş olamazmıyım? ahaha.. Çok eski bir film olmasına rağmen daha yeni izleyebildim ve bence aldığı her övgüyü hakeden bir filmmiş. Gayet eğlendim izlerken, mutlu oldum izlediğime. Quentin Tarantino p.çinin oyunculuğu yine yıktı beni. Zaten bu adam ne yapsa içinde izlenebilecek birşeyler oluyor bana göre. Benim kafadan bir adam diyebilirim ahaha.. Filmin kadrosunda yine herkes var, bi ben yokum, bu da aslında gayet normal.. öhm.. Ne diyorduk.. Evet, iyiydi, sevdik..

Şimdilik bu kadar, yeni bir dvd'de görüşmek üzere..

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

Cayır Cayır Yanıyorum Adeta...


Selamlar lan okuyucu. Umarım iyisindir, iyi olmana ihtiyacım var, hayır, bana bir yararı yok elbette iyi olmanın ama olsan iyi olur. Hatta süper olur belkide. Kim bilir?

Kim bilir diye sorunca geçenlerde okuduğum yüzyılın en geyikçe esprisini yazmak istedim. Geçenlerde dediğime bakmayın aylar oldu. O kadar geç'enmemiş. Mayıs ayındaymış. İşte malum geyik..

Hande mi yener, Funda mı arar? Hayır, Seray sever. Bu üçüne önce Nejat işler, sonra da Ahmet çakar. Bu geyik Celal'i bayar, bu geyiğe dayanamayan Ferhat göcer, yıllar sonra bunlar tarih olur, o tarihi de gönül yazar, Mehmet okur. Bu mesajı on kişiye yolarsan dileğin gerçek olur. Buna kim inanır? Kadir inanır. hehehe


Sizi bilemem okuyucu bence mega bir şekilde geyiğin .mına koymuşlar adeta.

Neyse, umarım iyisinizdir, zira ben iyi değilim. Kıçımın üzerine oturamıyorum afedersiniz. Hayır, hemoroid falan değil (itiraf ediyorum, doğru yazıp yazmadığımdan emin olmak için gogıl'da arattım..), ama felaket bir biçimde belimi ağrıtmış durumdayım. Aslında gözle görülen ya da hissedilen bir çarpma, dürtme, zorlama, amuda kalkıp el şaklatma antremanı sırasında bir hasar falan olmamıştı. (Mütemadiyen her gün amuda kalkıp el şaklatmaya çalışırım) Geçen hafta halısaha maçına çıktık her zaman olduğu gibi, maç öncesi ısınma turlarında iki şut çektim, ahandaé dedim. Evet, bizzat bunu söyledim, ahanda! Hissettirmişti kendisini. O halde, diye ekledim ahanda!nın arkasına; o halde bu maçta kendimi fazla zorlamamalıyım! Ama işte insanoğlunun biraz daha gelişmiş modeli olan Süper Cem'in futbol aşkı dinlemiyor hiç bir ağrı-sızı. Kendimi çok fazla kasmadan, sadece süper güçlerimi kullanarak bitirdim maçı. Bu arada laf aramızda yine eksik oynadık ve yine koyduk lan okuyucu ahahah. Çok mutlu oluyorum kazandığımız zaman. Neyse.

Maç bittiğinde belimin ağrısı hissedilir biçimde artmıştı. Artçı şoklar halinde buram buram bir "yatakta geçecek 3-5 gün" isimli belgeselin jenerikleri geçiyordu gözlerimin önünden. Sıcak su torbası, masaj gibisinden kocakarı style tedavi yöntemlerini denedik ama ertesi gün beklenen belgesel kanlı canlı karşımdaydı. Hatta bizzat bana vermişlerdi başrolü. Kabul etmek istemedim önce, olmaz, dedim, lütfen, dediler, kıramadım.

Cumartesi akşamından başlayaraktan bugün hala ilk günkü etkisini sürdüren bir bel ağrısı yaşamaktayım. Durumun özeti bu. Ancak olayın perde arkasındakiler beni rahatsız etmekte ve bir o kadar düşündürmekte!..

Öncelikle aktif futbol yaşantımın sekteye uğraması beni inanılmaz üzüyor. Aylardır süren uğraşlar neticesinde takım arkadaşlarımızla birlikte takımımızı istenilen seviyeye taşımış ve istediğimiz oyun kurgusunu sahaya yansıtmaya başlamıştık. Şimdi "ne diyor bu adam, alt tarafı halı saha maçı lan bu?!" şeklinde bir iç geçirme yaşamayınız! Biz hepimiz, en azından büyük çoğunluğumuz bu işi ciddiye alan ve kazanmak için oynayan insanlarız. Tam sistemin tıkır tıkır işlemeye başladığı şu dönemde, eksik olsak bile çatır çatır kazandığımız bir dönemde takımımı yalnız bırakmak beni üzüyor efendim. 2 hafta sahalardan uzak kalacağım ve sonra duruma bakacağız..

Sonralıkla, ablam ve annem belime masaj yapma bahanesiyle beni taciz ediyorlar. Yıllarca kendisini sevdirmeyen bir en ufak erkek kardeş olarak şimdi bahane ile beni mıncıklamaları hoşuma gitmiyor. Kendimi kullanılmış gibi hissediyorum. Önceden ablamın bana sadece sarılabilmesi için büyük fedakarlıklar yapması gerekirken, şimdi kıçımı mıncıklamasına ses çıkartamıyorum. Adeta kabus gibi.

Daha sonralıkla, şimdi kıçıma YAKI adı verilen kocaman bir bant yapıştırdılar. İlk başlarda YAKImıyordu ama şimdi kıçım resmen alevler içinde!.. Cayır cayır YAKIyor, şerefsiz YAKI.. Ha, iyi etsin sözümü geri alırım ama iyi olmadığım sürece bu YAKI şerefsizdir ve şerefsiz olarak kalacaktır!

Hamdolsun YAKI bana direk geçti..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 9 Comments

National Geographic POD