Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Yanımda Bulunan İnsan Görünümlü Garip Şey!...

Servise giderkene hiç bir sorunla karşılaşmamıştım oysa..

Gayet rutin bir otobüs yolculuğunda, okuduğum Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabında okuduğum ultra absürd ama zeka fışkırtan esprilere sırıtarak bitirdim yolculuğumu. Daha sonra kısa bir yürüyüş sonrasında servisi vereceğim mekana ulaştım.

Daha önce yüzlerce kez gelmiş olmama rağmen kankam Rıza abiye kimliğimi verdim ve o bana "nereye geldiniz?" diye sordu. Rutine bağlayarak hebe hübü dedim, çıktım, bir sorunla karşılaşmadan işimi bitirdim.

Tek sorun değiştirdiğim parçanın sağlamını alıp makinaya taktıktan sonra, bozuk olanını, çıkarttığım koliye yerleştirip, geride kirli bir ortam bırakmama çabası içersindeyken oldu. Koliye oturtamadım terbiyesiz parçayı.

Kocaman çok fonksiyonlu renkli laser yazıcının içersinde buzda kayar gibi hareket ederek 3 dakikada işi bitiren ben, sikkodan bir parçayı, sikkodan bir kutuya yerleştirmek için 10 dakika harcadım. Önemsemedim. İçimden önemsedim. Dışarıdan gayet mutlu bir insan gibi görünüp, beceriksizliğimi kurduğum anlamsız cümlelerle perdelemeye çalıştım. Başarılıydım. Yada bana öyle geldi. Neyse.

Çıktım ve şirkete dönmek üzere otobüs durağına doğru kendinden emin adımlarla ilerledim. Üzerime çıkmak isteyen İstanbul halkının arasından fuleli adımlarla sıyrılarak otobüs durağına ulaştım. Kısmetliymişim ki gelen ilk otobüs benim işime yarayacak otobüstü.

Otobüse saldıran yüzlerce kişi arasından bir Spartaküs edasıyla sıyrıldım, vücut çalımlarım görülmeye değerdi, ve otobüse bindim. Oturma yerlerini akbilimi basmadan önce kesmeye başlamıştım zaten. 3 kişilik yer kalmıştı, birine benden önce davranan hatun oturdu hemen. En arkada cillopsal iki koltuk boştu ve benden ötede kimse durmuyordu. İkisinden birini seçmem gerekecekti.

Attığım yavaş adımlar arasında yanlarımda oturacak kişileri kesiyordum. Hangisi daha uygun olur diye düşünürken, oturmaya karar verdiğim koltuğa, yanında oturmayı planladığım g.tveren gazetesini koymuş. Nefret ederim bu olaydan. S.k kırıklığı değilse nedir bu? Muhatap olmak istemedim kendisiyle. Ona güvenerek zaten yanında oturmaya karar vermek kabahatti. Hemen karşısında ki boş koltuğa oturdum.

Bana nazire edermişcesine kaldırdı o gazeteyi koltuktan. Baktım, Takvim gazetesiydi. Antep'te çatışma olmuş. :s Neyse.

Yanımda bulunan insan görünümlü garip şey, bir ekmek arası yeme uğraşı içersindeydi. Ben yine dış dünyayla bağlantımı keserek, cebimde taşıdığım o süpersonik kitabı, Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni çıkartarak, kendimi Arthur Dent ve onun anlamsız dünyasına saldım, beynimde kahkahalar kopartaraktan. Yanımda bulunan insan görünümlü garip şey, ekmeğini tüm basları son ses yaparaktan yemeye devam ediyordu. Her ağız oynatışında gök gürledi sanıp, camdan dışarı bakıyordum.

Kendimi kitabıma konsantre etmeye çalıştım yine. Derken yanımda bulunan insan görünümlü garip şey, (bu gibi yaratıklara okuduğum kitap olan Otostopçunun Galaksi Rehberi "insansı" diyor. ihi) ekmeğini bitirmişti. Derin bir huzur kapladı içimi ama bu kısa sürdü tabiki. Yanımda bulunan insan görünümlü garip şey (yani kitaba göre insansı olan şey) cebinden bir çikolata çıkarttı.

Fevkalade bir azimle çikolatayı açtı ve inanılmaz bir gürültüyle yemeye başladı. Diğer yanımda olan teyze, yanımda bulunan insan görünümlü garip şeyin çikolata yediğini görmemişti ve tam o anda otobüs bir çukura girince, çıkan gürültüden deprem olduğunu sanarak ayağa fırladı ve tam yanında bulunan öğrenciyi yedi. Ortalık savaş alanına dönmek üzereydi ki, yanımda bulunan insan görünümlü garip şey ikinci ısırığını alarak, herşeyin normal olduğunu gösteren altın vuruşu yaptı.

Yanımda bulunan insan görünümlü garip şey, nasıl birşeyse o artık, öyle hızlı yiyordu ki çikolatayı, 1 dakika sürmedi bitirmesi. Adapazarı depreminin 48 saniye sürdüğünü ve yaşattığı yıkımı düşünürsek, o bir dakika içersinde yaşadığımız yıkımın inanılmaz boyutlarda olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Derken yanımda bulunan insan görünümlü garip şeyin çikolatası bitti ve herşey rutine bağlamışken ve bende okumuş olduğum kitap olan Otostopçunun Galaksi Rehberi'ne tam konsantrasyonla devam ederken, birden yanımda bulunan insan görünümlü garip şeyin telefonu çaldı. Bir hışımla açtı telefonunu ve ancak g.tüne kızgın demirin soğuk tarafı sokulan bir insanın bağırabileceği kadar yüksek sesle bağırmaya başladı. Bağıra bağıra konuşuyordu ve tüm Şişli onu dinlemek üzere kafasını çevirdi. Trafik durdu, insanlar araçlarından indi, uçaklar havada sabit bekledi!.. Ve ben bu sırada okumakta olduğum kitap olan Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabının isminin aslında Galaksi Rehberinin Otostopçusu olduğunu iddia edebilecek kadar afallamıştım. Beynime beynime giriyordu yanımda bulunan insan görünümlü garip şeyin sesi.

1 dakika sonra telefonu kapattı ve uçaklar yoluna devam etmeye, insanlar işlerine bakmaya ve bende kendi içimde okuduğum kitabım aslında Galaksi Rehberinin Otostopçusu değil Otostopçunun Galaksi Rehberi olduğuna karar verdim.

Bir ara yanımda bulunan insan görünümlü garip şey, bir anda ayağa fırlayarak bir bayana yer verdi. Gözlerimden akan yaşları dizginlemeye çalışarak okumuş olduğum kitap olan Otostopçunun Galaksi Rehberi'ne devam ettim.

Daha sonra karşı sırada bulunan koltuklardan biri boşalınca, yanımda bulunan insan görünümlü garip şey, bir anda evrim geçirerek, karşımda bulunan insan görünümlü garip şey halini aldı. Evrim teorisinin bana göre her zaman mantıklı bir tarafı vardı ama ilk defa bu kadar gerçek olanına rastlamıştım.

Daha önceden yanımda bulunan insan görünümlü garip şey olan karşımda bulunan insan görünümlü garip şey, hızını alamamış, etrafa sarmaya başlamıştı. İki yan koltuğunda bulunan ve daha önceden yanına oturmaya karar vermiş olduğum ama benim oturacağım yere gazetesini koyan o sevimsiz insandan, benim oturmamı engelleyen o sevimsiz gazeteyi istedi.

Bunların şirket olduğunu o sırada anladım!...

Bana hayatı zehir etmek için kurulmuş olan bir şebeke olduğundan her zaman şüphe ediyordum zaten ama bu kadar açık ve net bir şekilde karşıma çıkacakları ve hiiiiçte utanmadan gözümün içine baka baka şirket olduklarını gösterecekleri aklımın ucundan geçmezdi!..

Dikkatimi onlara vermemeye çalışarak yine okumakta olduğum kitap olan Otostopçunun Galaksi Rehberi'ne yoğunlaştım. Okudum, güldüm içten içten. Sonra ineceğim durağa gelmek üzere olduğumu fark ettim. Ama bölüm arasına çok vardı ve en uyuz olduğum şeyin, okuduğum kitaplarda bölüm arası gelmeden yarıda bırakmak olduğunu hatırladım. Hızlı hızlı okuyabildiğim kadar okuyup, önemsiz bir paragrafta bıraktım okumayı. Huzurla indim otobüsten.

Derken yürürken, tam 4 adım önümde yürüyen, arkadan baktığınızda insan olduğunu düşünebileceğiniz iki ayaklı bir metabolizma bir anda, 3 kere daha yapsa bir okyanus yaratabilecek kudrette bir tükürük bıraktı tam sağrısına. Cidden üç kere daha tükürse, yıllardan beri tükürükle boğarız söylentileriyle tehdit ettiğimiz (bu uğurda yapılan antremanlar sonucunda tükürükten geçilmeyen sokaklara sahip olduğumuz) Yunanistan'ı sular altında bırakabilecek bir kudrete sahip bir metabolizmaydı.

Hatırlayabildiğim kadar küfürü beynimden geçirerek, önümde bulunan, arkadan baktığınızda insan olduğunu düşünebileceğiniz iki ayaklı metabolizmanın annesine yerleştirdim. Yanından geçerken sıfatına baktım ve bu arkadan baktığınızda insan olduğunu düşünebileceğiniz iki ayaklı metabolizmanın da, hayatı bana zehir etmek için herşeyi yapan şebekeden olduğunu fark ettim.

Topunuzun allah belasını versin .mına koduğumun insan görünümlü yaratıkları!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

İçses...

Kahvemiz yine olası gazlarını mideme bırakmış ve yarattığı şişkinliği izlemek üzere bana sehpanın üzerinden yan gözle bakıyordu. Her şey çok normal görünüyordu ve Cem insanı, bu şişmiş midesini elleyerekten düşünüyordu...

Sevdiceğim göbekli olduğumu söylüyor ve ben inatla şişiyorum. Hani sevdiceğim için herşeyi yapardım! 'Hani?! Nooldu?! Zoruna mı gitti Cem efendi?! Şerefsiz!'


Ha? Ne? Noluyor? Başaracağım! Zayıflayacağım! İnanıyorum kendime!!!


'deme hiç boş yere. Ben içinde ki sesim senin. Yukarda iyi gaz yapmışsın 3 ünlemli falan ama yemezler koç.'


EY içimde bulunan zayıf ses! Teslimiyeti kabullenmiş gafil yaratık! Seni şerefsiz, adi, bok suratlı suaygırının kafasına konmuş kuşun bokuna konan sineğin kanadında ki mikrop seni! Ben teslimiyeti kabul edemem! Ben savaşırım, sonuna kadar! Seni ırz düşmanı! Ne arıyorsun içimde?! Çık içimden!


'Ooo Cem bey? Gaz yapmışız? Gazınla beraber çıkar, zehirlerim seni! Bu hayatı zehir ederim sana! Kendi osuruğundan boğulmuş bir birey olarak tarihe geçersin! İçindeki sesi yabana atma ey Cem efendi. Zayıflayamayacaksın! O koca göbeğin, vücudunun 30 cm ötesinde yürümeye devam edeceksin bir ömür!'


Ha!Ha!HAAA! Sayın içimdeki ses! Merak etme sen, ben nasıl zayıflanacağını gayet iyi biliyorum. Kültür fizik hareketleri yapıyorum ben her gün. hıh!


'Yakında göbeğinden çükünü göremeyeceksin Nhahahahaha Nihahaha!'

Bunu sen istedin!

Cem:\> format Cem: /s /u *
biçimlendiriliyor... %98


'Hayıııııııııııığğğğğrrrrr!!!'

*
/s= sistem dosyalarıyla beraber yükle aslan parçası
/u= unformat yapılmasını (yani geri yükleme yapılmasını) engelle.. (yani elveda iç ses nihahaha)

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Dernek!



* Akşamları eve dönerken, karnımın açlığından dolayı midemin bulanması, o kadar midemi bulandırıyor ki...

* Bu mide bulantısını bastırmak için söylediğim tostların kupkuru olması beni inanılmaz hüzünlendiriyor...

* Tostlarımla beraber söylediğim çayın, tosttan önce bitmesi yada tostun çaydan önce bitmesi, benim hem midemi bulandırıyor, hemde hüzünlendiriyor... Bence bunun kadar iğrenç bir durum yok. Öyle bir arada kalıyorsun ki, aşağı tükürsen sakal batıyor, yukarı tükürsen bıyık.. Ancak bıyığım olmadığı için direk burun delikleri hedef alınıyor ki, bu da ayrı bir mide bulantısı konusu...

* Böyle zamanlarda çok duygusal olabiliyorum...

* Tam bu sırada, evet tam bu duygusallık sırasında, diskmanimin pili biter de, ben bu Eminönü - Üsküdar motoruna doluşmuş yüzlerce insanın, kendilerinin bile anlamadığına emin olduğum, çıkardıkları o anlamsız sesleri duymak zorunda kalırsam; işte o zaman kendimi Kurbağayıldızı B'de unutulmuş manik depresif robot Marvin gibi hissetmezsem ne zaman hissedebilirim ki?...

* Her şeye rağmen mesaj atabileceğim bir sevdiceğim var... :)

* Ama kontörüm yok!... :s

* Uzun zamandır İzzet Altınmeşe aklıma gelmiyor... Çok ilginç... Bence, yıllar sonra bu adamlar tıpkı artık unutulmaya yüz tutmuş ve yapılmayan el sanatları meslekleri gibi unutulup gitme tehlikesindeler... Bu adamları yaşatmak için dernek falan açasım geldi... İsmen unutulma yani? :s

* İzzet Altınmeşe ve O Jenerasyonun Vakur Müzisyenlerini Koruma ve Yaşatma Derneği...

* Sanırım çok güzel oldu. Eğer destek gelirse profesyonel girişimlere başlayacağım. Tamamen gönüllü bir dernek olup, halkın ve sevenlerinin destekleriyle büyüyüp, gelecek nesillere aktarabiliriz bu güzide sanatçılarımızı. Evet. Süper fikir lan.. Yutub falan yaparız? ;)

* İzzet Altınmeşe gelmezse atlarım bu köprüden!

* Burhan Çaçan'da olur...

* Belkıs Akkale? :s

* Unutmayacağız! Unutturmayacağız!!!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Çörek Otu VS İnsan

Aşağıda bulunan konuşma, bir çörek otu ile bir insanın ibret verici konuşmalarını içermektedir...

Çörek otu, tahmin edebildiğiniz üzere Ç.O. diye kısaltılmıştır. Şaşırmamanıza sevindim. İnsanı kısaltmaya gerek duymadım, buna şaşırabilirsiniz. Ancak neden olduğunu belirtmek şartıyla.

Evet, duygusal bir çörek otu ve duyarsız bir insanın kısa ama çok şey anlatan konuşması ile sizi başbaşa bırakıyorum. (TRT spikeri gibi hissettim la kendimi :s)


Ç.O. : Sana çok kırgınım...
İnsan : Ha? Ne? Ne oluyor? Hı?
Ç.O. : Kızgınım diyorum?
İnsan : Bana mı?
Ç.O. : İnanamıyorum! Bir de burada ikimizden başkası varmış gibi, utanmadan "bana mı?" diye sorabiliyorsun pişkin pişkin.. Evet! Tabii ki sana..
İnsan : Neden la, noluyo, anlamıyor ben?
Ç.O. : Ah siz insanlar hep böylesiniz değil mi? Bir işe başlar ve sonuçlarını düşünmezsiniz. Sonuçlar ne olursa olsun neticeyi pek önemsemezsiniz. Önemli olan sizin işiniz görülsün, gerisinin ne değeri var ki sizin gözünüzde?! Karşınızdakini kırmış olmak sizin için ne ifade ediyor biliyor musun; koca bir "HİÇ"..

Neden diyor bir de utanmadan.. Daha dün benim ne kadar güzel bir şey olduğumu söylemiyor muydun? Ağzına attığın zaman, o dilinin üzerinde bulunan tat alma dokularını ziyaret ettiğimde, ağzına bıraktığım o müthiş aromadan bahsetmiyor muydun? Özellikle poğaçaların üzerinde mükemmel olmuyor muydum? Hepsi o anlıktı değil mi? Ne değişti bu zamana kadar hayatında? Hala aynı tatları vermiyor muyum sana?

Sen sus!! Ben veririm cevabını. Evet! Aynı tadı veriyorum, çünkü bende değişen hiç birşey olmadı. Tek değişen sen ve senin o anlamsız dünyan!..

Dün o kadar güzel bulup, afiyetle yediğin cipslerin üzerinde bulunuyordum ve sesli sesli düşünerek "bu çörek otunu koymakla süper yapmışlar, acaip güzel olmuş" diyen sen değil miydin!!! Peki dünden bu güne ne değişti, neler oldu hayatında, beni kullanılmış bir mendil gibi hayatından çıkartıp atmak istiyorsun! Bunun beni ne kadar kıracağını düşünmedin mi? Bunun beni ne kadar yaralayacağını düşünmedin mi?

Beni bu kadar beğenirken neden çıkartıyorsun beni hayatından! Söylesene!
Cevap ver! Neden? Hemde bu bok çukuruna!...

İnsan: Kakam gelmişti .mına koyim.. :s

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Gülistan & Sızıntı

Şu dincileri anlamıyorum.

Bu adamların alayı, beni sokakta görseler hepsi yan gözle kesip ".mına kodumun satanisti" derler. Yadırgamıyorum. Çerçeve dar çünkü.

Ama yadırgadığım bir şey var ki; aynı adamlar, çıkarttıkları iğrenç dinci dergileri (Gülistan, Sızıntı vs.) satmak için bana geliyorlar.

Dükkanımın önünden geçerken tipime bakıyorlar, ne gördüklerini merak ediyorum o an, içeri giriyorlar, ellerinde tuttukları güllü dallı dergiyi gösterip;

- (son derece yavşak bir yüz ifadesiyle) biz bıgıbıgı dergisinden geliyoruz, almak ister miydiniz?
* (güler yüzlü bir insanım ben, gülümseyerek ilgilenmediğimi belirtmeye çalışıyorum.) teşekkür ederim ihi
- (inatçı biraz) daha önce duymuş muydunuz?
* evet (artık ciddiyim)
- bir baksaydınız? (yüzsüzleşmeye başlıyor)
* konsepti bana uymuyor (pis bir bakışla noktayı koyar)
- (.mına koduğumun satanisti diyor içinden) öyle mi?
* hıhım (sensin o diyorum içimden)

Hayır, nedir yani, amacınız nedir?

Arz talep meselesi diye birşey vardır, ki kabul ederim bunu. Ancak herhangi bir arz içersinde değilim, malum. Saflara bir kişi daha çekmekse amacınız, cihad olaylarını da geçmişte bıraktık. Öncedendi "ya şeriat, ya ölüm" olayları. Artık konseptimiz değişti, "ha şeriat, ha ölüm" oldu, biz bu çerçeveden bakıyoruz.

Hepsini geçtim, kadrolarınızı ve ellerinizi daha çok güçlendirmek için size yardımcı olamam, kusura bakmayın! Dayı kızı, emice oğlu, dedenin 3 göbek öteden hısmı falan doldurdunuz devlet dairelerine, belediye merkezlerine türbanlarınızla.. Okuyan adam iş bulamaz oldu sayenizde!...

Kusura bakmayın, benden yağmurlu havada su yok siz ümmetçilere. Hele o tırt dergilerle hiç gelmeyin, kalbiniz kırılır.

Dellendim .mısına koyim.

Ben gelip sana porno dergisi satmaya çalışıyor muyum? Gerçi bu dincilerin alayı da sapık oluyor ya, neyse. Sapık zihniyete sahip olmayan bir insan "bakabileceeen gadar garı alabiliğin" demez herhalde?

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

Penguen VS Uykusuz

Otobüsteyim yine. Birkaç servisi hallettim, şirkete dönüyorum.

Uygun bir kenara oturdum ve daha önceden katlayarak cebime koymuş olduğum Penguen dergisini çıkartıp okumaya başladım.

2 koltuk yanımda oturan eleman nazire yaparcasına cebinden Uykusuz dergisini çıkarttı.
O an aramızda bir rekabet başladığını hissetmiştim.

Okuduğu her espriye sırıtıyor ve yan gözle bana bakıyordu. Bunun altında kalamazdım! Okuduğum her espriden sonra ufak sesler çıkartarak -ehi ehi- diye gülmeye başladım. Hamlemi görmüştü! O da ufak sesler çıkartarak gülmeye başladı ama arada bir kahkaha da atıyordu. Yan gözle bakmayı ihmal etmiyordu tabi..


Açık açık savaş baltalarımızı çıkartmıştık birbirimize. Çevredekilerin anlamsız bakışları umurumuzda değildi. Bu bir savaştı ve zafere giden yolda akıtılan kan kutsaldı, giden karizma çerezdi ve en önemlisi; savaşta her yol mübahtı!

Artık dergiyi okumayı bırakmıştım, anlamsızca deliler gibi, karnımı tuta tuta kahkaha atıyordum. Anlık bakışla çevremde bulunan diğer insanların tepkisini ölçmek için kafamı kaldırdığımda, hepsinin bir yöne doğru baktığını gördüm..

Uykusuz okuyan eleman karnını tutarak otobüsün zemininde yuvarlanıyordu.
Yuh artık dedim. Açık açık o kazanmıştı, çünkü daha fazla abartacak zamanım yoktu. İneceğim durağa gelmiştim. Ayağa kalkıp düğmeye bastım. Hemen ayaklandı ve sırıtarak yanıma geldi. O da inecekti. Uykusuz dergisini katlayarak cebine koyarken sanki zaferinin tadını çıkartmak istiyormuşcasına sırıtıyordu..

Kafamı çevirdim.


Aynı durakta indik.
Perpa'ya girmek için karşıdan karşıya geçmemiz gerekiyordu. Otobüsten inen herkes koşturarak karşı kaldırıma yöneldi ama ben bekledim. O da bekledi.

Yüzünde hala o anlamsız ve sinirimi bozan sırıtış vardı. Uykusuzun maskotu olan pijamalı adam kadar iticiydi.


Yola doğru iki adım attım, yolun ortasında bekledim. O da aynısını yaptı. Geçebilirdi oysa ki. Bende geçebilirdim ama onun geçmesini istedim. Orspu çocukluğunu abartmıştı.

Adımlarımı hızlandırıp Perpa'dan içeri girdim. Üst kata çıkan yürüyen merdivenlere doğru yöneldim, bu sırada yavaşladım. Tam yanıma geldi..
Yavaş yavaş, aynı hızda yürüyorduk.. Tam merdivene çıkacağımız anda ben kenara kaydım, merdivene binmedim. Ama o bindi.

Pis pis sırıtarak "Nasıl koydum dermiş" gibi baktım ve el hareketi yaptım.
Son dakika golünü tam çatala takmış bir futbolcu edasıyla, kollarımı açarak koşturmaya başladım. Dönüp baktığımda, başını ellerinin arasına koymuş ağlıyordu.

Dayanamadım.

KOYDUM MU LAN KOYDUM MU diye bağırdım ve koşa koşa uzaklaştım oradan. ehi.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Bakakalırım Giden Geminin Ardından...

Daşşaana kurban olduğum.

Böyle bir giriş yaptım ama yazacağım konseptle alakasız bir giriş oldu. Çünkü henüz bir konsept belirlemiş değilim. Kafam dahilinde kıldan yünden bir çok pozitiflik var; herşeye rağmen!

Sevdiğiniz insanı öperken kaçınız çarpıldınız? Dudağın yanağa dokunmasıyla birlikte, sevdiğiniz insanla aranızda bulunan elektriğin kendini fiziksel olarak göstermesiyle kaçınız irkildiniz?

Huzurluyum. İçim çok rahat.

Boş arazilerde, çember haline hızlı bir şekilde yürüyerek zayıflamaya çalışan türbanlı teyzeler. Penguen gibi görünüyorlar valla, acaip gülüyorum. Böyle bi hırsla koştura koştura gidiyorlar. Gören pazarda çok ucuza domates satıyorlarda, ona yetişmeye çalışıyor sanır. Çok fenalar çok. Bunlarında bir gün videosunu çekeyim ben.

Şu parklarda bahçelerde yeni yeni yerleştirilmiş olan umumi spor salonlarında, yüz yaşında insanlar görünce gülüyorum. Yok, kötü bir şey değil spor yapmak tabi ama onların o yüzünde ki heyecan falan, yüzümü güldürüyor. Böyle okumayı yeni öğrenmiş çocuk gibi. Sevimli oluyorlar. Bugün çekecektim fotoğraflarını, hızlı geçti otobüs.

Otobüslerde falan yanyana oturmuş iki kişinin aynı cihazdan müzik dinlemeleri komiğime gidiyor. Bi kulaklık onda, biri diğerinde. Böyle yapışık ikizlermiş gibi hissediyorum, hele birde tipler ofsaytsa, off katmerli taşşak! Ha yeri geldiğinde bizde yapıyoruz elbet ama bu kadar uzatamam, alay konusu olamam!

Kırıcı olabilirim bazen. Ve bunu gerekli görmüşsem umursamam sonuçlarını. Şu an kırıcı olma hissiyatları içersindeyim, ama olmayacağım. Neden sonuç ilişkisi içersinde söylemem gerekenleri söylemeyip susmayı düşünüyorum. Atarım denize hepsini zamanı geldiğinde, şu an içimde kalsınlar.

Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam...


Dip not olaraktan
Ezginin Günlüğü grubunun Orhan Veli'nin bu kısa (ama benim en çok sevdiğim ehu) şiirinden uyarladığı Ayrılış isimli parçasını herkesler dinlemeli diyorum. Yüksek Sadakat grubu da bu parçayı seslendirmiş..

Çok duygulandım amısına koyim.

Yine özledim birilerini, yine özledim eskiden yaptığımız şeyleri. Nostalji damarlarım kuruyamadı bir türlü. Bu kadar çok geçmişi özlemek, gelecekten umutsuz olduğumuzu mu kanıtlıyor acaba?


Yok canım, abartmayalım.. Geçmişte tanıdığımız o dünyayı s.ke takmayan insan evladı gitti, yerine her olayı kendine dert eden, her sorunun sırtına bindiğini düşünen -ve hatta gerçekten de binen-, sorunlu yaşama mahkum edilmiş bir adam/kadın geldi.. Özlüyoruz o dünyayı s.kine takmayan çocuğu.

Yiyeceğin en fazla bir tokat olduğunu bilen ve bunun öz güveni ile kafasına göre takılan mükemmel ama beyinsiz yaratıklar çocuklar. Ben öyleydim sanırım.


Çocukların alayı beyinsiz olur. Siz inanmayın büyüklerimizin "küçükken çok zekiydi" falan demelerine. Biliyorum, şimdi biz de büyüdük ve yeğenlerimiz yada 'çocuklarımız' (:s) için "çok zeki" diyoruz. Ama bu tamamen yalan. Hepiniz biliyorsunuz bunu. Çocukken yaptıklarınızı hatırlayın. Kimsenin size hesap sormadığı zamanları..


Hiç bir zaman yaptıklarından hesap sorulmayan iki tür vardır; Çocuklar ve deliler. Bu da çocuklarda beyin olmadığı tezimin bir ispatı niteliğindedir bence.


Neyse. Baydım. Dilediğiniz gibi olun yada hakettiğiniz gibi.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu