Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Bakakalırım Giden Geminin Ardından...

Daşşaana kurban olduğum.

Böyle bir giriş yaptım ama yazacağım konseptle alakasız bir giriş oldu. Çünkü henüz bir konsept belirlemiş değilim. Kafam dahilinde kıldan yünden bir çok pozitiflik var; herşeye rağmen!

Sevdiğiniz insanı öperken kaçınız çarpıldınız? Dudağın yanağa dokunmasıyla birlikte, sevdiğiniz insanla aranızda bulunan elektriğin kendini fiziksel olarak göstermesiyle kaçınız irkildiniz?

Huzurluyum. İçim çok rahat.

Boş arazilerde, çember haline hızlı bir şekilde yürüyerek zayıflamaya çalışan türbanlı teyzeler. Penguen gibi görünüyorlar valla, acaip gülüyorum. Böyle bi hırsla koştura koştura gidiyorlar. Gören pazarda çok ucuza domates satıyorlarda, ona yetişmeye çalışıyor sanır. Çok fenalar çok. Bunlarında bir gün videosunu çekeyim ben.

Şu parklarda bahçelerde yeni yeni yerleştirilmiş olan umumi spor salonlarında, yüz yaşında insanlar görünce gülüyorum. Yok, kötü bir şey değil spor yapmak tabi ama onların o yüzünde ki heyecan falan, yüzümü güldürüyor. Böyle okumayı yeni öğrenmiş çocuk gibi. Sevimli oluyorlar. Bugün çekecektim fotoğraflarını, hızlı geçti otobüs.

Otobüslerde falan yanyana oturmuş iki kişinin aynı cihazdan müzik dinlemeleri komiğime gidiyor. Bi kulaklık onda, biri diğerinde. Böyle yapışık ikizlermiş gibi hissediyorum, hele birde tipler ofsaytsa, off katmerli taşşak! Ha yeri geldiğinde bizde yapıyoruz elbet ama bu kadar uzatamam, alay konusu olamam!

Kırıcı olabilirim bazen. Ve bunu gerekli görmüşsem umursamam sonuçlarını. Şu an kırıcı olma hissiyatları içersindeyim, ama olmayacağım. Neden sonuç ilişkisi içersinde söylemem gerekenleri söylemeyip susmayı düşünüyorum. Atarım denize hepsini zamanı geldiğinde, şu an içimde kalsınlar.

Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam...


Dip not olaraktan
Ezginin Günlüğü grubunun Orhan Veli'nin bu kısa (ama benim en çok sevdiğim ehu) şiirinden uyarladığı Ayrılış isimli parçasını herkesler dinlemeli diyorum. Yüksek Sadakat grubu da bu parçayı seslendirmiş..

Çok duygulandım amısına koyim.

Yine özledim birilerini, yine özledim eskiden yaptığımız şeyleri. Nostalji damarlarım kuruyamadı bir türlü. Bu kadar çok geçmişi özlemek, gelecekten umutsuz olduğumuzu mu kanıtlıyor acaba?


Yok canım, abartmayalım.. Geçmişte tanıdığımız o dünyayı s.ke takmayan insan evladı gitti, yerine her olayı kendine dert eden, her sorunun sırtına bindiğini düşünen -ve hatta gerçekten de binen-, sorunlu yaşama mahkum edilmiş bir adam/kadın geldi.. Özlüyoruz o dünyayı s.kine takmayan çocuğu.

Yiyeceğin en fazla bir tokat olduğunu bilen ve bunun öz güveni ile kafasına göre takılan mükemmel ama beyinsiz yaratıklar çocuklar. Ben öyleydim sanırım.


Çocukların alayı beyinsiz olur. Siz inanmayın büyüklerimizin "küçükken çok zekiydi" falan demelerine. Biliyorum, şimdi biz de büyüdük ve yeğenlerimiz yada 'çocuklarımız' (:s) için "çok zeki" diyoruz. Ama bu tamamen yalan. Hepiniz biliyorsunuz bunu. Çocukken yaptıklarınızı hatırlayın. Kimsenin size hesap sormadığı zamanları..


Hiç bir zaman yaptıklarından hesap sorulmayan iki tür vardır; Çocuklar ve deliler. Bu da çocuklarda beyin olmadığı tezimin bir ispatı niteliğindedir bence.


Neyse. Baydım. Dilediğiniz gibi olun yada hakettiğiniz gibi.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments

4 Responses to : Bakakalırım Giden Geminin Ardından...

  1. Dreamtime says:

    O değilde ben sadece çocuk kalmak isterdim.Hiç büyümeyecekmişim gibi hissetmek ,sadece hayatı ''oyun oynama yeri'' olarak gördüğüm,gün boyunca çikolata,şeker,cips,kola hayali kuran arada bir de parka gitmek isteyen bir çocuk olarak kalmak isterdim :/
    MK!

  2. Darkohl says:

    pek harkulade oluyo ben biliyorum..

  3. Adsız says:

    okuyorum hakkını veriyorum..TIKLIYORUM !!

    anladın sen onu

  4. Boba says:

    halen "çocuk musun mk !!" laflarını işitiyorsanız çocuk kalabiliyormuşsunuz demektir :/

National Geographic POD