Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Dansöz Disgrace (Fin)

Bugün devasa güzellikte olan death metal mp3 arşivime ekleme/çıkarma/bölme/çarpma gibi işlemleri yapıyordum. Grupların albümlerinin yılı yada albümdeki parçaların tam olup olmadığını kontrol etmek amacıyla metal-archives.com sitesinden bakınmaktaydım aynı zamanda.

Ahanda şöyle dansöz bir grup dikkatimi çekti, kendi kendime güldüm. Sende gül!

87 - 94 yılları arasında death metal yapan grup, sonra ne olduysa birden bire punk rock yapmaya başlamış.

Aslında bu normal, bunun örneklerini -bu kadar extreme olmasa bile- daha önce görmüştük. Asıl beni güldüren nokta, grubun death metal yaptığı dönemlerde, parçalarında kullandığı "death, depression" gibi konuların, punk rock olduğu dönemden sonra parçalarına "life" konusu olarak dönmüş olması. Bu beni dağıttı harbiden. Bu kadar dansözlük olabilir ancak.

Hani bakıyorum grubun ayrılmış yada tekmelenmiş eski elemanlarına.. Grubun bunca yıldır kadrosundan sadece bir kişi ayrılmış, o da öldüğü için. Kadro değişikliği falanda yok.. Bu kadar sağlam bir değişim harbiden ilginç. Grup elemanı öldüğünden kendilerini yaşamaya falan mı adadılar diye düşündüm bi an ama death metalden punk rock'a geçmek için pek geçerli bir neden değil bu ehueh. Grup elemanları yada çok yakın arkadaşları ölen gruplar, genelde ondan sonra çıkarttıkları albümlerde daha karamsar bir hava bürünürler. Sebep bu değildir bence eheh..

Ölüm ve depresyon konulu parçalardan bir anda laylayloooom style parçalara dönüş? Onlar içinde zor olmuş olmalı ahaha.. Death metal grubu olarak takıldıkları sırada fanları olan insanlara üzülüyorum gerçekten ehueuh. Adamlar bir gün bir çıkıyorlar punk olmuşlar, saçlar anten falan..

Neyse. Ben güldüm, eğlendim. Darısı sizin başınıza.

Ahanda bu elemanlar işte.

bknz: http://www.metal-archives.com/band.php?id=9507

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Bugün hiç bir şey eskisi gibi değil.

Bugün hiç bir şey eskisi gibi değil.

Mektup atmaya gittim önce. Tıpkı bir Yaşar Kurt şarkısı gibi oldu,

Postane yerinde yoktu ve bende mektup yazmıştım.

Sordum taşınmış, benim eskiden oturduğum mahalleye...

Yürüdüm yolda ağır adımlarla. Karşıdan gelen bir silüet gözüme ilişti. Eski bir arkadaşımdı, çocukluk arkadaşım. Davut. Yobaz olmuş. Şalvar giymiş, sakalları göbeğine kadar sarkıyordu. Tanımamazlıktan geldim, devam ettim yoluma.

Eskiden çocukluğumun geçtiği sokağa geldim. Çocukluğumun geçtiği bir akrabamızın evi vardı. Önünden geçerken artık orada olmadığını gördüm. Bahçesinde oynardık her gün. Kerime teyze bize sütlaç verirdi, yorulduğumuz zamanlarda dinlenirken yerdik. O evde yoktu orada.

Ellerinde pazar arabalarıyla geçen insanlar gördüm ve bugünün Salı olduğunu ve Salı pazarının olduğunu anımsadım. Ama pazar yeri bu sokak değildi. Pazarı bile taşımışlar. Pazarın eski yerine baktım, boştu. Pazarda yerinde yoktu.

Postaneye girip mektubumu verdim. Postacı yerindeydi çok şükür.

Dönerken Talip amcanın manavına bakayım dedim. O da yoktu yerinde, kahvehane açmışlar yerine, Talip amcada yoktu içersinde.

Bugün hiç bir şey eskisi gibi değil, dedim eve doğru yürürken...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

:s

Beynim feci zonkluyor...
Kulaklarımdan çıkacakmış gibi...

Neyse, en azından kulaklarım tıkalı.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Ara ara içilen sigaranında tadı bi başka oluyor. Sevmiyorum içmesini ve içtikten sonra ağızda bıraktığı o kötü kokuyu ama bazen bünye istiyor. Tipik Türk tribiyle sevinince içerim, üzülünce içerim! diyeyim bari...

Özellikle Fenerbahçe'nin maçlarına giderken kesin alırım yanıma sigara. Stresten sigara içilir psikolojisi dayatılmış ya bize, gelmeyen golün her dakikasında daha derinden çekilir sigara. Gol atılır, sevinç sigarası yakılır, gol yenir üzüntüden yakılır. Normalde sigara içmeyen bir adam olaraktan -eskiden içiyordu yahu, artık içmiyor..- bir paket sigarayı bir maçta bitirmeye yaklaşıyorum.

Ha bunun tabi birde alkol olayı var. Hiç unutmam, çünkü unutulacak gibi değildi, Fenerbahçe - Barcelona maçını izlemeye gitmiştim arkadaşım Onur insanıyla beraber. Maç felaketin ötesinde, rezalet olmuştu. 3-0 yenilmiştik ama daha komik ve rencide edici olan, şampiyonlar ligi maçında stadın elektrikleri falan kesilmişti.. Biz dumur pozisyonda 3-0 ı bünyemize kabul ettirmeye çalışarak evimizin yolunu tutmuş ve "ulen şimdi içilmezse ne zaman içilir" diyerekten alkol olayına girmiştik. Kazansaydık o zamanda sevinçten içerdik, kutlama hesabı, o ayrı..

O zamanlar normal bir bünyem olduğu için iki adet efes extra gayette mutlu edebiliyordu beni ancak tekel bayiinde efes kalmadığı için bize aynı ayarda olduğunu söylediği kırmızı kutulu tuborgları dayadı. Biz maç özetlerini izlerken televizyon başında, ufaktan demlenmeye başlamıştık. İkinci biraları açtığımızdan bi 5 dakika sonrasında uyandık ve sabah olduğunu gördük. İkinci biraları açtığımız zaman ikimizde sızmışız olduğumuz yerde, kendimizden bile habersiz eheh..

Ne yapacağını bilmez bir halde ve bi o kadar huzursuz olan bünye sahibi insanlar, nedendir bilinmez, dermanı sigarada yada alkolde ararlar. Bi değişiklik yada bir rahatlama yapmazlar bünyede bunlar. Hiç bir şeyi değiştirmezler ve hiç bir şeyi düzeltemezler. Ama ister vücut bu gereksizliği yaşamayı. Psikolojik olarak rahatlama sağlamazlar ve sağlıyor diyenlere kolayca yalancı etiketini yapıştırabilirim.

Etiket deyince.. Ne kadar kötü bir durumdur etiketsizlik. Güzel bir şey etiket sahibi olman. Hele benimle aynı ülke sınırları içersinde yaşıyorsanız.. Bilgin önemli değil, tecrübelerin önemli değil. Etiketin önemli. Boş bir kutunun üzerine yapıştırılmış etiket dahi olsa ona anlam kazandırıyor. Markasız ve ucuz olan kotlar gibi. Ama herkes gider üzerinde janjanlı etiketi olan pahalı kotları alır. Etiket sahibi olun kesinlikle..

Neyse..

De hayde içelim güzelleşelim o zaman her şey bu kadar müsaitken!..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

du ba bi mesaj atayım _)

Birde kahve suyu koymuşum ki sorma gitsin. Bir kahve suyu ancak bu kadar güzel koyulabilir bence.

Abartmıyorum!

Bu konuda gerçekten yetenekliyim ewq. Kahve suyu koymanın bi tekniği vardır, herkes bu tekniği bilmez. Hatta bunu duymamış olan milyarlarca insan vardır. Aslında bende dahil bunun tamamen bir yalan olduğunu kendileride biliyor. Bilmemelerini bu örtüyle gizlemeye çalışıyorlar. Utanılacak birşey yok! Anlatmaya çalıştım bunu defalarca ama kimse dinlemedi. Bunu saçma birşey olarak nitelendirdiler!!! İnanabiliyor musun!!! Bunu! saçma! birşey! olarak! nitelendirdiler!!!!...

Beceriksizliklerini ve bilgisizliklerini o kadar iyi örtmeyi biliyorlar ki, insanlığın unutmaya başladığı bir tekniği göz ardı ediyorlar göz göre göre! Üzülüyorum ve aynı zamanda hisleniyorum!

Hepsi haberdar bu teknikten, eminim. Biliyorum. Tıpkı türbanlıların her taraflarını örten o kıyafetlerinin altında iki memelerinin ve bir kukularının olduğundan emin olduğum kadar da eminim!

Herkes çıplak dolaşsa dünyada sapıklık diye bir şey olmazdı. Ne ilginç değil mi?

İnsanoğlu garip. Açıkta duran değil, gizlide duran ilgisini çekiyor. Serbest olan değil, yasak olan ilgisini çekiyor falan. Kahve suyu koyma tekniğini yasaklasalar bari. Belki birkaç insan daha katabiliriz aramıza, bu büyük onura, şerefe ve haysiyete!

Neyse konu dağılmasın. Diyeceğim ama konu neydi onu bile bilmiyorum aslına bakarsan. Kahvem güzel olmuş ama. Tabi kahve suyu koymasını bilince oluyo bişiyler kehkeh

Yalarım.

gore

Oh, çok süper çok.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Rastlantı... mı acaba?


Bugün Fenerbahçe ile Sevillia arasında oynanacak olan maça gitmek üzere hazırlanırken, uzun yıllar giyilmemiş olup, bana bir tanıdık tarafından verilmiş olan deri montu giymeye karar verdim...

Sağ cebime fotoğraf makinasını, sol cebime anahtarlarımı, iç cebime ıvır zıvırları ve göğüs kısmında olan fermuarlı cebe ise cüzdanımı koymayı planlayarak hepsini yerleştirdim...

Fermuarlı cebi açtığımda acaba içinde birşey var mı diye bakındım ve içinde ufacık bir kağıt parçası gördüm. 10 yıllık falan vardır herhalde, abartmıyorum! Katlanmış duruyordu kendi haline terk edilmiş bir şekilde...

Zarif hareketlerle çıkarttım ve bir gazete küpürü olduğunu gördüm. İncitmeden açtım katmanlarını ve içinde gazetenin burç sayfasından koparılmış bir bölüm gördüm...

Ben, bizzat kendim, yay burcuyum ve büyük bir tesadüfle o gazete küpürü de yay burcunu kesip almış sadece...

Şöyle yazıyordu;

Mutlu bir ilişkiniz var ve her şeyden önce duygularınız karşılıklı. Ayrıca yaşadığınız kötü ilişkilerin ardından artık mutlu olmayı hak ediyorsunuz.

Muhtemel bir 10 yıl sonra, bir tanıdıktan gelen bir mont ve rastlantı sonucu bulunan bir gazete küpürü ve rastlantı sonucu benim burcumu gösteren bir not ve rastlantı sonucu beni anlatan bir yazı!

Bence rastlantı değil.

Fal şeysine hiçte inanmam oysa, bunu eklemek istedim 'edit' olaraktan...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Hey! Sana sesleniyorum! Bloğuma girip 10 saniye bile durmadan çıkan adam, sana kafam girsin ahahahaha

Of, ne güzel eğlendim.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Easy Rider (1969)


Acukta film şeysi yapalım.

Bilmiyorum kaçınız izledi bu filmi. Çok mükemmel bir filmmiydi? Eh, güzeldi anlatmaya çalıştıklarıyla, en azından fena değildi diyebiliriz. Özgürlükler ülkesi olarak tanıdığımız bildiğimiz Amerika'nın iki farklı yüzünü izliyoruz bu filmde. Fazla spoiler olayına girmeden accuk bahsedeyim filmden.

Filmin yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncuları Peter Fonda ve Dennis Hopper.

İki motorsikletli arkadaş Mardi Gras partisine katılmak için motorlarıyla Amerika'yı bir uçtan bir uca katederler. Yolda karşılaştıkları insanlar, yaşadıkları olayların anlatıldığı bir film.

Özgürlükler ülkesi Amerika'nın, bir tarafı zincirlerini kıramamış ve hoş görüsüzlük içinde yani kısaca yobaz olarak adlandırabileceğimiz türde yaşamaktayken, diğer tarafı ise uyuşturucu ve alkolün etkisinde, dünyadan ilişiğini kesmiş bir halde, yaşadıklarını sanarak vakitlerini öldürmektedir.

Filmde bir süre Jack Nicholson'da rol almakta. İki motorlu arkadaş bir kasabadan geçerken düzenlenen bir bando gösterisinin arasına katılırlar ve eğlenmeye başlarlar. Bunun üzerine izinsiz gösteri yaptıkları gerekçesiyle tutuklanırlar ve nezarete atılırlar. Nezarette alkol problemi olan bir avukatla tanışırlar (Jack Nicholson). Avukat bunları nezaretten çıkartır ve beraber yola çıkarlar. Yol üzerinde yemek yemek için bir kafeye girerler ve girdikleri anda tüm bakışlar üzerlerine çevrilmiştir. Genç kızların arzular bakışlarının yanı sıra, kasaba insanlarının nefret dolu bakışlarını ve küfürlerini duyan elemanlar yemek yemeden kalkmaya karar verirler. Geceyi geçirmek için başvurdukları tüm moteller boş oda yok bahanesiyle motorcuları geri çevirdiğinden, ormanlık bir alanda kamp kurarlar. Ve oradan bir diyolog;

J.Nicholson: Bu ülke eskiden çok güzeldi. Şimdi ne olduğunu bir türlü anlamıyorum.
D.Hopper: Şimdi herkes tavuk sahibi oldu. İkinci sınıf bir otele bile almazlar, bizi. Yani, ikinci sınıf bir motele, anla işte? Boğazlarını keseceğimizi sandılar. Korktular.
J.N. : Onlar senden korkmadı. İfade ettiğin şeyden korktular.
D.H. : Onlara ifade ettiğimiz şey saç traşı olmamız gerektiği.
J.N. : Oh, hayır. Onlara ifade ettiğin şey özgürlük...
D.H. : Bütün bunlar özgürlük demek.
J.N. : Oh evet, doğru. Hepsi bu. İyi de konuşmak ve olmak bunlar farklı şeyler. Pazarda alınıp, satılırken insanın özgür olması zordur. Sakın kimseye özgür olmadığını söylemeye kalkma... öldürerek ya da sakat bırakarak aksini ispatlamaya kalkacaktır. Soluk almadan sana kişisel özgürlük hakkında saatlerce vaaz verecektir. Ama karşısına özgür bir birey çıkınca, bundan rahatsızlık duyar.
D.H. : Korkup kaçmıyor da.
J.N. : Tehlikeli hale geliyor. Kabız oluyor.

Ve bu konuşmanın sonrasında uykuya dalan elemanlarımıza taşlı sopalı bir saldırı düzenlenir...

İzleyiniz, mutlu olunuz. Kolay gelsinler.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Hüzünlü Hisler v.1

Blogcular bilir, teeeğ en arka sayfalarda kalmış ve hiç okunmayan blog yazılarını düşündükçe çok hüzünleniyorum. Arada bir açıyorum onları, bakıyorum, okuyorum, gelen yorumları dikizliyorum tekrardan falan. Eminim çok seviniyorlardır o yazılar..

Ama bunun tam tersi olaraktan, nereden bulduğunu anlamlandıramadığım bir biçimde, hiiiç ama hiç tanımadığım bir insanın, teeeğ o en arka sayfalarda kalmış ve artık hiç okunmayan blog yazısını okuyup, üstüne üstlük bir tanecikte muazzam bir yorum yapması beni keyiflendirse bile, insanların o blog yazısına bir cevap daha gelmiş mi diye düşünmeyip, sadece yeni yazılara odaklanması beni gerçekten çok hüzünlendiriyor. Hislerim depreşiyor.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Kahrol Ketıl Al Sana Bomba (+18)

Yok arkadaş, dayanamıyorum! Söylemiyim diyorum, sövmiyim diyorum, ifşa etmiyim, ağzını yüzünü kırmıyım, üzerine çekiçle vurmıyım, balkondan aşağı sallandırmıyım diyorum ama yok! Yok, kaşınıyor şerefsizim!

Bloğun yeni takipçileri için bu ketıl ile alakalı yazdığım eski bir yazıyıda bilgilerinize ' ahanda buradan ' sunarım. (En son yorum ile alakalı yüzlerce yazı yazabilirim ama müzelik bişey o, fazla dokunmamalı, fazla ellenmemeli. Orijinalliği bozulmasın. Kullanıcı adını yaladığımın süpersonik insanı..)

Yani şu işsiz günlerimde tek keyfim bilgisayar başında yada odamın her hangi bir yerinde oturup kahvemi yudumlamak gerçekten. Ama biliyorsunuz ki benim ketılım .mcık bi ketıl. Şerefsiz bir ketıl. G*t bir ketıl. Sevgili okuyucu benim şu an nasıl sinirlendiğimi görse beni tanıyamaz gerçekten. Şerefsiz ketıl.

Yahu tek isteğim bir fincan kahve içmek. Senden istediğim tek şey suyu azıcık kaynatman. Ama bizim g*t ketıl ne yapıyor? Suyun resmen kaynama sınırını ölçüyor, 'bakalım ne zaman buharlaşacak' diyor, 'bakalım biraz daha kaynatırsam su yanacak mı' diyor! Resmen bunu diyor adam, resmen bunu diyor! Suyu kaynatmıyor, resmen .mına koyuyor suyun! Ya kaç kişi kahve içerken yanık kokusu almıştır suyun aşırı kaynaması yüzünden! Yok böyle bişiy hanuna.

Ya üstelik kendisinin atmasını beklemedim bile. Kendisinin atmasını beklesem sudan alevler falan fışkıracaktı muhtemelen. Yanardönerli kahve style.

Arkanı dönmeni fırsat bilip anında bastırıyor sıcağı alttan alttan. Diyor ki; 'bu zehir olsun şu g*te, bende sevineyim'. Sevin şerefsiz! Başardın, harbiden zehir oldu kahve keyfim. .mcık ketıl.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Küllenmiş Bir Aşk Mektubu...

Eski bir saçmalamam aslında, bilenler bilir ehu.. Yardırasım geldi bunu araya. Çünkü bu aşkın parmaklarından yeni yeni kurtulduğumu hissediyorum. Nostalji olsun hesabı..



----0.O.o.O.o----


Ne yapayım elimde değil...

Her zaman aklımdasın, her anımda yanımdasın.. Bakma arabesk gibi girdik ama cidden böyle yahu.. Seninle olan anılarımı nasıl unutabilirim ki..

Bu naçizane yürek deli bir sevdaya tutulmuş bi kere.. Elimde değil.. Kör düğüm oluyor boğazımda birşeyler sen gelince aklıma.. Sen benim için çok özelsin.. Eminim ki başkaları içinde özelsindir.. Başkaları da aklından seni geçiriyordur her gün, her saat, her dakika, her saniye... Her an... Ama hiçbirisi benim kadar derin hissedemez bu hisleri.. Unutabileceğim birşey değilsin sen..

Hani, belki hatırlarsın diye söylüyorum.. İlk tanıştığımız günü.. Soğuk ve aynı zamanda bir yaz günü olan o temmuz akşamını.. Sana ellerimle ilk dokundunduğumda yaşadığım o heyecanı, o suçluluk duygusunu, o masumiyeti kelimelerle anlatabilmek mümkün değil.. Hatırlarsın eminim.. Arkadaşlarla beraberdik yine.. Onur, Eemrah, Hüseyin ve belki birkaçı daha.. Benim aklımda kalanlar ve kalacaklar bunlar.. Diğerleri senin gölgende kalmışlardı çünkü.. Onur, Emrah, Hüso kalmaz ama! Hiç surat yapma, onlar benim için daha özeller! Kıskanıyorsan söyle bileyim.. Neyse..

Sana ilk dokunduğumda nasıl tüylerim diken diken olmuştu fark ettin mi? İlk emrah tanışmıştı seninle, sonra bizimle tanıştırmıştı.. Ama o an anlamıştım sonsuza kadar seni seveceğimi. Eminim sende anlamıştın.. Şu an hala aklıma olduğunu biliyorsun değil mi?

Sensiz geçen günlerimin ne kadar korkunç olduğunu bilemezsin.. Üşüyorum, korkuyorum, titremelerle uyanıyorum ve kendimden utanıyorum adeta.. Sana olan bağlılığım başka hiçbirşeye olamadı bu güne kadar.. Ne bir araba sevdam oldu, ne para! Sen varken hepsi yalandı, yalan olmaya devam edecek..

Ahh o temmuz akşamı.. Sana dokunduğumda nasıl da kendimden geçmiştim.. Sen bizden ayrıldığında arkadaşlarım teselli etmişti beni uzunca zaman.. "tekrar görürsün bu kadar hırpalama kendini..." Ama olmadı, yapamadım.. Arkadaşlarım evlerine gittiklerinde yine sana geldim koşarak, delicesine, tüylerimden diken diken olarak!

Anlıyorsun değil mi bende ki bu aşkı? Sana herşeyimi verdim neredeyse.. Seninle olmak için harcadığım parayı biriktirsem domuz desenli kumbaramda, belki zengin olmuş, mersedese biniyodum lan! Anlıyorsun değil mi sana verdiğim değeri.. Cevap versene mına koduğumun efesi!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Kocaman Adamlar Olduk Biz... Evet.

Oğlum yemin ediyorum çok yaşlanmışız lan! Şerefsizim bak.

Dün arkadaşımın kardeşi askere gideceği için eğlence olayı organize etmişler. Ulen daha konuşamadıkları günleri hatırlıyorum adamların, şimdi büyümüşler, bi o kadar saçma bir şekilde askere bile gidiyorlar, üstelik biz daha ne olduğunu bile anlamadan. Çok gore duygular içersine girdim gece vakti o anları yaşarken. Kocaman adamlar olduk biz artık dedim içimden. Sonra dayanamadım Emrah'a da dedim. Kafasını salladı. YAŞITLARIMIN ÇOCUKLARI OLDU OLM HEP :s Korkunç.

Bu yaşta askere giden insanlara üzülüyorum gerçekten. Çok küçükler abi ya... Minicikler cidden... Kendi kardeşim falan olsa cidden yollamam askere falan. Ufacıcıklar abi. Çok fena ya. Bu daha s.çtığı bok kurumamış adamların eline silah verip, devlet koru! diyorlar azınlık bir kısmına. Çoğunluk kısmı rütbelilerin hizmetçisi olarak çalışacak. Askercilik oynayacaklar, büyük bir iş yapıyorlarmış gibi gelecek onlara ilk 2 ay. Sonra bakacaklar ki, devlet nerede? ben neredeyim? bu bana emirler yağdıran insanlar kim? ne'cidir bunlar? ne iş yaparlar? neresindeler hayatın şu yaşadıkları rütbeli hayat dışında? dışarda kim bunlar? ne?....

BOK! ahah.

Askere gidipte askerlik olgusundan nefret etmeyen adam kesinlikle boş bir adamdır. Şereflice askerlik yaptım diyen adam için üzülürüm. Çünkü orada yaptıkların sadece hizmetçilik. Garsonsun, yazıcısın, nöbetçisin, aşçısın, şöförsün, vs. Çocuklarımızı vatan borcu adında bir yalan uğruna ellerimizle hizmetçiliğe yolluyoruz.

Azınlık olup dağa çıkacak olan askerler sanırım gerçekten askerlik yapmış sayılıyor. Gerisi hizmetçi.

Neyse. Bitmez bu hayatımdan uçup giden 1.5 yılıma olan hasretim. O yüzden böyle konuşuyorum boş boş. Tecrübeli ameleyim ben, boktan oluşmuş havuzlara bile girdim, o yüzden bu kinim.

O hislerle yeni gelen arkadaşları karşılarken, arabanın teki geri geri gelirken gömdü bana. Sonra gitti bir tanede arabaya vurdu. Sonra durabildi. Sonra bende onu silkeledim biraz, böylece rahat bir gece geçirmiş oldum. Gerçi iki tokat yüzünden saatlerce kafamı s.ktiler. Dakika başı birileri geliyor başıma, özür dileyen, özür dilememi isteyen, odur budur :s Adam bana çarpıyor ve ben özür dileyeceğim. Çok saçma bir düşünce olurdu bu Cem insanı için sayın kitle. Beklemeyin böyle şeyler benden.

Neticesinde şunu yollıyımda çıkayım artık, daha Kadıköy'e gidilecek, bu karda kışta yapacağımız halı saha maçı için ayakkabı alınacak falan.. Dertler bitmez.

Bi'de iş bulun lan bana :dslkşafmksdf

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

"bişey günleri"

Ulen yine dayanamadım, yazmıcam diyorum yazıyorum hadi hayırlısı olsun. Ha, birde kendimi kandırıyorum keyfim yok diye. Halbuki bu iki günlük işsiz bünyenin oldukça keyifsiz olması gerekirken, bi o kadar kendinden memnun, gamsız, tasasız, bi o kadar yavuşak sırıtmalara devam ediyor. Akşama kadar kariyer, hedehödö sitelerinde CV yollama derdiyle koşturabilirken, aynı zamanda hiç birşey olmamış gibi emesende çet yapan, müthiş eğlenceli bir iş olan rapidshare puanları toplama style geyikleri çeviren, karnına ağrılar girene kadar gülebilen bir insan!..

Sanırım insanın kaybedecek birşeyi olmayınca gerçekten mutluluk damarları çatlıyor. Cebimde param yok ve ödemem gereken süper faturalarım var ancak muazzam bir keyif var bünyemde. Boktan işimden kurtulmak mı beni sevindiren yoksa rahatlamış bünyenin o kendini bilmez gevşemesi mi bilemiyorum.

Sevgililer günü style bu gece, ne hoş, sevişen sevişene bir gece olacak. Ama insanlar sadece bu günde sevişmemeli. Sevgililer günü niyetiyle birbiriyle görüşen yüzlerce çift insanı, diğer günlerde bi bu kadar sevişmeye istekli olmalı bence. Diğer günler yaşadığınız sevişmelerden hiç bir farkı olmayacak bu gece yaşayacağınız gecede. Geçiniz efendim bu "bişiy günleri"ni!

Bunlar sizi dolandırmak ve size para harcatmak isteyen, tamamiyle sistemli bir örgüt olan, PAREKENDECİ tükkanların uydurması efendim! Geçin! Yakın o tabelaları, parçaların o tabelaları kardeşlerim! (Niçe gibi adamım şerefsizim!) Bu gibi özel "bişiy günleri"nde sevdiceğine, arkadaşına, annene, babana, ona buna bla! herneyse, hediye almak bence büyük bir hakarettir. Ben kabul etmiyorum böyle günlerde hediyeyi. Sevmiyorum, samimi gelmiyor bana. Sadece kapitalist güçler tarafından süslenmiş onlarca günden bir tanesinde hatırlanmak acı verici birşey bence. Bana hediye alacak adam içinden geldiği için alsın! Kesinlikle evet! "bişiy günleri" olduğu için almasın bana hediyeyi. "Bak "bişiy günü"ydü şunu da aradan çıkartmış olduk böylece..." gibisinden bir görüntü sergilemiyor mu sizcede bu?

Bu "bişiy günü" anneler günü de olsa aynı, teyzeler günü olsa da aynı benim gözümde. Ama ana yüreği biraz kırılgan olduğu için azıcık taviz veriyoruz kendimizden, o kadar olur.

Kendilerini klonlarcasına türeyen milyonlarca minik sevgili, bu gece mutlu mesut geceler geçirecekler. Milyonlarca genç insan, bu geceyi sevdicekleriyle geçirme isteği içersinde ailelerine yalanlar söyleyip, türlü türlü saçma hediyelerle birlikte sevdiceklerine koşacaklar. Geçiniz efendim. Bu günün özel anlam ve önemi yoktur! Bu günün bana hatırlattığı tek şey var, o da yıllar önce izlediğim "sevgililer günü cinayetleri" gibisinden bir ismi olan gerilim filmidir. Çok gaz bir filmdi o çocuk bünyeye göre. Elimizde balta ile sevgili avına çıkıp, kalplerini söküp, sevgililerine paket yapıp göndermeliyiz, biz sevdiceklerinin yanında olamayan üzgün insanlar. Evet.

Uzun zaman sonra bir makarna daha yaptım ve sanırım bu sefer çok güzel oldu. Ama bir yeri eksik olmasa şaşırırdım zaten ve bende şaşırmamak için tuz koymadım. Koydum ama az koydum. Koymamış gibi yaptım aslına bakarsan sevgili okuyucu. Neyse. Gayette güzeldi, sos bile yaptık. Yaptık biraz yalan olacak sanırım, öylece bir uğrayan sevgili teyzeme yaptırdım sosunu ehu. Teyzem yaptı evet, ama makarnayı ben yaptım. O kadar güzeldi, o kadar güzeldi ki yarısını yiyemedim. Ama olsun, karnım toktu, o yüzden. Emrah yedi hepsini. Eve varınca emesenden tekrar tekrar teşekkür etti bana. Hakettim bunu sanırım, gerçekten güzel olmuş..

Emrah !:
kamkem
Emrah !:
makarna ıcın tekrar saol
deathrow | holy shit!:
afiyet olsun güle güle sıç

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Kendim düştüğüm gibin, kendim kalkarım!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

İsmet...

Bazen çok pis yazasım geliyor. Ama bilemezsiniz, döktüresim geliyor resmen. Gel gelelim o anlar bilgisayar başında olamıyorum yada bilgisayarla uğraşamayacak kadar yoğun oluyorum. (Bu kadar yoğunken bile saçma şeyler düşünebiliyorum anlamına geliyor bu. Böylede garip bir adam.. Neyse.) Bi okusanız o an aklımda olanları.. Baya eğlenirsiniz bence. Eğlenmeyenin parasını iade ederim o anlarda.

Yolda giderken mesela, çok süper konular geliyor aklıma. Yada çok güzel sözler, böyle birşey anlatırken araya serpiştirilecek özlü sözler konseptinden. O an kendimi dünyanın en erdemli insanları arasında görüyorum. Nasıl götümü kaldırıyorum bilemezsiniz. Sonra eve geliyorum, aklımdan geçenleri yazmak istiyorum. Ama bi bakıyorum ki aklımda birşey yok. Hiç birşey yok ama. Konu başlıkları geliyor aklıma ama onlar birşey ifade etmiyorlar bana. O an dünyanın en erdemli adamı hissiyatı gidip, dünyanın en unutkan adamı hissiyatı sarıyor bünyemi.


Siktirette diyemiyorum. Güzel malzemelerdi! Onları Türk Dil Kurumundan birileri okusa beni layık olduğum mertebeye, "atalık" mertebesine yerleştirebilirdi aslında. Ata dediysem bildiğin atasözlerinden bildiğimiz atalar babında.. Yok yani, memleketi kurtaracak bir Ata daha gelmez. Geleceklerin hepsini asmışlar zaten. Neyse.


Bir gün ata olucam, bunu biliyorum. İlkokul yada Ortaokulda birileri benim sözlerim üzerine kompozisyon yazacaklar. Liseliler yazmaz ama. O kadar kapsamlı düşünemiyorum henüz.


Filozof falan mı olsam? Sıkıcı lan onlar.

Ama en güzeli kolpalık style. Kolpalık çok eğlenceli birşey. Tavsiye ederim.


Birde şey geldi aklıma. Normal hayatta ('normal hayat' ne lan?, günlük hayat olmasın o? :s) konuşurken kullandığımız kelimeler, isimler falan, yazdığımız zaman çok acaip değişik geliyor bana arada bir... İsmet mesela. Söylerken hiç bir garipliği yok ama ben şimdi bunu yazınca acaip farklı birşey oldu sanki.. Ne acaip bişey lan bu İsmet. Çok ilginç. Söylerken bu kadar ilginç değildi ama yazınca birden ne kadar ilginçleşti. İsmet... Çok garip...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri... v.2

Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!

Ohh beeybi. Yine aklımı kaçırma eğilimindeyim, bir güz sabahı.. Belkide kıştır, kim bilir. Zaman kavramım kalmadı adeta, bu saykoluk çıldırtacak beni. Belkide küresel ısınmadandır, kim bilir.

Gözlerimi seğirterek bakıyorum şu buğulu camlar ardından. Alnımı cama dayayınca komik oluyorum dışardan, eminim. Bunu göremediğim için derin bir huzur var içimde. Ama gören olursa ona hiç acımadan nah yapabilirim. Hatta sol avucumun içine vuran, sağ bileğimin çıkarttığı şiddetli şaklamayı duyması için camı bile açabilirim bu soğuk günde, hiç çekinmeden, üşenmeden, üşümeme aldırmadan. Ohh beeybi.. Yaparım bunu, bilirsin.

Bilir misin? Aslında hiç bir fikrim yok.

Orhan Veli şiiri gibisin terbiyesizim!..

Uzanmışsın yatıveriyorsun sere serpe. Bakışlarında davet var ama biliyorum, sende beni istiyorsun. Söyleyemesen bile hissediyorum, evet. Ama tıpkı o şiirde bahsedildiği gibi kolunu kaldırmandan ve bir elinle de göğsünü tutmandan anlıyorum ki, içinde kötülük yok!.. Yok biliyorum beeybi. Benim de yok ama.. Yapabileceğim birşey de yok!

Bu puslu camlar arkasından, röntgenime devam ederim, acımam beeybi. Dışardan cama dayadığım alnımı gören olursa bilirsin, acımam, nah yaparım.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Mezuniyet Fotoğrafı

- Y O R U M S U Z -

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri... v.1

Seyfi abiyi bilenler bilirler... (bknz: Seyfi Abi) O dağlarda bir ermiş, o köy kokulu taş fırın ekmeği, o yardımsever bir halk kahramanı, o Seyfi abi; kolsuzların kahramanı...

Seyfi abinin fantastik düşleri olaraktan bir seriye bağlıyorum ahueuha.

--- o.o.o.o ----

Arkandan yaklaşırım, ruhumun üzerinde yürürüm adeta. Ayağımın altında ezilen karınca bile duymaz geldiğimi, ki bu sessizlikte yürürüm ben bu ruh hali içersindeyken... Parfümünün kokusunu içime çekerekten yaklaşırım ense köküne kadar, boynuna bakarım, enseden fışkıran tüylere dokunmak isterim. Ama yapmam, yapamam, tüylere alerjim var çünkü...

Ve bir coşkun edasıyla "tisss" ettiririm havayı ensene, tam dişlerimin arasından.. Ve yalarım bi anda, ne olduğunu bile anlayamazsın.. Kendine geldiğinde ve ne olduğunu anlamak için etrafına baktığında, bi köşede pis pis sırıtan beni gördüğünde, herşey için çok geç olduğunu, artık yalanmış ve kirletilmiş olduğunu anlarsın..


Ve yanıma gelip, bi kere daha istersin...

Ama ben olmaz derim, içimde derin bir sızıyla...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 0 Comments

Okşan İsmi İle İlgili Gelen Tepkilere Cevaptır!...

Evet aşağıda bulunan naçizane, "isimden karakter tahlili" isimli yazımızda bulunan tahlillerden Okşan ismine "Orospu ismi" demem, kamuoyunun tepkisini çekmiştir. Herkes "neden Okşan'lara orospu dedin?" diye sormaktadır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben Okşan'lara orospu demedim. Böyle anlaşılması bence çok saçma. Milyonlarca köpek sahibi, köpeklerine Alex ismini koyduğu zaman Fenerbahçe'li Alex kalkıp hiç birine,
"sen bana köpek demek istedin" diye kızmıyordur muhtemelen. Yada kimse bir köpek sahibine "neden Alex'e köpek dedin?" diye söylenmiyordur. Lütfen biraz derin düşünelim.

Şöyle birşey var ki; o da, bu yazıda sadece gördüğüm, bildiğim isimlerin teknik analizini yapmış olmamdır. Bunu zaten Kezban'larda belirtmişim.

Belirttiğim üzere bende genel olarak böyle bir intiba bırakmış tanıdığım yada filmlerde gördüğüm Okşan'lar. Aranızda Okşan olan yada Okşan isminde bir tanıdığı olan boş yere alınmasın yani. Her tespitim tutacak diye birşey yok.

Fatih'ler
i iyi tutturmuşsun kardeş, tebrikler diyen yok, Aslı'larda çok güldük diyen yok, Temel'lerin esprisi benimde aklıma gelmişti diyen bile yok! Varsa yoksa Okşan'lara neden orospu dedin! Bu kadar gelinmez ki bir insanın üzerine ama!

Yalarım o olur.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

Tefeci...

Bugün bir tefeci insanı şirketten içeri girdi, ağır adımlarla yanaştı..

Görünüşü tipik bir mağara adamı ve gangster modeliydi. Uzun siyah bir ceket, ince siyah bir atkı, kalın bıyıklar, beyaz gömlek ve siyah pantolondan oluşmuş takımını gururla taşıyordu.

Yanaştı ve cebinden bir tomar kartvizit çıkarttı, ağır adımlarla uzattı ve ne iş yaptığını anlatmaya başladı.

"Şimdi efenim, vadeli çeklerinizi alırız uygun bi oranla kırarız, nakit paraya ihtiyacınız olursa hallederiz. heeğ. 24 saat ulaşabilirsiniz bana anadın mı? heeğ. Cumartesileri 1'e kadar çalışıyorum yalnız. Çek, senet ne olursa hallederiz abi. Bize bi isim olsun yeter, 10bin YTL'ye kadar çözeriz, heeğ."

Bu aşamada ben hiç ses çıkartmadan adamı dinledim, kartı altım, teşekkür ettim ve gitti.

Bence garip birşey bu.

Kartın arkasında yazan notsa şöyle;

Sayın iş sahibi;
Vadeli satışlardan doğan alacaklarınız, müşteri çekleriniz, şahsi çekleriniz düşük oranlarla nakite çevrilir. İşlerinizde başarılar dileriz.

Not: Cep telefonlarım her saat açıktır.

Nasıl yani? İnsanların zaaflarından ve ihtiyaçlarından yararlanan birileri mutlaka çıkıyor işte.. Şahsi faktoring olayı? ;)

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

İsimden Karakter Tahlili

İsimden karakter tahlili olayına adım atasım geldi. İçinizden bazıları bunları okuyacak ve aynı isimde olduğunu görecek, sonra "ne elaaakası var .arraaam?!" diyecekler. Onları önemsemiyorum. Her gün baktığınız yıldız falınız, burçlarınız bile tutmazken onlara inanmaya devam ediyorsunuz, benim çevremde bulunan insanlara dayanarak ulaştığım mutlak tespitlere ses etmeyin! Siz, bizzat kendiniz, çevrenize bakın ve bu isimlere sahip insanları bir değerlendirin. Ufak yanılma payları olsa bile genel olarak görünen çerçeve budur. Siz, bizzat kendiniz, bunu deneyerek görebilirsiniz.

Fatih'ler; Fatih'ler muazzam derecede boş konuşan tiplerdir. Varsa yoksa sallasınlar ve boş konuşsunlar. Espri kabiliyetleri sıfıra yakındır ve genelde çok kısa süre önce tanışmış olsalar dahi, insanlara yakınlık gösterirler. Çok samimi olmaya çalışırlar, hemen "kanka" muhabbetine girerler. Genelde oburdurlar. Heyecanlıdırlar ve bir iş yapmadan önce, bildikleri bir iş dahi olsa çevresindekilere tekrar tekrar sorar ve onay almak isterler. Kendilerine güvenleri azdır. Kesinlikle, en emin olduğum isimden karakter tahlili budur, kimse itiraz etmesin. Fatih'leri adım gibi bilirim ben!..

Esra'lar; Esra'lar güzeldirler. Esra ismine sahip olma niteliğini kazanmış insanlar, nedenini anlayamadığım bir şekilde güzeldirler. Şu yaşıma kadar tanıdığım onlarca Esra arasında en fazla birkaç tanesi çirkin çıkmıştır. Espriden anlarlar ve sosyaldirler.

Hüseyin'ler; Hüseyin'lerden tırsacaksın arkadaş. Arkadaşlarsa çok iyi arkadaştırlar ancak düşmansan boku yemişsindir. İyi içerler, sigarasız yapamazlar. Yüzde 70'lik bir oranı kiloludur. Öküz gibi değil tabi ama kilolu yani. Neyse. Hüseyin'ler geveze olurlar. Konuşmayı ve ilgi çekmeyi pek severler. Genelde insanlar tarafından sevilen tiplerdir. Nerede bir Hüseyin görürseniz, çevresinde toplanan kalabalık onu seven insanlardan oluşmuştur. Güler yüzlü insanlardırlar.

Eda'lar; Eda'lar bildiğin saftiriktirler. Tanıdığım Eda'ların hemen hemen hepsi saftirik çıkmıştır. Eski çalıştığım şirkette bir Eda vardı mesela, tüyleri dökülmüş olan bir kedinin, benim tarafımdan ısırıldığı için tüylerinin döküldüğü yalanına bile inanabilmişti.. Böyle bir saftiriklikten bahsediyorum. Fizikleri düzgündür ama bir o kadar odunsu davranışlar içersindedirler. Çok kolay kandırılabiliteleri vardır. Rahatlıkla kullanabilirsiniz. Çirkef olabilirler bazen, dikkatli olun.

Cem'ler; Cem'ler çok çeşitlidirler. Çevrenizde bir çok Cem görmüşsünüzdür. Bazıları benim gibi doğal karizmadan, yakışıklılıktan, yetenekten, zekadan (h) payını fazlasıyla almışlardır ama bazıları da bir o kadar uzak durmuşlardır bu olgulardan. Bu olguların dağıtımı eşit olarak yapılmamıştır Cem'ler arasında. Misal Fatih'lerde olan o boş konuşma olayı hepsine eşit dağıtılmıştır ama Cem'ler de bu söz konusu değildir. Cem'ler genelde komik insanlardır, çevresinde bulunan insanları güldürmeyi severler. Ama bazı Cem'ler bunu bilinçli olarak, espriler üreterek yaparken, bazı Cem'ler direk mallıklarıyla insanları güldürebilirler. Ben bu iki kategoriyede adayım mesela. Cem'ler hayalcidirler, bol bol hayal kurarlar ve genelde g.tlerinde patlar. Böyledir bu Cem'ler..

İsminin yanında, sonunda, önünde "gül" olanlar, yani Nurgül, Songül, Ayşegül gibi; bu insanlar eğlenceli insanlardır ancak fazla da laubali olmayı sevmezler. Cool takılmak onların olayıdır. Sizi seviyorlarsa öyle bir dertleri olmaz, laylaylom geçinir gidersiniz ama yeni tanıştığı biriyseniz yada yabancı bir ortamdaysa kesinlikle ağırbaşlı ve karizma takılırlar. Gururludurlar. Otoriterdirler kesinlikle. Çükertirler adamı önem verdiği bir konuda yanlış yaparsanız. Hafif kırıktırlar.

Kezban'lar; Kezban'lar hakkında inanın hiç bir fikrim yok. Çok isterdim Kezban'lar hakkında birşeyler bilmeyi ama bilmiyorum. Tanımıyorum Kezban'ları.

Temel'ler; Temel'ler gerçektende fıkralarda yaşayan karakterlerdir. Aslında bu isimde insan yoktur pek. Olanlarda geceleri dışarı çıkarlar, ortalarda görünmekten pek hoşlanmazlar. Çünkü her görüldükleri yerde bir fıkraya malzeme olmaları işten bile değildir. Özellikle Dursun ismine sahip insanlarla bir araya gelmemeye dikkat ederler. Onlar gecelerin adamıdır. Karpatların Maradonası'dır. Eifel kulesinin sağ direğidir. Onlar aramızdalardır ama hissetmezsiniz. Gündüz dışarı çıkmaları gerektiğinde farklı bir isim kullanırlar. Bir Murat'tan fıkra olmaz ama bir Temel ne yapıyorsa olaydır insanlık için. Göz önünde olmak onlara artık sinir bozucu gelmektedir.

Aslı'lar; Aslı'lar güzeldirler ama böyle feci soğukturlar. Soğuk, donuk bir güzellikleri vardır. Zeki olduklarını söyleyemezsiniz. Bunun basit bir açıklaması var; çünkü değiller. Aptal sarışın modeline çok uygun tiplerdir aslına bakarsanız. Gördüğünüz 10 aptal sarışından 2 tanesinin isminin Aslı yada Aslıhan gibi içinde Aslı barındıran isim olması kuvvetle muhtemeldir.

Okşan'lar
; Okşan orospu ismidir. Bunu Yeşilcam ve film/dizi sektörü yüzlerce kez yüzümüze vurmuştur. Okşan ismini duyunca aklıma boyalı bir orospudan başka birşey gelmiyor, kusura bakmasın Okşan ismindeki iki ayaklı metabolizmalar.

Murat'lar
; Murat'lar genelde huysuz varlıklardır. Dediğim dedik, çaldığım düdük diyen, inatçı ve huysuz garip yaratıklardır. Çok fazla sevmez insanlar Murat'ları. Murat'larda itici bir yan vardır. Ara ara komik olabilirler, ara ara çok iyi olabilirler ama genel olarak iticidirler. Bu kadar. Daha fazla Murat'lardan bahsetmek istemiyorum artık.


Birde bazı isimler vardır ki, yaşlı amcalara olmaz, yada teyzelere. Mesela Alican ismi. Küçük bir çocuğa gayet güzel olabilir, sevimlidir, fiti fiti seversiniz "amanda aman Alican!" diyerekten, ama 80 yaşında bir Alican olmaz, olamaz! Çünkü bunun gerçek nedeni Türkiye'de ortalama yaşın 70 oluşudur. 70 yaşından daha büyük bir Alican amca yada Alican teyze görmeniz olası değildir. 70 yaşında bile çok ilginç durduğu gerçeğini hepinizin bildiğini varsayarak söylemiyorum. Ama bir bebeğe Bahattin, Necdet, Şükrü gibi isimler yakışmaz. Onlar büyük adam isimleridir. Misal babamın adı Necdet'tir, ve babannem, çocukken babamın ağır abi gibi takıldığından bahsetmiştir bize hep. Bütün bunlar bir tesadüf olamaz. Ece teyze!.. Çok saçma. Neyse.

Ece'ler; Ece'ler oldum olası çıtır kalacak insanlardır. Ece bir çıtır ismidir. Misal bakın Ece Erken'e? Ece Uslu'ya? Hala çıtı pıtı mis gibi hatunlardır bunlar. Ece'ler çıtır doğmuşlardır ve çıtır öleceklerdir. Ece ismine sahip insanların 70 yaşına kadar yaşama olasılıkları milyonda birdir. Ece ismi çıtırlığı simgeler ve Ece ismine sahip olma niteliği kazanmış iki ayaklı metabolizma, çıtırlık özelliğini kaybetmeden yok olmaya mahkumdur. Bence böyle olmalı yani. Ece dediğin çıtır olmalı. Yakıştıramam bir Ece'ye pörsümüşlüğü.. Olmaz.

Murat'lar iştahımı kaçırdılar. Yeter bu kadar. Yalarım o olur.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Film İndirme Olayı.. Ayı Yogi ve Brutal Huzur...

Efendime söyliyim, rapidshare olayına upload edip, sikkodan sitelerde paylaştığım filmler için burada da bir link vereyim, sikkodan insanlar yararlanıyor, sevdiğim insanlar neden yararlanmasın değil mi? Linki kenar tarafta vereceğim ancak şunu söylemek için bu konuyu açtım.

Bazı filmlerde şifre olabilir, heyecanlanmayın, önemsemeyin. Çünkü bizzat ben, bu dosyaların yaratıcısı, şahsım, bizzat size buradan şifreyi vereceğim. Sadece birkaç tanesi isteyecektir, eğer şanslı değilseniz onlardan birini indirmezsiniz artık aheu. Ben yaratırsam, ben yokederim! :s

Genel olarak taşaklı filmleri upload ettiğimi söyleyemem. Ama ben izlediklerimi gayet sevmiştim. Dikkatinizi çekmek isteyeceğim bir film yok diyemem, hepsi güzel. Ara ara uploadlara devam ediyorum ve ara ara güncelleniyorlar. O yüzden burada bir liste yapıp, her gün onu güncellemek işime gelmez. İndirecek olan girsin baksın, isme göre düzenle desin, işini görsün. Bu kadar basit bir iş için beni uğraştırmayın. Ben zaten işin zor olan kısmını yapıyorum. Söyletmeyin adamı.. (Çokta sinirli yiğidim :s)

Efendim, şifremiz küçük hafrlerle dlul.net tir. Bu kadarcık. Sadece birkaç filmde isteyeceğini tekrar hatırlatayım. Beceremeyenler isimlerini ve telefonlarını bana mail atsın, müsait bir zamanımda arayıp "salaaak salaaak salaaak" diyeyim onlara. dsjkfjdsa

İndirirseniz iyi seyirler, indirmezseniz size bol Seda Sayan'lı günler dilerim sdfnusadf.

Sahi geçen gün bir müşterimde Seda Sayan programı açıktı, müşterimde kocaman bir adam yani, hatun falanda değil. Neyse, kadının bir tanesi önüne gelenden çocuk doğurmuş, 4 tane çocuğu varmış, bakamıyorum diye ağlıyordu. Amca izleyip izleyip küfretti sinirlendi, "ne kadar salak bir milletiz biz yahuuuğ" dedi. Ama aslında bu salaklığa, o salak programı izleyerek ortak olduğunu fark etmiyordu tabiki. Hıığ hığğ dedim bol bol, hiç eğlenmedim.

Birde geçen gün çok canım sıkkın, inanamazsın. İnanmazsın zaten ama cidden öyle. Böyle afakanlar basmış, içim içimi yiyor derecesinde :s Müzik bile açmamışım yani eve giderken sen düşün artık! O derece baymış bir durumdayım ve çantamda inanılmaz albümler var. Ölünün kulağına tak pogo yapmaya kalkar! O derece enerji deposu albümlere sahibim ayıptır söylemesi. İşte düşün bu durumda bile müzik dinleyemeyecek kadar sikko hissediyorum kendimi. Cebimde süpersonik kitabım Otostopçunun Galaksi Rehberi var, ki ne zaman okusam ağzım kulaklarıma varır, kulağıma bir dil atar geri döner, onu bile okuyamıyorum. O derece baymışım.

Kendi kendime sessizce bir otobüs yolculuğu yapmak istemiştim oysa. Ama yanımda oturan insan görünümlü iki ayaklı hayvanı tahmin edememiştim tabi. Ben oturdum bu ayı yoginin yanına, bu başladı cark cark cark cark cark... SAKIZ ÇİĞNİYOR MISINA KOYİM! ADAM SAKIZ ÇİĞNİYOR VE BUNU CARK CARK CARK EFEKTLERİ VEREREK, HERKESİN BİLMESİNİ İSTİYOR!!

Ama ben bilmek istemiyorum!..

Önce bi iki baktım. Yok adam düzelecek gibi değil. Hay hanuna boing777 dedim. Bakındım, başka yer yok.. Mecburum bu ayı yoginin çizgi filmde aldığı sevimliliği alamamış şeklini çekmeye..

Kafamı başka yerlere verdim, onu bunu düşündüm, şunu bunu hallettim.. Az birşey duymamaya başladım ben adamı neyse.. Tam konsantrasyon cark efektlerine karşı savaşıyorum. Derken ÇAAAT diye bir ses! Bismillahirrraaahmanirrahim çektim attım kendimi koridora.

Adam sakız patlatmış.

YÖÖÖÖHH dedim YÖÖÖÖÖHH... Seni insan suretinde dolandırıcılık yapan hayvan seni..

Taktım kulaklığımı, koydum içine Brutality albümünü, verdim son sesi, ki normalde son ses dinleyemem, ooohhh dedim mısına koyim oooh.. O an tüm enerjim yerine geldi, süpersonik kitabımı çıkarttım, o gürültüde onu okudum, otobüsten indiğimde kulaklarım azıcık s.kilmişti ama en azıdan cark cark cark efektlerini duymadığım için huzurluydum.

Çok küfür edesim geliyor böyle ayı yogilere.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

National Geographic POD