Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

At Gibi Peri Kızı

























Dünyanın en saçma benzetmelerinden biridir bence "Peri Kızı" olayı.


Çok şükela, cillop, mis gibi bir hatun kişiyi tarif etmek için bazı yalancı insanlar, "Peri Kızı gibiydi ağbi hatun" gibisinden cümleler kurarlar. Hiç haz etmem o yalancı insanlardan.

Hayatında kaç tane peri gördüğünü sormak en basit yoldan saldırı olur. Hayatında daha peri görmemişsin, bir de utanmadan kızına benzetiyorsun!. Ayıptır bu kadarı. Bu periler senin çizgi filmlerde gördüğün bal dudaklı cilloplar mı sanıyorsun? Senaristin kendini nirvanada bulduğu bir an içersinde yardırmış olduğu halisülasyonlar bunlar, kabul edin.

Ha bir de bu olayın sadece hatunlar kısmı açısından olması da bu benzetmenin yalanlığını tamamen ortaya çıkartmıyorsa ne çıkartıyor? Peri Kızı.. Peri Oğlanı, Peri Oğlu, Peri Çocuğu gibisinden benzetmeler neden yapılmaz? Nedir bu ayrımcılığın sebebi? Abaza bir senaristin kurbanısınız hepiniz...

Benzetmeler söz konusu olduğunda erkekler kadar ezilen bir insan türü daha görmedim. Hani geyler bile daha güzel yakıştırmalara maruz kalıyorlar.

Normal beden ölçülerinin biraz yukarısında bir fiziği olan hatun, "at gibi" olarak değerlendirilirken, aynı şekilde normal beden ölçülerinin biraz yukarısında bir fiziği olan erkek kişisi "ayı gibi" olarak tanıtılıyor insanlığa. Ha bunu ben de yapıyorumdur. Bilinç altımıza yerleşmiş sanırım ondan bence.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Dün geceden kalmış olan şarabı yudumlayarak bakınıyorum etrafa boş boş, uyukluyorum, uyanıyorum, kalkıp dolaşıyorum. Karar veremedim günümün nasıl geçeceğine. Saatlerin ileri alınması dengemi sarstı sanırım. Fazlaca bir kasvet yüklü üstüme. Havanın etkisi büyük tabi. Hemen akşam oldu, ne kötü. Yarın şirkette yardırırken olmaz ama bu akşam!.. Miskinliğin en üst seviyesindeyim..

İki haftadır fark yediğimiz takıma bu hafta biz fark attık. O yüzden içim rahat. Yorgunluk bile hissetmiyorum eheh.

Dün Ikea'ya gittim, cebimde paramın olmamasına dua ettim gerçekten. Yoksa çılgınlar gibi alışveriş yapabilirdim ahah. Müthiş şeyler var dekorasyon için.. Hani kendi yaşadığın eve uymayacağına %100 emin olsan bile alasın geliyor bu tür malzemelerden. En ufak hasarla çıktım. Bir iki şımarık oyuncak, kokulu mumlar, çerçeveler ve askılar alarak kapattım alışverişi. Mumu içine koymak için bir de kase mi derler ne derler, işte ondan aldım. Ama kokulu mumlar odanın havasını değiştirdi resmen. Mis gibi kokuyor oda. Belki bu koku yumuşatıyor beni, o yüzden böyle miskinim? :s

Taşıyacağım odam için alacağım mobilyaları kestim, not aldım ve artık maddi olarak kendimi hazır hissetmeye bakacağım eheh. Çok hayvani güzellikte yataklar var. Onları görmek hoşuma gitmedi hiç. Çok güzeller ama felaket pahalılar normal bir sonuçla.

Neyse, olur olur, hallederiz.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Güzel geçmiş bir gün olabilir tabi. Güzel de gidebilir bu saatten sonrası. Ama kimin umrunda?

"Sigaramın dumanına sarsam, saklasam seni" diyerekten çok güzel bir şarkıya imza atmış olan Ezgi'nin Günlüğü grubunun şarkısını dinlemekteyken, bir anda dağılıp, bir anda kafayı duvara gömüp, bir anda şarap almaya koşarken buldum kendimi. Sonra sigara istedi canım eve dönerken ama koccaman bir pakedi almak istemek bana göre değildi şu an.

Bakkala uğradım, sigaramın dumanına sarmak için; belki tek dal bulabilirik deyu deyu. Mithat abi aceleyle etrafı toparlamaktaydı. "Aaağbi" dedim, "sen dal sigara satıyor musun?" Aceleyle ceplerini yokladı. "Al şunu" dedi cebinden çıkarttığı pakedi önüme fırlatarak. Şaşırdım tabi. "Hayırdır aaaağbi?" dedim. "Uğraştırma beni, kurtlar vadisi başlayacak, yetişmem lazım, al onları iç işte" dedi. "hehe." diye güldüm. "Eyvolleah abim büyüksün" dedim koydum pakedi cebime. 2 tane çıktı içinden. Tam istediğim gibi eheh.

Kurtlar Vadisi lazım her eve. Memati ölecek mi acaba? :|

Şarabımın müthiş aromasını ağzımda yuvarlarkene sürücü eğitim rehberi kitabının üzerinden bakan hatuna kaldırıyorum kadehimi. Sonra alkolün ne derece huzur verici olduğunu düşünüyorum. Hele bu huzursuz gün söz konusuysa.

Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli muhteşem kitap serisini bitirmek üzereyim ve buna dair kendime küfürler savurmaktayım. Bu kitap serisini sahibine vermek istememekteyim. Bunu kendisine ilettim aslında. Ama ilerde aynı ev içersinde toplanacağı için çok çirkeflik yapmak istemiyorum. Dedektif Dirk'ün maceraları en az avanak Arthur'un maceraları kadar mükemmel! Belki biraz daha güzel bile diyebilirim. Bu hikayenin tamamını okuyamayacak olmak üzüyor beni. Kısa zaman içinde almalıyım Dedektif Dirk hikayelerini.

Düşünün şimdi. Bir dedektif olsun bu düşündüğünüz kişi. Adının Dirk olması muhtemelen sizi sonuca ulaştıracaktır ama biraz sabredip, adının Dirk olmadığını varsayın. Güzel. Şimdi bu elemanın hesabına bir yerlerden yüklü miktarlarda para geliyor ve bu dedektif bu paranın nereden geldiğini bilmiyor. Bu paranın birini takip etmesi gerektiği için yollandığını düşündüğü için, caddenin köşesinden dönen beşinci şahsı takip etmeye başlıyor, tamamen saçma bir varsayımla ahahuıhsadfıasd Of ne güzel güldüm. Takip ettiği adamın aktör olduğuna karar veriyor nedensiz bir şekilde ve sırf hava alanına gittiği için, California'ya gideceğini düşünüp tamamen saçma bir varsayım neticesinde, tamamen mantıksızca uçağa bilet alıp California'ya gidiyor. Ama normal bir sonuçla adamın o uçakta olmadığını kabul etmesi 11 saatlik bir yolculuk sonrasına denk geliyor. sadofşjdsıofsdfsd

Of..

Douglas Adams! Büyük adammışsın şerefsizim. Ve şu Dirk hikayelerini okuduktan sonra seni sadece "Otostopçunun Galaksi Rehberi"ni yazan adam olarak anmayacağıma emin olarak uyuyabileceksin yattığın yerde.. İngiliz komedisine sevgi saygı. Seviyorum.

Perşembe ve Cuma günleri mesleğimle tamamen alakasız olarak toner dağıtımı işine çıkıyorum. Arada bir kağıtta dağıtabiliyoruz tabi. Ama ben, bana ne iş vereceklerine bakacak durumda değilim gerçekten. Sonuçta şu an yaptığım işte bir kariyer hedefim yok. Kariyeri olan bir teknik amele gören en son insan zaten ilk homo-sapienslerden bir tanesiydi sanırım. Neyse. Çok mutlu oluyorum dışarıda olduğum zamanlar. İnsanlarla muhatap olma işi gayet tatmin edici oluyor. Beni bu amele işine yollayan müdürlerime sevgi saygı. Ama az iş olduğu için düşünecek çok zamanı oluyor insanın, bazen zorlayabiliyor.

Bu kadar saçmalayabileceğim kafam hafif güzelken. Ok.Bye!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.4

Sevdiceğim Sarılmıyor Bana

Papatya ya da lale olsun isterdim ama
Hediye bu, seçemezsin ki...
Ben istemedim gül kokulu vücut şampuanını aslında.
Hatun işi sandım geri çevirdim ama üstünde "herkeşe uyar" yazıyordu,
Terbiyesiz gibi, kocaman kocaman, fantastik gibi.
Sevdiceğim sarılmıyor bana...

Ha, tabi biliyordum sevmediğini gülü,
"Al bunu, başka ver bana" diyemezdim ya avoncu teyzeme.
Zaten kesin elinde kalmıştır, ondan hediye etmiştir beleşe,
Sevdiceğim sarılmıyor bana...

Önceden sarılır, öpüşürdük falan,
Bir gül kokusu engel mi sevgimize?
Zaten dandik bişey, kokmuyo adam gibi olum, valla bak!
Gel hele şöyle bi yahu!
Sevdiceğim sarılmıyor bana...

Der ki Aşık Seyfi;
"Böyle vücut şampuanının ta .mına koyayım.
Ben koyamazsam Rıza abi koysun.
Yok O'da kabul etmezse falan, getirin bana,
Zorlar, koyarım yine ben bir şekilde.
Sevdiceğim gel, etme, eyleme!"
Sevdiceğim sarılmıyor bana...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 6 Comments

Sarma

Annem süper sarma yapar.
Annanem de öyle.
Parmaklarınızı yersiniz.
Keza teyzelerim de iyidir bu konuda.

Ama O'nun annesi aşmış bu konuda. 65.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Son Durak.

Yazmak değil bu, sadece karalamak aslında. Tuşlarını göremediğin bir klavye gibi, göremediğim kağıtlara, göremediğim kelimeleri diziyorum ortama ayak uydurmak istercesine kötü ve silik yazan kalemimle.

Uykum yok, ondan bu garip hisler. Ki yarın sabahın körü diye tabir edebileceğimiz ve sadece kargalar için özel sayılabilecek bir saatte kalkacağım, bilmem kaç tane garip iş yapmak için. Önemsemiyorum işlerimin saçmalığını. Çünkü bizzat ben seçtim bunu. Her kocaman makinanın altına girdiğimde taşımak için ya da her yığılan angaryada ya da yıkanan bir kapakta içten küfürler savurmak istesem bile tutuyorum kendimi. Çünkü ben seçtim binmeyi seçtiğim atı. Çizilen çizgi her zaman düz olmaz ki ama değil mi? Cetvelle bile çizgi çekerken, o eskimiş ve yıpranmış çentiğe gelir ve yamuk bir doğrunuz olur ya hani?..

Dönüm noktaları var hayatın. Dün bu satırları karalamaya başladığım ajandamın bir önceki sayfasında, şahs-ı muhteşem tarafından 31 Aralık gecesi yazılmış bir notu okurken hatırladım benim dönüm noktamın herşeyin güzel olacağını papağan gibi tekrarladığım zamanlar olduğunu. Bilen bilir.. Ve tüm bunlara rağmen tamamen alakasız bir şekilde berbat bir hayatım vardı eheh. Nedir bu iyimserliğin kaynağı kuzum?

Bilemiyorum tabi. Daha önce karaladığım hissiyatlar gibi, iyi bir gelişme herkes için bir dönüm noktası niteliği taşıyabilir bence. Gerçek, bunun farkına varmakta yatıyor aslında sadece. Bir sonra gelecek olan durak dünyanın en güzel nimetlerini önünüze serebilir, mümkündür. Ama o durağın uzak olabilme gerçeğini kabul etmek lazım. Şikayetlerimizi kendi seçimlerimize göre yapmalıyız durağı kaçırmadan evvel.

Sanıyorum ki, herkes güzel bir yaşam geçirmek ister. Yatlar, katlar, gezmek, tozmak ya da özgür bir yaşam ya da her neyse işte. Kendi bileceğiniz iş, beni bulaştırmayın. Ve insanların bu güzel yaşamlar için yaptıkları üç şeyden ikisi dua etmek ve umut etmektir sanırım. Son madde harekete geçmektir ve son maddeye sıra gelmez bir türlü. Dua etmek sırtımızı bir boşluğa dayayıp, beleşe gelecek ganimetten pay koparmayı beklemek gibi birşey bence. Ve umut etmek, harekete geçmediğimiz sürece dua etmek kadar büyük bir kaçış.


Çok umut ettim, hala ediyorum ama gördüm ki harekete geçmeyince umutların içimde patlayacak kocaman çükler olarak dönüyorlar bana. İçimde patlayanlar bir müddet sonra çocuklarım olarak çıkıyor içimden; hayal kırıklıkları olarak.

O yüzden kaçırmayalım durakları, harekete geçelim. İlk durağı yakaladım ben, bundan daha iyi bir durak olmasın.

Dün gece uykusuzluk anımda karıştırdığım ajandamdan okuduğum bir yazı neticesinde, o anlık hissiyatlarla yardırmış olduğum piçim.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.. Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir...
Afrika atasözü


Okuduğum bir blogdan (bknz: http://pigmelerledans.blogspot.com/) görüpte aşırdığım, güzel bir atasözü, hemen eklemek istedim..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

impobisil

Bugün pek efkarlandım bi anda. Dedim, sevdiceğim olsa yanımda, sarılır ağlardım ne güzel. Sonra ilk bulduğum fırsatta aramalıyım dedim.

Bi kere aradım yabancı bi hatun açtı telefonu. Dedi, bişy bişy impossible (yada ben öyle anlıyorum) dedim bana sevdiceği ver. Dedi impossible. Dedim başlatma impobısıl mimpolıbıs falan, sevdiceği istiyorum ben!

Sonra anlayamadığım bişeyler daha söyleyip telefonu suratıma kapattı. Aslında ben kapattım suratına telefonu. Çünkü yavşaktı biraz. Bi kere dinlemeyi öğreneceksin kardeşim! Bişey soruyoruz cevap vermiyor. Tutturmuş bi impolbslı gidiyor.

Diyoruz sevdicek nerde?
-imposıbıl.
*Ne zaman gelir?
-imposıbıl.
*Bugün gelir mi?
-imposıbıl.
*NAAPTIN LAN SEVDİCEĞİME?!!!
-imposibil.
Dedim hanuna koyam bi dinle, papağan gibi ötme.
Dedi imposıbıl.
*Orospu! dedim kapattım.

O kadar konuşmak iste ama orspunun tekinin yüzünden konuşama. Ayıp be dedim. Çok sinirlendim. Dedim, bu iş böyle olmaz! Buna bi çare bulmak lazım.

Tekrar aradım, imposubul dedi. Dedim .mına koyim artık...

Bekledim biraz. Derin nefesler aldım. Dedim, sevdicek aşkına, haydi koçum! Hatta gölgelerin gücü adına!

Tekrar aradım. Bi çaldı, ohh dedim. İkinci çaldı, yihuu dedim. Üçüncü çaldı, işi var galiba dedim, dördüncü çaldı, açmıcak.. dedim, beşinci çaldı, şansımı sikeyim dedim, altıncı çaldı, hayatımın aşkıyla mı görüşüyorum? dedim.

Gerisi huzur doluydu be yau.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri... v.3

Oh Beybi... Ben Seni Engelleyipte Sildim...

Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim.
Gözünün yaşına bile bakmadım üstelik.
Hatta gözümü bile kırpmadım
Kırpmam da gerekmiyordu zaten bebeğim
Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim...

Tamam, yalan değil. Birkaç kez gözümü kırptım
Ama bunlar standart kırpışlardan biriydi
Alakası bile yoktu seninle...
Göz kapaklarıma kürdan takamazdım ya?
Tam adının üzerinde sağ tuşa basarken kırptım bi
Bi de "bu şahsı hotmail kişilerimden bile sil" çentiğini işaretlerken.
Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim...

İyi niyetli düşünme bebeğim, yavrum, canım...
İşlerim yoğun falan değil ya da netimde sorun yok.
Neden olduğunu bile anlayamayacaksın sen belki,
Fark ettiğinde çok şaşıracaksın.
Derinden gelen bir sesle "naaptım mk" diyeceksin
Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim...

Tarihin karanlık sayfalarına bile gömmüyorum seni
Mezarcı değiliz biz çünkü, gömmeyle falan uğraşamayız.
Soran olursa "gömün mk" deriz en fazla.
Gerçi çoğul konuştuğuma bakma, tek ben sildim.
Başkası silerse s.kimde de olmaz hani
Tohumuna para mı saydım bebeğim, yavrum...
Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim...

Birşey kaybetmem ben, daha bin altı yüz kişi var listemde
Hiç biri senin kadar alttan vurmadı ama
Düşünceliydi onlar.
Saniye bazlı düşünebilen japon balıkları kadar bile düşünemiyorsun sen.
Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim...

Yolun düşerde bakarsan bu bloğa,
Der ki Aşık Seyfi;
"Bi s.ktir ol git, gözüm görmesin seni"
Hakkını ver o zaman, yorum yap.
İyi koymuş lafı.
Son bir iyilik yapmak istersen google reklamlarına tıkla işine yarayan varsa,
Azıcık işe yaramış olursun!
Oh beybi, ben seni engelleyipte sildim...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 7 Comments

death side story never ends...

Evet, yine başladık sadece yazmak için yazmaya.

Yine bir mektup arası olduğunu belirtmeme gerek yoksa o zaman benim belirtmemiş olduğumu varsayabilirsiniz.

Bugün şirkette yazıcı teknik servisinin (yani benim çalıştığım birimin) hemen yan odası olan copy center bölümünde iş yoğunluğu olduğundan onlara yardımcı olmam istendi. Joker, bonus yada daha sikko bir ifadeyle fasülye eleman sıfatında olduğumuzdan her yol serbest yine, yeniden. Neyse, A3 ebadında yapılmış bir baskıyı bir polyester içersine sokuşturup, ısıtıcı cihazdan geçirerek PVC kaplama işini bana verdiler. Kapak yıkamaktan daha kolay bir iş olduğu için fazla mırın kırın etmedim. Yoksa güzel bir 64 bakışı ile "vereceğin işin .mına koyim senin ulan" hissiyatını yaşatabilirdim gayette rahat bir şekilde.

Diğer elemanlardan bir tanesi seri kopyalama (sanırım 20 bin civarı kopya basacaktı) diğeri de ilkokullarda hepimizin görmüş olduğu okuma fişleri tarzında kağıtları PVC yapıp, kesiyordu. Yalnız bunlar gelişmiş okuma fişleriydi tabiki. Yönetici yetiştiren bir firmanın öğrencilerine neler gösterebileceğini tahmin edebilirseniz edin.

Bizim gibi amele sınıfı olan insanlar bakıp bakıp "ne diyor lan bu" şeklinde tepkiler verdiler normal olarak. Kötü espriler dönebilirdi eğer şansımızı zorlasaydık ama ben buna izin veremezdim. Bir tanesinde "Fikirleri tartışın" yazıyordu. Bu güzel birşeydi. Aslında diğerlerinden de güzel anlamlar çıkartabilirdim. Gerçekten! Ama uğraşmadım. Daha önemli işlerim vardı. Kapak yıkamak gibi mesela?

Zaten şuna artık eminim, o eğitim kitaplarını yalayıp yutmuş olsam bile bir işime yaramayacaktı. Çünkü acı ama gerçek olan bir durum olan, işe girme sürecini yakinen yaşamış bir insanım. Bu yüzden bilgim olan bir konuda milyarlar bayılıp bir sertifika almak zorunluluğum doğuyor. Bilginizle değerlendirilmediğiniz, sadece tasmanızda asılı olan etiketlerle değerlendirildiğiniz gerçeği var. İşte bu yüzden, bu geleceğin yöneticileri olacak insanları yanlış yönlendirdiklerini düşündüm naçizane kapasitemle. "Etiketleri tartışın" daha mantıklı. Kimseyi fikirleri nedeniyle durduk yere bir yerlere getirmiyorlar malum. Yada "Etiketlilerin fikirlerini tartışın" demek daha doğru olur. O zaman doğru bir dal yakalamış olabilirler bence.

Bugün öğlen, başvuru yaptığım bir başka firma aradı beni. Hakkımda azıcık bilgi edindi. Daha müsait bir ortamda konuşabilmeyi tercih ederdim ama yine de tatminkar bir konuşma olduğunu düşünüyorum. Değerlendirip tekrardan arayacaklarmış hatunun dediğine göre. "Biz size döneriz" standartlarından biri olması mümkündür ancak, şu an çalıştığım yere başlamadan önce burası da demişti "biz size döneriz" diye diye. Ehh, neden daha iyisi olmasın? diyerek azıcık umutlanmak bizim hakkımız olsun artık o kadar yıkadığımız kapaktan sonra...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Cem İnsanı Gaza Gelirse...


Evet efendim. Dün yazdığım yazıdan sonra sağlam bi temizlik olayına kastım. Hatta o kadar ki, 392894832 yıldır ellemediğim yatağımın altını bile süpürdüm sildim. Ama bi ara gerçekten korktum o yatağı çekmekten. Çok kararsız kaldım, altından ölmüş babannem bile çıkabilirdi yani. Neyse, anlatalım adım adım neden sonuç ilişkisi çerçevesinde...

Efendim öncelikle dağınıklık olayına değinmek istiyorum. Malesef bir dolabım yok, harbiden yok ama. Yıkanan giysiler koltuğun üzerine bırakılıyor, bende oradan alıp, oraya bırakıyorum mecburen ahaha.. Dolaba benzer bir şey var aslında ama neresine koyacaksın, neresinden alacaksın. Direk iğrençlik abidesi. Aldığım radikal kararlar içersinde dolap almakta var efendim. Komik değil mi? Hayata ve geleceğe dair radikal planlar alıyorsunuz ve bunun içinde dolap almak var. Çok kötü bi durumdaymışım lan gerçekten :s sdhafısd


Evet, her neyse.. Gayet inatçı bir şekilde kastım ve tüm koltuğun üzerini boşalttım öncelikle. Yazdıklarımın haricinde bir ton şey çıktığını söylemeliyim. Çok doğrucu bir adamım hanuna. Sonra oda da bulunan tabak, bardak, çanak tarzında bulaşık olarak niteleyebileceğimiz tüm malzemeleri toplayıp bulaşık makinasına attım. Zaten büyük bi dağınıklık kalkmış oldu böylelikle :p Sonra çöpleri toplamaya başladım. Gofret poşedi, dolmuş küllük, yıllar öncesinden kalmış bira şişeleri, gazeteler, bir kaç dergi falan.. Hepsini alıp çöpe yolladım. Odaya tekrar girdiğimde gördüğüm tek sorun yerde uçuşan toz taneleriydi...

Aslında önceden her haftasonu olmasa bile, haftasonları odamı süpüren bir adamdım. Silmezdim ama bak yalan yok. Pelinciğimin dediği gibi, bilgisayar masasının üzerini kazıma kıvamına getirmeden silmezdim yani. Neyse. Önceden süpürürdük ama bir gün benim canım süpürgem artık süpürmemeye başladı. Bir isyandı, grevdi bu. Çok konuştuk, anlaşmaya çalıştık, şartlarını dinledik ama yok, çalışmamakta ısrarcıydı. Bi nevi ölüm orucu. Süpürge bozulunca ve yenisini alacak param olmayınca bende süpürmemeye başladım doğal olarak. Bu tozlardan kurtulmam lazımdı ama. Çünkü Mimi'nin ablasının "yuh!!" demesi dokunmuştu bana bi kere..

Önce halıyı toplayıp balkona götürdüm, sonra koltuğu çektim. Bulduğum bir fırça ile -fırça hanuna ya fırça!! Dün burada yaptıklarım insan üstü gayretlerdi. Niçe görse üstün insanı buldum diye üzerime atlardı şerefsizim. Ama sevmem böyle şımarmaları, iterdim elimin tersiyle suratımda bir gf ifadesiyle.. Yardım etsin azıcık ipne, öyle yavşamak var mı hemen?!- tozları çekmeye başladım. Ama benim canım odam çok ufak olduğu için pek rahat hareket imkanım yoktu haliyle. Sinirlendim ve ani bir radikal karar aldım. Önüme ne çıkarsa dışarı atmaya başladım. Sehpa, sandalye, yüzlerce cd, onların sehpası, kitaplarım hede hödö.. Ne bulduysam çıkarttım dışarı. Koltuğun arkasını süpürdüm sildim ortada duran kabloya takılmamaya çalışarak...Evet, böylede anten bir sorunum vardı. Priz anten bir yerde efendim. Daha önce kullandığım çoğaltıcı prizin kablosu gayet uzundu. Kapının üzerine çaktığımız çiviler suretiyle tutturup, ortada bir kablo yığını olmadan bilgisayarın arkasına yerleştiriyorduk tüm o kabusu. Ama o kablo yandığı için ve ben terzi kendi söküğünü dikemez sözünü söyleyenleri yalancı çıkarmak istemeyen biri olarak -atalara saygılıyım çünkü- uzun bi kablo takmak yerine, çük kadar bir kablo takıp, tam kapının çaprazında duran bilgisayarıma uzattım o kabloyu. Kablo çük kadar olunca kapıdan girince yüksek bir adım atmadan odaya giremiyorsunuz haliyle. Bubi tuzağı gibi birşey olmuştu. Neticesinde buna bir çözüm bulmak gerek diye düşündüm. Hemen upupuzun bir kablo buldum demeyeceğim tabiki. Bilgisayarın yerini değiştirmeye karar verdim. Prizin hemen solunda, kapıyla tamamen alakasız bir bölüme yani koltuğun eski yerine doğru bir operasyonla bilgisayarı ve sehpaları yerleştirdim. Tüm kitaplarımı, çerçevelerimi, cd'lerimi teker teker silip, daha önceen silmiş olduğum sehpalarının üzerlerine yerleştirdim. Bu aşamayı başarmıştık.

Ama şöyle bir sorun vardı. Msn muhabbeti yapmam gereken zamanlar haricinde bilgisayar benim için ya müzik setidir yada divx player. Yattığım yerden bu iki aktiviteyi yerine getirmeyi severim. Neticede bilgisayarın yeri değişince mecburen yatağında yerinin değişmesi gerekiyordu. Bu acı gerçekle karşı karşıyaydım. O yatak çekilmeliydi... Gerçekten korkarak gittim yatağa doğru. Resmen çekme beni, pişman olursun diyordu. Ama bir sefer bir yola baş koymuştum ben, bu uğurda ne gerekirse yapacaktım ve bunda bir yataktan ve onun altından çıkabilecek herşeye karşı dirayetli olmakta vardı!

Yavaş yavaş çektim yatağımı. Bir toz dağı karşıladı beni önce. Ölmüş babannem çıkmadı. Daha önceden koltuğun arkasından süpürdüklerimle birleştirsem bi yastık doldururuz lan bunlarla diye yaratıcı bir fikir geldi aklıma ama hemen kovaladım o fikri. Saçmaydı çünkü. Yatağı daha önce bilgisayarımın olduğu bölüme çekmeye karar verdim tam karşılıklı olması açısından. Yatağı oraya almadan önce tüm o bölümü süpürdüm ve sildim. Sonra yatağı çekip yerleştirdim güzelce. Sonra geride bıraktığım korkulan manzaranın başına giderek ganimet arayan korsanlar gibi daldım toz yığınının arasına. Bir adet bira şişesi, kargo paketi, top oynarken taktığım eski saç lastiği, bir kaç bira kapağı ve daha önce söylediğim gibi yoğun bir toz karşıladı beni. Bunca zaman odamı benden izinsiz ve hiç bir ödeme yapmadan kullandıkları için kızgındım onlara. Hemen fırçamın yardımıyla yok ettim onları ve viledamın yardımıyla geride bırakılmış tüm delilleri ortadan kaldırdım. Güzel bir çalışma olmuştu. Dolaba benzer iğrenç bişeyi duvar dibine dayadım, yatakla o dolaba benzer bişeyin arasına da koltuğumu sıkıştırdım. Gayet cuk oturdu, ölçsen biçsen bu kadar olur işte.

Sonra gidip halımı sirkeledim bi buçuk saat kadar. Her vurduğumda öyle bir toz bulutu çıkıyordu ki, resmen kızılderililerin dumanla haberleşmesi sanardınız uzaktan baksanız. Bu başımın üzerinden geçen okun açıklamasını yapıyordu. Ama eğer bir Türkseniz o çıkan toz bulutunu yangın olarak değerlendirip itfaiye çağırırsınız. Tam 3 kere itfaiye geldi, yanlış bir anlaşılma olduğu konusunda bana inanmayan itfaiye erlerinden halımı silkelemelerini istedim. O zaman inandılar bana zaten. Bi buçuk saatlik bi uğraştan sonra artık toz çıkmadığına emin olduğumda aldım halımı ve içeriye serdim. Yatak hariç herşey toplanmıştı ama daha dışarda -şu an bile- çıkartıp içeri almadığım bi ton ıvır zıvırım vardı. Yatak nasılsa gece yine bozulacak diye toplamadım ve toplamayı düşünmüyorum. Bu konuda gerçekten inatçıyım.

3te sportif faaliyetlere başlamak gibi bi hedefi olan Cem insanının işi tam 7'ye doğru bitti. Aslında dediğim gibi daha bitemedi. Dışarıda kalmış hala bir kaç ıvız zıvırım var.. 7'de gidip futbol tarihimin en kötü yenilgisini yaşayacağım halısaha maçına çıktım. Geçen hafta 5-6 sayı fark attığımız adamlar bu hafta öyle bir bilenmişler, öyle inançlı çıkmışlar ki... Ve bir de bizim tek adamımız götlük edip maça gelmeyince, bizim takım bir kişi eksik oynayınca sonuç kaçınılmaz görünüyordu. Adamların hepsi zaten 18-20 yaşlarında fırtına gibi adamlar. Deli danalar gibi koşuyorlar. Biz göt göbek salma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen yiğitler olarak tek kişi eksik oynamayı kaldıramadık bu gençler karşısında, neticede 10 küsür sayı fark yiyerek bitirdik maçı :) Ben, bizzat kendim, hani her hafta attığı her golden sonra yıldızlara öpücük yollayan ve bunu çok sevdiği için çok gol atmak isteyen insan evladı bi gol bile atamadım. Hani şansımız olmasa koca bir saatte attığımız o iki golü bile atamazdık gerçi. Adamlar feci hırs yapmış hacım.. ahah Tam kadro oynasak bile yenilebilirdik ama bu kadar ezilmezdik. Neyse, olacağı varmış. Her hafta kazanmak olmaz zaten değilmi?

O süper malubiyet arkasından haftalık şarap içme muhabbetimizi birbirimizle taşak geçerek tamamladık. Eğlenceli ve yorucu bir gün oldu neticesinde. Yarın odamın birkaç fotoğrafını çekicem (pili bitmiş makinanın :p Yoksa şimdi çekecektim ahua Yarına eklemasyon, o kadar yazmışız yollayalım bunu). Ama Mimi'nin ablası tekrar baksın gf gf gf *hih

Efendim sevgiler... Ama var ya çok çılgın resimler bunlar yahu yirin yirin *gore

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 9 Comments

Room, Dirty Room

Çok şükür henüz çöp ev olamadı evim ama çöp oda olma yolunda sağlam adımlar katediyor. İstemiyorum böyle olmasını ama çok inatçı. İllede çöp oda olacağım diyor, karşı koymaya çalışıyorum. Mesela kırk yılda bir içtiğim sigaranın küllerini yinede ağzına kadar dolmuş küllüğe dökmeye çalışıyorum. Ama ilahi bir kol gelip o küllüğü kırk yıllık içeriğiyle birlikte yere döküyor. Tek tek topluyorum izmaritleri, küllerinide üflüyorum geçiyor. Tek derdim çöp oda olmasın biricik odam.

Yine çöp oda olmaması için dökülen saçlarımı gözle görünmeyen yerlere doğru üflüyorum. Çıkarttığım giysileri oraya buraya bile atmıyorum okuyucu! Çıkarttıklarımı odamın içersinde minicik bir yer kaplayan sevimli ikili koltuğumun üzerine atıyorum. Şu an üzerinde neler var bi yazayım bari..

İlk göze çarpan 3 tane kravat. Açık konuşmak zorundayım, gerçekten sadece 3 tane kravatım var... (Kötü hissettim lan kendimi birden sdnafısd) 2 gömlek, 2 kazak, 1 keten pantolon, 1 eşofman altı, 4 tişört, 2 sweet, 2 pantolon, 1 gofret poşedi ( :/ ) 1 şort ve bir tane de üzerime örttüğüm pike. Ha tabi birde Fenerbahçe atkısı var arada. Onu atlamak olmaz.

Minik bir koltuk için çok gibi görünse bile ben hala oturacak bir yer bulabiliyorum orada. Bulamayanlar utansın! Tembelliklerini benim gardro/koltuğuma bahane bularak perdeleyemezler, bunu bilmeli insanlar.

Halının ve koltuğun yan taraflarında neler olduğunu söylemeyeceğim. Biraz özel hayat kalsın yahu.

Yok artık, abartıyorsun! diyenler için resmini bile çektim ama Pelinciğim benim abartmadığımı daha ilk satırları okuduğunda anlamıştır zaten :( İmajın rezilliğine bak hanuna. auahua Aslında çok düzenli bir insandım ben ama herşey elektrik süpürgesinin bozulmasıyla alakalı. Gerçekten! :(

Evet, resmi koyacağım. Kesinlikle hiç müdahale edilmeden çekilmiş bir resimdir. Hiç bi abartı yoktur malesef. Gönül isterdiki burada yalandan insanları eğlendirmek için falan filan.. Böhü..

Evet, anlayacağınız gibi bugün temizlik olayına vereceğim kendimi. İş yerinde kapak yıka, haftalık izinlerinde odanı temizle... Nereye kadar böyle gider bu hayat a dostlar! :s

Odayı toparladıktan sonra sportif faaliyetlere başlayıp, 3 gibi yemeğimi yerim (yavaş! sen 3'e kadar odanı bile toparlayamazsın olm ashudsa) sonrada akşam yapacağım maç için kampa girerim :s

Bi ara evin çöplerini falan toptan atmak lazım yahu.. püff..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 8 Comments

Birkaç Cesur Adam

Yıllardır tek bir sayısını bile kaçırmadan takip ettiğim Penguen'i son 1-2 aydır malesef alamıyorum, okuyamıyorum. Acı verici.. Alpay Erdem neler yapıyor, ne biçimde giydiriyor alt kat komşusuna, teyzelere yada ona-buna..

Erdil Yaşaroğlu hangi hayvana ne rol veriyor son zamanlarda yada Selçuk Erdem'in koyunları neler yapıyor gerçekten merak ediyorum.

Arada öyle bi bağ olmuş ki psikolojik olarak, alamadığım için Penguen'i aldatmış gibi hissediyorum kendimi. Sevgiliyi aramamak gibi birşey. Penguen adı geçtiğinde utanıyorum resmen bu aldatma hissinden dolayı.. Garip birşey. Eski sayıları tekrar okuyorum bende arada bir; "hayır sevgilim, hala seviyorum seni... Yeniden kavuşacağımız günler yakın, merak etme..."

Büyük adamlar vesselam, sevgi saygı..

Netice olarak en güzel yaptıkları işlerden biri olan kapak sayfalarına özellikle hastayım. Yine en son gelişmelerden yola çıkarak yaptıkları bir kapağı buraya koymak için başladım yazmaya ama duygularımın esiri oldum gidişhat itibariyle ehehe.. Eh, okuyamayanlar buyursun o halde.. Bu cesur adamları takdir etmeden bitirmeyelim tabi..

Ve fırsatınız olursa bir Alpay Erdem Stand-up gösterisini izlemeyi ihmal etmeyin. Ölmeden önce yapılması gereken işlerden bir tanesi olarak not edebilirsiniz kesinlikle.. Her hafta nerede çıkacağı köşesinde yazıyor. Sevgi, saygı..


POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Gelmiş, Geçmiş, Gelecek.

Efendime söyliyim! (efendime gıdı gıdı)

Nasılsın okuyucu! Tüm gün ebeme defalarca tecavüz edilmesine rağmen gayet bomba gibiyim ben. Enerji burnumdan çıkıp bacaklarıma kadar vuruyor. (Nasıl bi tanımlama oldu bu böyle.. :s) Kahvemi yudumlayıp enerjimi emmesini beklemek gibi bi isteğim yok, o yüzden bu gazı tamamlayacak bir müzik açtım, çok muhteşem kafa bile sallayabiliyorum yazmaktan arta kalan vakitlerimde :s (long live ex-Sepultura!!!)

Tam yazmaya başlamışken msn'den gelen kudurmuşçasına saldırmalar neden canımın yazmak istediği zamanları bulur?

Evet, cevap vermenize gerek yok..

Neyse efendim. Bugün yine kapak yıkama style ile geçen bir gün oldu genellikle. İade gelen onlarca yazıcıyı yepisyeni yapma görevini üstlendim bugün. Önce özenle kapaklarını söktüm, sonra aşağı indirip bir güzel yıkayıp kurumaya bıraktım. Tabi bu arada yıkayamadığım parçaları sildim, süpürdüm. Görseniz sıfır yazıcı sanarsınız, o derece cillopsal bi çalışma oldu. Ama tabi hepsi bitmedi.

Çünkü şirkette çömezlere özel muamele olarak her dakika bi iş kitliyorlar ahahah. "Cem, Gökhan, Uğur hede hödö gelin şu makinaya bi el atında taşıyalım" Şu makina dediği cihazı 4 kişi zor kaldırıyor yalnız. Kocaman, hayvani makinalar. Adamlar bi fotokopi makinası yapmış, sayfaları bilgisayardan yolluyorsun sana kitap olarak çıkartıyor yolladığın şeyi. Vaammısına koyim dedim ya, caponlar neler yapıyor böyle... Adam deliyor, zımbalıyor, katlıyor.. Okuyup özet çıkart desen onu bile yapar şerefsizim.

Neyse, sonuç olarak ağırlığımızı hissettiremiyoruz çünkü kocaman adamlar bile yapıyorlar bu işi. Sen ben yapmam diyemiyorsun haliyle. Kaç yıllık işin orospusu teknisyen bile kapak yıkıyorken senin yapmaman olmuyor. Eh, ilk başlarda zor geliyordu. Evvelden kapak yıkatan adamdık, şimdi yıkatılan adam olduk auh. Ama alışıyor bünye her şeye. Bu sene aldığım radikal kararlar için bunlara katlanmak durumundayım. 1-2 senelik bir periyodum var önümde, sonrası aydınlık olacak. Akılsız başın cezasını çekiyorum ben açıkçası. Okulu bırak, kendini sözde geliştir(etiketin yoksa bilginde yokmuş arkadaş, basit gerçeklik), yabancı dilini geliştirme falan filan. Ancak böyle bi iş bulabilirsin işte AKP'li falan değilsen..

Neyse, artık hedeflerim kesin. Güzel olacak. Hayat öyle garip bir mevzu, ne tarafa doğru meyil almışsa hiç durmaksızın o tarafa doğru gidiyor. Bi iyi - bi kötü diye birşey yok aslında. Arada olan olumlu yada olumsuz gelişmeler sadece yanılsama. Kötüye gidiyorsa kötüdür, iyiye gidiyorsa iyidir. Aksi olmaz. Alabildiğim radikal kararlar 6 aylık iyiye giden bir sürecin sonucu bence. İyiye gitmeye devam edecek arada yanılsamalar olsa bile. Neyse, iyiye gitmemizi sağlayan etkenimize şükranlarımızı sunarız.

Bugün kapakları yıkarken yine "işimiz almanya'dan iyi valla" diyen eleman geldi. Ne çene varmış herifte valla, kafamı s.kertti resmen. Abi bi sus mına koyim! dedim en sonunda. Bu sefer, cezasahasına giren bir oyuncunun sırtına uçan tekme atılmasına hakemin, 'kendini yere attın' diyerek düşen oyuncuya sarı kart göstermesi ve buna tribünlerden gelen çılgın ıslıklar kadar çılgın bi şekilde ıslık çalmaya başladı... Hani armoni falan yok, direk çılgın gibi ıslık çalıyor. Delirdim resmen. Koyacaktım kafayı kafasına. Yine köyüne gitmekten bahsetti. Her paspası yıkadığında deli s.kmiş gibi "baak bak bak bak ne oluyor burada" diye bağırdı.. En az 10 kere yıkamaya gelmiştir paspası ve her seferinde yaptı bunu, abartmıyorum. Bugün sarmış olduğu bir diğer cümle "bu dünyada işin iş, bakalım diğer tarafta ne yapıcan"... Çıldırdım resmen hanuna. Ulan bu dünyada neyim iş lan neyim iş? Görmüyormusun allahın adamı kapak yıkıyorum burada?! Günümüzü kurtaramadık, bu dünyada yaşayacağımız geleceği kurtaramadık, bi de öbür dünyayı düşünücez şimdi. Tey tey.

"işimiz almanyadan iyi" ve "almanyadan iyiyiz valla" cümlelerinin nereden geldiğini öğrenince daha bi uyuz oldum adama aslında. Babası 13 yıl almanyada yaşamış.

- E neden kalmamış orada, dedim.
* Anneme gel seni de alayım buraya demiş, anam gitmemiş, dedi.
- Alla alla neden acaba...
* Köyünden ayrılmak istememiş.
- 13 sene çok be abi ayrı gayrı..
* O adam şimdi orada dost tutsa, dostu olsa haklı olmuyor mu sence? diye sorunca afalladım ben.

Sadece baban tarafından düşünmemek lazım bunu diyesim geldi ama demedim. ehh ühh dedim, kapattım mevzuyu.

almanyadan iyiyiz valla.. Ulan kahvem buz gibi olmuş şu deli herifi yazıcaz diye. Yine yaptı yapacağını g.t adam. 64


Günün şarkısı; Hypnos - Lovesong (Pek eğlenceli bir şarkıdır. Şuh sesli, şiirsel ve duygulu sözlerle başlayıp, birden bi death metal parçası olduğunu hatırlayan ve hatırlatan gidişhatla biten, süper melodili bir parça. Çek Cumhuriyetinin en büyük death metal insanı Bruno amcamızın (bknz: ex-Krabathor) grubudur. Saygılar sunarım Bruno amcaya. Ama şaka maka Bruno'da acaip bi amca ismi imajı var. Bruno isen amcasındır kesin. Bence öyle yani. Neyse.. Seveceksiniz. Hail to death metal legion!)

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Çaycı Kabusu...

Cebimde param olmadığından ve yeni işyerim belli bir süreyi tamamlamadan yemek parası vermediğinden bende yemeğimi evden getirdim bugün, ekstradan masraf yaratmamak için. Hazırladım mis gibi ekmek arası kaşar peynirimi, koydum cebime, oh mis. Kendimi ilkokula giden veletler gibi hissettim resmen. Ama olsun. Bi de suluk falan ayarlarsam herşey tastamam olur.
Hatta termosla kahve falan getirsem mi diye düşünmekteyim. Şirkette sadece saat 09:00 ve 16:00 saatlerinde birer sefer olmak koşuluyla bi çay servisi yapılmakta ve bunun haricinde çay yada kahve içemiyorsun. Hani yasakmı değilmi emin değilim ama ondan ötesi, çaycı gavur gibi bi hatun. Korkuyorum birşey söylemeye yada sormaya. "Kodummu oturturum" cinsinden bakışları var ve o bakışlara birebir maruz kalmak hayatımda en son isteyeceğim şeylerden biri olur gerçekten.

Neticede çok acı ve su bardağında da olsa günde iki kere çay içebiliyoruz ancak kahve olayımız yok. Benim gibi sade nescafe hastası bir insan evladı olunca ve çalıştığın yerde stres eksik olmazsa, o bi bardak neskafenin yokluğunu inanılmaz derecede hissediyorsunuz valla. Akşam 4'te yaptığı çay servislerinde bana sadece bi bardak sıcak su getirmesini istedim çaycıdan. Önce aduket çeker gibi oldu ama çok sevimli bi ifadeyle, rica ederek, adeta götünü yalayarak bunu istediğim için birşey demedi. Ama yine yapacağını yapıyor ve bana çay kaşığı getirmiyor. 'Çay kaşığı çay karıştırmak içindir, kahve içeceksen yok sana çay kaşığı' gibi bir mantalitede olduğunu düşünüyorum. Hayır, kahvemi şekersiz içmek koymuyor ama -evet, şekerde bırakmıyor sonucunu çıkartabilirsiniz buradan gönül rahatlığıyla- o çay kaşığına gerçekten ihtiyacım var. Çayını karıştırma işini bitirmiş olan birinden alıyorum, öyle kullanıyorum. Bu beni üzüyor. Dışlanmış hissediyorum kendimi sokakta unutulmuş bi çöp bidonu gibi.

Sonra arkama yaslanıp misler gibi içiyorum şekersiz neskafemi. Günün en muazzam zamanı oluyor o dakikalar.

Sonra bir güreşçi yada ağır siklet boks şampiyonu edasıyla çaycı hatun geliyor ve boş bardakları topluyor. Eminimki inadına olmak suretiyle çay tepsisini hep bizim bilgisayarın olduğu masanın üzerine bırakıyor. Notlar falan yapışıyor tepsi altına tey tey.. Neyse.. O geldiği sırada tuvalete falan iniyorum muhatap olmamak için. Bir gün kazayla canım su içmek isterse falan diye çok korkuyorum. Neyseki fazla su içen bi adam değilim. Su istesem elinin tersiyle koyuverir valla ağzıma. 'LA YÖRÜ GAK GİT KENDİN AL LAYN!' :S Çok korkuyorum valla. Bunun teyzeliği varya acaip katliam olur, allahım sen dağlara daşlara... :s Şeytan kulağına kurşun bi de allah düşman başına vermesin.

Onunla aynı serviste olmakta korkunç olur. Gerçi bizim servis başlı başına bi korku kuşağı. Onun olmasını çok yadırgamam, diğerlerinin arasında kaynar gider o. Çenesinde hızarla (ağaç kesme motoru) yaşayan insanlar var bizim serviste. O kadar şiddetli çalışıyorlar ki, adeta beynimi deliyorlar. Bi kısmı da hiltiyle yaşıyor zaten. O sırada kulağımda olan gruba milyonlarca kez minnettar olarak iniyorum servisten. (Günün mönüsü: Misery Index - Discordia) Ve okuduğum kitaba dua ediyorum tekrar cebime koyarken.

Bide kitabı okurken çok ayrı hislere kapılıyorum. Onun elleri, gözleri değmiş, buralarda sırıtmış, ahanda burada kesin kopmuştur diyorum. Hüzünsel oluyor.

Sevgiler. Kahve ısmarlarmısınız bana? :/

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 7 Comments

Evet. Aslında direk bi doğaçlama-saçmalama yapasım vardı. Dün gece mektup yazma style kasarken süpsüper bi doğaçlama-saçmalama yapmıştım, hala onun etkisinden kurtulamadığımdan yapmıyorum. Çünkü hep oraya gidiyor kafam, oradan alıntılar yapmış olarak buluyorum kendimi. Kendi kendimi kopya edemem, her ne kadar aslında hep aynı şeyleri saçmaladığımı hissetsemde.. Sarmaya ikinci baskı olmasın dedim hem.

Mektup style olayını genelde yatakta kıçımı devirmişken yaptığımdan ve dün gecede bu kasma işine saat 4 e gelirken başladığımdan, bu doğaçlama-saçmalama olayı biter bitmez elimde bulunan kalemin kapağını bile kapatamadan uyuyakalmışım. Kalem akmış çarşafıma, telefonun kapağı açık kalmış, yazılan mesaj tamamlanamamış. Sabah sabah ilginç hissiyatlara soktu bunlar beni. Hislendim. Ve bu hislerimi en iyi anlatacak grubu açtım şimdi, inanılmaz güzel. Sanırım ben bu grubu gerçekten çok seviyorum!.. Brutality - Crushed!

Çok gazör bir death metal fanı olduğum zamanları hatırlıyorum. Yok, hayır zaten hala çok büyük bir death metal fanıyım ama o gençliğin verdiği gazda ayrı bi güzel oluyordu. Ankara, İzmir, Eskişehir gibi şehirlere konserlere giderdim hep. Her ilde bi arkadaşım, bi kalacak yerim vardı, hoş güzel muhabbetlerdi bunlar. Önce içilir, sonra konsere gidilip azılır, sonra yine içilir, sonra eve dönülür, yine içilir ehahahaha.

Eskişehir'de kalacak yer yoktu aslında. Bi otel bulmuştuk netten, süpsüper birşey gibi görünmüştü bize. Otelin altından kaplıca suyu çıkıyordu, kıçını yıkadığın su bile sıcak termal suydu yani ahaha. Biz bunları okuduk, dedik bizim olayımız bu oteldir arkadaş! Gece 04.00 gibi Eskişehir'de indik, etrafta takılacak bir yer arıyoruz ama ı ıh, bi sabahçı kahvesi var, oraya girincede tüm kafalar üzerinize çevriliyor. Saç sakal karışmış gençler pek tutulan tipler değil bu tür yerlerde. Neyse çayımızı içtik, azucuk kendimize geldik, sonra oteli aramaya koyulduk. Şehrin altını üstüne getirdik ama bulamadık. Diğer oteller ya sikko yada pahalıydı ama aslında bizim olayımız parasal yada şekilsel değildi. İlle o oteli bulacaktık, hırs yapmıştık ahuahua. Netekim gece bulamadık o oteli. Dışarda dolaştık saatlerce, bacaklara artık kara suların inmeye başlamasıyla vazgeçtik dolanmaktan, aralık ayında halka açık bir parkta cenin şeklini almış bir şekilde banklarda uyuduk bi kaç saat ahahaha. Sabah kalktığımızda 15 inşaat işçisi kocaman hiltilerle üzerimizde oluşmuş buz tabakasını kırmaya çalışıyorlardı :s ahusaudsa Tamam, abartma motorlarını sessize alalım. Sabah kalktığımızda her yanımız tutulmuş, dötümüzün donduğunu hissederek sabahçı kahvesinin yolunu tutmuştuk. Sonra hırs yapıp bi daha aradık oteli. Bu sefer bulduk, süpsüper termal suyla kıçımızı yıkadık. İşte bu güzeldi.

Ne diyorduk, neler anlattık. Otelden havlu çaldım ben tabi. Yanımda gelen Eren insanı "olm anlıcaklar, yakalıcaklar bizi, bi havlu için rezil olcaz" gibisinden konuşsa bile umursamadım. O havlu benim olmalıydı...

Neyse.

Konusuz, garip, acaip, muhteşem, iğrenç, kokan, işiyen, üşüyen, old school bir yazı oldu, olsun idare edin. Bu arada arşivimde 251 tane death metal grubu var tam olarak. Bu gerçekten çok güzel bir duygu. Hepsini çok seviyorum.

Sevgiler, detçi kalın.

Son olarak, bence herkes Brutality grubunun en azından When The Sky Turns Black isimli parçasını dinlemeli diyorum. Ruh, hırs, gaz, death metal! Ritimlerde kayboluyorsun hanuna. Of nasıl gaza geldim lan. :s

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

Almanya'dan İyiyiz Valla...

Efendim sevgiler. Pek değerli okuyucularım benim.

Perşembe günü hayırlısıyla işe başladık, hayırlı olsun, sağol. Koskocaman bir fotokopi/yazıcı satış/tamir/falan/filan firmasında yazıcı teknisyeni olarak giriştim işe. Ama daha yeni olduğum için ve disbribütörü olduğumuz markanın yazıcılarından çok fazla anlamadığım için bi nevi çırak gibi görülüyorum şu anda. Günüm kapak yıkamakla geçiyor desem yalan olmaz. Ustalıktan çıraklığa geçen bi tip işte.. Neyse, zamanı gelsin hele azıcık öğrenelim şu yazıcıyı, sonra gerekli konuşmaları yaparız gerekli kişilere efendim.

Takım elbise style takılıyoruz. Bu benim gibi paçoz bir insan için gayet zorlamasyon oluyor tabi. Gocunduğum falan yok tabi ama takım elbisemde yok. Bi tane takım elbisem var düğünden düğüne giydiğim, onuda böyle yazıcı kapağı yıkarken heba ediyoruz. En kötüsü kösele ayakkabı olayı. Düğünden düğüne giydiğim için daha önce fark etmemiştim. Ki bu ayakkabı nereden baksanız 5 yıllık falan olmuştur. Neyse. Alışmamış popoda don durmaz hesabı, ayakkabı feci halde s.kertti ayaklarımı. Akşam olduğunda ayaklarım üstüne basamaz hale geldim, eve varmak ve kendimi duşun altına atabilmek muazzam oldu. Şimdi rahatlamış bünyeyle yazıyorum her ne kadar ayaklarım hala ağrısada.. Yoksa daha gore yazacaktım ben bu yazıyı, öyle tasarlamıştım serviste gelirkene kafamı s.ken şirket ahalisinin seslerini duymamaya çalışırken.

Acaip adamlar var şirketimizde. Dün hayattan bezmiş, ayakkabısına tecavüz etmek isteyen bir bünyeye sahip biri olarak kapak yıkamaktaydım. Orta yaş bi abi geldi, elinde jaluzilerle beraber. Geçerken birşey dedi, anlamadım işime devam ettim. Sonra bi ara bi baktım, adam boyna birşeyler diyor aslında.. Şaşırdım tabi. Kim olduğunuda bilmediğimden birşey diyemiyorum. Bizde eşşek şansı var, patron bile çıkabilir ehu. 'Pardon anlamadım?' dedim. 'Almanya'dan iyiyiz valla' dedi..

Şimdi kafamda cümleyi tekrar kurdum, düşündüm, normal olarak bi anlam çıkaramadığımdan, emin olmak için bir daha sordum.

-Nerden abi? :s
*Almanya'dan.
-Nasıl yani? :s
*Valla iyiyiz! (Böyle tersini söylemişim gibi bi ifade takınarak)
-Hımmm...
*Baksana burada çalışıyoruz, işimiz gücümüz var, rahatız valla Almanya'dan!
-Haklısın abi... Zaten Almanya'da eskisi gibi değilmiş diyorlar...
*Yaa bırak ya, Almanya'dan iyiyiz valla, mis gibi çalışıyoruz işte, oohh!
-Hıhım...

Ben işime devam ettim, o konuştu biraz daha. Şirketin genel yapısından bahsetti, köyünden bahsetti, Almanya'dan iyi olduğumuzu söyledi birkaç kez daha.. Böyle işte.. Anlam veremedim tabi. Umursamadım sonra, kendi halinde takılsın dedim, daha iyi oldu öyle.

Şimdi accuk uzanayım, böylesi daha iyi.

'Yeni işin hayırlı olsun' hediyesi olarak gömlek, kravat, boxer falan almak isteyenler mail atabilir. Teşekkürler ehi :G

ehueh.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 9 Comments

Hayır, yere bastığım uçmadığım anlamına gelmiyor! dedim, kulaklarını karıştırmakta olan cüceye. Bu cüce ırkı bildim bileli fazlaca kaba bir ırktı zaten. Günümüz cüceleri şımarıklığa vurmuşlar ama kabalıklarından hiç birşey kaybetmemişler diye geçirdim içimden.

Cüce anlamayan gözlerle bana baktı. Eğer yere basıyorsan, uçtuğunu söylemek aptallık olur adamım, dedi. Hak verdim cüceye. Ama ben zaten uçtuğumu söylememiştim. Uçmadığım anlamına gelmiyor demiştim. İkisinin arasında bence bi fark olmalıydı. Yoksa bile öyle olsun istemiştim. Bir an için mantıklı gelmişti bana o söz ama şimdi bu boktan cüce herşeyi nötrlemişti kafamda. Söylediğimin aptalca olduğunu hissetmeye başlamışken, o umarsızca kulağını karıştırmaya devam ediyordu. Küçücük bir bedenin içinde ne kadar pislik stoklayabildiğine şahit oluyordum. Bir kenara yığdığı kulak pisliği tepesinin üzerinden zıplayarak bana doğru yanaştı. Nedensiz yere, geldikçe kaçmak istiyordum. Bi' koysam yarısı boşa gider oysa.

Cüce ırkının en yavşak türündendi bu zaten. Yedi cücelerden biriydi. Cüce ırkı lanetlemişti yedi cüceleri. Ama bunun tamamiyle kıskançlıktan ötürü olduğunu söylerdi baykuşlar. Kötü fıkraların etkisi altında kalmıştı muhtemelen cüce ırkı. Tüm bu yaşananlar ağaçkakanların zerre umurunda değildi ama. Onlar yoktan varolmuş ağaç kurtlarını yemekle meşguldüler.

Ağaçkakanlar ağaçlara taparlardı. Baykuşlar bunu da umursamazlardı.

Cüce karşısında abandone olmuş bir şekilde geri çekilirken bi anda aklıma parlak bir fikir geldi. Mecaz değildi. Gerçektende parıl parıl parlayan birşeyler geldi aklıma. Işıklı cisimler falan. Bu parlayan fikrin ne olduğunu düşünmeye koyuldum. O sırada parlak fikir gökten ateşler çıkararak tam önüme indi. Yusyuvarlak, koskocaman, antenleri olan süpsüper bir cisimdi bu. Tanımlayamadığım için ona UFO dedim. Derken düpdüz olan dış yüzeyinden bir anda bir kapı açıldı, dışarı doğru bir iskele çıktı. Antenleri olmayan ve cüceden biraz daha uzun mavi bir yaratık belirdi kapısında. Gülümsüyordu yada bize öyle gelmişti. Baykuş bu duruma anlamsız bakışlarla karşılık verdi. Cüceden biraz daha uzun olan mavi yaratık yavaş ve sürünen adımlarla yanıma kadar geldi. Korkmamıştım ama şaşkınlıktan kalakalmıştım olduğum yerde. Korksam kaçardım zaten.

"Merhaba dünyalı, biz dostuz" demesini bekledim ama birşey demedi. Desede bir anlam çıkaramazdım çünkü yaşadığım yer dünya değildi. Biz burayı orman olarak nitelendiriyorduk. Dünya daha büyüktü. Biz doğma büyüme ormanlıydık zaten, dünyalı demek fazla abartıcı olurdu. Cüceden biraz daha uzun olan mavi yaratık, gülümser gibi duran ama aslında olmayan ağzı ile "az önce o sözü sen mi söyledin?" diye sordu bana. "Hangi sözü" dedim ağzımı gülümser gibi göstererek ama ağzımı tam açmayarak. Dostane bir yaklaşım göstermeye çabalıyordum. "yere bastığım uçmadığım anlamına gelmiyor!" diye belirtti yine gülümser gibi duran ama aslında olmayan ağzı ile. Ağzımı gülümser gibi göstererek ama ağzımı tam açmayarak "evet, bendim" dedim heyecanlanarak. Bu heyecan sırasında azıcık açmış olabilirim ama ağzımı, emin değilim.

Gözünde bir heyecan belirdi cüceden biraz daha uzu olan mavi yaratığın. "hımm..." dedi gülümser gibi duran ama aslında olmayan ağzı ile. "ne kadar da salakça..." dedi ve arkasını dönüp tanımlayamadığım için UFO dediğim cisme binip gitti. Baykuş bana bakarak pis pis sırıtıyordu ve cüce burnunu karıştırmaya dalmıştı bu sırada.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Ortaya Karışık...

Okuyucu, huzurluyum bugün. İçimde neşe pınarları akıyor. Sabah sabah yine telefon çalışıyla uyandım ama bu sefer kızmadım bu çalışa. Gayet hoş, gayet güzel bir telefondu. Sevdim bu telefonu. Dün yaptığım iş görüşmesinden aradılar, bazı ufak ayrıntıları (tamamen duygusal ayrıntılar) netleştirdiler, tekrar arayacağız dediler. Hayırlısı olsun be okuyucu.

Birde dün hotmail hesabımı açtığımda, bilgi işlem desteği veren bir firma bana reklam maili atmış. Baktım, okudum, hakkını verdim, güzel bi reklam tarzı dedim. Sonra utanmaz, arlanmaz bir girişimci moduyla "reply" dedim maile. Gayet güzel bir reklam kampanyası olduğunu belirttikten sonra, bende aynen böyle bir iş arıyorum dedim. Bana uygun bir açığınız varsa hemen geleyim, görüşelim dedim. Adam maile cevap vermiş, biz küfür bile bekliyorduk aslında. Ücret konusunda beklentimin ne olduğunu soruyor. Tamamiyle duygusal bir şekilde ona da cevabımı vereceğim birazdan.

Ancak yüzsüzlüğü, utanmaz ve arlanmazlığı girişimci ruhla birleştirmek hayırlı sonuçlara vesile olabiliyor bazen. Ha, tamamen olmadı tabi şu aşamada ama yinede bir şans kapısı açılmış oldu. O yüzden saldırın amokaçiler!

Teyzemlere gidip güzelde bir kahvaltı yaptık, devleti yöneten fırça bıyıklıyı çekiştirdik, kahrolsun yobazlar dedim ben. Hiç bir müslüman ülkenin 2. sınıf dünya ülkesi statüsüne bile ulaşamamış olmasına dikkat çektim. Bu bir rastlantı mı acaba? eheh.

Eve geldim şimdi. Karalama isteği içersindeyim ama şimdilik buraya karalayacağım. Sonra buluruz karalanacak başka yerler. Karalamak güzeldir ama gerçek anlamda resim çizmeyi hiç beceremem. Bariz karalarım yani. Tek yapabildiğim çöp adamlardır. Bir gün bizim eve gelipte, klozete oturduğunuzda, tam tepenizde asılı duran dolabımsı şeyin altına bakarsanız anlayacaksınız ne demek istediğimi.

Küçükken bir çekyatımız vardı. Dolaplı çekyatlardan. Yatak moduna getirdiğin zaman dolabın altı açıkta kalırdı ve ablam oraya resimler çizerdi. Güzel çiziyordu şerefsiz. Bende kıskanırdım, onun yaptıklarını yapmaya çalışırdım hep. Kedi, ağaçlar ve bir ev denemem var orada, ablamın yaptıklarıyla birlikte. Ablamın yaptıklarına baktığınızda "eheh..." derseniz, benim yaptıklarıma baktığınızda kesinlikle klozetin içine düşersiniz, demedi demeyin.

Chemical Breath'in en sevdiğim parçalarından biri çalmakta, gaza gelip kafa bile sallayabilirim! Long Live OLD SCHOOL DEATH METAL!!! Chemical Breath - Mutilation

Arkadaşım yurtdışına gideceğinden elektro gitarını bana verdi ama zerre çalamıyorum. Ne sikko bi metalseverim. Neden bu metalcilerin alayında olan "birşeyler çalma" isteği bende hiç olmadı? Yada becerisi? Ben solist olacak adamdım çünkü, o yüzden sanırım. Tam bir frontmen yahu! Beni gaza getirip "gel melodik death metal grubu kuralım, sen vokali yap" diyen arkadaşlarım olmadı değil... Ama yapacaksam old school yaparım ben bu death metali! Sanatıma saygılıyım, taviz vermem. O yüzden ancak koşu bandında koşarken böğürüyorum çılgınlar gibi. Gitarda da akdeniz akşamları çalsam yeter zaten. ahuıdusahdas

Efendim Messiah - Living With A Confidence parçasını öğürmekteyken ben sesi azıcık daha kökler, alt katta oturan teyzemlere brutal bir demet sunarım 90 lı yılların taşaklı death metalinden. Sevgiler teyze, sevgiler insanlık, sevgiler okuyucu!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Ben Bu Kadar Çok Güzel, Örtü Yatağı Görmedim.

Ya öyle boş boş bakma okuyucu. Bende bilmiyorum, hele bi başlayalım gerisi gelir. Büyüklerimizin ellerinden öperiz tabi bu arada. eheh.

Şimdi efendim sabahın kör vakti tüm sülale bizim eve toplanmış kahvaltı etmek için. Hiç haz almıyorum bu durumdan. Ben kalkmadım ve ev insanları zaten kaldırmak için bir girişimde bulunmadılar. Bu açıdan güzeldi. Ancak çıkarttıkları gürültüler neticesinde ister istemez, muhteşem-i harika rüyalarımdan ayrılmak zorunda kaldım. Sinirlendim.

Şu an odamda bilgisayar başında alttan çalmakta olan müzik beni anlatıyor sanırım. "Gorefest - Get-A-Life"

Seviyorum bu get a life durumlarını aslında. Gayet huzur verici oluyor. Annemler geldi birkaç gün önce kuzenin nişanı dolayısıyla. Hiç yanlarında oturmuyorum diye kızıyorlar ve aslında haklı olabilirler. Ama sıkılıyorum, dizi izlemek yada ne bileyim abidik gubidik yarışmaları izlemek istemiyorum. Dünyaya bakış açılarımızın farklılığı muhabbet etmemizide engelliyor. Ha şimdi böyle yazmam ergenlik çağlarındaki veletlerin "kimse beni anlamıyor" tribi gibi algılanmasın ahaha. Daha geniş düşünün lütfen. Üzülürüm adınıza. keh keh

Nostaljia modelinde mektup yazıyordum, kolumu dinlendirmek için kalktım. Eğlenceli bir iş, tavsiye ederim.

in my room one zero one! Carcass söylemekte bu şarkıyı. Bir İngiliz filmi izlemiştim vakti zamanında. Bu parçanın sözlerini kurcalamadım hiç ama bu parçayı ne zaman izlesem o film geliyor aklıma. Carcass grubuda İngiliz bu arada, belirtmek lazım. Baskıcı ingiliz yönetimi insanlara işkence etmek için 101 numaları bir oda yaratıyorlar. İşkence odası. Ve bu oda da işkence kendinizsiniz!.. Sizin korkunuz neyse onunla işkence ediyorlar size. Örümcekten korkarsanız örümcek, fare falansa fare!.. Böyle sayko bir odaydı işte. Korkularınızla sizi kısa süre sonra ot haline getiriyorlar. Güzel bir filmdi. Adını falan hatırlasam bulup indireceğim tekrardan.. Siyah beyaz bir filmdi, hatırlayan yada bilen biri olursa ona ödül olarak "nağber lan" deyip, ensesine şaplak atacağım. Bu benim gözümde sizin özel olduğunuz anlamına gelmektedir aslında.

Dün bir muhabbet sırasında arkadaşımın kız arkadaşına "psikolog mu okuyorsun" dedim. Süper bir laftı gerçekten. Çok eğlendim kendimle.

Dün bi halısaha maçı yaptık. Yenmedik. Resmen s.kerttik yahu ahuahahaha! Çok eğlendim. Gerçekten. Attığım her golden sonra bir yıldıza 1561 öpücük yolladım. Muhteşem kanat organizasyonlarıyla, ayağa top yaparak ve takım oyununun inceliklerini sahaya yansıtarak inanılmaz keyif verici bir fark attık. 14 - 4 yada 13 - 3 bitti. O derece tecavüzsel bir maç oldu. Hala eğleniyorum lan! ahuaha. Hatta 2 golüde kendi kalemize attık. Neredeyse gol bile yemeyecektik. Ne muhteşem!

Sayısal loto bana çıkacak bir gün sevgili okuyucu. Biliyorum, çok az kaldı. Geliyor. Yakında yazılarıma buralardan çok uzaklardan devam edebilirim. Haberin olsun, değerimi bil.

Ben bu kadar çok güzel, örtü yatağı görmedim. Yani Türkçesi; ben bu kadar güzel yatak örtüsü görmedim. Buda eski bir teyzemin şeysiydi. Yazasım geldi eski teyzemin lafını. Teyzeler bile eskiyebiliyor, çevrenizdekilerin değerini bilin hemi?

Sevgiler.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

National Geographic POD