Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Bugün.

Bugün de dün gibi gayet mutlu ve mesuttum. İçimde sıkıştıran şafağın şizofrenik hisleriyle ayağa kalktım, dolaştım, ona buna laf attım, arggghhh diye inledim, bunun sonucunda üzerime yönelen meraklı bakışlara s.klemez bir şekilde gülümsedim, kapak yıkadım, sildim, toner dağıttım, özledim, kontör aldım. vs.

Yine her sabah olduğu gibi erkenden kalktım ve hemen kendimi duşa attım. Güne güzel bir başlangıcın en önemli olayı duştur bence. Sabah duş aldığım zaman kendimi müthiş hissederim ve bunun asıl nedeni, saçlarımın duştan sonra süper görünmesidir ahaha. Saçlarımı sala sala dolaşırım peki bi görmemiş insanlar gibi.

Geç kalmadım ama otobüste bir kişiye uyuz oldum. Yukarıda duran demirden tutarken dirseğine öyle bir yön veriyor ki, tam burnumun önünde duruyor dirseği. İnanılmaz rahatsız edici bir durum. Çok şükür ki eski Cem'den eser yok artık. Aklımdan çok pis fantastik uyuz etme planları geçirdim ancak arkamı dönüp kafamı başka bir tarafa çevirmeyi tercih ettim. Eskiden olsa kesin kavga ederdim.

Otobüsten tam inerken önümde duran türbanlı kızın elinde kocaman bir T cetveli olduğunu gördüm. İneceğimiz durağın tam yanında bulunan Haliç Üniversitesinin bir öğrencisi olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktu. Vay anasını, demek buraya türbanlı alıyorlar diye düşünürken otobüsten inmiş ve bir kaç adım atmıştım ki, kız türbanını tek bir hareketle çıkarttı. Yüzünde bir ifade gördüm. Daha mı mutluydu, yoksa içinden kaderine küfrettiği için mi gülümsüyordu çözemedim. Saçlarının güzel olduğunu düşündüm. Yıllar önce bir Ticaret Lisesi öğrencisi konumundayken, bu ve bunun gibi dinci kesim insanlarının önünü kesmek için bizimde önümüzün kesildiğini hatırladım. Mecbur bırakılmıştık Bankacı yada Muhasebeci olmaya. Seçme hakkımızı önce ailemiz, sonra devlet almıştı elimizden. Biri cahillik yüzünden olmuştu, bir diğeri dincilik. Kızın yanına yaklaşıp saçlarının çok güzel olduğunu söylemek istedim ama çoktan kapıya yönelmişti gülümseyen bir ifadeyle. Bulutsuzluk Özlemi'nin "Özgürlük Emek İster" isimli parçası geldi aklıma, mırıldanarak devam ettim yoluma.

Şirkete gittim, dünden kalmış olan işlerime devam ettim. Tam 20 tane yazıcının revizyonu var, yani tamamen sökülecek, iç ve dış temizliği yapılacak, en cillop baskıları alınacak ve streç filmle sarılıp kaldırılacak. Kaldırılacak kısmı kesin değil ama. Bizim şirkette ben geldim geleli onlarca makinayı yıkayıp temizledim ve onlar hep kaldırılacaktı. Ama bir çoğu orada burada heba oldu, parçaları söküldü, tekrar kirlendi vs. Bu yüzden hemen streç sarıyorum temizlenen makinalara. Böylece üşengeç Türk milletinin zaafından yararlanıyorum. Basit bir streçi yırtıp, içinden parça çalamayacağını biliyorum çünkü.. Üşenirler. Yemin ederim üşenirler.

Dün akşam izlemiş olduğum Pınar Sucuk reklamında ki o şerefsiz herifin bir sucuk anlatışı vardı ki, beni benden almıştı. Tüm gün canım sucuk istiyordu ve şirketimin Hair Metal fanı Selçuk abim, o kocaman göbeğiyle gelip, bugün sucuk ekmek yemeye gidelim, deyince sarılıp öpecektim onu. Netekim tatmin edici bir yemek oldu.

Öğlene kadar geçen bu araların her saniyeleri aklım bir uzaklara bir karşımda oturan insana gidip geliyordu. Beynimin çift tarafını çalıştırmayı öğreniyorum bu sayede, yine sayende! ahah.

Öğleden sonra Perşembe ve Cuma günlerimize özel olarak dışarıya toner dağıtmaya çıktım. Bir çok yere gidip, bir çok toner dağıttım. Pek sorun yaşamadım, çünkü mutlu bir bireyim. İnsanların sorunlarını çözdüm, tonerlerini taktım, espriler yaptım, "umarım kolay geliyordur" diye içimden geçirdim ara ara. Arabada Azrael grubunun CD'sini çaldım. Sanki dinlemek zorundaymışcasına hiç tepki vermeden bu duruma itaat eden Rıdvan abiye teşekkür ettim. Gerçi geçenlerde bir durum yüzünden epeyce ve haddimi aşarak bağırıp çağırmıştım kendisine. Haklıydım çünkü ve haksızlık durumlarında sinirlenmiş Cem daha tam olarak değişemedi henüz. Azıcık bağırıyor ve gözlerinden ateş çıkarabiliyor. Cem'den 10 yaş büyük olsanız bile karşısında bir cevap veremeden kalabiliyorsunuz çünkü hiç susmadan söylenebilecek her sözü söylüyor ve size cevap hakkı vermeden itin poposuna sokuveriyor. Böyle bu Cem. Neyse, arada işe yarıyor bu durumlar. Güzel güzel death metal dinledik işte ehu

Azrael grubunun bir tane albümü var ve eğer bu adamlar bu albümü 1991 yılında İsviçre yerine Amerika'da yapsalar eminim ki şu an bu grubu bilen bir çok kişi olabilirdi. Gerçekten çok iyiler. Mesela memleketimin güzide grupları olan False In Truth, Suicide gibi kalbur üstü ve eski gruplarda öyle. Tek suçları yanlış ülkede olmak.

Akşam şirkete döndük, biraz makina taşıdık ve evimize gitmek üzere servise bindik. Serviste dönen bir muhabbete kulak misafiri olup, kopmamak için kendimizi zor tuttuk. Bknz:

Hatun 1 = Ya istemeye geldiklerinde çok heyecanlıydım, bacaklarım titriyordu valla... bla bla..
Hatun 2 = Ben hiç heyecanlı değildim, gayet rahattım, sanki tüm sinirlerim alınmış gibiydi vidi vidi...
Erkek = Ben kız istemeye gittiğimizde ağladım. Dayanamadım duygulandım, koyverdim gitti valla. Millet patır patır resim çekiyor, ben orada oturmuş ağlıyorum. Çok pis rezil olduk valla. bla bla..

Eve geldim. Tıkınıp sağda solda ne varmış diye bakınırken Özkan'dan telefon geldi ve koşmaya gittik her akşam olduğu gibi. Tempolu koştuk, dur durak bilmedik. G.tümüzden akan tere aldırış etmeden tam 2.5 kilometreye tekabül eden noktaya ulaştık ve bir dakika mola vermek üzere bacaklarımızı dinlendirirken muhabbet edip, etrafı kesmeye başladık. Yanımızda Mini Panelvan türü bir araba, bagaj kapısını açmış Trabzon ekmeği satıyordu. Adam Trabzon'lu değildi. Biz muhabbet ederken adam bir anda bagajı kapattı ve arabasına bindi. Bizim dikkatimizi çeken bu olay neticesinde yaklaşık 30 saniye sonra adam arabasından indi ve ağaçlık bir alana doğru yürüyüp çişini yaptı. Döndüğünde ne yapacağını görmeye dayanamayacağımız için tekrar koşmaya başladık. Muhtemelen o muhteşem Trabzon ekmeklerini, o muhteşem pipisine ellediği, muhteşem elleriyle satmaya devam edecekti. "Ohh memleketim, ta .mına koyim senin" diyerek koşmaya başladığımızda ben bir ilk olarak kronometre çalıştırmayı ihmal etmedim.

Dönüş baya zorluydu, yorulmuştuk ve "dursak mı acaba lan?!" diyerek birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk, ses çıkartamadan.. Ama serde erkeklik vardı, durmak olmazdı. Bir zaman sonra ben alıştım, nefes kontrolünü sağladım. Özkan'da azıcık daha kastı. 5 kilometreye tekabül eden parkuru bitirdik ve derin bir "OHHH" çektik. Dönüş yolundaki mesafeyi 14.40 'ta aşmıştık. Bence gayet iyiydi.

Özkanlara gittik, oturduk, televizyon izledik, meyve ve pasta yedik. "Ellerine sağlık teyze" dedim. Sonra evdeyim anladığınız üzere ve Özkan'ın msn'de yazdıklarına cevap vermiyorum bu yazıya kilitlendiğim için ehehe. Güzel bir gece olmasını dileyerek yazıyorum. Bugün, dün olduğundan daha güzel bir gündü ve yarın daha güzel olacak. Her geçen gün daha zor ama daha güzel olacak. Hissediyorum.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

6 Responses to : Bugün.

  1. Darkohl says:

    pipisini elleyip ekmek satan amcadan sonraki kismi okuyamadim dikkatim dagildi daraldim.

  2. Mutlu olmak güzel bişi, işte tam da böyle.

  3. Etiket kullan hacı ya! Bi yazını ararken canım çıkıyor böğk diyip aradığım yazıyı bulamadan kapatıyorum sayfanı. Etiket isterim, yetkiliye duyrulur!

  4. Cem says:

    ahaha yazımın aranması pek sevindirik etti lan beni ahaha mutlu oldum sebepsiz.

    etiket olayına kasmak için artık çok geç yahu. 100 ü geçti yolladığım yazı sayısı. şimdiden sonrası için bişeyler yapılabilir ama öncesi için tekrardan kasmak pek kasınç geliyor :S

  5. Dreamtime says:

    oLM HAYVANSIN!Tek kelime bu :D

  6. Ben giriştim o etiket işine de zor azcuk. Azim gerek.

National Geographic POD