Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Sikko Foto Serisi

Ara ara görünce dayanamayıp, pek bir şeye benzemediği halde işimizi gören cep telefonu kamerasıyla çektiğim anten resimlere devam edeceğim yine..


Öncelikle bu resim beni yerlere yatırdı resmen. Galatasaray'ın şampiyonluğu kazandığı maçtan sonra bir gazetenin arka sayfasında olan bu resim bence bir Fenerbahçe taraftarı tarafından tasarlanmıştır. Yani ta.şak mı geçmişler, yoksa harbiden güzel bir iş başarmanın umutlarıyla mı yapıp yayınladılar ben karar veremedim. Hadi bu adam gizli bir Fenerbahçe taraftarı, koca gazete dahilinde hiç mi adam yok, " bu ne lan sdanufnsduf " şeklinde sahici bir tepki verecek? Çok komik olm dsamnfıdusafmsd Ayhan çok fena ama Arda zaten olayı kopartmış. Bir adamı övmek için değil, sinir etmek için yaparım ancak böyle bir saçmalığı sadfmnsd. Çok fena yahu...




Bunu Şişli civarında giderken gördüm. Sivaslı bir amca olduğunu arabanın her yanına yapıştırdığı Sivas Spor bayraklarından anlayabiliyorsunuz. Ancak aracın arka tarafına baktığınız zaman bir kendinizi göremeyeceksiniz, diyeceğim ama yanılırsınız, ayna falan var, yansımadan görebiliyorsunuz kendinizi bile. Ne ararsan var şeklinde bir araç. Hepsini kablo bağları ile sıkıştırmış, yapıştırmış, envayi çeşit süs eşyası, saçmalık, ıvır zıvır. Seyyar züccaciyeci ehua



Burada hatunları çekmedim, lütfen hatunlara bakmayınız. Arka tarafta görmüş olduğunuz büfe ve onun insanüstü ismi beni görür görmez yıkıverdi. Burger King çakması olarak Bulgur King! Yer Şişli.





Önceden bunlara mescit falan denirdi ama milenyum falan derken isimleri değişti. Benim anlayamadığım içeride hem cami, hem kilise, hem sinegog falan mı var? Yada diğer dinlere özel bir bölme falanda mı var? İngilizce yazılması böyle derin düşüncelere soktu beni :P Mescit yazarsın anlar yurdum insanı, ha zaten sağlam hristiyanlar pazar ayinlerini kaçırmazlar. Museviler zaten kendilerini dine adamış insanlar, ibadet zamanlarında alışveriş merkezlerinde gezmez onlar ahaha Yaz Türkçe, olsun bitsin işte.. Yer İstinye Park.



Yani böyle garip bir tanımlama var mı, yoksa ben mi çok dar düşünüyorum ahaha. Çorba içerken çatal kullanmak yasaktır! gibi bir durum söz konusu değil mi burada? Sadece bana mı mantıksız geliyor acaba? Bütün Beşiktaş - Üsküdar motor iskelesi para gişelerinde var bunlardan çünkü. Sorun bende mi, lütfen söyleyin, çekinmeyin? :s



Hahah bu favorim hacı. Baba pis koymuş lafı, takdir ettim. Hemen bizim sokağın başında asılı bu süpersonik karton. Zamansız bırakılan çöpler gerçekten iğrenç görüntüler oluşturuyor. Bizim gibi dağ başında oturuyorsanız etrafta dolanan kedi - köpek türünden yüzlerce başıboş hayvan o zamansız bırakılan çöpleri paramparça edip, tüm dağ başına yayıyor. Bu bağlamda abiyi takdir ediyorum ancak bir sonuç alacağından şüpheliyim. Çünkü evet, hayvan dolu her yanımız. Sen, ben, biz, o, hepimiz bir yerde, bir şekilde hayvanlaşıyoruz.

Toplumsal mesajımızı da verdik, de hayde o zaman! Nassınız lan okuyucu?

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 11 Comments

Gözleme Yiyorum ve Bir Başlık Gelmiyor Aklıma


Diğjeyiniz Cem Kılıçarslan yine görev başında efendim. Selamlar.

Cem Aslan diye bir radyocu var, pek severim kendisini. Neyse. Ben harbiden radyoculuğa başlasam ve bir anda ünlü olsam kesin bana ismimden dolayı Cem Aslan'ın çakması derlerdi. Ben tribe girer bir basın toplantısıyla yalanlardım bunu tabi. Cem Aslan'ı severim, beni onunla karşı karşıla getirmeyin, derdim. Hatta onun repliklerini kullanarak "yapma bunu, yapma bunu" derdim heyecanla. Çakmalık bize göre değil vesselam.

İsim falan deyince aklıma geliverdi. Bilmiyorum, belki daha önce söylemiş olabilirim. Eğer adım Cem olmasaymış Necmettin olacakmış. İsim kısaltmalarından nefret eden bir insan olarak herkesin bana Necoo yada Necmiğğ demesine engel olamayacaktım. Bedenimin şu an sahip olduğu sinirleri o durumlarda hiç çekinmeden kullanır, .mısına kordum öyle Neco diyenlerin. Yapardım bunu. Neyse ki adım Cem ama bazı gavat insanlar arada bir Cemo diyebiliyorlar. Ama bu bir kısaltma değil, bir uzaltma. O yüzden çok takmıyorum bu mevzuyu. Kendimi kandırıyorum. Birisi Cemo diyince hemen gözlerimi kapatıyorum ve içimden tekrar ediyorum; "hayır oğlum Cem, uzaltma yaptı, uzaltma yaptı, uzaltma yaptı..." Ayıp birşey gerçektende.

Yörsan firması 400 işçiyi sendikaya girdiler diye işten çıkarttı, biliyor musunuz bilmiyorum. (Cümleye gel.) Boykot hala devam ediyor ve bende işçilerin sendika haklarına bir diktatör gibi karşı koyan bu zihniyete karşı olduğum için destekliyorum.

Şaka maka yoğurtları çok güzeldi ahaha. Neyse. Yemiyoruz, evet.

Şunu farkettim ki, benim dileklerim kabul edilirken seçiliyor. Kendim için bit dilek dilersem kesinlikle kabul edilmiyor. Vergi dairesinde bir işlemi halletmeye çalışan acemi birisi gibi bir o masaya bir bu masay sürükleniyor dileğim ve günün birinde birisi işleme alacağını söyleyerek dileğimi alıyor ve tozlu raflar arasında kayboluyor dileğim. Gerçektende. Başka bir insan için iyi bir dilek dilediğimde ne olduğunu bilmiyorum. Şimdi hepsi zenginler ve beni tanımıyorlar. Bir anda zengin oldular. Ama herhangi bir konuda karaktersiz bir bencil gibi karşımdakini düşünmeyerek dilersem bir şeyi, o şey oluyor. Şerefsiz bir insanım. Kabul ediyorum. Hiç hoşnut kalmıyorum sonuçlarından ama dilemiş bulunuyorum. Üzüyorum insanı ve ben de üzülüyorum buradan. Ayıpçı bir insanım.

Geçen gün çok güzel bir mail aldım. Bloğumu okuyan milyonlarca (UFALDA CEBİME GİR) insandan biri pek güzel bir mail atmış bana, beğendiğini falan söylemiş, gururlandırmış beni, sağolsun, buradan da kendisine teşekkür ediyorum. Söylediğine göre bütün bloğu okumuş. 114 tane yazı olduğunu göz önüne alırsak arkadaşın baya bi boş vakti varmış ya da hiç çalışmıyormuş ahaha. Şirket mailinden yazmış ve bilişim firması olduğunu gördüm. Müdürüne mailini forward edip, ilişiğe düşüncelerimi ve özgeçmişimi ekledim. Tam aradığım işti, tekrar teşekkürler Fırat! kihkih

Yarım şişe şarabım var ve birazdan onu içmeye başlayacağım.

Bugün çok bok bir gündü okuyucu. 3bin tane kağıt katladım. Ayrıntılarını sormayın, zaten boktan olan bu değildi tam olarak. Öğleden sonra çok sevdiğim bir arkadaşımın ablası arayıp bilgisayarında yaşadığı bir problemden bahsetti. Vista olduğu için pek yardımcı olamadım ve akşam uğrayıp halledebileceğimi söyledim ve anlaştık. Ben kendi servisime değil, arkadaşımın evinin oradan geçen servise bindim haliyle. Servisten indim ve ablayı aradım. Abla naağber dedim, aaa Cem ben hallettim o sorunu dedi. Yaşadığım yorgunluğun üzerine dönmek zorunda olduğum yolu da ekleyince gerçekten çok yıkıcıydı. Ve daha beteri trafik tamamen sıkışıktı ve otobüste tek boş olan yer benim ağzımın içiydi. Amcanın biriyle vals halinde yolculuk ettik o sıkışık trafikte. 45 dakika boyunca vals yapabiliyorum.

Verdiğimiz kısa rahatlıktan ötürü özür dileriz. Biriniz sırtımı keselese ya? Nolur ki sanki?

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

8 X 15 = 1561

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 12 Comments

Çok Boyutlu...

Sene bindokuzyüzkırkbeşti ve mayısın onüçüydü. Altmış üç yıl önce dün yani.
Tam tepeden çıkan dolunaya şiddetle bakıyordu güneş.
Biz mavi çizgili pijamalarımızla otururken sahilde, Everestten inen gulyabaniyi izliyorduk.
Herşey o kadar komik ilerliyordu ki, arkamızda duran koca tırın acı freniyle kendimize geldik.
Tırdan inen Shrek'ti.
Elinde ışın kılıcıyla üzerimize geliyordu ama birden ortadan yok oldu.
Üsküdar Belediyesinin açık unuttuğu foseptik çukuruna düşmüştü ve onu kurtarmak için uzun yollardan uçup gelen süpermen elektrik direğine çarpmıştı.
Anlık bir çarpmanın etkisi olarak, muhteşem Elektrik idaresinin yoğun çalışmalarıyla 6 ay elektriksiz kaldıktan sonra uyandık bir gün yine bir Kasım sabahında.
Aslında daha uyurduk ama saat 09:05 ti ve çalan acı sirenler gözlerimizden süzülen yaşlarla birlikte diken diken olan tüylerimize ayak uydurup, bizi de ayağa kaldırmıştı saygıyla.
Sirenler bittiğinde çocuk doğurmak için atağa geçtik. 6 Taneydi hedefimiz.
Memleketi kalkındırmalıydık ama bizden önce davranan baskül ailesi hepimizin üstüne oturdu.
Bir pres makinasının altında ezilmiş çizgi film kahramanları gibi etrafımıza bakınırken üç boyutlu cipsi keşfettik.
Önce çükümüz sonra diğer uzuvlarımız büyüdü, şekillendi.
Otuzbir çektik biz de. Vazgeçtik 6 çocuktan.
Kızların da büyüyen memelerine baktık. Büyükken daha güzellerdi. Bazıları çok büyümüş, global olmuştu.
Bütün kızlar ve erkekler toplandık ve üç kere bağırdık sevgiyle ve neşeyle;

YAŞASIN ÜÇ BOYUTLU CİPSLER! YAŞASIN MEME ÖZGÜRLÜĞÜ!

En çok erkeklerin sesi çıkıyordu ve kızlar kadın olmayı öğreniyorlardı, kadın olmaya çalışıyorlardı kendilerini saran çemberin içinde.

Başları kapalıydı ama memeleri belli oluyordu üç boyutlu cipsler sayesinde.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Bisküviyi çaya bandırarak yediğimiz o gerizekalı zamanları özledim. Birileri hala çaya bisküvilerini bandırıyor ve onlar için yaşam hala çok güzel. Dertsiz, tasasız zamanlar. Demişler ya bir şarkıda, biz büyüdük ve kirlendi dünya..

Çok önemli sınamalar geçiriyorum sanırım eheh. Sorunsuzlukta sorun yaratma oyunu oynuyoruz. En uzağa kim işeyecek?

The Mayan Factor grubunu en az bir kere dinlemeli insanlar. Bu fırsatı kaçırmamalılar. Gayet güzel gerçektende.

Bugün neler yapacağımı hiç bilmiyorum ve ne yaparsam yapayım ayaklarım beton dolu bir teneke içersindeymiş gibi hissedeceğim. Hiç bir şey yapasım gelmiyor ve sadece telefonu kapatıp, deve kuşları misali kafamı yastığın altına gömüp insanların beni bulamamasını isteyebilirim. Kocaman bir kıçla bu mümkün değil tabi.

Dün halısaha maçında yine yenildik. Bi tam toparlayamadık takımı, bi oturtamadık sistemi. Sinirlendiriyor bu durum.

Çarşafları falan değiştireyim bari. Bunalıma girmiş kadınlar gibi hissettim kendimi birden. Traş falan olayım bi de, tam olsun ahah

Annelerin günü kutlu olsun.

Dolapta duran süper kaymağın yarın son kullanma tarihiymiş. Ziyan olmasın diye hepsini bitirdim! Şaka lan. Yemedim hepsini, daha çok var. Yiyebilmek isterdim ama pek bir şey yemedim zaten. Zayıf bir insanım ben, göbeğim bile yok :G

Daha fazla saçmalayamıyorum sanırım. Görüşmek üzere.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

İçmemeniz, hatta gördüğünüz zaman koşarak uzaklaşmanız gereken bir şarap; VERA...

Meşhur bir Şarköy Şarabı olmasına kesinlikle kanmayınız. O berbatlığıyla meşhurdur bence. Kesin öyledir.

Dün akşam Karaköy'de, Galata Köprüsünün altında güzelce bir oturduk, sohbet ettik. Garson efendinin getirdiği şarap kataloğundan, adını şu an anımsayamadığım bir şarap seçtim. Sanırım şişesi 80 YTL olmalı. Hep beraber "şarap bu beaaağ" dedik ve gazımızı alamadık, bir şişe daha söyledik. Gazı hiç bitmeyen amcaoğlum Hüseyin'e kalsa bir şişe daha söyleyecektik ama el freni olan ben, onu durdurdum. Yeter, dedim, çıkınca tekelden alır içeriz, dedim.

2.5 YTL lik şaraplarla büyümüş olan bizler, hiç bir durumda dengemizi kaybetmemeliydik ve haddimizi bilmeliydik ahaha. Long Live tekel şarabı...

Netekim çıktık, eve geldik. Tekelden her zaman aldığımız şaraplardan aldık.

Ben hayatım boyunca ne kadar iğrenç şaraplar içtiğimi o VERA şarabından ilk yudumu aldığım zaman anladım. Biz şarap değil, direk şıra, sirke falan içiyormuşuz hacım. İçersen kalitelisini içeceksin bu meretin, o zaman daha bi şarapçı olası geliyor insanın.

Ve pahalı şarabın alkol oranının daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Payıma düşen 4-5 ufak bardak şarap gayette mutluluk vericiydi, yeterliydi...

Bundan sonra ucuz şarap içememekten korkuyorum ahah. Ne kötü şaraptı hanuna..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.6

Ben Seni Kapak Yıkarken Bile Sevdim

Az çok tanırsın ya beni ey sevdiceğim, gözümün nuru
Hani bilirsin nelerden hoşlanmadığımı, nelere kaydırdığımı
Kolsuzlara os1 çekmek bile dokunmadı bana bu kadar
Oysa bi yerde kamu hizmetiydi, neden dokunsun dimi..
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Düşündüm durdum, sordum, anlamadım.
Kopya çekerim, telif hakkı ödemem. O benden çaldı.
Bi o kadar çirkefim ammağ, nefret ettim revizyon denen şeyden.
Revizyon edeceğimiz şey, mutlu aşk yuvamız olmalıydı, ahhh...
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Pembe pancurlu, bahçesinde 1561 tane çocuklu evimizi revizyon edelim,
Bu arada o kadar çocuk yaparsak Tayyip bize plaket bile verir.
Ünlü oluruz, demeç veririz; Kapak yıkayarak geldik bu günlere, deriz.
Yılmadık, darlandık ama çıldırmadık, deriz.
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Yıllar yılı taşşak geçerdim kendimle,
İşte şimdi oldum gerçekten teknik amele
Ellerim cifli, üzerim köpük olsa bile
Aklımdasın sen benim sarma hatun
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Alırsın eline bir adet kapak ve bir adet fırça
Dökersin cifi, gözün görmez o zaman dünyayı
Gelse müdür, bir şey dese basarsın kalayı harbiden
Ama sen gelsen kızsan bana bişiy dersem iki gözüm önüme aksın tatlı kuzum
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Bazen dellenmiyor değilim, alıp vurasım geliyor tüm kapakları yere
Üstüne çıkıp deliler gibi zıplayasım bile geliyor, yalan değil.
Binlerce aduket çekseler şu zavallı böğrüme,
Ha bu kadar ağırıma gitmez, canımı sıkmaz, zor gelmez.
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Kapak yıkadığım yerden ayrı bi nefret ediyorum tatlım, yavru ceylanım
Telefon çekmiyor, senden uzak kalıyorum..
Bu daha bir nefretle bakmama neden oluyor kapaklara,
10 milyar verseler yapılmaz lan bu iş.
YTL hemde.
Şaka lan, o zaman yaparım, yalarız bile icabında,
Memleketteki tüm kapakları getirsinler yalamayan Seyfi ibnedir.
Oy sevdiceğim, ben seni kapak yıkarken bile sevdim...

Aşık Seyfi derki;
Bezdirdi beni bu kapaklar ruh eşim,
Darmadağın ettiler bile icabında..
O zamanlar gerçekten agresif olabiliyor ve kendimden geçebiliyorum ama,
Ben seni kapak yıkarken bile sevdim...
Ben seni kapak yıkarken bile sevdim...
Oy tabi ya, oy...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

İşçi ve Patron Arası Uçurum...

Okuyucu, ben, bizzat kendim, sayın Mimi hanım gibi bir yazarlık krizi içersindeyim. Tam bu yazıya başladığım anda, bir altta bulunan yazımıza/alıntımıza bir mesaj bırakmış kendileri. Onun gazıyla bir Seyfi Abi efsanesi yapmak istedim ancak yeterli konsepti oturtamıyorum kafamda. Bunlar gelir geçer, Seyfi Abi baki kalır bildiğiniz üzere. Tek cümlelik olayı var zaten onun ehehe

Bugün Habib için ne yaptın? diye sordum kendime. Bizim patron ahaha. 2 aydır bu şirkette çalışıyorum ve ilk defa bugün yüzyüze gördüm kendisini ve o da sanırım beni ilk kez görmüştür. Aslında düz mantıkla baktığımızda ne kadar saçma konuştuğumun farkındayım ama yazdığımı silmek gibi bir huyum yoktur, çok ender zamanlarda olmuştur.

Normal olarak ilk kez karşılaştık ve hiç konuşmadık. Sadece şirkete girerken kullandığımız kartların kendisinde olmadığını gördüm. Adamın koskoca şirketi var bir tane kartı yok, bence çok ayıp. :p İçeri girsin diye kendi kartımı okuttum, içeri yolladım. Sonra kendim girdim.


Patron şirket dolaylarında dolaşmaya başladığında genelde şirkette bir içtima havası eser. Askerlik gibi.. Herkes esas duruşunu gösterir ve kız isterken bile takınamayacağı bir kibarlık takınır patron karşısında. Bu bana oldum olası gereksiz ve saçma bir olay gelmiştir. Benim para kazanmamı sağlıyor olabilir ancak ben de ona para kazandırıyorum sonuç olarak? Karşılıklı güzel bir alışverişimiz var. Ve bunun sonucunda karşılıklı saygı olması gerekirken, işçi sınıfının kendisini bir böcek gibi görüp, patron sınıfının karşısında el pençe divan şeklinde secdeye yatması iki sınıf arasında bulunan kocaman uçurumu oluşturmuştur diye düşünmekteyim.

Bu genel bir insanlık zaafıdır bence. Ne kadar çok iyi niyet gösterirsen, o kadar çok istenir. Ne kadar çok hürmet edersen, o kadar fazla istenir. Ve bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Patron sınıfı maddi gücünün bilincinde olarak, kendisi önünde eğilen işçi sınıfının üzerine basmayı boynunun borcu bilmiştir ve böyle devam edecektir.

İşçi sınıfının kendini silkeleyip ayağa kalkması gerekiyor kesinlikle. Bilmeliler ki, işçi sınıfı yani o küçük böcekler(!) olmasa, o büyük adamlar patron olamazlardı. İşçi çalışacak patronuna kazandıracak ve patron kazanacak, işçiye hakkını ödeyecek. Burada anlaşılmayan bir durum yok gibi. Hani şu "işçiyiz, haklıyız, kazanacağız" modelinden ayrı bu söylediklerim. Söylemek istediğim abartılan saygı ve bunun karşısında görülen abartılan kendini büyük görme.

İnsanların her daim karşılıklı saygılı olması gerekir, bunun parayla alakalı bir durum olmaması gerekir ancak günümüz kapitalist dünyasında malesef bu büyük bir ironi ehehe.

İşçi eğer kendini bu kadar küçültmeseydi, patron bu kadar büyük olmazdı.

Patron eğer bu kadar büyütülmeseydi, işçi bu kadar küçülmezdi.

Ve kimse sokaklarda coplanmaz, biber gazı yemez ve İşçi Bayramını kutladığı için terörist damgası yemezdi.

Ben bugün, uzun keçi sakallı, uzun saçlarını açmış sallaya sallaya yürüyen ve gömleği pantolonundan fırlamış bir insan olarak, patrona kartımı okutup içeri geçtikten sonra, esas duruşta patrona birşeyler anlatan bir abimizin yanından geçerken patronun yüzüne baktım. O da baktı benim yüzüme. Sakince bakışlarımı çevirdim ve yürüyüp devam ettim. Olması gerektiği gibi.

Patron içeride diye kapıdan içeri girmeyenler vardı, lobide bekleyen.

Bu işler beni inanılmaz rahatsız ediyor.

Ezik hissediyorsan, ezileceksin! Ama bi dur yahu, senin yüzünden biz de eziliyoruz!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Hayatınız Seçtiğiniz Kadındır...

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.......

Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir. Hayat kat kattır. Babil' in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.....

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.....

Bir mailden alıntı...

Ancak madalyonun bir de ters yüzü var ki, o da düşman başına olsun o halde. Ben zevkli, bilgili ve zeki olan bir tane tanıyorum! Güzelliği yanında bonus olsun bana. ehehe..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

deathrow | holy shit!:
yalarım.
cCc_BaLaBaN_cCc:
abim yok
deathrow | holy shit!:
ahaha kısmet sanaymış o zaman
cCc_BaLaBaN_cCc:
by


--- 0 --- 0 --- 0 --- 0 ---

deathrow | holy shit!:
yağmur yağıyor müthiş bişey
exilia:
istanbulda;]
exilia:
yagar
exilia:
burdan gitti o
exilia:
sabah burda da vardi
exilia:
guzel mi? :}
deathrow | holy shit!:
süper yapıyor
deathrow | holy shit!:
sağıyor
deathrow | holy shit!:
hay mına koyim yazamadım bi türlü
deathrow | holy shit!:
saoışdfsdf
deathrow | holy shit!:
ya-ğı-yor
deathrow | holy shit!:
evet. başardım.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

İşçi! Eğil ve İtaat Et!

İşçisin, HAKSIZSIN, GEBERECEKSİN!


Egosunu tatmin etmiş olarak evlerine dönen, gözü dönmüş, tetikçi zihniyetli polis teşkilatını tebrik ediyorum aldıkları görevleri layıkıyla yerine getirdikleri için. Dış dünyamızda ABD tarafından, iç dünyamızda patronlar tarafından yönetilen bağımsız cumhuriyetimizin ne denli demokrat bir ülke olduğunu yine gördük. Başbakanımızın ve imza atmaktan kol kası yapan Cumhurbaşkanımızın demokrasi anlayışları sadece türban özgürlüğü ile sınırlı olduğu için bu manzaralar pek yabancı değil bize.

Bakışlarını sevdiğim..

Siyaset arenasında örnek aldıkları isimler olarak gösterdikleri Özal ve Menderes zaten ne tür bir zihniyette olduklarını açıklıyordu tüm dünyaya. Ancak koyunlara taş çıkartacak kadar saf olan ve balıklara taş çıkartacak kadar çabuk unutan yüce Türk milleti geçmişinin sadece Kanuni Sultan Süleyman'a kadar olan bölümünü öğrendiği için ve önemsediği için bu açık beyan göz ardı edilmişti. Normaldi.

Patron sevici hükümetlerden ziyade, vatandaşımız da bilinçsiz bir çok şeyde. İşçi Bayramını kutlayan insanları potansiyel terorist yada provakatör olarak görüyorlar. Bu baskı süreci devam ettiği sürece isyanlar, olaylar ve provakasyonlar bitmeyecek. Bu tür eylemler devam ettiği sürece BENDE seve seve provakatör olurum. Afiyetle yerim copumu ama attığım taş yanımda kar kalır.

Muhteşem bir patronum var. Fiyatını tahmin edemeyeceğim 2009 model bir Mercedes'e biniyor. Şirketinde 9 yıldır çalışan adamın maaş bordrosunda yazan 650 YTL'nin altına imza atabilmeyi içine hazmedebilecek kadar müthiş. İşçi bayramına katılanları işten çıkartabilecek kadar müthiş.

Bizim için bıraktığınız manzara bu. Bomboş yollar, aranan insanlar, sorgulanan kimlikler, baskı baskı baskı. Bu kadar sıkılan bir nesne, elbet bir gün patlayacaktır. Basit bir fizik kuralıdır bu. İçimizde hava kalmadığı için patlayamıyoruz ama elbet bitecek bir gün içimizdeki hava.

Bu sene gidemediğim ve biber gazından nasibimi alamadığım için gerçekten çok üzgünüm. Yılmayacağız, inat edeceğiz, işçiler olarak Taksim'e çıkacağız. Provakatörleride aramızda görmekten onur duyarız.

Resimler milliyet.com.tr den..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu