Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

İşçi ve Patron Arası Uçurum...

Okuyucu, ben, bizzat kendim, sayın Mimi hanım gibi bir yazarlık krizi içersindeyim. Tam bu yazıya başladığım anda, bir altta bulunan yazımıza/alıntımıza bir mesaj bırakmış kendileri. Onun gazıyla bir Seyfi Abi efsanesi yapmak istedim ancak yeterli konsepti oturtamıyorum kafamda. Bunlar gelir geçer, Seyfi Abi baki kalır bildiğiniz üzere. Tek cümlelik olayı var zaten onun ehehe

Bugün Habib için ne yaptın? diye sordum kendime. Bizim patron ahaha. 2 aydır bu şirkette çalışıyorum ve ilk defa bugün yüzyüze gördüm kendisini ve o da sanırım beni ilk kez görmüştür. Aslında düz mantıkla baktığımızda ne kadar saçma konuştuğumun farkındayım ama yazdığımı silmek gibi bir huyum yoktur, çok ender zamanlarda olmuştur.

Normal olarak ilk kez karşılaştık ve hiç konuşmadık. Sadece şirkete girerken kullandığımız kartların kendisinde olmadığını gördüm. Adamın koskoca şirketi var bir tane kartı yok, bence çok ayıp. :p İçeri girsin diye kendi kartımı okuttum, içeri yolladım. Sonra kendim girdim.


Patron şirket dolaylarında dolaşmaya başladığında genelde şirkette bir içtima havası eser. Askerlik gibi.. Herkes esas duruşunu gösterir ve kız isterken bile takınamayacağı bir kibarlık takınır patron karşısında. Bu bana oldum olası gereksiz ve saçma bir olay gelmiştir. Benim para kazanmamı sağlıyor olabilir ancak ben de ona para kazandırıyorum sonuç olarak? Karşılıklı güzel bir alışverişimiz var. Ve bunun sonucunda karşılıklı saygı olması gerekirken, işçi sınıfının kendisini bir böcek gibi görüp, patron sınıfının karşısında el pençe divan şeklinde secdeye yatması iki sınıf arasında bulunan kocaman uçurumu oluşturmuştur diye düşünmekteyim.

Bu genel bir insanlık zaafıdır bence. Ne kadar çok iyi niyet gösterirsen, o kadar çok istenir. Ne kadar çok hürmet edersen, o kadar fazla istenir. Ve bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Patron sınıfı maddi gücünün bilincinde olarak, kendisi önünde eğilen işçi sınıfının üzerine basmayı boynunun borcu bilmiştir ve böyle devam edecektir.

İşçi sınıfının kendini silkeleyip ayağa kalkması gerekiyor kesinlikle. Bilmeliler ki, işçi sınıfı yani o küçük böcekler(!) olmasa, o büyük adamlar patron olamazlardı. İşçi çalışacak patronuna kazandıracak ve patron kazanacak, işçiye hakkını ödeyecek. Burada anlaşılmayan bir durum yok gibi. Hani şu "işçiyiz, haklıyız, kazanacağız" modelinden ayrı bu söylediklerim. Söylemek istediğim abartılan saygı ve bunun karşısında görülen abartılan kendini büyük görme.

İnsanların her daim karşılıklı saygılı olması gerekir, bunun parayla alakalı bir durum olmaması gerekir ancak günümüz kapitalist dünyasında malesef bu büyük bir ironi ehehe.

İşçi eğer kendini bu kadar küçültmeseydi, patron bu kadar büyük olmazdı.

Patron eğer bu kadar büyütülmeseydi, işçi bu kadar küçülmezdi.

Ve kimse sokaklarda coplanmaz, biber gazı yemez ve İşçi Bayramını kutladığı için terörist damgası yemezdi.

Ben bugün, uzun keçi sakallı, uzun saçlarını açmış sallaya sallaya yürüyen ve gömleği pantolonundan fırlamış bir insan olarak, patrona kartımı okutup içeri geçtikten sonra, esas duruşta patrona birşeyler anlatan bir abimizin yanından geçerken patronun yüzüne baktım. O da baktı benim yüzüme. Sakince bakışlarımı çevirdim ve yürüyüp devam ettim. Olması gerektiği gibi.

Patron içeride diye kapıdan içeri girmeyenler vardı, lobide bekleyen.

Bu işler beni inanılmaz rahatsız ediyor.

Ezik hissediyorsan, ezileceksin! Ama bi dur yahu, senin yüzünden biz de eziliyoruz!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

4 Responses to : İşçi ve Patron Arası Uçurum...

  1. Darkohl says:

    sizin patron da diger patronlar gibi 4 kisilik isi 2 kisiye yaptirip tek kisilik maas odeyen, asla guvenilmemesi gereken, samimi olmamayi gerektiren, fino gibi davranmamanizi ogrenmenizi saglayacak sahsiyet degil mi. o zaman onlarsiz daha mi guzel dunya.
    nediyorum ben :|
    patronduk patrondunuz patrondular :s

  2. Son cümleye bittim yaw:D

    Haklısın, herkes patrona güzellik yapıyordur ve bu onların düşüncesine göre olması gerekendir maalesef.

    Ben şu savcılık maceramda koskoca savcı(!) içeri girdiğinde yerimden kımıldamamış, pozisyonumu biraz da olsa düzeltme çabasına girmemiştim, ve savcı bey o kadar el pençe divan bıdı bıdı olan misafir, polis memuru, bilmem ne arasında, ben deniz Mimi Wonka ile muhabbet edip şakalaşmış, kikirdemişti.

    Yani demem o ki(yeni lafım bu "demem o ki") ne diyordum, yani demem o ki; hiç bir insan aslında etiketlediğimiz rollerini tam anlamıyla yerine getiriyor değil, biz olara etiketlerinin gereğini yerine getirmelerinde yardımcı oluyoruz, hemde bu uğurda kenimizi feda ediyoruz.

    Ya mirim, böyleyken böyle, naparsın :/

  3. Dreamtime says:

    Abi nefret ediyorum ben patron bozuntularından.Bakınız patron değil!! Patron bozuntuları!! Kendilerini bir halt sanıp,emirler yağdırmaya başlarlar.Kendisi bir imzadan acizken senden 10 tane iş bekler 5 dk içerisinde.Birde yapmayınca azarlama pozisyonuna geçerler.3 kuruşa milletin ağız kokusunu çekmek diye buna derler.Bi gün sittiri çekicem ama bakalım ne zaman.En temizi kendi işini kurmak cidden.Küçük iddiasız ,kendi yağında kavrulacağın bir iş kursa insan ne süper olur .

  4. Şu kısacık ömrümde pek çok şirket gördüm geçirdim stajdı, part-timedı, tam zamanlıydı derken. Bu dediklerini patron şirketlerinde görmeye alışıktım da şu anda çalıştığım koskoca, dünyanın 64 ülkesinde iş yapan bir İngiliz firmasında (Reklamlar reklamlar reklamlaarr) da aynı şeyi gördükten sonra bunun şirket kültürüyle değil çalışlanlarla alakalı olduğunu gördüm. Ne kadar çaresiz hissediyorsa çalışan kendini, ne kadar buraya mahkumum başka yerde bir bok olmaz benden zihniyetindeyse toto yalama katsayısı da o kadar artıyor. Güveneceksin kendine genç! O zaman patronlar da şaşırıyor, afallıyor, bunda bir pırıltı var diyor, sana saygı duyuyor. Bugünkü iş hayatı tüyomuz da burada sona eriyor.

Bu gadget'ta bir hata oluştu