Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Cem Hits...

Beynimin Mustafa Sandal dinleyebilecek kadar küçük olduğu günler geldi aklıma bugün. "Bu kız beni görmeli, bana kazak örmeli, muratına ermeli artık" şeklinde giden bir parçayı nasıl dinlemişim, neye dayanarak sevmişim düşündüm durdum. Hele bir de "Onun arabası var, güzel mi güzel / şöförü de var, özel mi özel / bastı mı gaza, gider mi gider / malesef ruhu yok, onun için hiç mi hiç şansı yok" olayı aklıma geldiğinde saatte 100 km hızla giden araçtan bir anda atlayasım geldi. O an dünyanın aslında güzel bir yer olduğunu düşünüp vazgeçtim.

Bu ilkokul, ortaokul zamanında minicik olan beynim, lise zamanlarımda biraz gelişme göstermiş ama o da çok küçük bir kademe olmuş. Artık içinde gitar olan şeyler hoşumuza gitmeye başlamış ve bir adım atlayabilmişiz ve en azından pop olayından kurtarmışız kendimizi. Yeni durağımız Türkçe Rock müziğin en kral grubu olan Ayna ve Türk Rock müziğinin en baba sanatçısı Haluk Levent olmuştu. Hani Haluk Levent neyse ama Ayna çok feci lan. Neler yapıyormuşum ben böyle. Ama cidden Ayna'nın ilk albümü harbi iyiydi lan sanki :s Tamam, kurtaramayacağım biliyorum, çırpınışlar boş yere. Neyse işte, o zamanlar bize en iyi Türk Rock grubunu sorarlarsa; Ayna, en iyi Türk Rock solisti diye sorsalar; Haluk Levent derdik. Teoman'ı sevmezdik. Zibidiydi o çünkü. İçerdi, sıçardı, rahattı, yakışıklıydı ve her daim kolunda cillop gibi manitalar olurdu. Sevmemeliydik onu, çünkü yaşamak istediğimiz ama yaşayamadığımız hayatı yaşıyor, yapmak istediğimiz ama yapamadığımız eylemleri gerçekleştiriyordu.

Evet, tipik bir Türk zihniyetine dalmış yürüyorduk güneye doğru.

Sonraları daha önce de bahsetmiş olduğum gibi The Offspring grubunun açmış olduğu kocaman bir delikle git gide büyüyen ve hiç durmadan gelişen bir zihin jimnastiği halini aldı.

Geçen gün, yıllar önce (sanırım 2002 yılı falan olabilir) diskmande dinlemek için çekmiş olduğum bir audio CD'yi buldum. O yüzden canlandı bu beynimi klozet içersine sokup sifonu çektiğim zamanın hatıraları. Çok şahane bir playlist yapmışım, üzerine Cem Hits yazmışım italik yazıyla ehehehe Şu an bir kaç tanesini hiç dinlemiyorum ama önceden pek çok sevdiğim gruplardı. Ahanda size playlist kehkeh

Agathodaimon - Near Dark (Black metal icra eden sayılı iyi gruplardan bir tanesidir eheh)
Dark Tranquillity - Hedon (D.T. bir zamanlar en sevdiğim gruptu)
My Dying Bride - She Is The Dark (Doom metal bile dinliyordum lan ahaha)
Nevermore - Believe In Nothing (Ya eyvallah çok güzel parçadır ama benim "en sevdiğim parçalarım" diye adlandırdığım bi listeye nasıl girmiş harbi çok şaşırdım dinlerken)
Dark Tranquillity - Zodiackyl Light
Hypocrisy - All Turns Black (Daşşaanı yediğimin grubu, hala en sevdiğim gruptur)
Death - Flesh And The Power It Holds (Babalara saygı kuşağı)
Hypocrisy - Apocalypse (Hypocrisy sevme nedenim!)
Moonspell - Alma Mater (haha al bi alakasız daha, şimdi hiç bile dinlemem)
Dimmu Borgir - The Insight And The Catharsis (Black metal sux)
Dark Tranquillity - Lethe (Arka arkaya yüzlerce kez dinlerdim la ben bunu :s)

Hey gidi günler lan!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Kel Kadir...

Efendim merhabalar yeniden!

Diyeceğim şudur ki; naber? Tamam, berbat bir giriş oldu ama olsun o kadar. Her zaman için en iyisini beklemeyiniz. Çünkü her zaman için en iyisini bekleyenler, en çok hayal kırıklığı yaşayanlar olmuştur.

Yine boktan bir iş günü sonrasında, daha da feci bir şey olan "ameliyathane kapısı bekleme style" takıldık. Amcamın, yani namı değer "Kel Kadir'in" ansızın çıkan kalp ameliyatının sonucunu heyecan içinde bekleyen Kel Kadir fanları olaraktan heyecanlı bir bekleyiş içersindeydik. İçimizde pek bir telaş yoktu, çünkü Kel Kadir her zaman için güçlü olmuştur bizim gözümüzde. Her zaman idolünüz olan bir şahsın kadere kolay pes etmeyeceğini bilirsiniz tehlike ne kadar büyük olsa bile..

Netekim öyle oldu, hastane bahçesinde bekleyen onlarca Kel Kadir fanı ameliyatın başarılı geçtiğini duyunca rahatladı, içlerinde tuttukları gülücükleri serpiştirdi etraflarına, espriler havada uçuştu, çaylar içildi, mutlu mesut bir fan kitlesi vardı artık.

Kel Kadir her zaman için bizim gözümüzde büyük bir adam olmuştur. Aslında kendi halinde, süper iyi niyetli bir insandır ama saçlarının olmayışı onu bizim gibi kendilerine heyecan arayan gençler için bir kahramana döndürmeye yetmiştir. Bir gün takside eve doğru giderken Hüseyin'le birlikte -yani Kel Kadir'in oğlu- Kel Kadir geyiği çevirmeye başladık. Üsküdar'ın eski mafyalarından Kel Kadir ve O'nun amansız maceralarını anlatmaya başladı Hüseyin. Tamamı kendi g.tümüzden uydurulmuş, süpsüper hikayelerdi. Taksici pür dikkat dinledi, karşılıklı gülüştük, eğlendik falan. Eve vardığımızda taksici "Kel Kadir'in oğlundan para alınır mı abi" şekli yaparak parayı almamıştı..

Ancak Kel Kadir tam aksine sert görünüşlü ama gerçekten yumuşak kalpli bir adamdı. Onu sinirlendirmek için ya oğlu olmanız gerekiyordu ya da önünüze koyulan yemeği yememeniz...

Bir gün Hüseyin, kuzeni Ozan ve onun kız arkadaşı eve gelir, amcam evdedir ve replik başlar.

- Hoşgeldiniz gençler
- Hoşbulduk ihi ihi
- Siz açsınızdır, ben size bir şeyler hazırlıyım.
- (kız konuşur) yok efendim biz gelirken yemiştik ehi ehi
- Yok yok, siz açsınızdır.

Aradan zaman geçer ve Kel Kadir elinde bir tepsiyle gelir, yumurta kırmıştır ve kahvaltılık falan hazırlamıştır.

- Hadi, buyrun yiyin.
- (kız utanarak) ya gerçekten ben pek aç değilim..
- (Konuşma kesindir) Yiyeceksin.

Kel Kadir'in terörü sofra masasında gerçekçidir, korkmanız gerekebilir.

Kendisine buradan da acil şifalar dileyerekten teröre ve efsanesine en kısa zamanda kaldığı yerden devam etmesini umuyorum..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Baştan Kokmuş Bir Balığız...

Selamlar okuyucu, naber? Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Malum işler güçler, ekonomik sıkıntılar, sevdiceğe zaman ayırmalar, iş sıkıntıları falan derken uğrayamaz olduk buralara. Hayır, bizde malzeme bitmez ama gel gelelim bloğun konseptine uymuyor aklımdan geçen cümleler. Zehirli düşünceler salgılıyor beynim bu aralar, bir döksem tam dökücem. Ha, dökmek dert değil, yine dökeceğim elbette ama günü birlik değişen hava sıcaklıkları gibi benim zihnimi kurcalayan zehirli düşünceler. Hani bugün faşistlik karşıtı, "bütün dünya bir olsa laylay" yazıları yazarken, yarın da direk anarşik (dedelerin dediği gibi) bir düşünce yapısıyla "bu çağda yıkım, yapılabilecek en güzel devrimdir, ayrılın, dağılın, iç savaşın" şeklinde cümleler sarfedebilirim.

Bir sonra yazacağım yazıda patronuma saydırıp, diğerinde müdürlerime giydirebilirim.

Sonrası her gün internet üzerinden okuduğumuz muhteşem saçmalıkta olan ve halen sürmekte olan anlamsız soruşturmalar, kapatma davaları, kadrolaşma, ODTÜ'nün yıkılma tehdidi falan filan gidebilir.

Aklımı bunlar kurcalıyor şu an. Hani Canselmo bey gibi aklıma birşey gelmiyor tribinde değilim, geliyor, geliyor ama konsepte uymuyor hacım!


Nerede kaldı o Seyfi Abi'ler, Cafer'ler ya da Çamlıca'da ki kanatlı hayvan katliamları..


Belediye otobüslerinde, kalabalık yüzünden artık sadece nefes almaya çalışıyorum. İnsanları izleyip yeni yazı malzemeleri çıkartamıyorum bu yüzden. Önceden kullandığım Eminönü motoru bana bu konuda çok yardımcı oluyordu. Bir çok yazımın mimarisini o motorlarda atmışımdır ama artık o motorları kullanamıyorum.


Önceden kendi işimiz olduğundan, işler sikko ötesi olsa bile kafa olarak daha rahattık. Abidik gubidik insanlarla uğraşmıyor, sadece abidik gudibik bi insanla uğraşıyorduk hehe. Bu kadar yormuyordu zihnimi işler güçler. Çünkü iş yoktu ahaha Neyse.


Ne olduk, nereye gidiyoruz, ne umutlarım vardı ve nerelerdeyim, neler başarabildim ki henüz? triplerinde yürümekteyim şu an sanırım. Bu yüzden aklım bloğun bunca zamandır yürütmüş olduğu geyik konseptine pek paralel ilerlemiyor. İşin kötü yanı, yazasım gelmediği için bilgisayarı sadece müzik seti olarak kullanıyorum sadece. Bu, diğer blogları takip etmemi de engelliyor. Yeni fikirler türetemiyorum.

"Yazdandır lan" şeklinde bir avuntu yapasım geldi aslında ama değil, yazdan falan değil.

Birazcık daha durağan ve bazı bazı biraz daha sert bir şekilde devam edeceğiz bundan sonra bloğumuzda. Seyfi'ler, Cafer'ler ve bunun gibi Cemsel geyikler kendiliğinden gelecektir zaten.


Aslında başlığı atarken bambaşka bir konu vardı aklımda, bugün gördüğüm bir mevzudan yola çıkarak "Balık Baştan Kokar" atasözümüzün ana temasıyla birlikte bir dokundurma yapacaktım ama artık kalkmalıyım bilgisayar başından. Yarın artık ehehe


Sevgiler efendim..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Cafer ve Onun Kanlı Düşleri v.-1

(Öncelikli bknz: Cafer Ve Onun Kanlı Düşleri )

Evet, bu işkenceden kurtulması lazımdı artık. İşkence miydi aslında gerçekten, bundan emin değildi ama bu ıslaklık onu rahatsız ediyordu artık. Ve lanet olsun, fazlasıyla sıcaktı!

Buradan kurtulduğunda yapacaklarını düşündü. Kanlı bir gelecek olacaktı elbet, bunu bulunduğu ortam gösteriyordu. Her gün gözlerini açtığında kan görüyordu sadece. Bu kapanda başka bir şey görebilmesi mümkün değildi... Gördüklerinin kan olup olmaması da onu ilgilendirmiyordu aslında, belki de hepsi gözlerine bürünmüş şiddetin verdiği hissiyattan ibaretti. Kan, su, ter, sıvı, asit... Her neyse! Bunlar sadece kan hissiyatı uyandırıyordu beyninde.

Buradan kurtulacaktı, az kalmıştı, hissediyordu. Bir mucize bekliyordu.

Cafer ve onun kanlı düşleri yazılacaktı tarihe altın harflerle. Ted Bundy, Fisher ya da bebek yüzlü katil Dahmer gibi olmayacaktı o. Kesinlikle daha büyüktü hedefi. Seri cinayetlerde bir devrim yaratmak istiyordu, zor olanı değil, imkansız olanı başarmaktı hedefi. Kan gölüne dönmüş parklar, caddeler ve parçalanmış bedenler arasında yürüdüğünü düşündü. Az önce eski seri katilleri geçme isteğinin verdiği hırs yüzünden gerilen yüz kasları şimdi bu eşsiz hayal karşısında gevşemiş, yerini tatlı bir gülümsemeye bırakmıştı. Huzurla daldı uykuya.. Çıktığında ilk yapacağı şey derin ve güçlü bir haykırış olacaktı. Ciğerlerini patlatırcasına bağıracaktı, korkacaktı insanlar bu şiddet karşısında.. Olması gerektiği gibi..

--- o --- o --- o
--- o --- o ---

Ertesi güne üzerinde bir baskıyla uyandı. Çevresine bakıntığında birşeylerin farklı olduğunu hissetmişti zaten. Doğrulmaya çalıştı ama bu mümkün değildi, bir hava akımına kapılmış gibiydi, etrafındaki ıslaklığın hareket ettiğini hissediyordu. Kanlı duvarlar kayıyordu ellerinden, tutunamıyordu, bir düş, bir fırtına, bir akım onu itiyordu! Bir seri katil olmasa korkabilirdi bile.

Yoksa bu kurtuluşunun müjdesi olan mucize miydi?!

Yukarıya baktı, ışığı görebiliyordu sanki. Hala rüyada olup olmadığını düşündü, hayır, değildi. Kurtuluş gerçekleşiyordu! Işığa ulaştığında o güçlü haykırışını gerçekleştirmek için derin bir nefes aldı.. Ciğerlerine ilk kez dolan hava yakıcı etkisini gösterince güçlü bir haykırış yerine sevimli bir ağlama sesi duyabildi gırtlağından çıkan. Göbeğinde asılı duran hortumun kesilmesinin ardından hücrenin sahibi olan baş gardiyanın kucağına bırakıldı. Kadının kulağına bu çektirdiği azabın acısını ödeteceğini fısıldamaya çalışırken kadının gelecekte başına gelecekleri bildiğinden ağlamaya başladığını düşündü...

Cafer ve onun kanlı düşleri doğmuştu...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

National Geographic POD