Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Yasakçıysanız, İnatçıyız!

Efendim, selamlarım yeniden.

İşim gücüm var, fazla yazamayacağım. Keza yasakçı zihniyete darbe üstüne darbe sallayalım deyü, şu siteyi sizinle paylaşıp, en azından youtube.com u hepinize vtunnel falan gibi abidik sitelerle uğraşmadan izletmeyi hedeflemekteyim.

Alın girin şuraya okuyun, öğrenin.

Bu şekilde kullanabiliyoruz.

Siz yasakçıysanız, biz inatçıyız. En büyük teknolojik devrimi çaydanlık olan bir ülke için yeterince zayıfsınız, yeterince yetersizsiniz.

Pire için yorgan yakılmaz. Eğer hakaret içeren videolarsa şikayetiniz, o videonun linklerine erişimi engellersiniz. Kimse Atatürk'e hakaret videosunu izleyip Atatürk'ten nefret etmez bu ülkede! Bırakın bari bu gençlerin Atatürk'ü savunmasına izin verin. Tabii ki biliyorum, savunurken rezil ediyorlar bizi onlarda.. Ancak bu kadar baskıcı ve yasakçı bir devletin, ancak bu kadar akıllı bir genç nesili olur. Utançlarınızı bu şekilde perdeleyemezsiniz, onlar aramızda, onlar çoğunlukta. Çünkü siz de onlardansınız.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Tavuk, Yazıcı, İş Yavaşlatma Eylemi...

Ucuz diye, evet, tamamen bu sebeple, tam iki - üç haftadır tavuk burger şekliyle doyuruyoruz karnımızı. Şirketin verdiği "yemek yardımı" ancak ona yetiyor ve fazlasına kasamıyorum. Bu yüzden tavuk yiyorum ve yakında mini mini tavuklarım olacak. Ya tavuk gibi gıdaklamaya başlayacağım ya da tavuklar kapıma dayanıp, yenilip sıçılan tavuklar konfederasyonu adına beni yiyecekler. Seviyorum ama tavuk burgeri, elimde değil.

Kendimi kandırıyorum tamam! Bunların hepsi gençliğimi, çocukluğumu, umutlarımı (
dramatize mode: ON) yok eden o şerefsiz horoz yüzünden. İntikamımı bu şekilde alıyorum ve lanet olsun, hiç pişman değilim!

Bugün yine elimde bekleyen işler olmasına rağmen dışarıya, bir amele işi olan toner dağıtmaya gideceğim. Elimde kalan işleri olabildiğince yapmaya çalışıyorum ama bir iş yavaşlatma eylemi içersinde olduğumu sizlerden saklayacak değilim.


Bugün bir değişiklik yapıp tavuk burger yiyeceğim.


Cuma günü Scorpions konserine gideceğiz ben ve canımdan çok sevdiğim sevdiceğim olarak. Gelecek olan varsa orada görüşmek, buluşmak, birbirimize iğrenç espriler yapmaktan kıvanç duyarız. Gelmeyecek olanlar parmak kaldırsın, gelecek olanlar mail atsın, kararsızlar amuda kalksın, yalancılar kazığa otursun, suskunlar parmağını emsin ve bütün bu bahsettiklerimden bi haber olanlar şehadet getirip istavroz çıkartsın.

20 dakika sonra yemek tatili var, yuppi.


Havalar sıcakladı sıcaklayalı doğru düzgün kahve içemiyorum. Kahve kavanozum hemen önümde boynu bükük duruyor adeta. Kendini aldatılmış hissediyor eminim. Ama sıcakta her zaman çekilmiyorsun biricik kahveciğim. Bu kadar abartma lütfen. Elbet seninle yeniden kavuşacağız ve hüp diye içime çekeceğim seni, dudağımı yaktığında küfür edeceğim. Ve ettiğim küfür karşısında alınırsan gönlünü alacağım, "sana değil, suya küfrettim" deyü.. Fiti fiti güleceğim sonra. Azıcık daha dayan olur mu canım kahveciğim, hadi nolursun, üzme kendini öyle, bak beni de ağlatacaksın..


Aslında şu an yanımda duran yazıcının onarımı bitmek üzere.

Renkli yazıcılardan nefret ettiğimi düşünebilirsiniz çok zor tamir edildikleri için ama aksine seviyorum ben renkli yazıcıları. Evet, gerçekten çok zorlar ama zor olan şeyler daha bi ilgimi çekiyorlar. Tek müzdarip olduğum konu bir milyon tane vida sökmek zorunda kalmak. Bi görseniz vida sökmekten adeta kol kası yaptım. Bir milyon tane yemin ediyorum, bir milyon tane! Gerçekten çok fazlalar. Bu beni sıkıyor sadece ama tamiri güzel ve eğlenceli. İş bitince özellikle sevdicek resimleri basabiliyor olmak pek şahane bir test deneyimi oluyor. Hem test ediyorum hem işimi görüyorum. Odamın duvarları sevdicek dolu işte bu yüzden ihi


Renkli yazıcılar lazer türüyse ve toner kartuşları doluysa derin bir haz duyuyorum bu işten!...


İş yavaşlatma eylemim toner dağıtırkende sürecek.

Yazıcılar ve fakslar klasörümde, daha önceden yüklenmiş, denenmiş, müşteriye teslimatı bile yapılmış yazıcılar var. Onları bilgisayardan söktüğüm zaman kendilerini çevrimdışı hale getirip, simgeleri bir silüet haline geliyor ya, işte bu gerçekten hüzün veriyor bana. Terk edilmiş gibiler.. Yazık.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 1 Comment

Sikko Foto Serisi v.2

Efendim merhabalar lan ihi

Yine cep telefonumuzla yakaladığımız enterasan karelerle karşınızdayız. Ne kadar resmi bir giriş oldu lan böyle. Resimler yüklenirken bugün yapmayı çok istediğim ama son anda vazgeçtiğim bir mevzuyu anlatayım ben size sdlkafasd

Bir yere toner bırakmaya gittim. Asansöre binicem baktım başka bir adam daha var asansör bekleyen. Asansör geldi ve ikimizde bindik. Asansörün içi çük kadar, ikimizde zayıf olmamıza rağmen adamla göbek göbeğe kaldık (hayır göbeğim yok benim artık hayır yok yok hayır gf) Ben adamın suratına bakmayacağım için kapıya doğru bakarken aklıma asansör fobisi mode: ON taklidi yapıp triplere ve hatta krize girmek geldi. Bi anda kapıya saldırıp, "çıkarın beni, eeğğ öğğ" şeklinde debelenen bir adam ve bu olay karşısında ne yapacağı belli olmayan diğer adamın görüntüsünü getirin gözlerinizin önüne. Ben çok eğlendim asansörde bunları düşünürken, güldüm içten içten. Yetti bana.

Evlendiriyoruz Köşesi


Abi buna ne demeli bilmiyorum ahaha. Yani harbiden böyle insanlar var mı? Aslında bu gibi reklamları görünce hepinize mail olarak bir ton gelen o salak "organ mafyası" geyiklerinden çıkartasım geldi. "Bu adamlar organ mafyasıymış, gidenlerin içeceklerine afrodizyak etkili ilaç atıp önce seviştiriyorlarmış ve bu sırada kameraya çekip görüntüleri porno sektörüne satıyorlarmış. Sevişme sonrası topluca uyuyan insanların organlarını çalıyorlarmış ve bununla da kalmayıp, organları çalınmış bedenleri sucuk yapılsın diye kasaplara satıyorlarmış!" Güzel oldu lan :D

Sıkıyorsa Yap Köşesi


Bunu bizim hasta ruh Berk'in apartmanında Berk'in ikazıyla yakaladım. Adam öyle bir not düşmüş ki, direk hasta ruh Berk'in neden hasta olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. "Yapmayanlar Şiddetle Cezalandırılacaktır" Ne diyorsun yahu! Nasıl bir ceza bu ahahaha Şiddetle cezalandırmak! "Çabuk şunu tutun ve giyotine yerleştirin, görsün bakalım 150 kiloyu aşmayı nihahahağğ" Çok sakat yeminle...

Beceremiyorsan Bırak Bu İşleri Köşesi

Evet abi. Bu da memleketimden bir manzara işte. Bu sigara içme yasakları çıktıktan sonra çekilmiş bir fotoğraftır efendim. Şimdi bu konuya uzun uzun değinmek isterim, çok istedim zaten bunca zaman ama bir türlü yoğunlaşamadım. Memleketimin en büyük sorunu her dakika bir yasa çıkarabilmeleri ancak bunları yürütememeleri. Şu yasayı kim yürütecek hala bir cevap yok, bu cezaları kim uygulayacak, nasıl uygulayacak, ceza nereye ödenecek? vs vs. Bir dünya soru sorulabilir ancak bunların cevabını kaç kişi biliyor acaba? Polis uygulayacak diyorlar, polis kendi içiyor sigarayı, sonra kendi fırlatıyor yola zaten. Polis uygulasa önce kendine uygulasın. Zabıta diyorlar, kim sikler zabıtayı? Buradan devlete sesleniyorum: Beceremiyorsanız bırakın abi bu işleri. Çıkartmayın yasa falan, takılsın insanlar kafalarına göre. Kendimizi kandırmaktan ve rezil etmekten başka bir şey değil bu ağacın altına atılmış izmaritler.. Bırakın abi... Yasa çıkartmak çok kolay. AB uyum yasaları bunun en trajikomik örneklerini sunuyor zaten ehehe

Uyarmadı Deme Köşesi


Bu da acaip. Dikkat havlu. Tamam, eyvallah, araya virgül falan koymamış gibisinden bir şeyler diyebilirsiniz ama nedir abi bu ahaha Dikkat havlu. Ben şimdiden uyarayım yani.. sdkjlfsd Dikkat havlu çıkabilir..

Şizofreni Köşesi


İki fotoğrafı aynı gün yakaladım. Ben gayet güldüm hehe..

Birazcık Erotizm Köşesi


La ucafık boyuna bakmadan koca kara sineğin üzerine atlamış. Helal olsun dedim bizzat ben.

Birazcık Romantizm Köşesi


Evet, çok yakışıyoruz. Ne tatlı la baksana :G

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

(Süper)Cem Return...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments

Yılmaz...

Sene tam olarak 1956 idi ve ikimizde yorgun bi şekilde ilerliyorduk yılmadan. Yılamazdık çünkü ikimizin adı da Yılmaz'dı. Zaten bu yola da isimlerimizin gazına gelerek çıktık. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk ve yılmadan nereye gideceğimizi arayarak ve yılmadan yürüyerek oynuyorduk bu yılmamazlık oyununu. Kaderin ilginç oyunu aslında bundan iki yıl önce başladı. Hayır, korkmayın! İki yıl önce başlamadık yürümeye. Sadece yılmadığımı, yani adımın bana ne ifade ettiğini o yıllarda öğrendim. Tam olarak 17 yaşındaydım ve otuzbir çekmek arkadaşlar arasında yürüttüğümüz en geniş çaplı hikayeydi. En fazla kaç kere yaptın sorusuna insanlar yılmadan abartarak cevap verirlerdi ve ben şahsen, yılmaz olarak yılmadan denemiştim bunu bütün bir gün boyunca. Dışarı bile çıkmadım. Çok sevdiğim mahalle maçına bile katılmadım sırf bu yüzden. Ertesi gün de zaten enerji kaybından yataklardaydım.

Neden ve niçin yılmadan otuzbir çektiğimi ve bunun anlamsızlığını ertesi gün yaşadığım enerji kaybı sırasında yatağımda uzanırken düşündüm. Yılmaz ismimin karakterime yansıyan özelliğini buradan çözmeye başlamıştım. Şehir kanalizasyonundan balıkların arasına yolladığım spermler bana inanılmaz bir çağrışım yapmıştı. İşte o gün başladım geçmişimi ve yaptıklarımı sorgulamaya. Yılmadan tam 7 sene boyunca ilk okul öğretmenime evli olduğu halde neden hala aşık olduğumu şimdi anlayabiliyordum mesela. Güzel kadındı, allahı var... Ama 7 yılımı yemişti bu sevda yüzünden. İlkokul bittikten sonra her akşam okulun önüne gider, gerekirse evine kadar takip ederdim. Yılmadan, usanmadan yaptım bunu yıllarca ve şimdi, şu enerjisiz anlarımda bunun ne kadar saçma ama bi o kadar da karakteristik bir durum olduğunu.

Evet, ben buydum. Kendimi çözmüştüm 12 boşalmanın sonunda. En fazla yalan söyleyen arkadaş 11 demişti çünkü.

Şimdi nerede olduğumu bile bilmiyorum yanımda yürüyen kan ter içinde kalmış adaşım Yılmaz gibi. Yılmaz'la tanışmamız da garip oldu. Bir gün İstiklal caddesinde kravatımızı giymiş, saçlarımızı limonla taramış kız peşinde koşmaya çıkmıştık. 18 yaşındaydım ve azimle unutmaya çalışıyordum ilkokul öğretmenimi... Bu yüzden kendimi caddelere vurmuş ve yılmadan bir kız arkadaşı arıyordum. Bahçesine güller bırakıp kaçacağım, gece camına minik taş parçaları atıp onun için yazdığım şiirleri okuyacağım, mahallenin bakkal çırağıyla yazdığım mektupları yollayacağım bir sevgili arıyordum kendime.. Mutlu olmak istiyordum işte!

Ve işte İstiklal'in kalabalığında yürürken, kol kol olmuş insan nehri ile birlikte Galata'ya doğru akarken karşıdan gelen bir adamla kesişti yollarımız. Ben sağa yönelmek isterken o da o yöne yöneldi, tepkiyle sola döndüm, aynı tepki onda da oldu. Yaklaşık bir yirmi dakika boyunca karşılıklı durduk, yılmadan geçmeye çalıştık, birbirimizin açığını aradık. Artık durum öyle bir hal almıştı ki karşımızdakini geçirmemek için ataklar yapıyorduk artık, geçmekten vazgeçmiştik bile. 1 saatin sonunda yılmayacağımızı anladım ve elimi uzattım "merhaba, ben Yılmaz..."

Durumun şok edici rastlantısallığı yüzünden okunuyordu. Saatler süren inatlaşmadan doğan bir yorgunluk olduğunu düşündüm önce ama o da adının Yılmaz olduğunu söylediğinde birbirimize sanki yıllardır birbirini arayan kardeşler gibi sarıldık. Bir yerlere gittik ve oturduk, muhabbet ettik uzun uzun ve isimlerimizin yanında ne kadar çok ortak yönümüz olduğunu görüp şaşırmış numarası yaptık.

Sonra çıktık ve yürümeye başladık. Ve hala yürüyoruz. Arada bir tuvalet ve yemek ihtiyacı için duruyoruz sadece ama genel olarak yürüyoruz. Son 3 aydır konuşacak bir şeyimizde kalmadı. Yol boyunca her şeyi konuştuk zaten ama yılmayan bünyemiz yüzünden artık bu ilişkiye bir son da veremiyoruz. Bezmiştik ama isimlerimiz Bezmiş değil, Yılmaz'dı...

Yılmadan yürüyoruz..

- Acaba neredeyiz lan Yılmaz?
- S.ktiret yürü kanka yürü...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Bir (Süper)Cem Hikayesi...

Evet, kararımı vermiştim bir kere, ki zaten ben vermesem bile bu kararı, tarih beni bir yerlerden sürükleyip yine bu kadere mahkum edecekti, biliyordum. Yapılacak fazla bir şey yoktu ve yapılması gerekenler belliydi. Hayat bize bir rol üstlenmemizi uygun görmüştü ve bu oyuna uymak zorundaydım. Damarlarımda akan asil kandan belliydi zaten benim bir Süper olduğum.

Şile'nin Sahilköy (eski adı Domalı oranın ehehe) isimli köyünde, yüksek bir kayalığın üzerinde attım (Süper)Cem olmak için ilk adımı. (bknz: sağ üst köşe, profil resmi hehe)

Madem bu yolda yürümeye karar vermiştik, o zaman daha old school (Süper)Cem pozları yakalamalıydık. Elimizdeki kötü makinaya rağmen denedik, yılmadık, çizdik kaba eti - başı ama dağılmadık. Süper olmanın bedeliydi bunlar elbette, katlandım ve olduğunca işte!

(Süper)Cem deneme uçuşlarında..

İlk olarak yüksekliği kesmeliydik elbette. Riva plajında artık havanın kararmaya yüz tuttuğu ve plajın sakinleştiği saatlerde ileride duran kum tepesi gözümüze çarptı. O tarafa doğru yürüyüp elimizde taşıdığımız ama midemize indirmek için gereksiz bir heyecan duyduğumuz biraları yudumlamaya başlamıştık bile. Sabahtan beri içiliyor olması bile kesememişti heyecanımızı elbette.

Kum tepesinin tepesine çıktığımızda (ne sikko bir cümle oluyor hehe) hazırlanın (Süper)Cem geliyor dedim ve bira şişesini bir kenara bıraktım. (Normal)Özkan alacağı pozisyonu zaten biliyordu ve ben (Süper)Cem olarak deneme turlarına yani uçuşlarına başladım.

(Süper)Cem henüz heyecanını atamamış...

(Süper)Cem çakılırken...

(Süper)Cem'in güzel uçuşunun fotoğrafçının yakalayamaması yüzünden heba edilirken...

İlk birkaç kötü denemeden sonra (Süper)Cem olarak damarlarımda akan asil kan sayesinde durumu toparladım ve iyi işler çıkartmaya başladığımı düşündüm. Çevreden gelen alkış sesleri, "Oooo, Süper oldu lan!" nidaları beni işime konsantre etmeye yetiyordu.

(Süper)Cem'den basın mensupları için gösteri uçuşu...


Ve (Süper)Cem süperliğini kanıtlarcasına göklerde bir kuğu gibi süzülürken sadece pelerinini ne renk diktireceğini düşünüyordu...

Ve Taklitlerinden Sakınınız Köşesi' ni yukarı da ne kadar iftiharla sunduysam bi o kadar utanarak sunuyorum...

Y O R U M S U Z
demek isterdim ama değinmeden edemeyeceğim tabiiki hehe.

Yani her insana verilmiş bir yetenek değildir ki bu arkadaşım, nedir bu kompleksleriniz? Bu yüzden (Normal)Özkan ve (Acaip)Ahmet'siniz. Hele (Acaip)Ahmet sana ne demeli bilmiyorum. (Normal)Özkan haddini bilmiş ve çivileme dalmış ama sen o kocaman kıçınla ne yapmaya çalışıyorsun ki?

Beyler! Haddinizi bilin ve (Süper)Cem'in önünde saygıyla eğilin. Bu gururu hakediyorsunuz.

(Normal)Özkan özenirken...

(Acaip)Ahmet bişiyler yaparken...

(Acaip)Ahmet'in ne yapmaya çalıştığını anlayan varsa bi' zahmet gelsin anlatsın. Ben olaydan sonra sordum, o da bilmiyor. Tamamiyle klinik bir vak'a olarak bunu tarihin tozlu raflarına kaldırıyorum. Tarihin raflarının tozlu olduğunu kim söylemişse tüm Türkiye onu pandiklesin. Nerden biliyormuş? :s

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments

(Normal) Özkan ve Diyaloglar...

(Süper) Cem: Hadi olum bee saldırın beeaaa!
(Normal) Özkan: Bağırmasana olm
(Süper) Cem: Dur olm! Olaya heyecan katıyorum işte
(Normal) Özkan: Birazda gizem kat olaya o zaman?
(Süper) Cem: Masanın altından bağırsam?

--- o --- o --- o --- o --- o --- o ---

Spiker: Uğur Boral pası atamadı.
(Süper) Cem: Özkan olsa atardı.
(Normal) Özkan: :s

Spiker: Alex yanındaki Semih'le oynadı.
(Süper) Cem: Özkan olsa oynamazdı.
(Normal) Özkan: :s

Spiker: Kazım Kazım sağ kanattan bindirme yapıyor..
(Süper) Cem: Özkan olsa yapmazdı.
(Normal) Özkan: :s

Spiker: Guiza topu yakalayamadı.
(Süper) Cem: Özkan olsa yakalardı.
(Normal) Özkan: :s

Spiker: Partizan seyircisinin ateşli bir taraftar topluluğu olduğundan daha önce bahsetmiştik...
(Süper) Cem: Özkan olsa bahsetmezdi. Üstelik Özkan ateşli de değil.
(Normal) Özkan: :s

gibi.

(Özkan olsa yapardı diyalogları kıçımdan uydurulmuştur, orijinal değildir. Orijinallerini hatırlamıyorum ama buna benzer birşeyler olması sizi tatmin etmiyor mu?)

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.7

Devlet İmkan Verse...

Ohh beybi,
Aşk adamı değil ama orman adamı olmak isterdim.
Dağlarda taşakları yaya yaya takılmak,
Gördüğüm her hatuna tanrıça görmüş gibi bakabilmek isterdim.
Abazalık hesabı..
Oh beybi,
Devlet imkan verse tavuskuşlarının götünde gökkuşağı olmak isterdim...

Çılgınca mı geliyor bunlar sana bebeğim,
Hayatımın benden başka kimseye birşey ifade etmeyen anlamı!
Ormanlarda yaşasak, yabani olsak fena mı yani?
Utanmadan sevişsek ortalık yerde ferah ferah, mis gibi olmaz mıydı?
Devlet imkan verse gorillerin seviştiği ottan yatak olurdum.
Belgesel hesabı...

Ohh beybi!
Şehrin kaossal havasından kaçıp, kollarına sığındığım böceğim, otum!
Mağaralara kaçıp yaşayalım orada ferahça!
Kira masrafı bile yok olm!
İki masa bi sandalye tamamdır işte.
Aslında bir masa iki sandalye daha uygun olurdu gerçektende ama çaktırma...
Devlet imkan verse bir yarasanın baş aşağı duran maketi olurdum!
Eğlence hesabı...

Ohh heybetli dağların maralı,
Şeklinde bir Türk sineması girişi yapasımı getirten sevdiceğim!
Konsepte uydu ama, gülme öyle yarım ağızla..
Issız bir adaya düşüp yanımıza 3 şey alalım bebeğim!
3 sen, 3 ben derken 6 parça olur, kara bile geçeriz.
Orada muz, mango falan takılırız mis gibi.
Tropik ada değilse sıçtık ama kabul ediyorum.
Ohh beybi,
Devlet imkan verse tropik adalarda yetişen salatalık olurdum...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Mustafa Abi...

Diyeceğim şudur ki, uzun zamandır koşu moşu bıraktım okuyucu. Akşamları mekik bile çekmiyorum. Göbeğimin üzerine çay bardağını koyup sehpa kullanmadan yaşayacağım günler çok yakın artık! Bunu deme nedenim tabiiki ilk göz ağrım, ilk gerçek aşkım, hayatıma anlamlar ve güzellikler katan Efes'in hayatımdan bir süreliğine çektiği elini eteğini geri koyması. Bu aralar iyi kaynaşıyoruz kendisiyle, keyifli zamanlar geçiriyoruz. Aslında keyifsiz zamanlarımıza keyif katmaya çalışıyoruz. Bu memlekette keyif mi olur birader?!

Ama bak kondisyonum süperdir! Hepinizle yarışırım, hepinizi geçerim okuyucu! Kısa mesafede üzerime tanımıyorum zaten ama uzun mesafe olayına girerseniz alayınızla bayrak koşusu style bile kapışabilirim. haha. (Nasıl gaza gelmiş eleman)

Çantamı toplayıp yatmam lazım. Yarın yolculuk var okuyucu. Ankara yolları yine bir tren vagonunda göründü bize. Önceden çok güzeldi bu yemekli vagonlar. Süpsüper biraları süpsüper fiyatlara içerdik ama şimdi eşşeğin şeyine suyu kaçırmışlar. Bir şişe birayı 6 yeni Türk lirasına satan zihniyeti kınıyorum gerçektende.

Bir gün, evvel zaman içinde ama sanırım bundan 2 yıl öncesi falan. Bir arkadaşıma yol arkadaşı olmak, hem de o zamanlar sadece arkadaşım olan canımdan çok sevdiğim insanı ve diğer arkadaşları görmek için Ankara yollarına düşmüştük. Tey tey, dur şimdi araya parantez koyayım. Ne kadar çok şey değişmiş hayatımızda. Ne beraber gittiğimiz adam şimdi arkadaşım, ne de görmeye gittiği kız onun sevgilisi. O zamanlar arkadaşım olan insanda şimdi sevdiceğim. Çok şey değişmiş breh breh. Neyse. Trene bindik ve ben tren yolculuğunun değişilmez müdavimi olarak yol gösterici abi rolünü üstlendim. Koltuklarımıza yerleştikten ve tren kalktıktan yaklaşık 30 saniye sonra elinden tuttuğum eski arkadaşımı yemekli vagona götürdüm ve biralarımızı tokuşturmak için kaldırdığımızda tren kalkalı 3 dakika olmuştu.

Karşımıza bir mülayim (bildiğin mülayim bi adam işte!) bir de deli kominist oturdu. Mülayim elleri dizinde, suratında salakça bir gülümseme ile etrafı kesiyordu ve kominist trenlerde yaşadığı anıları eleştirel yönden anlatıyordu. Şikayet ettiğini, kavga ettiğini, protesto ettiğini falan anlatıyordu ve ben eski arkadaşımla beraber gülümseyip kafa sallıyorduk "he he" diye. Bir süre sonra kominist birden garipleşti, siz Hrant Dink'in cenazesine gittiniz mi diye sordu, dedik gitmedik. Gitmezsiniz tabi, ben zaten biliyordum hedehödö baya bi fırçaladı bizi. Ağzımıza sıçtı resmen ahaha Abi dedim, pardon ama ben Hrant Dink'i ölmeden önce tanımıyordum? Öldükten sonra kolpacılar gibi cenazesine gitmek ne kadar samimi olur dedim, anlamadı. Yardırmaya devam etti, .mına koyim dedim içimden ama sesli söylersem aynı zamanda dövmek zorunda kalacaktım. Sustum, o konuştu. Bi süre sonra susunca biz de kendi halimizde devam ettik konuşmamıza. Netekim bunlar kalktı gitti. Aslında daha garip ve absürd olaylar oldu ama anlatınca bi s.ke benzemezler. Eğer bir gün karşılaşırsak anlatırım olur mu? sadkjfsd

Bu iki manyak gidince karşımıza karı koca iki güzel insan geldi. Oturduk, güzelce muhabbet ettik, karşılıklı yudumladık biralarımızı. Derken arkadan gelen seslerle kendimize geldik. Arkası tavernaya dönmüş yarebbim! Hemen toplandık, arka tarafa geçtik. Ortam cümbüş! Toplucana türküler, şarkılar gırla gidiyor. Aralara sıvıştık, bildiğimiz yerlere eşlik ettik, bilmediğimiz yerlerde söylermiş gibi yaptık ve bazen şarkılara ön ayak bile olduk!sdakjfasd

Burada yine bir parantez açayım. Hala Bere diye bir parça var Metin ve Kemal Kahraman kardeşlerin. Zazaca olan bu parçayı o gün ben trende yanımda olan eski arkadaşıma vermiş olduğum gazla söylettim. Şu an için sizin için okuyup geçtiğiniz sikkodan bir ayrıntı gibi duruyor belki ama o adama o şarkıyı bırak onlarca yabancı karşısında söyletmeyi, normalde bile söyletemezsiniz sadfoşsdfsd Öyle bir gaz vermişim ki adama, tek başına başladı, ve kimse bilmediği için -normal olarak- tek başına söyledi tüm şarkıyı asduıfsdnfsdua Tüm tren bunu dinledi falan sdafmaısdomfsda Benim gülmekten karnıma ağrılar girdi tabi bu adama bu kadar süper bir gaz verebildiğim için ama o, o sırada gözlerini kapatmış, şarkıya konsantre olmuştu sadfhıadfsd Of şimdi bile gülüyorum yahu.

Derken, söylediğimiz güzel türkülerin ardından, arka masalardan devamlı istek yapan Mustafa abi (aslında adı Mustafa değil, biz öyle taktık ismini) geldi yanımıza oturdu. Az biraz muhabbet ettik, sonra garsonu çağırdı ve tüm masanın hesabını ödedi dsafndsfsd Biz yapma etme falan dedik ama adam dinlemedi. Hayvanlar gibi içmiştik ve hepsi berbat sesimize rağmen beleşe geldi dsaıfsd Millet üstüne para istese verebilecek durumdaydık oysa asdnfds

Neyse işte. Süpsüper bir tren yolculuğuydu, bir daha da öylesine rastlamak mümkün değil zaten. Ne o arkadaş var, ne bir biraya 6 lira verebilecek bütçem, ne de Mustafa abi.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

Yepisyenilik yapasım geldi, baktığınızda içiniz aydınlansın dedim, böyle bir renk uygun görerek başladım yenilenme işine. Aslında yenilenmek gibi bir hedefim yoktu bloğu açtığımda. Sadece bazı eklentileri kaldıracaktım ama yanlışlıkla tıkladığım bir bölümü görünce deneysellik damarım tuttu. Ve aslına bakarsanız içinizin aydınlanması falan da pek umurumda değildi bunu yaparken. O sadece şirin görünmek için söylenmiş bir yalandı eheheha

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 9 Comments

National Geographic POD