Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Yılmaz...

Sene tam olarak 1956 idi ve ikimizde yorgun bi şekilde ilerliyorduk yılmadan. Yılamazdık çünkü ikimizin adı da Yılmaz'dı. Zaten bu yola da isimlerimizin gazına gelerek çıktık. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk ve yılmadan nereye gideceğimizi arayarak ve yılmadan yürüyerek oynuyorduk bu yılmamazlık oyununu. Kaderin ilginç oyunu aslında bundan iki yıl önce başladı. Hayır, korkmayın! İki yıl önce başlamadık yürümeye. Sadece yılmadığımı, yani adımın bana ne ifade ettiğini o yıllarda öğrendim. Tam olarak 17 yaşındaydım ve otuzbir çekmek arkadaşlar arasında yürüttüğümüz en geniş çaplı hikayeydi. En fazla kaç kere yaptın sorusuna insanlar yılmadan abartarak cevap verirlerdi ve ben şahsen, yılmaz olarak yılmadan denemiştim bunu bütün bir gün boyunca. Dışarı bile çıkmadım. Çok sevdiğim mahalle maçına bile katılmadım sırf bu yüzden. Ertesi gün de zaten enerji kaybından yataklardaydım.

Neden ve niçin yılmadan otuzbir çektiğimi ve bunun anlamsızlığını ertesi gün yaşadığım enerji kaybı sırasında yatağımda uzanırken düşündüm. Yılmaz ismimin karakterime yansıyan özelliğini buradan çözmeye başlamıştım. Şehir kanalizasyonundan balıkların arasına yolladığım spermler bana inanılmaz bir çağrışım yapmıştı. İşte o gün başladım geçmişimi ve yaptıklarımı sorgulamaya. Yılmadan tam 7 sene boyunca ilk okul öğretmenime evli olduğu halde neden hala aşık olduğumu şimdi anlayabiliyordum mesela. Güzel kadındı, allahı var... Ama 7 yılımı yemişti bu sevda yüzünden. İlkokul bittikten sonra her akşam okulun önüne gider, gerekirse evine kadar takip ederdim. Yılmadan, usanmadan yaptım bunu yıllarca ve şimdi, şu enerjisiz anlarımda bunun ne kadar saçma ama bi o kadar da karakteristik bir durum olduğunu.

Evet, ben buydum. Kendimi çözmüştüm 12 boşalmanın sonunda. En fazla yalan söyleyen arkadaş 11 demişti çünkü.

Şimdi nerede olduğumu bile bilmiyorum yanımda yürüyen kan ter içinde kalmış adaşım Yılmaz gibi. Yılmaz'la tanışmamız da garip oldu. Bir gün İstiklal caddesinde kravatımızı giymiş, saçlarımızı limonla taramış kız peşinde koşmaya çıkmıştık. 18 yaşındaydım ve azimle unutmaya çalışıyordum ilkokul öğretmenimi... Bu yüzden kendimi caddelere vurmuş ve yılmadan bir kız arkadaşı arıyordum. Bahçesine güller bırakıp kaçacağım, gece camına minik taş parçaları atıp onun için yazdığım şiirleri okuyacağım, mahallenin bakkal çırağıyla yazdığım mektupları yollayacağım bir sevgili arıyordum kendime.. Mutlu olmak istiyordum işte!

Ve işte İstiklal'in kalabalığında yürürken, kol kol olmuş insan nehri ile birlikte Galata'ya doğru akarken karşıdan gelen bir adamla kesişti yollarımız. Ben sağa yönelmek isterken o da o yöne yöneldi, tepkiyle sola döndüm, aynı tepki onda da oldu. Yaklaşık bir yirmi dakika boyunca karşılıklı durduk, yılmadan geçmeye çalıştık, birbirimizin açığını aradık. Artık durum öyle bir hal almıştı ki karşımızdakini geçirmemek için ataklar yapıyorduk artık, geçmekten vazgeçmiştik bile. 1 saatin sonunda yılmayacağımızı anladım ve elimi uzattım "merhaba, ben Yılmaz..."

Durumun şok edici rastlantısallığı yüzünden okunuyordu. Saatler süren inatlaşmadan doğan bir yorgunluk olduğunu düşündüm önce ama o da adının Yılmaz olduğunu söylediğinde birbirimize sanki yıllardır birbirini arayan kardeşler gibi sarıldık. Bir yerlere gittik ve oturduk, muhabbet ettik uzun uzun ve isimlerimizin yanında ne kadar çok ortak yönümüz olduğunu görüp şaşırmış numarası yaptık.

Sonra çıktık ve yürümeye başladık. Ve hala yürüyoruz. Arada bir tuvalet ve yemek ihtiyacı için duruyoruz sadece ama genel olarak yürüyoruz. Son 3 aydır konuşacak bir şeyimizde kalmadı. Yol boyunca her şeyi konuştuk zaten ama yılmayan bünyemiz yüzünden artık bu ilişkiye bir son da veremiyoruz. Bezmiştik ama isimlerimiz Bezmiş değil, Yılmaz'dı...

Yılmadan yürüyoruz..

- Acaba neredeyiz lan Yılmaz?
- S.ktiret yürü kanka yürü...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

One Response to : Yılmaz...

  1. Darkohl says:

    Adı Yılmaz olan hiç yılmayan bir insan evladı ile karşılaşmadım ben. eheh
    Yılmaz adına bildiğim tek şey, annemin "kızlık soyadı" kısımlarına doldurduğundan.
    Bir de Güney olanı var huzur içinde uyusun.
    Yeter bence de..

National Geographic POD