Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Mim Olayından Kurtuluş...

Efendim çift taraflı mimlenmişiz. Önlü arkalı saldırılara uğramak style bir durum bu bence. Teker teker gelin ulan! diyerekten bu mime dahil olmaya geçte olsa nail olabiliyorum..

Sözü uzatmadan size fazla sürpriz yapmayacağımı belirtmek üzere full metal taşşak bir grupla başlıyorum. Morbid Angel'ın en kral albümü olan -bana göre tabii- Covenant albümünün son parçası olan God Of Emptiness ve onun kasvetli klibini sunarım size efendim. Adamlar direk müzik olarak, görsellik olarak bir korku filminden geri kalmamışlar. Takdir ediyorum bu amcaları!..

Morbid Angel - God Of Emptiness

İkinci klibimiz pek eğlenceli bir klip. Hastası olduğumuz Hypocrisy grubunun mesihi olan Hz. Peter Tägtgren üstadımızın yan projesi olan elektronik müzik destekli Pain grubunun Shut Your Mouth klibini yardıralım. Peter abiyi bu halde, bu sesle görünce baya bi şok olmuştum ben hehe. Yakışmış ama lan!.. Klibimizin olayı şu: Peter abimiz evinde uyurken evine bir uzaylı geliyor ve gelişen olaylar hehe. Bu adam zaten uzaylı manyağı, Hypocrisy grubunda da baya bi uzaylı şarkısı var hehe..

Just wipe your own ass and - shut your mouth

Pain - Shut Your Mouth


Efendim o zaman Hz. Peter'den devam edelim ve bir Hypocrisy parçası koyalım!.. Aslında hangi parçayı koyacağıma bir türlü karar veremiyordum ama Killing Art'ı görünce kararımı vermem gecikmedi. Bu da pek eğlenceli bir klip. Eski filmlerden alınmış gore sahnelerle oluşturulmuş bir klip, bol zombili, bol kanlı hehe

Hypocrisy - Killing Art (Sansürsüz Versiyon)

Şurada olan atmosfere hastayım abicim!

Iron Maiden - Fear Of The Dark

Fazla söze gerek yok, her zaman hastasıyım! Hastasıyız! Arada bir açar, çılgınlarca headbang yapıp air gitarımı çalarım. Arkadaşlarla toplanır ve bu parçayı dinleme günleri düzenleriz, dans edip, hep bir ağızdan söyleriz bu parçayı.. Kendimizi kontrol edemeyiz bu parça çalmaya başladığında..

Gençkan - Kendimi Kontrol Edemiyorum

Hem eğlenceli, hem de güzel bir klip. Ayrıca parça pek güzeldir. Thrash Metal olayından Kreator'u her birinize ayrı ayrı sunarım. Saygılar büyük adamlara..

Kreator - Violent Revolution

Önceden çok fazla sevdiğim, yiyip içip dinlediğim, adeta beraber yattığım bir gruptu Dark Tranquillity. Sonradan yavaş yavaş müzikal zevkimin melodik olandan biraz daha brutal olana kaymasıyla arka planda kalmaya başladılar ama her zaman benim için önemli gruplar arasında olmaya devam edecekler. Bu yola onlarla başladık azizim.. O zamanlar pek çok Dark Tranquillity parçasını araştırırdık, sözlerine kasardık, kasılmışları arardık ve Hedon benim için idol parçalardan bir tanesiydi. Sözleri inanılmaz yardırmasyon falan filandı. Klipte pek egzantirik. De hayde buyrun o zaman..

Dark Tranquillity - Hedon

Nostaljiye daldık iyi mi haha Bak yine yapıyorum! Ne severdim zamanında...

The Offspring - Why Don't You Get A Job

Yeter şimdilik. Bilgisayarımı yeniden başlatmam gerekiyor çünkü. Kimseyi mimlemiyorum, rahat olsun insanlar. Zaten mimleyebileceğim kimse kalmamış, herkesi parsellemişsiniz. 3 kişilik okuyucu kitlem, görüşürüz!..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 6 Comments

Efendim selamlar!

Nasılsınız lan?

Bugün bayram ve neşe doluyor insan hehe. Sırtımın ağrımasını zerre s.kime takmayarak yine bilgisayar başında pineklemesyon yapıyorum. Köyden gelmiş anne-babaya bayramın mübarek olsun style karşılamasını bile yapmadım henüz. Çünkü bayramlıklarımı giymedim hehaha

Önceden böyleydi lan bu işler. TRT radyosundan Barış Manço'nun sesiyle uyanırdık olm! hahaha nostaljiye bak! Harbiden hatırlıyorum lan, süper eğlendim bi anda :s... Bugün bayram, erken kalkın çocuklar! Çok neşe dolardım o şarkıyı duyunca. Belki dolmazdım aslında tam emin değilim ama şu an dolasım geldi. Bence dolardım. Yani ben olsam, şu anki kocaman Süpercem olan ben olsam, dolardım. O zaman süper olmayan Cem doldu mu, dolmadı mı tam olarak emin değilim, ama ben olsam dolardım. Yani süper olan ben... Vallahi dolardım!

Neyse..

Baba tutardı elinden, bayram namazına götürürdü. Sonra gelinir, kahvaltı edilirdi. O kahvaltının tadı hiç bir şeyde yoktu çünkü bir ay boyunca kahvaltı denen şey Meksika barlarında vurulan tekila & limon & tuz kombinasyonu gibi uzak bir durumdu. Neyse. Kahvaltı biterdi, valide sultan masayı falan toparlarken biz çocuklar olaraktan üzerimizi değiştirmek için suitlerimize çekilirdik ehuaha. O zamanlar bayramlık style giysiler alınırdı ve her çocuk birbirini keserdi en güzel kim olmuş diye. Bense s.ke takmaz bir adam olduğumdan bayramlık kıyafetlerimi hep ilk yarım saatte kirletir, pek mutlu olurdum annemle karşılaştığım ana kadar...

Evet işte, üzerlerimizi giyinip el öpme faslına geçerdik. Sonra anneanne, dede ve ardı arkası gelmeyen teyze sürüsünü dolaşıp huzura ererdik. Sonraki adım köye gitmek olurdu. Toplanırdık ve köye giderdik. Köy olayı boğucu olurdu ilk etabında çünkü her gördüğün insanı öpmek zorundasındır köyde. Yaşlıların ellerinden, yaşıtların yanaklarından style.. Suratın tükürük bombardımanına tutulurdu ve bu bayramın sonuna kadar sürerdi. Mutlaka yeni gelen birisi olurdu ve onu da öpmek zorunda kalırdın. Hele köyde bayram namazı style tam bir felaket. Diğer türlü her insanı öpmeyebiliyorsun, aradan görmezden geliyorsun, sıvışıyorsun falan ama bayram namazını köyde kıldıysan bu işten kaçışın yok. Cemaat çıkar ve tek sıra halinde dizilirler yaşlılardan başlayarak.. Sıranın başından başlarsın el öpmeye, sıranın sonuna kadar gidip, senden sonra gelenlerin seninle bayramlaşmasını beklersin. Yarım saat boyunca insan öpüyorsun olm sdahufsudha Çok fena. Ha iyi yönü şu oluyor, herkesi tek seferde aradan çıkartıyorsun..

Diğer yandan köyde bayram eğlenceliydi. Çocukluk style, harman yerinde oynardık, köy maçları yapardık. Üzerimizi kirletip anneden fırça yerdik. Bakkal Osman abiyi zengin ederdik.. Güzel zamanlardı vesselam.


Ama bak şimdi suratımda bir karış sakal, anlamsızlık sorunsalları içersinde amacını kaybetmiş, eşofmanlı ve kamburu çıkmış bir adam olarak duruyorum bilgisayar karşısında.

Ve lanet olsun, sevdiceğimi çok kıskanıyorum! Sevdiceğimi geçen hafta tekrardan İngilazya'ya yolladık efendim. Gayet mutlu, mesut, eğlenceli - konserli zamanlarımızı geçirdik. Bazı insanları görmek istedik ama yemedi (-hıh!) Bazılarını görmek istemedik ama gördük falan.. ehah.. Neyse. Tekrardan gitti ve bu sefer 6 aylık bir periyot var önümüzde. Sonrasında -eğer bir sürpriz olmazsa- buralardayız...

Netekim kıskançlık olayına gelelim! Hatun gitti, ayağının tozuyla Gojira konserini izledi ulan! :(

Şerefsizim çok kıskandım. Ama o Kıristiyan'ı görürsem iki çift lafım var! Sahneden beri benim sevdiceğime göz kırpmak neymiş sorucam ona!...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Bayramınız Mübarek Olsun!...

Evet, ramazan aynı bitti..

Hadi bunu içerek kutlayalım sevgili müslüman kardeşlerim!..

Hadi, bir ay boyunca içinizde tuttuğunuz günahkarı çıkartın ortaya! Gelsin rakılar, gitsin biralar. Hayatın yasaklı nimetlerinden yararlanmadınız koskocaman bir ay boyunca, artık hakediyorsunuz siz içmeyi. Bayramı kutlayalım elde biralar eşliğinde..
Hadi, artık Rus kızlarına da gidebiliriz. Bütün günahlar serbest artık! Bitti uçkuru ve mideyi tutma mevsimi, artık yardırabilirsiniz inandığınız göstermelik değerler haricinde olan her şeye...

Önümüzdeki ramazan ayına kadar atış serbest!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Sikko Foto Olayına Devam..

Günün anlam ve önemini anlatan bir fotoğrafla başlayalım. Bunu sanırım 1 yıl kadar önce çekmiştim. Belki 1 yıldan daha fazladır, kim bilir? Allah bilir.

Fotoğraf makinamın kötülüğünü mazur görün, ancak bu kadar olabilmiş işte..



Bu fotoğrafı ben çekmedim ama çeken arkadaşı takdir ettim. Gayette soteye yatılarak hazırlanmış, beklenmiş ve bir emek verilmiş. Fotoğraf güzel, mesaj güzel, düşünce güzel. Helal sana bro!


Bizim köy, bizim evin önü, bizim mangal ve bizim peder bey. Burada konsepti şöyle anlatayım. Aslında fotoğrafta çok komik bir durum yok ama yaşanan mevzu komik hehe Mangal style takılmak üzereyken elektrikler gider, ev halkı düşünceli bir şekilde takılmaya başlar (şekil A - Resim 3) Bu sırada Cem insanı (o zamanlar süper değildi) bahçe içersinde dolaşırken canı sıkılır, flaşla ortamı aydınlatıp, bir resim çekmek ister. Makinayı açar, flaşı seçer ve göz kararı basar deklanşöre. Konuşmalar ve tepkiler:

Baba: Gelmez şimdi bu elektrik..
Görünmeyen Enişte: Çok zamansız gitti yahu.. (Cem bu sırada flaşı patlatır)
Baba: Aha geldi galiba!
Görünmeyen Enişte: Aha! (Flaş söner)
Baba: Tüh yine gitti..
Görünmeyen enişte: HayAllah..


Bu da fazlasıyla abartarak eğlendiğimiz bir geceden yakalanmış bir fotoğrafın accuk eğlenceli hali olaraktan...


Aha bu fotoğrafta nasıl işkencelere maruz kaldığımın belgesi olarak siz sevgili okurların huzuruna sunulmuştur...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 6 Comments

Bir Metalciğin Tren Macerası / Bölüm 2

Efendim selamlar yeniden.

Bölüm 1 sonrası Ankara'ya ayak bastık, gezdik, tozduk, eğlendik, yedik, içtik ve normal olarak tuvalete falan gidip bunları çıkarttık..



Dönüş olayına adım atarkene yine olayı son dakikaya bıraktım sayın okuyucu. Kızılay'dan başladım koşmaya -bildiğin koştum-, inat ettim, binmedim metroya, dolmuşa ya da otobüse de binmedim, sadece deli beygirler gibi koştum ve bu koşma sırasında telefonla konuştum :s Yeteneklerinin farkında olan birisiyimdir ama bu kadar atraksyonu aynı anda kaldırabileceğimi ben bile bilmiyordum gerçekten. Sıhhiye civarında (Ankara'da Kızılay - Ulus arasında kalan durak) koşarken sırt çantamda bir gariplik hissedip durdum, bu sırada da telefonla konuşuyordum tabi, baktım çanta açık yarıya kadar. İçinden birşey düşmüş mü acaba diye düşünmeden hemen kapattım ağzını, başladım yine koşmaya. Sıhhiye'yi geçtim, tren garına giden son düzlükte tekrar gazlandım. Netekim trenin kalkmasına tam 4 dakika kala trende bana ayrılmış olan o muhteşem yere ulaştım. Bu sırada da telefonla konuşuyordum elbette.. :s

Koltuğum yine tekli olan koltuklardandı ve çevrede yaşlı amca ya da teyze olmadığından stratejik olarak güzel bir noktadaydı. Bu sefer koltuğumun yanında elektrik prizi olmadığı için şarj aletinin bu sefer çalışıp çalışmayacağını test edemedim. Geçen seferden tecrübeli olduğum için bu sefer tren kalktıktan hemen sonra çantamla beraber vurdum kendimi tuvalet yoluna ve üzerimi değiştirdim. Giydim uzun kolluyu, çektim pantolonu, oh mis dedim kendi kendime. Bu sırada tuvalette bulunan prizi kontrol ettim ama çalışmadığını gördüm hehe. Netekim trenin içi hamam gibiydi ve millet soyunma modundaydı. Pis pis sırıttım hepsine, Eskişehir'de bokunuz donduğu zaman görücem ben sizi, diye geçirdim içimden.

Neler dinlesem aceba diye düşündüm ve içinde ne olduğundan emin olmayarak bastım diskmanimin play tuşuna. Hiç oynamamışım ve yine Brutality vardı. İki parça sonra pil bitti, göt gibin kaldım afedersin.


Yorgunluğun had safhasında olduğumdan kitap olayına hiç kasmadım, direk uyku moduna geçebilmek için koltuğu en arkaya kadar yatırdım, arka koltuğumda kimsenin olmamasına şükrettim, kıçımı en uygun pozisyona getirip, çantamdan çıkartmış olduğum bir tişörtü cam kenarına koymak suretiyle kendime yastık yaptım. Netekim aralıklı uyanmalar neticesinde, yine o ağza alınmayacak küfürler savurmak istediğiminin tren görevlisi Eskişehir'e geldiğimizi tüm yurda duyurmaya karar vermişçesine bağırmaya başlamıştı.

Uyanır uyanmaz elim boşaltmış olduğum su şişesine gitti. Şu gariban çöp olmadan son damlaları yakalıyım bari dedim, şişenin dibine vura vura yanmış bedenime saldım o minik damlacıkları. Netekim kesmeyeceği aşikardı ve bu minik damlacıklar benim susuzluğumu giderdi desem bloğumun ve yazılarımın inanılırlılık itibarı yerle bir olurdu eminim. O yüzden -evet, sırf bu yüzden :s - hemen kapıya doğru yöneldim. Tren Eskişehir'de durmak üzereydi, çılgın kalabalık ellerinde valizlerle acınası bir halde tren dursun diye bekliyordu. Bazıları gözüne bir kapı kestirmişti ve o kapıyla beraber, önüne çıkanları eze eze, yığa yığa koşturuyordu.

Netekim tren durur durmaz trenden atladım ve garın içine girdim. Karşımda iki tane büfe vardı. Koşuyordum ve 30 adım sonra orada olacaktım! Hangisinden almalıydım... Kararımı acele vermeliydim...

Bir tanesi içerde, küçük ve bana mütevazi gibi görünen bir dükkandı. Bir tanesi de onun hemen yanında, hem garın içersinde, hem de dışarıya açılan pencereleri olan, çift taraflı kazanan bir dükkandı. (Süper)Cem olarak mazlumların yanında olmayı sevdiğim için bana mütevazi gibi görünen küçük dükkana girdim. Hemencicik bi ufak su aldım, parasını verdim ve geriye koşmaya başladım. Koşarken suyu açtım ve içmeye başlamıştım bile. Öyle acımasız bir yangın vardı içimde sanki! Trene bindim, koltuğuma oturdum ve o sırada su bitti. ananıskm 0.O şeklinde neden bir şişe daha ya da büyük bir şişe su almadığımın muhasebesini yaparken tren hareketlenmişti. Kendime sövdüm.

Tekrar uyudum ve uyandığımda gün doğmuş, çiçekler açmış ve sevgililer kırlarda mutlu aşk şarkıları söyleyerek koşuşturuyorlardı ve bir köşede onları izleyen kötü kalpli bir adam karamsar bilek metal şarkıları mırıldanıyordu..

Ve ben Tuzla'da olduğumu gördüm. Bostancı'da inecek ve tekrar otobüse binip, şirkete uçuzlama yapacaktım..

07:15 civarı trenden zıpladım ve koşar adımlarla otobüsü yakaladım son anda. Otobana çıktığımız anda girmiş olduğumuz trafik, bana yine küfretme hissi verdi ve s.ki tuttuğum gerçeğini hatırlattı. Yanıma oturan adam gazete açtı ama adam gazeteyi değil, gazete adamı okudu adeta. Adamın amacı aslında gazete okumak falan değildi bence. Adam muhtemelen otobüslerde uyumaya utanan bir insan ve gazeteyi bu utancını gizlesin diye paravan olarak kullanmayı akıl etmiş. Gazeteyi açtı, okuyormuş gibi yapıp başladı uyumaya. Bi 5 dakika sonra sayfa değiştirdi ve böyle 5 dakikalık periyotlarla devam etti bu.. Taa ki ekonomi sayfasında 5 dakika harcadığını görüp yüzüne baktığım ana kadar çok güzel gizlemişti benden kirli emellerini ancak ekonomi sayfasında geçirdiği onca süre ele verdi onu. Posta gazetesinin ekonomis sayfasında ne kadar zaman kaybedilebilir ki?! Aynı şeyi seri ilanlar sayfasında da yaptı. Ben kül yutmam!

Neticede köprü yolunda iki tane gavatın kaza yapması dolayısıyla biz işe 15 dakika civarı geç kaldık, fırçayı yedik, mutsuz olduk.


Bu efsane de böylece sona ermiş oldu.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 2 Comments

Bir Metalciğin Tren Macerası / Bölüm 1

Efendim, yine düştük yollara ancak bu sefer sıkıntıdan yazasım geldi. Eskisi gibi şevk yok la bariz..

Yolculuk öncesi şirketten çıkıp Kadıköy'de bir arkadaşla buluştuk (Buket insanı), önceden ayırtmış olduğum tren biletini aldık, yemek yedik, ben bira, Buket meyve suyu içti. Sonra mubarek ramazan ayının şerefine Moda'da icra edilen Alkole Destek eylemine gittik.


Geçen hafta gözaltı falan olmuş dediler, beni bi heyecan sardı. İşin içinde bir de alkole destek olayı falan var, e haliyle tayybide sevmiyoruz. Dedik o halde orada olmalıyız!
Netekim arkadaşım Buket insanıyla beraber olay yerine intikal ettik.

20 civarı polis, 50-60 kişi civarı amcalı - teyzeli bir grup bekleşme içersindeydi. Ellerde mumlar, biralar, alkolik gençler tarafından hazırlanmış dövizler eşliğinde yüzünü göremediğim bi abi basına açıklama yaptı. Yanılmıyorsam iki ya da üç kamera falan vardı. Eh sanıyorum birkaç hafta daha gelirler ve sonrasında alkole destekçiler kendi hallerinde takılmaya devam ederler böyle cansız eylemler olursa...
Eylem söz konusu olduğunda ses çıkartması, ses geritmesi gerekliliğini savunmuşumdur her zaman. Ve engin tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki; ortamda bulunan insanların yaş ortalamaları teyzemsi ve amcamsıysa ya da o potansiyele yaklaşmışsa o eylemden bi cacık olmaz! Yapabileceğiniz en büyük atraksyon el şaklatmak olur, keza öyle oldu. Tek slogan bile atamadan takıldık öylece.. (eski patronum sologon diyordu sdafoıads aklıma geldi birden..)

Trenim kalkacak diye zaten fazla durma şansım yoktu ama orada ne idüğü (ne acaip bişiy oldu bunu yazıya dökünce "ne idüğü") belirsiz bir grup insanın yılların eskitemediği klasik olan "Arkadaş" (ortak olmak her sevince, her derde kedere... bla bla..)'ı söylemesi kanımca bardağı taşıran son damla oldu. Olay yerinde görmüş olduğum bir diğer arkadaş olan Barış insanına hızlıca bi evleda ve iyi alkışlamalar dileği ile olay yerini tek ettik..

Bu arada Barış insanı derdi çıkartma gayretinde, ilgileniniz, destek veriniz! Ayrıntıları yazarım başka bir yazıda..


Ayrıldık, hızlı adımlarla otoparka ve oradan tren garına ulaştık. Trenin kalkmasına 3 dakika kala yerimi alarak ne kadar büyük bir ekşınmen olduğumu yine kanıtladım dosta düşmana :P Ki bu tren, otobüs hede hödö kaçırma konusunda ultra brutal tribim vardır... Düşman başına yarebbim! Bu arada Buket insanının treni yakalamam için yardımlarını es geçemeyeceğim, teşekkürler buradan kendisine..

Tren kalktı, sevdiceğim, canımın içiyle konuştum telefonumun müsaade ettiği ölçüde. Sonra uyudum, uyandım. Tekrar uyudum ve tekrar uyandım Eskişehir'de. Tren görevlisi deli skmiş gibi bağıra bağıra Eskişehir'e geldiğimizi anlatmaya çalışıyordu insanlara. Benim gibi hiç suçu olmayan, yolculukta uyuyamama sorunları olan ve bunu zorda olsa başarmış olan birine yapılabilecek en kötü bişiydi bu gerçekten.. Netekim tren Eskişehir'de bi on dakika civarı durdu sanırım ve Eskişehir'in o lanet olası bok donduran gece soğuğunu yazdan kalma narin bedenlerimiz bir çırpıda çekti tüm hücrelerine kadar.

Eskişehir şu yazıyı yazdığım anlarda artık çok gerilerde bir silüet, ancak bıraktığı üşüme hissi uzun kollu bir giysi giymiş olsam bile terk etmedi benliğimi...
Hal kıçı donmuş bir bünye olunca ne kadar uykun olursa olsun uyuyamıyorsun malesef... Uyuyamadığım için trende dolaşan acaip insanlarla muhatap olmak zorunda kaldım biraz. Trenin soğuk olduğunda hem fikir olduk, ön vagonların biraz daha sıcak olduğunu öğrendim falan... Uyanık gören sarıyo amk.

Tren anketörü geldi, bu da bi cins mk. Kırmadım, doldurdum anketi. Ama uyuz bi anketti. Şıkları doldur mantalitesiyle hazırlanmış anketlerden haz almıyorum arkadaş. Tamam eyvallah, eğitim - kültür seviyemiz ülke olarak boşluk doldurmaya müsait olmayabilir ama benim daha söyleyeceklerim vardı yahu!


Havalandırma ve restorant fiyatları ile alakalı bölümlere "ÇOK KÖTÜ"yü bastım direk, zerre acımadım. Affedeceğimi düşünenler karar vermeden önce bir kez daha düşünmeleri gerektiğinin farkındalardır artık kehkeh.. Bir daha olsun, bir daha yaparım! Restorant ücretleri düşük olsaydı ben şu anda burada soğuk havaya aldırmadan, restorantta içmiş olduğum biraların etkisiyle, soğuk falan zerre s.kime takmadan mışıl mışıl uyuyor olacaktım. Şimdi hem üşüyorum, hem uyuyamıyorum. O ÇOK KÖTÜ'yü haketmişlerdi dostum!...

Hepsi pahalı bira yüzünden.. 1 şişe biranın fiyatı 6 YTL olurmu mına koyim!

Bunca kere trene bindim ve ilk defa çalışan bir prize denk geliyorum! Tayyip falan olsaydım bu günü milli bayram ilan ederdim şerefsizim. Ne mutluyum bilemezsiniz, çocuklar gibi şenim adeta. Şener Şen'im.. :S

Telefonumu şarj edebiliyorum, az önce işedim ve akşamdan beri hayatımı karartan gazı çıkarttım uzun bir senfoni eşliğinde. hehe.


Saatin 05:45'i gösterdiği şu saatlerde kulağıma Brutality taktım ki görün ne derece bir ruh hastasıyla muhatap olduğunuzu.. Gel gelelim bundan önce Massive Attack, ondan önce The Mayan Factor ve ondan da önce Suffocation dinlemiştim. Sert yımşak, yımşak ve yine sert şeklinde bir periyotlama söz konusu.. (Ben periyotlama gördüm)

Netekim inmek üzere olanların şaşkın bakışları arasında yarın sabah olmasını ve sarma sultana sarılmayı dileyerekten son veriyorum yazıma. Vermeyebilirim ama.

Belli olmaz.


Yazmadım hehe


Dönüş yolu yakında...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Öyle çirkin uyuyordun ki, ağzına vura vura uyandırmak istedim!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Çok fantastik google reklamlarım var azizim...



POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.8

Cuma Türküsü

Eğer bugün cuma ise
Sevişmeli, eğlenmeli herkes
Ama bokunu çıkarırlarsa
Ben karışmam, s.kime dahi takmam.

Karpatların Maradonası olsan dahi bebeğim,
Aldırmamalısın soğuğa, kışa, ayaza!
Çıkıp yardırmalısın gönlünce,
Edepsizlik yapmamak şartı ile...

Harbiden bi ara Bülent Karpat diye bir adam vardı, ne oldu ona?
Gerçi skimde de değil, zaten anlamıyordu maç anlatmaktan.
Ama anlamasa bile maç anlatmaktan, onunda hakkı yemek içmek
Bugün cuma ise, kargaları kovan korkuluklar bile eğlenmelidir bence.

Koskocaman bir haftanın boku akıyor yüzünden gülücüklerinle
Seyfi abiciğiniz bile yerinde duramıyor, kıpır kıpır, heyecanlı..
Uzaklara bakıp bir türkü tutturacak bu gece
Netekim eğlence anlayışıma s.çayım harbiden be...

Derki Aşık Seyfi;
Bugün cuma, yeyin, için, sevişin!
Ama bokunu çıkartmayın, edepli olun!
Yoksa ben karışmam, s.kime bile takmam...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Efendim selamlar. Nasılsınız?

Cem insanı sıkılır ve last efem arkadaşlarına sarar...

---------- o ----------

Efendim selamlar. Nasılsınız? İyisiniz işallah? Kitap noldu? Eğer olmuyorsa tersten okuyup patik olayına girelim. Kitapta yardım edemesem bile patikte yardım ederim. Kollarımı açıp yünü sarmanda yardımcı olabilirim. Desen konusunda fikir verebilirim icabında. Kış geliyo hem, giyeriz sıcak sıcak. Hem sıcak tutar hem de kendi yaptığımız bişiyi giymenin gururunu yaşarız. Hadi gel, lütfen patik yapalım :(


---------- o ----------

Efendim selamlar. Nasılsınız? İyisiniz işallah? Bizi soracak olursanız iyiyiz. Bizim burada havaları bilirsiniz, kışlar kurak ve yağışlı, yazlar ılık ve sümüklü geçer. Sümüklerle mücadele işte, anlarsnız ya.. Netekim burun silicisi icat ettim ben. Otomatik olarak siliyor. Kulaklara asıyorsunuz, bıyık modeli taşıyorsunuz. Baktın sümük akıyo, kafayı accuk bi sallıyosun, hooop gitti bütün sümükler. Süper bi icat ettim. Şirkettteki arkadaşlarda istedi, dedim, bokumu alırsınız, nah veririm size dedim. Burun silicimi alıp eve kaçtım. Şimdi evdeyim işte. Ilık ve sümüklü bi şekilde oturuyorum :G

-----------o-----------

Efendim selamlar. Nasılsınız? İyisiniz işallah? Çok muhteşem bir listeniz var, çok heyecanlandım listenize bakarken. Böyle tüylerimden diken diken oldum desem abartıyor olmam sanırım. Elbette abartıyor olmam. Abartmaktan dolayı bi güvensizliğim var kendime. Çünkü benim önceden abartı motorum vardı. Böyle abar abar abartıyordum her bişeyi. Abartı motorlarını aldırdım geçenlerde ufak bi operasyonla ama hala tedirginim işte. Abar alışkanlığı ayol ne yapayım. Ağız alıkşanlığı gibi yani. Çaktın? ;) Dur şarkı söyleyesim geldi, bi boğazımı açıp geleyim ben.

-----------o-----------

Efendim selamlar. Nasılsınız? İyisiniz işallah? Yaptığım bir yazıcı geri gelince içim içimi yiyor, adeta volkanlar patlıyor içimde. Volkan dedim de aklıma bayram tatili geldi. Ne alaka dimi? Alakasız olduğunu biliyorum çünkü kel alaka diye bi kelime grubu var bu memleketin kelime haznesinde. Haznelerin hazine dolsun ey yolcu! Yolcu dedim de aklıma çanakkale geldi. Ne alaka dimi? Alakasız olduğunu bilyorum ama umurumda değil bu sefer. İçimden geliyor çünkü. İçimden geldi deyince aklıma bodur ağaçlar altında güneşlenmeye çalışan yavru kaplumbağalar geldi! ne alaka dimi? Salak! Ağaç gölgesinde güneşlenilir mi hiç. Şu kaplumbağalarda çüke sürülecek akıl yok gerçekten. Çük dedim de aklıma japon balıkları geldi. Ne alaka dimi? Ne çirkin hayvanlar. Ben beslemiştim onlardan ama öncedendi. Şimdi hepsinden nefret ediyorum.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Fason Milliyetçilik

Efendim selamlar yeniden.

Yemek sonrası çay yudumlamaca style takılıyorum ve arkadan Sigur Rós çalıyor. İyiymiş la bu adamlar. Çok fantastik acaip bir müzik, yatarken iyi gidiyor ama şu an yatmıyorum. Yata yata yazmak isterdim ama hala ve hala o yemek masasının sandalyesinden kurtarabilmiş değilim şu garip kıçımı. Resmen işkence ediyorum kıçıma. Yayıla yayıla oturmak varmış şu bilgisayar karşısında hey gidi.. Sanırım başaramayacağım hiç bir zaman bunu.. Kıçım ve sırtım benden nefret ederek tamamlayacaklar şu gençlik çağımı.. Çok pis küfür ediyorlar hissediyorum.

Az önce haberlerin son kısmını izledim. Uğur Dündar abi noter huzurunda anket yapmış. Cumhurumuzun başkanı milli maç için Ermenistan'a gitsin mi, gitmesin mi? deyü. İçimden çok pis dualar ettim ama yine yanıldı insaniyet duygusu. %13'e karşılık %87'lik bir oranla milliyetçilik kazandı bu maçı. Resmi olarak tanımadığımız bir ülke söz konusu burada ve biz resmi olarak tanımadığımız bir ülkeye gidip dünya şampiyonası için onlarla maç yapacağız. Bu nasıl bir perhiz, bu nasıl bir lahana turşusu ey ahali diye sormak istiyorum öncelikle.

Ve sonralıkla şu aralar okumuş olduğum kitabın Ermeniler hakkında olması dolayısıyla biraz daha düşünceli olarak yaklaşıyorum "soykırım" hikayerlerine ve görülmemeye çalışılan bir millete. Okumakta olduğum kitap Ece Temelkuran'ın yazmış olduğu Ağrı'nın Derinliği isminde bir kitap. Yazar, Türkiye, Ermenistan, Fransa ve Amerika'da yaşayan Ermenilerle konuşarak neler yaptıklarını, neler hissettiklerini, neler yaşadıklarını dinliyor.

Evet, gördüğüm üzere Ermeniler gayet milliyetçiler, bizden daha milliyetçiler. Ancak onların geçmişlerini hatırlamaları lazım, çünkü bir vatanları yok, tanınan bir vatanları yok.. "Soykırım"la ya da tehcirle, bir şekilde binlerce Ermeni o yollarda ölmüşler ve Ermeniler bununla yaşıyorlar hala. Bunun kabul edilmesini istiyorlar, acılarının görmezden gelinmesini hazmedemiyorlar.

Kimi ülke diasporası sadece özür istiyor, kimisi tazminat, kimisi toprak. Bunların hiç birisi onlara ölenlerini getirmeyecek ancak hayata tutunabilmeleri için bir amaç olarak bağlılar buna. En sert onlanları Amerika diasporası ve orada konuştuğu insanlardan bir tanesi "özür dilense Ermenilerin %60'ı toprak istemekten vazgeçer" diyor..

Biz ülke olarak hep inkarcı politikaları savunduk, sütten çıkmış ak kaşığı oynadık her zaman. 1915'te bazı Ermenilerin yaptıkları zulümler olabilir, köyleri basmış ve insanları öldürmüş olabilirler. Bu bize öğretilen tarih. Ama bize milyonlarca insanın yollara atıldığı ve yüzbinlercesinin öldüğü neden öğretilmiyor? Bu o zamanın hükümetlerinin yanlış politikalarının ve sürmekte olan savaş sürecinden dolayı oluşan bir asayiş eksikliğinin nedenidir diyebiliriz. Ancak bunu komple bir halka mal edip, topluca ülkeden kovmak, vatanlarından kovmak ne derece doğrudur, ne derece insanidir bunu herkes kendi vicdanında sorgulamalı..

Ve Cumhurbaşkanının oraya gitmesi bir diyalog kapısıdır. Ne olduğundan haberi olmayan çocukların Ermeni düşmanlığıyla büyümesi normal mi bu ülkede? Onlarda bizim gibiler, onlar aynı bizim gibi, ne olduğunu bilmeden büyüyorlar, bir nefretle. 1915 yılında yapılmış sürgünde ölen insanları için, ondan 100 yıl sonra yaşayan insanlardan nefret ediyorlar. Yeni bir hükümet, yeni bir devlet kurulmuş, yüzler değişmiş, yıllar geçmiş.. Ama nefretlerimiz hiç bitmemiş. Bu böyle mi gitmeli? Böyle mi devam etmeli asırlar boyunca? Neden bir diyaloğa açık değiliz hala? İnsaniyet duyguları hep mi yenilsin milliyetçiliğe? Hem de bizim ülkemizde olan gibi FASON bir milliyetçiliğe...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN , ,
DISCUSSION 8 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu