Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Karanlık Bir Gündü O Gün..

Çook öncelerden yazmıştım bunu da.. Belki buraya atmışımdır bile.. Baya baktım ama bulamadım. Daha önce yazılmışsa affola ehu.. Ama Sayın Alässe hanımın bloğuna yorum yaparken geldi aklıma, yollamadan edemedim. Neyse işte. Çok eski, pek çok eski..


Karanlık bir gündü o gün. Evde oturup iki bira içmiştim ve kapaklarını umarsızca içindeki selpakları bitirmiş olduğum boş selpak poşetine atmıştım. Bir yandan boş selpak poşetine, bir yandan da bitirmiş olduğum biralara bakıyordum. Dışarıdan gelen sesler önemsizdi benim için. Gülüşmeler yada eylenen konuşmalar. Ben kararımı vermiştim bu olayı bitirecektim.

Yavaşça doğruldum kucağımdaki klavyeyi bir kenara bırakarak. Aslında korkuyordum bunu yapmaya.. Aklıma geldiği anda bir heyecan sardı bedenimi. Bacaklarım titredi falan. Ben böyle olmazdım, hiç bu hisleri yaşamazdım.. Ne olmuştu bana böyle.. Tekrar kendimi oturur buldum kıçımı tahtaya çeviren sandalyede.. Ve ayaklarım tekrar uzanmıştı yattığımın yatağın baş koyma bölümüne.. O an tiskindim kendimden. Ayaklarımı çekiverdim bi hamlede. Pis değil ki diye kendimi avutmaya çalıştım ama kokusu geliyordu buram buram. Biraz daha kandırdım kendimi. Zaten şu anda da kandırmıyor muydum? Kararımı vermiştim ama hala burada oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum. Yapabilecek miydim bunu? Aklıma gençliğim geldi. Nede güzel yapardım istediğim şeyleri umarsızca.. Annem geldi aklıma sonra.. Terlik atmıştı arkamdan bi keresinde, zor kurtulmuştum. Bi kerede mahallede duyduğum küfürlerin anlamını sormuştum ona.. "anneaağ, it ne demek?", "köpek demek", peki anneaağ ibne ne demek?", duraksamıştı... Sonra kendinden emin olarak "oda köpek demek" dedi. Sonra ben hala bilmediğim kelimeleri sormaya devam ediyordum, "peki naaah ne demeeeğk?", "oda köpek demek".. Sorduğum herşey köpek demekti. O yüzden alıştım ben küfretmeye zaten. Herşey köpek demekti ne de olsa..

Küçükkene yoldan geçen arabaların camlarından içeri çöp atardık. Manyak mıydık bilmiyorum. Belkide manyaktık evet. Camdan içeri girerdi çöp. Adam şaşırırdı, mal olurdu. Biz eylenirdik, noolur noolmaz diyede kaçardık. Sonra bi keresinde bi adam bizi fena kovalamıştı. Ayaklarım götüme çarparak kaçmıştım. Çok korkmuştum hem. Sonra bi daha çöp atmadım arabalara. Yakalasaydı boku yemiştik çünkü. Ben bok yemem. Bok köpek demek, köpekler yenmez.

Ayaklarımın terlemiş olduğunu fark ettim.. İçimde bastıramadığım bir istek vardı. Ellerimle yüzümü ovuşturup, bu ıstırabın bitmesini diledim. Alnımdan ter damlaları akmaya başlamıştı.. Bir gayretle tekrar ayağa kalkmayı denedim ama içimdeki bir el freni durduruyordu beni. Neler oluyordu böyle.. Neden yapamıyordum içimde yanarak çoğalan bu isteği.. Neden birşeyler engelliyordu beni.. Engellenmişmiydim bunca zaman ben? Hayır! Kesinlikle hayır... İş günlerimi hatırladım o an.. Askere gitmeden önceki iş günlerimi.. Yine o zamanda istediğim gibi başıma buyruktum. İşe şortla giderdim, ne derler ona, banana mıydı, neydi? hah! Bermuda.. Hep karıştırırım zaten bunun adını.. Neyse.. Saçım omuzlarımda, sakal bi karış.. O şekilde en taşaklı holdinglere servise giderdim.. Patron bişey diyemezdi bana. Bu benim özgür irademle yaptığım birşeydi.. Ama şimdi... Şimdi neler oluyordu bana...

Telefonuma baktım. Ne mesaj vardı, ne çağrı. Yine herkesin beni unutmuş olduğunu düşündüm. Kimler unutmuştu acaba beni, onu hatırlamaya çalıştım. Aklıma kimse gelmedi. Şu an yaşadığım garip halin şokundandı sanırım. Kıçımın uyuştuğunu hissettim. Bu kötüye işaretti. Burada uyuşup felç geçirecektim ve uzaylılar kaçıracaktı beni! Sonra hayalarımı kesip testler uygulayacaklardı üstüme. Sonum beyninde çip yerleştirilmiş bitkisel hayatta bi Cem'di.. İnatla ve çoğunluklada göt korkusuyla -taşak korkusuda denebilir- fırladım ayağa. Bir direnç gelmişti vücuduma. Kapıya doğru yöneldim. Adımlarımı çok zor kontrol edebilsemde yapabiliyordum. Korkunun ve paniğin etkisiyle terden ıslanmış elim kapının tokmağını tuttu ama onu çevirecek gücü bulamıyordum kendimde. Son bir gayretle çevirdim ve odamın kapısında dikilerek baktım salonun o ürkütücü karanlığına.. Ortada duran misafir masası ve üzerindeki çiçek sanki üzerime atılcak bir şeytanmış gibi bakıyordu bana. Kendimi yüreklendirdim, tırsmadığımı göstermek için başka şeyler düşündüm. Yavaşça yanlarından geçerek mutfağa girdim.. Ayaklarımdaki titreme artmıştı.. Mutfağın balkon penceresi açıktı ve esen rüzgar önce perdeyi sonra bedenimi yalıyarak geçiyordu.. Tüylerimden diken diken olarak perdenin arkasına baktım.. Sanki birşey çıkıp üstüme atlıyacaktı. Zaten balkonun dibinde incir ağaçları vardı...

Çocukluğumuzu incir ağaçlarından korkarak geçirmedik mi zaten.. Psikolojimize işletmediler mi cinler incir ağaçları dibinde olurlar yada incir ağacından düşen çarpılır, mal olur diye.. Hep bunun korkusu ile incir yemekten nefret eder hale gelmedik mi? Şimdi bu boklara inanmadığımızı söylesek bile içten içten tırsmadık mı o yamuk yumuk ağaçtan.. Ben tırstım.. Kaşıntı basıyor hatta her yanımı düşündükçe o ağacın iğrenç yaprağını falan.. Bunları yaşayarak attım adımımı balkona doğru.. Her adımda tansiyonum biraz daha fırlıyor, biraz daha kendimden geçecek gibi oluyordum.. İnatla bir adım daha attım.. Sonra bir ses geldi...

Beynimden vurulmuştum sanki.. O an orada bayılabilirdim ve uzaylılar kaçırabilirdi beni. Çok korkardım bundan hep, uzaylılara inanmasamda. İnanmıyorum ama ya varsa diyede tırsıyorum inceden. Ya varsalar..

Topladım kendimi ses tekrar etmeyince. Dikkatimi yoğunlaştırınca bunun rüzgardan olduğuna karar verdim. Bir adım daha atıp buzdolabının kapısına ulaştım. O an yere yığılacaktım neredeyse ama dolabın kapısında tuttuğum kulba asılarak ayakta durabildim. Yavaşça dolabın kapısını araladım.. Soğuk bir hava dalgası çarpmıştı yüzüme.. Sersemleyerek bir-iki adım geriledim. Kapı kendiliğinden açılıverdi.. İşte oradaydı.. Bunca zaman ulaşmakta zorluk çektiğim şey.. Heyecandan bacaklarımı titreten, ellerime almayı istediğim kadar korktuğum şey...

Hipnotize olmuş gibi ilerledim ve onu aldım elime. Üzerine baktım.. Bu anın mutluluğunu yaşamalıydım. Ama mutfağın balkon kapısı arkamdaydı ve açıktı. Ya cinler beni yakalarsa diye korktum ve koşaraktan odama gittim onunla beraber.. Kıçımı düzleme görevini kabullenmiş sandalyeye oturdum ve onun güzelliğine baktım.. Ne de güzel bakıyordu bana.. Hayrandım ona.. Onun o tadı, o güzel kokusu, insana verdiği hisler.. Değişilmezdi.. Onun için yanıp tutuşuyordum ama onu tüketmeye korkuyordum aynı zamanda.. Sindirim sistemim çalışacak ve onu memleketin kanalizasyon deliğine yollayacaktım. Bu ona haksızlıktı ama vücudum onu istiyordu.. Dayanamadım ve açtım kapağını.. Boğazımdan aşağı süzülen hayat sıvısı beni ayrı dünyalara götürüyordu.. Sütaş ayran ne büyüksün lan!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 6 Comments

6 Responses to : Karanlık Bir Gündü O Gün..

  1. Yalçın says:

    sütaş ayran oley sütaş ayran sütaşş ayrannn :P

  2. Yazının sonlarına kadar adamın arzusunun tuvalete gitmek olduğunu düşünmüştüm ben :)

  3. aynen. tuvalet diye düşündüm önce. buzdolabına gelince belki bir kutu bira daha dedim ama sütaş ayran!!!!

  4. yahu ben bunu okumuştum diycem ama bazı yerlerini ilk kez okudum sanki gibi. başına yazmasaydın "acaba yazdım mı bilmiyorum" diye daha tarafsız okurdum belki acaba önceden yazmışmıydı diye düşünmezdim, okuyucunun içine de kurt düşürüyorsun... bence yazmıştın ama çok çok gerilerde bir yerde rastlamıştım ben sanki buna, bozuk ketıl olayından daha eski bak, o kadar ya da o muhabbetin geçtiği vakitlerde gibi gibi, yazmadıysan da blog sayfanı okuya okuya aşinalık mı geldi lan acaba, hani ne söyleyeceğini önceden biliyormuş edasıyla okuyorum yazıyı ve sanki önceden okumuştum havasına bürünüyorum, o da olabilir lan... öeaaah ayran verin bana, tansiyonum çıktı! (yoksa düşünce miydi o, onu da bilmiyorum pek)

  5. Yalçın; sütaş ayran her daim favorimizdir, şaşmayız. Hatta sütaş ayranın reklamında söyledikleri o basit besteden daha iyi bestelerimiz vardır sütaş ayran için. Değerimizi bilmiyorlar bro!

    La Santa Roja ve Alesse; işte bunu seviyorum! ahaha

    Mimi; Efendim şimdi şöyle diyebilirim bunun için. Ben tek tek inceledim ve baktım. Bunu daha önce yollamamışım. Ancak yazmış olduğum başka bir saçmalık olan "cevap versene mına kodumun efesi" diye biten (o kadar linkini aradımda bulamadım hanuna..) yazımsı ile karıştırıyor olabilirsin. Ben şahsen öyle olduğuna kanaat getirdim. Sadece Fransızca söylenebilen o kelimeden olduk hep birlikte.. Ayrıca dikkatli bir okuyucu olmanı seviyorum. Kendine iyi bak olur mu? :D (Noluyor lan bana :s sdmfsd)

  6. OZKAN says:

    bende ilkin tuvalet sonra buzdolabından soguk bır bıra alma olayı olur dıye dusundum ama sonuca bak vay be

Bu gadget'ta bir hata oluştu