Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

İstanbul'da Bir Sürrealist... Dale Don Dale (*)

Biz (Normal) Özkan, canımdan çok sevdiğim sevdiceğim ve ben olmak üzere Salvador Dali sergisine gittik efendim. Duygu gelmedi ve ben bundan çok memnun oldum RÖHAHAHAHAHA

Efenim saatler süren bir yolculuktu Emirgan'a gidişimiz.. Beşiktaş'tan otobüse bindik ve neredeyse yolun 1 saatini üst üste gittik. Bu arada (Normal) Özkan'ın süper bir tacizcisi oldu, o da çok memnundu bu sıkışıklıktan. 70 yaşlarındaki amca otobüs boşalsa bile Özkan'ın üzerinden inmeye pek niyetli değildi. Özkan uzaklaştıkça amca yakınlaştı. Aralarında bir sinerji oluştu, sevdiceğimle ben "biz sizi başbaşa bırakalım diyip" ilk durakta indik.. Amcanın eşi olan teyzede bizimle geldi.. Öhm. Neyse.. Zaten iki şeritli olabilen sahil yolunun sağına soluna utanmadan park edilen araçlar yüzünden yarım saatlik yolu, yukarıda anlattığım gibi eziyetlerle 2 saatte bitirebildik. Yolculuğumuz, "bir İstanbul manzarası" niteliğindeydi.. Sürrealizm daha yolculuk sırasında başlamıştı.

Otobüsten inip kendimizi Dali'nin sürrealist kollarına atmak istercesine müze girişine koşturduk ama kronikleşmiş "bir İstanbul manzarası" daha vardı karşımızda; Kuyruk!..

Tamam ben sanattan, resimden pek anlayan bir adam değilim, beni tanıyan herkes bilir bunu az çok.. Kabul ederim yani. Özellikle sürrealist sanattan hiç haz etmem şahsen. Verebileceğim en büyük tepki "vay amk ne çizmiş adam" falan olur.. Ama İstanbul'da bu kadar sürrealist sanat düşkünü olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Sanat müzesine geldiği için ağır takılmaya çalışanlar vardı ancak oraya ait olmadıkları her halinden belli olanlarda vardı. Millet genel olarak "bir bayram gezisi" style bakmış olaya, "ne yapsak?" deyip, "Dali'ye gidelim"le bitirmişler cümlelerini.. Bunlara daha sonra gelicez tabi kehkeh.. (Araya koyduğum resimlerden de analiz edebilirsiniz tabi..)

Uzun süren bekleyişler neticesinde karşı kaldırımda gördüğümüz "süt mısırcı"dan birer tane mısır aldık ve sürrealist bir şekilde kemirmeye başladık mısırlarımızı. Acele ettik ki, içeri girene kadar bitebilsin ve mısırlarımız ziyan olmasındı.. :D Ki müzenin daha dış kapısına gelene kadar tüm koçanlar bitmiş, dudaklarımızı yalıyorduk..

Biletlerimizi aldık ve koşar adımlarla içeri doğru yollandık. Muazzam bir kalabalık vardı. Resim başına 15 kişi düşüyordu adeta.. Sanırsınız içerde Fenerbahçe - Galatasaray maçı oynanıyor. Öyle bir kalabalık var. Tiplerde öyle entel dantel tipler değil yani, o yüzden böyle Fenerbahçe - Galatasaray maçı diyorum. Memleketimde vardır böyle kırılması güç önyargı sistemleri. Maça giden hanzo, sergiye giden entel-dantel olmalıdır. Güzel sanatlarda okuyan öğrenci darmadağın ve rengarenk saçlı, rengarenk giysili giyinir ama tarih okuyan gayet klasiktir gibi.. Ama burada doğu-batı sentezi çok güzel yakalanmıştı ve adeta yabancılık çekmeden dolanıyordum resimler arasında özgürcene..

Ama dediğim gibi Türk milleti maç izlemeli abi. Bilmiyoruz sergi kültürünü. Ha, ben bildiğimden konuşmuyorum ama az çok tahmin edebiliyor insan ne yapması gerektiğini. Misal eserlerin önüne çizilmiş bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeden bakman gerekir.. Ben parmak uçlarımla çizgiye basmış ve 30 derecelik bir açıyla ayrıntıları görmek için yaklaşmışken, o resimle aramızda kalan yirmi santimetrelik aradan adam geçti lan! :s Geçerken de resme baktı. Sonra da bana baktı. Ve hiç bir şey olmamışçasına devam etti fotosentezsel yaşamına..

Bir de "Beynini Cama Dayayan Türk Milleti" modeli vardı.. Gidenler bilirler, aynalar sayesinde üç boyutlu görünen resimlerin olduğu aletler vardı. Camların arasından baktığınızda resim üç boyutlu gibi görünüyordu. Ancak Türk milleti olarak camların arasından bakma duyularımız az gelişmiş olduğu için, komple beynimizi oraya bırakarak bu işlemi gerçekleştirmeye çalıştık hep. Dört tane üç boyutlu resim dalgası vardı ve hepsinde insanların beyin parçacıkları kalmıştı. Hepsini toplayıp bir beyin oluşturdum ve bu beyini bu sabah buzdolabından çıkartıp, özel bir kutu içersinde kargoyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına yolladım..

Neyse.

Sinema'da sürrealizm yazısını görünce, "bakalım nasıl oluyormuş" nidalarıyla ve sevinç çığlıklarıyla kendimizi o bölüme attık. Sevincimiz bir ilke tanık olacağımızdan değil, oturacak olmamızdandı. Çok yorulmuştum şahsen. 1929 yapımı olan, Bir Endülüs Köpeği isimli sessiz bir sinemayı izlemeye koyulduk. Ne anlatmaya çalıştığını anlamadım ben. İnternetten araştırdım, filmin ne anlatmaya çalıştığını anlatanları okudum ve filmin ne anlatmaya çalıştığını anlatanları da anlamadım. Gayet karmakarışık, sürrealizmin dibine vurmuş, Bez Bebek dizisi tadında bir filmdi.

Üç katlı salonu olabildiğince sakince dolaştık ve resimlerin her birinde ortalama 1,5 saniye geçirdikten sonra ben sıkıldım :D Ama çaktırmadım.. :P Dediğim gibi sürrealizm akımı bana göre değil. Yalnızca çalışmaların ince çizimleri çok hoşuma gitti ve özellikle "Aşk duygusunu ifade eden iki parça ekmek" isimli çalışma oldukça ilgi çekiciydi. Yani sanattan anlamam evet ama en azından arada bir zevkli olabiliyorum sanırım.. Bilmiyorum yine de.. :s

Bunca kültür mantarlı birkaç saatten sonra sergiden çıktık ve ciğerlerimize doldurduğumuz boğaz havasını arkamızdan çıkan hatun telefonda konuşurken sarfettiği şu cümlelerle içimize gömdü.. "heee evet, dale don dale'den çıktık şimdi.. kehkeh.."

Yetkililere sesleniyorum, rica ederim getirmeyin şöyle kültür-sanat olayını ülkemize.. Haketmiyoruz amk :D Abla bi siktirgit maç izle lütfen :D dsmfıosa Benim gibi bir adamın bile sınırlarını aştı la hatun. Ben bile en fazla "bunu ben bile çizerdim" falan dedim bi kere.. Dahasını yapmadım, yapamadım. Saygı duydum lan.. Abla .mına koyim abla, git boks izle abla. Abla lütfen oku bu yazıyı ve bi siktirgit ibrahim tatlıses - mahsun kırmızıgül düetinde vip bileti al!

İstanbul'da bir Sürrealist... İstanbul da bir sürrealist...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

4 Responses to : İstanbul'da Bir Sürrealist... Dale Don Dale (*)

  1. ozkan says:

    bazı atlanan konular var mesela değinmek istiyorum. biz o kalabalıkta farkında olmadık lakin anne diye bağıran cocukları birbiryle hasan gel olm bah naapmışlar diye konuşan insanların farkına varamadık. diğer bir konu ise hanımlar olaki bazen böyle sergiler boş olabiliyor (benim 2. gidişim gibi) haliyle ortam sessiz ve sakin. böyle bir ortamda siz dalmış giderken arkanızdan topluklu bir bayan geçiyor hoş değil benden söylemesi insanın sürrealist bir küfür edesi geliyor

  2. O abla türünün nadir örneklerindenmiş, fotoğraflasaydınız ya :D Sergiye hala gidemedim, iyi oldu yazıyı okuyunca utandım kendimden gitcem ilk fırsatta. Bi de siz çok yakışıyonuz lan harbi, nazar boncuğu takın azizim!

  3. özkan: abi harbiden neler vardı lan öyle :s sıkışık zamanda gitmemek lazımmış böyle atraksyonlara, onu anladım..

    mimi: yazıyı okuyunca, o kadar "duyan gitmiş, ben gitmedim" diye utandın sanırım ahahahe ayrıcana ehu, teşekkür ederiz efendim. ben öpücükle takıyorum nazar boncuğunu her dakika _kih

  4. Hulen ben de gitmedim daha, çok var bitmesine diye diye kaçırdığım sergilerden biri olmasın bu da! Çok var daha di mi :p

National Geographic POD