Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Mazoşist!

Dikkat, -çok- uzun yazı! :P

Ticaretten anlamadığım ben çok ufakken belliymiş aslında. Annemin 100 lira vererek aldığı, demirden müthiş otobüsü, sadece 1 lira karşılığında satarak, kendime emzik şeker almışım. Ticarete büyük bir handikapla başlamış olmam çok acıklı görünebilir. Ancak, bir çocuk –dolayısıyla bir geri zekalı- olmam ve henüz hesap kitap işlerine ermeyen bir aklım olması, hafifletici neden olarak sıralanabilir ilk sefer için. Çevremdeki insanlar bunu belki bir atılım olarak gördü, çok önemsemedi ama, bundan artık çok eminim, ev sahibimizin horuzu benden bir baltaya sap olmayacağını biliyordu! Evet, bundan eminim. Onlarca çocuk arasından konduğu ve “kekelemeye” başladığı, hep benim minik kafamdı.

Horoz anlamıştı benden bir cacık olmayacağını, ama ben kendimi ispatlamak istercesine devam ettim ticari girişimlerime.

Okulum başladığında, biz de ailecek yeni bir evdeydik. İlkokul ikinci sınıf zamanlarımda, nereden geldiğini hatırlamadığım ve konusu hakkında hiçbir fikrim olmayan “pembe dizi” kitaplarının ticaretine başladım. Birkaç tane sattım bile. Ancak bir gün okula götürüp, kitabı olmayan bir arkadaşıma yardım olsun diye bu kitabı verdiğimde ve öğretmenin bunu görünce çok sinirlenip, sermayemi çöpe attığında, bu işten de zarar edeceğimi anlayıp, kitap satma işinden vazgeçtim. Ticari atılımlarım sekteye uğramış olsa bile, içimde dayanılmaz bir “batma” isteği vardı, hissediyordum bunu ve bir şekilde yeniden denemeliydim.

Bahçemizde ev sahibimizin yetiştirmiş olduğu maydanozlar yeni hedefimdi. Sinsice bahçeye süzülüp, yeterince topladım. Hepsini demetler halinde bağlayıp, hemen 100 metre ötemizde kurulan Salı pazarının yolunu tuttum. Satışlar fena değildi, ancak beni tatmin etmiyordu. Çünkü “buz gibi soğuk sudan içeeeeğn” diye bağıran çocukların cepleri daha fazla doluydu.

Sektör değiştirmeye karar verdim. Acemiydim ama başarabilirdim. Ne kadar zor olabilirdi ki? Eve döndüm ve bir daha ki haftaya kurulacak Salı pazarı için hazırlıklara başladım. Buz dolabına buzluklar doldurulmuş, soğuk sular dikkatle muhafaza ediliyordu. İçmek isteyen olursa, kesinlikle taviz yoktu. Her şey ayarlanmış, saatler kurulmuş, Salı gününün gelmesi bekleniyordu. Salı günü geldiğinde, elimde bir büyük bidon, bir pet şişe ve iki bardakla pazarın yolunu tutmuştum. Büyük bidonda soğuk su vardı. Pet şişede ki suyla, bardakları çalkalıyordum. Plan çok iyi işliyordu, satışlar mükemmeldi. İlk başlarda bağırmak zor geldiyse de alıştım. Potansiyel müşterinin dikkatini çekmek için bağırmak gerekiyordu. Tam hatırlamıyorum miktarları, ancak bardağı 100 liradan, 50 bin lira civarı bir para topladığımızı hatırlıyorum. Çılgın bir paraydı. Maliyet sıfır, kar inanılmazdı. Bu işe devam ettik bir süre. Ta ki bazı Pazar esnaflarının götlük yapmalarına kadar. Suyu içip, parayı vermiyorlardı. Parayı vermemesi de sorun değil, ama gördükleri zaman kovalıyorlardı. İşler sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Bu işi de bıraktık böylece.

İçimde ki ticaret aşkı bitmiyordu ama. Babamın gazeteden kuponla aldığı, sikko dürbünü okulun camından bakmaları için bir dakikalığına kiralamaya başladım. Parayı alamamak, bu işin ömrünü de kısa tutmuştu. Zaten doğru düzgün bir bok göstermiyordu şerefsiz.

Biraz daha büyüdüğümde, artık ticaretin orospuluklarını öğrenmiştim ve biraz temiz para kazanmanın zamanı gelmişti. Çim adamların çılgınlar gibi satıldığı dönemlerde, annelerimizin eski çoraplarını topladık, içlerini topraklarla doldurduk. Gözlerini kalemlerle boyadık. Tek sorunumuz çim olayıydı. Onu sorunumuzu da kuş yemi kullanarak çözdük. “Çim” adamlar hazırlanmış ve satışa sunulmaya hazırdı. Dolandırıcı bir iş adamı olarak, bu işte, olaya bizzat iştirak etmedim. Kuzenleri yolladım. Neredeyse hepsini satmışlardı, ellerinde sadece bir tane kalmıştı. Onu da biz besledik. Her gün suladık. Aradan geçen zaman, onu sarışın bir çim adam yapmıştı. Aslında biraz “ot adam” olmuştu. Yediğimiz küfürlerin kulağımızda çınlamasını hissederek yedik o parayı.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum, sonunda ben, bizim turistik mekanımız olan Çamlıca Tepesini keşfettim. Önce balon satmaya çalıştım, ama balonları kuzenlerle beraber şişirdiğimizden, balonlarımız uçmadığı için, uçan balon sektörüyle yarışamadık. Aslında fiyatlarımız daha cazipti ama zamane çocukları işte, ille de uçanından olsun diyorlar!... Ve ben kağıt helva olayını keşfettim. 50 liraya aldığını, direk yüzde yüz karla 100 liraya satıyordun. İlk önce cebimde ki tüm parayla kağıt helva aldım. 20 tane falandı sanırım. Hepsini gittim sattım, döndüğümde artık 40 tane için yetecek param vardı. 40 tanesini sattım. Gidip 80 tane aldım. Artık piyasam büyümüştü, iş yapan helvacılardan biri olmuştum ve bu da doğal olarak rekabet sorununa yol açıyordu. Gözümüz bir yandan yakalanmamak için zabıta ekiplerini keserken, diğer yandan Pazar payının diğer satıcıları ile aramızda ki mesafeyi ölçüyordu. Ara ne kadar açık olursa, o kadar iyiydi. Birbirimizin ekmeği ile oynamamalıydık. Tabi biz ticaretten anlamayan insanlar böyleydik sadece. İyi niyetli olmak yanlış bir şey ticaret için. İyi niyetli olmak bu dünya için fazla iyi… Pazar payının tartışmasız lideri olan Kürt kardeşlerimizin bizi sıkıştırması ve sonucunda 6-7 kişiden yediğim meydan dayağı neticesinde çok sevdiğim ve iyi para kazandıran kağıt helva işini bırakmak zorunda kaldım.

Bu dönemden sonra ticarete bir müddet ara verdim, çünkü okul derdi falan artık ileri boyutlardaydı. O dönemler en yakın arkadaşım olan insanın dolar biriktirmesi bende bir tutumluluk kıvılcımına yol açtı. Ticaret yapamasam da, bir şekilde parayla olan ilişkimi bitiremezdim. Demir paraları biriktirdim, dolar aldım. Yemedim, dolar aldım. Çılgınlar gibi dolar alıyordum artık. Bir iki sene içerisinde mevcut dolar miktarım 200 ü geçmişti. Sülalem dahilinde artık, başı sıkışanın ilk baş vuracağı adres olmuştum ve bu beni gururlandırıyordu.

Lise son çağlarıma geldiğimde yine bir Pazar macerası çıktı önüme. Tevfik ağabeyimizin yanında Kadıköy’de kurulan bit pazarında mum satacaktık. Nitekim Pazar tecrübesi olan biri için çok zorlayıcı olmadı. Yer yer kazık yediğim, gereksiz iyi niyetimin kurbanı olduğum zamanlar oldu. Maliyetinin altına almak isteyen, patronun kızacağını söylediğimde “ben buralardayım, eğer kızarsa birazdan uğrar, paranın geri kalanını veririm” diyen tiplere iyi niyetimle inanıp, tezgahı kapatırken, ne kadar eksik sattıysam onun farkını cebimden karşılayarak ticaretin aslında benim işim olmadığını tekrar tekrar yaşadım. Bir dönem adalarda devam ettik toka/mum satma olayına ancak patronun bazı yanlış hareketleri nedeniyle bir gün kendimi köyde buldum.

Tabi bunun öncesinde, nereye geleceğimin ilk adımı olan “bilgisayar tutkumdan” bahsetmem gerekir. Her sivilceli vatandaş gibi bende bilgisayarım olsun isterdim ve biriktirdiğim 200 küsür doların bu iş için kullanacaktım. Yediğim en büyük kazıkta bu vesileyle oldu. Eniştem bilgisayar için bu paranın yetmeyeceğini, üstüne biraz da kendisinin takviye yaparak yavaş yavaş bir bilgisayar toparlayabileceğimizi söylemişti. İyi niyetli mazoşist bir insan olmanın ilk adımını atmak için verdim parayı. Başka bir amacım yoktu. Ne paradan, ne de bilgisayardan bir daha haber alınamadı.

Köy hayatı yaşadım bi 6 ay civarı. Sabah ava gidip, mantar topladım bazen. Bazen babamla odun kesmek için dağa gittim. Odunculuk işlerinin ne kadar zor olduğunu, koca bir kamyonu ağzına kadar odun doldurup, sadece karşılığında 1 milyar civarı bir para aldığını görünce babam için üzüldüm. Çünkü orada yaşananları sadece giden bilirdi. Normal zamanda yüzüne bakmadığın zeytinin, salatalığın orada, o yorgunlukla dünyanın en güzel yiyeceklerine döndüğüne orada şahit oldum. Odunculuk işinde para vardı ama kesinlikle bu para, verdiğin emeğin karşılığı değildi. Bu işten vazgeçmiştim.

Sonra yine aynı eniştem, bana bir bilgisayar firmasında iş bulduğunu söyledi. Tek tuşuna basmayı bilmediğim bilgisayarın teknik servisi olacaktım. Uzun bocalama dönemlerinden sonra işi kapmış, bir süre sonra da artık orospusu olmuştum. Sigortasız ve komik bir maaşla ancak 4 yıl dayanabilmiştim. Vefa bizim için sadece İstanbul’da bir semt adı değildi çünkü. 4 sene sonrasında yine aynı eniştemin kurmuş olduğu firmaya girdim. İki ortaklardı, işleri fena değildi. Bilgisayar ve yazıcı konusunda deneyimli bir elemanlara ihtiyaçları vardı. 6-7 ay sonra ödeyemediğim cep telefonu faturam icralık olduğunda bende yeni bir iş bulmuştum. İki güzel yıl çalıştım, ticaretten uzak durup basit işçi oldum. Az kazandım ama güzeldi. Ve sonrası askerlik ve sonrası yine aynı firma. Geldiğimde çok şey değişikti. Kazanılan para büyümüş, oturulan koltuklara değmez olmuştu popolar.

Yine aynı eniştemin işleri kötüye gitmeye başlamıştı. Ortaklar gitmiş, sorunlar büyümüş ve üstüne ablamın bir çocuğu olmuştu. Dirilme zamanıydı ve benim burada bir kumar oynamam lazımdı bunca şeye rağmen. Kumarı oynadım, bunca iyi niyetime ve suistimal edilmeme rağmen. Belki dedim, belki…

Bu günlerde o horozu hatırlama nedenim işte bu. Horozun omuzlarıma tırmanıp, başımı kekelemesine hak veriyorum şimdi. Bunca ticari yenilgiden sonra daha iyi olması beklenemezdi zaten. O horoz yine iş başındaydı ve bu yüzden bir süre buralardan uzak kaldım sevgili eniştem sayesinde. Kendisine bana bu zamana kadar ödettiği faizler için ne kadar minnettar olsam azdır. Sayesinde muazzam eziyetler çektim, ortaklığı bırakıp kendi başımın çaresine bakayım dedim ama yine ensemde gölgesi. Teşekkürler…

Şuna emimin ki; artık iyice anladım, iyi niyetli insanlar, hiçbir zaman bir baltaya sap olamazlar. Ha bunu da kulağınıza ister küpe edin, ister dudağınızın kenarıyla gülüp geçin.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

6 Responses to : Mazoşist!

  1. ozkan says:

    emrah ve acılar odası!!.ya birgün sana bir flim prodüktörünün gel senin hayatını film yapalım sanda şukadar para demesiyle madalyonnun tersine döneceği aşikar yada o horoz varya o horoz ...

    abi bide kumla teyemmüm almak lazım normali bi işe yaramıyor..

  2. Pelin says:

    maydanozlari calmis ya pislik :D

  3. Son paragrafa katılmakla beraber bir de işin şu tarafından bak diyorum, ev sahibinin maydanozlarını çalıp satmışsın "ah'ı" kalmış sende! peki ot adamlara ne demeli azizim! lanetlenmişsin sen bence eheheuhueh:D

  4. özkan: zemzem suyuyla da yaptım ben zamanında, yemiyo hacı.

    pelinciğim: para yoktu zaten o işte, vazgeçtim sonradan :p

    mimi: ya şimdi mimi, olaya bu açıdan bakarsan şu an türkiye'nin en büyük şirketlerinin başında olan herifler vebadan falan ölmeliydi :D misal yahudiler falan çoktan ilahi adalet tarafından kuma çevrilebilirdi :D bunların kastı bana hacı, ben biliyorum.

  5. Sen kendisi hayır işlerine filan ver, çek elini ayağını parasal mevzulardan. Bütün bunlar bir işaret olmalı artık :p

  6. hahaha bıraktım artık o işleri zaten. açım artık okuduğun üzere.. dağlara vurup, seyfi abiyle gezinicem artık.. :s

Bu gadget'ta bir hata oluştu