Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

İnsan Kaynakları Sitelerinden İş Bulma Ümitlerini Başka Baharlara Saklayanların ve AK Partinin Oynadığı Oyunları Görenlerin Bloğu!

Efendim selamlar! Sıkılmadınız mı hala cevap vermemekten? Başlığa gel yalnız. haha

Bugün uzun zaman sonra sabahın köründe kalktım. Uzun zaman sonra diskmanimi çalıştırdım. Uzun zaman sonra Death'in Leprosy albümünü dinledim. Uzun zaman sonra çalıştım tüm gün. Ve çok yoruldum lan.

Yok hacı, çalışmaktan şikayet ettiğim falan yok, bi' dinle! Hemen önyargı olmaz ki ama!

Hayatım boyunca bir kere bile anadolu yakasında bir iş bulamadım arkadaş. Çıldırmak üzereyim. Onu geçtim, bulduğum işler hep daha uzak, daha uzak oluyor. İşler kaçıyor benden adeta. Ben kovalıyorum, onlar kaçıyor. Te anasının nikahı olan Merter'de bu sefer çalışmaya başladığım yer. Kilometre bazında bakarsanız anasının nikahı yerine bambaşka bir yerini söyleyebilirim aslında. Ama söyleyemem çünkü burası nezih bir ortam. Burası artık kendine çekidüzen vermiş bir insanın yazılarını insanlarla paylaştığı sanal bir ortam. Küfür yok. Hepimiz kardeşiz. Bi'de Davos benim için bitmiştir.

Efendim, yollar çok yoruyor insanı. Ne mutlu bana ki, az bile olsa okumayı seviyorum. Alıyorum kucağıma güzel kitabımı, veriyorum beyin hücrelerime güzel güzel old school'u. OH! Sabah hiç dert değil aslında. Bakmayın yukarıda erken kalkmak falan gibi kalıpları cümle içersinde kullandığıma. Erken kalkmaktan ve o kadar yolu gitmekten şikayet etmiyorum. Beni böyle bir durumla suçlayamazsınız! İşten dönmek çok fena asıl... Dönüşte işin vermiş olduğu yorgunluğun üzerine, dönüş yolunda kaba etleriniz arasında bulunan arıtma tesisine kaçan kilolarca metrelik trafik hiç çekilmiyor. Bi'de dönüş yolu neredeyse tamamen ayakta geçiyor. Gerçektende çok yorucu.

Ne iş lan?! diye soracak olursanız, yine yazıcı tamir ettiğimi söyleyeceğim size. En iyi yaptığım iş bu, diyemem. Ama elimizde bu vardı işte.

Şimdi sevdiceğim yanımda olsaydı, fiti fiti karşılıklı yemek yeseydik pek mutlu bir insan evladı olabilirdim. Günün tüm yorgunluğunu bir çırpıda atıp, keyifle kahkahalar atabilirdim.

Sanırım acaip uykum geldi lan :D OH YES!

İş dağıtıyoruz diye, günde yüzlerce ilan yayınlayan insan kaynakları sitelerine kafam girsin. Oraya ilan yollayan ve 5-6 ay sonra gelen başvuruları değerlendiren firmalara da kafam girsin. Hiç cevap vermeyenlere Roberto Carlos'u yolluyorum. Tamam, bizim özgeçmişimiz muhteşem olmayabilir, her yanında diploma, her yanında sertifika görünmeyebilir... Ama be ağzımı bozduracak kadar beni sinirlendirebilen terbiyesiz karaktersiz karafatmalar! Hiç bir taneniz bile mi tecrübeye bakmaz lan! Bırakın lan bu işleri eşşekle cinsel ilişkiye girmiş karaktersizler!

Arkadaş, bu Türk milleti harbiden beyin denen organı nasıl kullanacağını bilmiyor. Ben yargılarım arkadaş! İnsanları yargılarım! Fikirleriyle, görüşleriyle, eylemleriyle yargılarım! Tüm AKP yandaşlarına KAFAM girsin! Yani bu kadar beyin özürlü vatandaş olunmaz hacitsu. Dün Özkan söyledi, özel günlerde atılan havai fişekleri, Kadir Topbaş'ın akrabasının firması karşılıyormuş. Bu yüzden bu kadar çok havai fişek gösterisi yapıldı zaten bu sene ehe. Her yıl neden olduğunu anlamlandıramadığım bir şekilde oraya buraya dikilen (göt) lalelerini de her halde bir akrabası getirtiyordur. Lale festivali ne abi? Nedir bu? SİZİ SİKİYORUZ EY HALKIM diyemeyip, böyle sikindirik festivalllerle falan para harcıyorlar. Bir lale kaç paraya geliyor? Kaç para gösteriliyor? Bu laleler kimden geliyor? Kimin cebine iniyor komisyonlar? Lan lanet olsun karaktersiz top başlar, biriniz çıksında "noluyor lan?" desin. Hala koyun gibi oy vermeye devam ediyorsunuz sizi sikenlere! Boş yere dememişler seveni sikerler, sikeni severler diye. Tam Türk milletine uygun bir atasözü olmuş. Siz Davos'u konuşun hala. Onlar sıradaki adımı konuşuyorlar... Ulan! Diyecek o kadar çok şey var ki, kendini anlatamamak delirtiyor. Sonra anasının söylemeye dilim varmadığı organlarının olduğu yerlere çalışmaya gidiyoruz.. Tey amk tey. Sinirlendim lan. Şerefsiz yobazlar. Ümmetinize sokayım.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 8 Comments

Ortaya Karışık...v5 = Sosyal Devlet Bizi Diskoya Götür!

Efendim selamlar! Naber lan!

Düşünüyorum da, düşündüğümle kalıyorum. Kafamım güzel olmasıyla alakası olduğunu savunanlarla hiç muhatap olamam, kusura bakmasınlar. Onlar benim naçizane pipimi yesinler.

Böyle bel altı konuşuyoruz ama aslında konuşmamak gerek. Herkes okuyor lan. Gerçektende sapık sapık insanlar okuyor bloğumu. Aynı zamanda bi o kadar mütevazi, güzel insanlar okuyor. Böyle bir ikilem içersindeyim. Bazı sapıklar var. "Dik memeli sikişken hatunlar" diye aratmış google'dan ve benim bloğuma girmiş. Ben böyle içeriklere ait bir insanım. Beni artık böyle değerlendirebilirsiniz. Sapık ruhlu insanlara ait bir içerik sağlıyorum world wide web insanlarına. Sapığım çünkü ben. Ama canımdan çok daha fazla sevdiğim sevdiceğimin annesi bile okuyor lan bu bloğu. Gelde tribe girme. Kendim olmaktan çıkıyorum adeta bazen.

Ama dayanamam.

İnsanın en kötü anı, yada şöyle söyliyim, insanın özgüveninin en dibe vurduğu anı kesinlikle tuvalete girdiği andır bence. Tuvaletinizi yaparken, daha dün afiyetle yediğiniz yemeklerin, kaba etleriniz arasında bulunan arıtım tesislerinden ayrılıp, suya düştüğü anda çıkarttığı sesi duymak insanı acaip hüzünlendiriyor bence. Yani en azından ben hüzünleniyorum. O an tüm özgüvenim kayboluyor. Ben, ben olmaktan çıkıyorum. Bambaşka bir insan oluyorum. Tüm benliğimle haykırıyorum kendime "bunu nasıl yapabildin!" diye. Cevap bile veremeyecek halde oluyorum. O derece utanç verici. CUP! ÖFF, bittiğim andır...

Bu arada gecenin yarısında başladığım bu boka, sabah devam ediyorum. Elektrikler gitti gece. Bilgisayar kapandı. Ve 30 saniye sonra yeniden geldi. Çıldırmamak elde değil. Üşendiğim için açmadım tekrar. Bu elektrik idarelerini anlamak mümkün değil gerçektende. Arkadaş, 30 saniye bile sürmeden elektriği geri açacaksan neden kapatıyorsun ki? Sapık mısın? Ego mu tatmin ediyorsun anlamıyorumki...

Kendime bir kahve yapmışım var ya, of diyorum. Bir kahve ancak bu kadar güzel olabilir. Sanırım muhteşem bir kahve bu. Gerçektende yeryüzünde yapılmış en güzel kahve. İlk beşe kesin girer. Diğer dört kahveyi yine ben yapmıştım. Sanırım yerküredeki en iyi kahveleri ben yapabiliyorum. Sanırım muhteşemim. Süperliğimden kaynaklanıyor sanırım. Size birkaç tane (Süper)Cem videosu yayınlayacağım. Az kaldı. Herkes görsün, birbirine anlatsın. Süperliği uzaklarda aramayın ©
Death Project

Kayseri gibi bir memleketten çıkmış bir death metal grubu var. Bundan 13 yıl önce albüm bile yapabilmiş bu yürekli arkadaşlar. Death Oath grubuna buradan sevgilerimi sunuyorum. Sözleride oldukça sert ve satorik kehkeh. Aynı zamanda Death Project var, Bursa'dan. Türkiye'nin ilk demo yapabilen death metal grubu olarak kendilerini tarihe yazdırmışlardır. Bir tane de albümleri var 95 yılından kalma. Çok güzel bir albümdür billah.
Death Oath

İstanbulda bir grup vardı çok öncelerden. Ben bu death metal olayının büyüleyici kollarında aşiftelik yapmaya başlamadan evvel dağılmışlardı. Benim bildiğim kadarıyla, bu bilmediğimden de kaynaklanıyor olabilir, tek Türkçe death / thrash yapan gruptu kendileri. Giyotin pek güzel bir gruptu. Issız Bucaksız ve Yüzün Çarpsın Kurşuna gibi klasikleri arşivime katmış olmaktan pek mutluyum. Keşke bir tanecik albüm yapabilselerdi, mutlu olurdum. Bugün kazayla bu saydığım grupların kaset çalarım olmamasına rağmen, kasedini bile görsem alırım en orijinalinden. Seviyorum bu sapıkça arşivcilik zihniyetimi. Zilyonlarca yıl önce demo yapıp ortadan kaybolmuş o isimsiz grupların, o kirli kayıtlardan oluşan demolarını buluyorum ya, aman yarebbim, o zaman benden daha mutlusu olmuyor gerçektende. Türk yada gavır (gavır) olması farketmez, tüm demolara, eski albümlere açığım, her zaman aşığım onlara. Ne güzeller bir bilseniz, bir anlayabilseniz. Gözlerim doldu ayol.
Giyotin

Ayrıyeten çok eski bir grup olmasına ve de gerçekten MUHTEŞEM bir grup olmasına rağmen tek bir albüm yapmış olan SUICIDE grubu var, Ankara'lı. Allaam o ne güzel bir grup. Çok sinirli ve agresif abiler, müzikleri şiir gibi, cayır cayır death metal. Konserine denk gelsek yine, konseri çarpsa yüzümüze. Yeni albüm çıksa da alsak artık bence.
Suicide

Ankara death metal grupları konusunda gerçekten iyi işler yapıyor. Güzel grupları var. Canımdan çok sevdiğim sevdiceğimin minik ama kocaman olan kardeşinin grubu var bi tane DECIMATION. Aman yarebbi. Çok sertler ama. Ben bir old school death metal fanatiği olaraktan her parçalarını özümseyebildiğimi söyleyemem. Aşıyor beni ama dinlemeyi seviyorum. Hele yeni bir promo kayıtları var, ÖFFF tadından yenmez adeta. Gir dinle last.fm den bak, pişman olmazsın.
Decimation

Eskiden beri yerli grupların takipçisi olmayı pek sevmişimdir. Ama death metal gruplarının. Bazı thrash grupları da var tabi Crossfire gibi. ÖF! Ne albümdü lan o Agression Treaty... Blaster diye hayvan bir grup vardı geçmişten kalan. Aslında çok geçmiş değil, 2003 yılında çıkartmışlardı bi albüm. Daha sonra çıkarttılar mı bilmiyorum. Bu son zamanlarda pek koptum yerli piyasadan. Gerçi yabancı piyasadan da koptum. Cannibal Corpse yeni albüm çıkartmış, benim daha dün haberim oldu. Ne ayıp.

Her neyse. En çok sevdiğim ve her zaman seveceğim yerli grup tabiki FALSE IN TRUTH olacaktır. Pek seviyorum kendilerini. Kendileriyle uzun zamandır görüşememiş olmanın üzüntüsü var içimde. Kendilerini izlemek için İzmir ve Ankara gibi iller dolaşmış bir sapığım. Death Side Story onların bir parçasının adıdır, orijinal değilim. Konserlerde o parçayı çalmadan önce "şimdi Cem'in parçası" derdi Toygar abi ehe Gerçektende çok pis gaz bi parça lan. Hey gidi.

False In Truth

Arşivimde belki çok klişeleşmiş death metal gruplarını bulamayabilirsiniz. Death metal deyince aklınıza gelecek gruplar belki bende olmayabilirler. Ancak adını hiç duymadığınız samimi grupların, samimi albümlerini bulabilirsiniz. 320 tane grup var şu an. Hepsini dinliyorum ara ara. Hiç bıkmıyorum, vazgeçmiyorum.

Blaster

Sosyal devlet benim bir tanecik doğalgaz faturamı ödeyebilir mi acaba lütfen? İki aydır ödeyemiyoruz çünkü "kol gibi" modunu çoktan aştı. Bacak gibi ama öyle bildiğiniz bacaklardan değil bu. Roberto Carlos bacağı gibi. Kapkalın. Adeta betondan bir kütle. Adamın bacağını evinizde ya da yapacağınız gökdelende kriş olarak kullanabilirsiniz ve merkez ağırlığın tamamını üzerine yıkabilirsiniz. O derecede bi bacak bu. İşte sosyal devlet, gör ne haldeyiz.

Sosyal devlet bana bir tanecik eldiven alabilir mi acaba lütfen? Ellerim üşüdü birazcık.

Sosyal devlet bana bir ÖSS başvuru formu alabilir mi acaba lütfen? Bu sosyal devlet ben ne zaman ÖSS'ye girecek olsam sınav sistemini değiştiriyor. Öğrencilik zamanlarımda bile anlamazdım bu sistemlerden zaten. Ama her sınava gireceğim sene sistem değişti. Bu sene de değişti değil mi? Değişecek falan diyorlardı. Neyse. Eğer değişmişse gerçekten çok özür diliyorum bu sene sınava girecek olanlardan. Ben girmeye karar verdim diye oldu biliyorum. Hepsi benim yüzümden. Sosyal devlet ne çektiyse benim yüzümden çekti zaten. Özür diliyorum ey halkım!

Sosyal devlet sırtımı kaşıyabilir mi acaba? Bunca zamandır g.tümüzü kaşıyorsun, azıcık yukarılara çık yahu!

Sosyal devlet annesini de alıp gidebilir mi acaba lütfen?

Ankara - Eskişehir arasında hizmete girecek olan hızlı trene ne ad verileceği konuşuluyormuş. "Davos Kralı" falan gibi zürrrükten isimler gündemdeymiş. Yani zihniyetimizin ta amına koyim afedersiniz. İvedik bile var tavsiye edilen isimler arasında. Yani ne diyim, daha nasıl küfrediyim bilmiyorum. Ne sikimden bi acaipleriz yahu. Kendimi ayırmıyorum bak, kendimi ayırmıyorum. Bana da sorsan bende süpercem koyalım derdim. Altına bloğun adresini yazmaya çalışırdım çaktırmadan. Reklama bak lan ÖFF! Ne harika. Heyecanlandım bir anda. Günlük tıklanma sayım bir anda binlere çıkardı. ÖFF!

Sanırım dünyanın en iyi altıncı kahvesini yapacağım birazdan.

Yani ben bu kadar yazdım yazdım yazdım ama bu kadar kim okuyacak okuyacak okuyacak. Ne sikimden bir blogger oldum ben böyle. Kendime çeki düzen vermeliyim artık. Önce biraz daha karizmatik ve orijinal bir isim bulmakla başlayabilirim. (Süper)Cem olur evet. Yazım stilimi değiştirmeliyim. Biraz yabancı kelimelerle süslemeliyim ve cümlelerimi düşünerek yazmalıyım. Böylece insanların okurken yüzünde oluşan "HÖNK" ifadesini silebilirim. Ben hiç düşünmeden bir kerede yazıyorum ama okuyan insanlar eminim ki üç kerede okuyup anlayabiliyorlardır bazen beni. Anlaşılmaz ve bir o kadar uzak bir insanım. Ne de antisosyal bir yaşam tarzım var yarebbim. Kendime çeki düzen vermeliyim.

Sosyal devlet bana bi çeki düzen verebilir mi acaba? Buzdolabı istemiyorum! Azıcık çeki düzen verseniz olur. Tamam, olur, sadece çeki-verseniz de olur. Haha! Ne de eğlendim lan bu sapıkça boktan espriyle. Yeter ya.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

Gerçekten Osuruktan Bir Anket...


Efendim selamlar. Nasıl olduğunuzu umursamıyorum bu sefer.

Ama iyi olduğunuzu umarım.


Yüzyılın klişesini yaptım ve bir anket koydum bloğa. Gel gelelim 18 kişi gibi inanılmaz bir katılım oldu. Gözlerim doldu sevgili blog okuyucuları. Çılgınlar gibi heyecanlandım. Bu muhteşem birşey...


Tabiki abartıyorum.


Neyse. Bu klişeyi kaldırmayarak, bu anket olayını da bloğum için bir klişe haline getirdim resmen. Umarsızım gerçektende.


Yeni dizaynın muhteşem olduğunu iddia eden sadece bir kişi var. O da muhtemelen benimdir ve sarhoş olduğum bi ara tıklamışımdır. Beğenmesem koymazdım herhalde bu dizaynı .mına koyim?!


İğrenç olmuş diyemeyecek kadar beyin özürlü oldukları için "yivrenç olmuş" diyen 5 kişi var. Bir kelime oyunuyla benim beğendiğim temaya iğrenç diyenleri kınarım, aşağılarım. Neresi iğrenç lan i.neler? Sanki cennete açılan kapıyı vaat ediyorum size. Beğeniyorsanız okuyun, diyebilecek birşeyiniz varsa yorumlayın, yok beğenmiyorsanız zaten ne s.kime fikir beyanında bulunursunuz ki? Ki zaten okuduğunuz b.kların dizaynla ne alakası var. Gözleriniz yorulmasın diye beyaz beyaz yaptık ama iylik yaramıyor hacı. Biz de biliyorduk arkaya siyahı verip, şekilli bir tema kullanmayı. Yok hacı yok, sallandıracaksın bunları Taksim'de, bak bi daha yapıyorlar mı... (
Burası anarşizm kokuyor kız Ayşe)

Neyse.
Dizaynla artık oynama diyen bir kişi var. Onu bulursam dövücem. Şaka lan, ne dövcem adamı. Takılıyorum işte. Tamam abi, oynamayacağım bir daha dizaynla. Ama belki oynarım. Sapığım ben.

11 tane içerik-sever arkadaş var. Kim olduklarını bilmiyorum ama çok idare etmeci gördüm sizi sayın 11 kişi. Böyle diyen insanların mantalitesi "yakışıklı değil ama sempatik" diyen insanlarla aynıdır bence. Korkulur böyle insanlardan. Asla tam bir fikir beyanında bulunmaz mısınız efendim siz? (
Ayşe sinirli galiba bu bugün kız?)

Sinirli değilim Ayşe! Sıkıldım sadece. Bi de (Normal)Özkan, Chopartypical kod adı altında karalamaca yapacak canı istediği zaman. Siz de canınız istediği zaman okur, canınız istediği zaman yorumlarsınız. Canım denize girip sualtı dünyasını izlemek istiyor...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

Bir Aptalın Anıları v.2


- hımmm büyük güne az kaldı neler yaptık arkadaşlar hazır mıyız?

- hazır sayılırız patron çok yaklaştık zafere.

- patron sırasıyla dediğiniz gibi bütün planı uyguluyoruz.

- evet patron bazen kendimizi koyun güden çobanlar şarkısını dinleyip motive ediyoruz. İyi geliyor. bezmiş başkan ise bu dağların kazı bitmez, yatırıp ziksen köylü gücenmez türküsüne takmış durumda ama onun çalışma azminden de motive olduğu anlaşılıyor.

- hımm iyi iyi peki neler yaptık bir anlatın yahu ?

- efendim, ilkin dediğiniz gibi kömürle başladık. Gerçi eş dost derken fakire bişi kalmadı ama yine de doğalgazdan kömüre geçmek çok nostaljik ve keyifli.

- fakat bezmiş başkanın kayıngilleri Sefa ve Mustafa abimizin amcaoğulları, dağıttığımız kömürden zehirlendiler ama olsun olaya baca süsü verdik kapattık.

- hımm sonra neler yaptık?

- efendim listemizde ikinci sırada beyaz eşya vardı. Dediğiniz gibi gittik Tunceli'de dağıttık hepsini.

- neye göre dağıttınız peki ?

- efendim onu da isterseniz ben anlatayım. Önceden bir araştırma yaptık, sorduk ne istersiniz diye, herkes eksiğini söyledi. Gerçi kimisi sağlıkla ilgili isteklerde bulundu, okul falan istediler ama çamaşır makinesi çok kıyaktı. Bir de elektrikleri olsa.

- efendim ?

- yok bişi efendim, lambayı evden çıkarken açık bıraktım sanırım elektrik çok gelecek. Ona istinaden hihihi

- anladım peki sonra?

- efendim, üçüncü sırada nakit para olayına geçtik. Belediyelerden özürlü çocuklara yardım maksadıyla 180 lira dağıttık görmeliydiniz ne kadar mutluydu garipler.

- efendim, bazıları "seçim zamanı böyle yapıyorlar biz işşiziz, bize para vericeklerine iş bulsun" demişler TVcilere, geri aldık paraları. Ahmet Reis arabayı değiştirecekmiş ona mahsup ettik.

- iyi yapmışşınız peki dördüncü sırada ne yapacağız çocuklar bir fikri olan var mı?

- efendim bezmiş başkan birşeyleri bitirsin hayatında, ne dersiniz ?

- ne alaka böyle seçim kampanyası mı olur, neyi bitirecek?

- ne bileyim benimki de bir fikir. Davos'u filan bitirse, zaten çıktığımızda kimse bizi zikine takmayacak, Türküz zikertiriz ayağı hoş olmaz mı?

- afferim lan zeki seni, başka bir şey daha de bakayım?

- hehe efendim dernek kursak, adı gölet feneri olsa bu da iyi olmaz mı?

- g*t herif atın bunu dışarı!!

- abi naaptın, fener yok fener yok! Fener kelimesini unut çıkar at hafızandan alla alla

- nerden bileyim ağızımdan kaçtı abi

- bizim başkan Fener kelimesinden nefret eder unuttun mu? Yarası olan gocunur hesabı he ?

- ne konuşuyor bunlar hala orda ?

- yok efendim kılıçyar oğlunun anasına küfrettide ona sus dedim.

- hee affettim o zaman gelsin ama fener yok zikerim.


Hazırız dimi arkadaşlar!?


bekleyin bizi ak koyunlar!!!

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 2 Comments

Bir Aptalın Anıları...

Oyh. Selamlar efendim, nasılsınız? İyi gördüm sizleri. Bazılarınızı göremiyorum ama, arkalarda kalmışsınız, görünmüyor nefeslerinizin dumanı.

Hava gayet serin görünüyor kol gibi geçen faturanın ardından hala yakmaya devam ettiğimiz -aslında mecbur olduğumuz- doğalgazla sımsıcak olmuş evimin penceresinden beri. Biramı yudumluyorum sırf bu soğuk havaya inat. Dışarı çıksam eminim nefesimden buharlar çıkar ve ben bununla bile mutlu olabilirim. Seviyorum bu saçma sapan şeylerle mutlu olabilen halimi. Üstelik bir çok şey bu kadar boktanken bile yapabiliyorum bunu. Ne güzel bana.

Aslında herşey Flashbacks Of A Fool filmiyle başladı. Gayet ateşli başladı film. Gayet normal devam etti. Çok ünlü olmuş, eski bir aptalın bir telefon sonrasında okyanusun içinde anılarıyla birlikte eskiye (neydi o; eski zamanlardan bir hey corç, versene borç insanı mıydı? kehkeh) dönüşünü anlatıyor film. Yada ben böyle yorumluyorum. Kaçtığın geçmişinle yeni bir yüzleşme diyebiliriz. Filmin geçmişe dönüldüğü sahnelerinde bir müzik çalıyor, Roxy Music'ten If There Is Something...

I would do anything for you
I would climb mountains
I would swim all the oceans blue
I would walk a thousand miles
Reveal my secrets
More than enough for me to share
I would put roses round our door
Sit in the garden
Growing potatoes by the score

Shake your hair girl with your ponytail

Takes me right back (when you were young)
.
.
.Sözlerin tamamı için buyrun

Aslında parçayı ilk duyduğumda içimden "vaay ne güzel parçaymış lan" diye geçirdim. Söyleyenin kim olduğunu yakalamaya çalıştım, bulup indirecektim. O zamanların ve bu tarzların çok aşinası olmadığım için söylenmesine rağmen yakalayamadım ismi. Daha sonra netten araştırdımda buldum. Neyse, bunlar alakasız aslında.

İlk duyduğumda güzel parçaymış diye düşündüm ama aslında güzel parçalıktan ziyade, filmin tamamını oluşturduğunu filmin sonunda gördüm. Final sahnesiyle birlikte giren "Atkuyruğunu salla kız. Beni geçmişe götürüyor" gazı tüm kanalları açıyor insan bedenindeki.. Bilmiyorum, bu parça olmasa bu film olmazdı sanırım. Ya da bu film bu kadar güzel olmazdı. Ya da bu film olmasaydı, bu parça beni bu kadar etkilemezdi. Bilmiyorum. Ama gerçek şu ki; beni inanılmaz etkiledi bu film, bu parça sayesinde... Bu parça, bu film sayesinde...

Atkuyruğunu salla kız. Beni geçmişe götürüyor.


Bu dizeler benim için birşey ifade etmiyor gerçekten. Aklıma gelebilecek özel biri yok bu dizeleri okuduğum zaman, parçanın o duygusal havasını hissettiğim zaman bile. En özeli zaten hayatımda şu an. Belki uzun yıllar sonra ona söylerim bu parçayı, bu yaşlarımızda yaptığımız pislikleri, güzellikleri, çılgınlıkları anımsamamız için. O zaman gerçekten bir çok şey ifade edebilir ve insanı salya sümük bırakabilir ehehe. Ama şu an, filmle inanılmaz bir bütünlük oluşturduğu için beni çok etkiledi.

Sizi de etkilesin.

Yalnız filmi merak edip izlemek isteyenler, filmin bundan başka bir videosunu izlemesinler youtube'ta falan. Filmin son sahnesini gösteriyor bir çok video, filmi izlemenize gerek kalmaz, sırf onları izlesenizde ne olduğunu anlamazsınız. O açıdan bu yolladığımla yetinin, pişman olmayın.


POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 7 Comments

deathrow:
mdfıogmıoreger
şu çılgın türkler..

deadnight:
daha neler var olm
adam ketılı su ısıtıcı olarak kullanıyo
tamam su ısıtıcıda
aushausuahs
açıklayamadım

deathrow:
farkındayım

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Albino Beşir...

Gözlerini kısaraktan baktı aynaya yine.. 3 saniyede iki kırpıştırıyordu ayrıyeten..

Bu beyaz kaşlar, beyaz kirpikler, beyaz saçlar, hatta beyaz g.t kılları onun özelliğiydi. Böyle kandırmıştı kendini geçen bunca yıl boyunca. Hiç bir dostu yoktu, hiç bir arkadaşı yoktu dertleşeceği. Hatta ailesi bile dışlamıştı onu bu albino durumundan dolayı...

Ne varmıştı ki sanki albinoysa? Alt tarafı birazcık beyaz saç, kırmızı iki göz, birazcık beyaz bıyık, birazcık beyaz kirpik, birazcık beyaz sakal, birazcık beyaz kol kılı, birazcık beyaz vs daha.. Hiç kız arkadaşı olmamıştı.. Ama bundan şikayetçi sayılmazdı. O özeldi.. Kimsede olmayan onda vardı! Diğer insanlar onun seviyesine gelemezlerdi ki!

Gözlerini kısarak ve 3 saniyede iki kırparak attı adımını dış kapıdan. Evet.. Yine başlamıştı işte.. Sokağa çıktığı anda insanların ona meraklı bakışlarını görmeye başlamıştı. İşte özellik dediğin böyle olmalıydı. Özel olmanın dayanılmaz hissini yaşadı, mutlu ve hınzır bir gülümseme yerleşti dudaklarına. Otobüse bindi, tekli koltukların hepsinin boş olmasına rağmen bir ikili koltuğa oturdu. Otobüs dolmaya başladığında, insanlar ayakta kalmaya başladıklarında kimse onun yanına oturmadı.. Bu dayanılmaz bir hazdı işte.. Günün en mutlu olduğu anıydı bu onun için. İnsanlarla arasında ki fark belli olmalıydı, basit sevimsiz, hepsi birbirinin aynı garip insanlar! Müthiş bişeydi bu.. Otobüse bilet atmadan binse kimse neden atmadın diye sormazdı ona, yada osursa kıçını yırtarcasına kimse bişey demezdi ona. O beyazdı, o değişikti, o acaipti ve o gerçekten farklıydı. Bunun bilincinde olması onu daha ilginç ve ulaşılmaz kılıyordu belkide.

İş yerine geldiğinde beyaz ceketini güzelce astı askıya. Beyaz ceket, beyaz pantolon, beyaz çorap hatta beyaz bir ayakkabı giyerdi her zaman. Gece zencisi, beyaz zenci yada gece feneri gibi garip isimler bulmuştu kendine. Basit ve duygusuz bir iş olan beyaz eşya ticareti ile uğraşıyordu. Ama bu iş onu en iyi anlatan ve tamamlayan işti ona göre.. Kendisini bulduğu yerdi burası onun için..

Ailesi ile pek iyi geçinemese bile ailesi ile birlikte yaşardı. Ne kadar anlaşamasa da eve giderken eli boş gitmez, meyve ekmek kıl yün gibi temel ihtiyaçları yüklenip giderdi evine.

Akşam olup evine döndü yine aynı otobüs hazzını yaşadıktan sonra. Eve girip annesine marketten aldıklarını bırakıp salona geçti.. Annesi malzemeleri mutfağa bıraktıktan sonra son bir kez daha konuşmak için yanına oturdu evladının.. "Ah evladım..." diye geçirdi içinden.. Ne umutlarla büyütmüştü, ne güzel hayalleri vardı onun için.. Güzel bir iş, güzel bir yuva, mini mini torunlardı ondan beklediği sadece.. Ama gel gör ki kendini insanlardan soyutlayan bir beyaz ruh vardı şimdi yanında oturan! "Evladım" dedi, sesinde şefkat vardı.. Buz gibi bakışlarla döndü ve "evet" dedi ona Beşir soğuk bir ses tonuyla.. Anne hüzünlü ve yaşlı gözlerini silerek " bırak olum artık bu albino ayaklarını" dedi.. "Sen kürtsün ve normalde esmer bi insansın, nedir yani bu dikkat çekme çabaları falan, biz seni eski esmer halinle daha çok seviyorduk" diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.. Dikkat çekmek için yıllardır albino taklidi yapan Beşir, kırmızı lenslerini çıkartıp annesine döndü.. "bu konuyu daha önce konuşmuştuk anne..." diyebildi sadece.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

Lan?!


Efendim selamlar! Nasılsınız? Çok güzel..

Şimdi efendim, son günlerimizi bizim çirkin kedimizi düdükleyecek bir erkek kedi aramakla geçirdik. Netekim bulduk. Koç gibi, tam bir damızlık.. Bir araya getirdik kedileri ancak damızlık olan koltuğun altından çıkmıyor. Koskocaman bir kedi. İnanamazsınız görseniz. Bildiğin ufak bir kuzu kadar var. İnanılmaz bir büyüklükte. Neyse işte. Damızlık kedimiz koltuğun altından çıkmamakta ısrarcı. İlk başlarda eve yabancılık çekiyor falan diye düşündük ama pazar gününden beri yabancılık çekmesi pek normal değil. Hem biz sıcak kanlı insanlarız.

Bence bu kedi ibne. Gaykedi. (Böyle bir blog vardı sanki) Bizim çıtır çok işve yapıyor ama yanaşamıyor yanına. Yok, şimdi kedi bize sulandı, bizden insan evlatları olarak yanıt alamadı, zaten bi küstü kaderine. Şimdi kendisi gibi bir hayvana, üstelik kendi cinsinden bir hayvana sulanıyor, yine yanıt alamazsa bizim kedi erkenden menapoza girermiş gibi geliyor bana. Hayata küstü kedi. Hala bana sürtünüyor.

Neyse.

Delta Force oyununu indirdim birkaç gün evvel. Onu oynuyorum arada. Bu tarz oyunlar, filmleri gibi müthiş bir şekilde amerikan propagandası kokuyor, bunu zaten biliyoruz ama araplar yapsın, onların yaptıklarını da oynarım, dert değil. Amacımız sadece oyun oynamak. Oyun, Delta Force'un Black Hawk Down (Kara Şahin Düştü) versiyonu. Sinema uyarlamasını izlemişsinizdir belki. İşte orada yaşanılan senaryoyu yaşatmaya çalışıyorlar. Oyunun milliyeti olmaz, Türkiye'ye çıkartma yapsalar vururum bizim Mehmetçikleri, Somali'li abilerin gözünün yaşına bile bakmam. Ha kızanlar olursa, yapsınlar bir oyun, gidip beyaz saraya girelim hacılar. Benim için farketmez..


Ama oyunda öyle bir olay var ki; bilirsiniz, her savaşta ve her çatışmada ölen askerlerden çok ölen sivillerin sayısı verilir ana haber bültenlerinde. Ve sivil ölümlerini biz, sivil ve savaş karşıtı insanlar olarak eshefle kınarız. Bu oyunda kent içinde geçtiğinden, her an önünüze bir sivil çıkabiliyor, her an kızgın bir sivil tarafından taşlanabiliyorsunuz. Gayet gerçeğe uygun yapılmış. Tam eli silahlı elemanı öldürmek üzereyken, oradan bir teyze geçiyor ellerini başının arasında tutarak. Kurşun adres sormuyor tabi, teyzeyle beraber yere iniyor düşmanda, kurşunda.. Tabi bir anda önüne atlayan düşman askerleri gibi, sivillerde oluyor ve refleksle indirebiliyorsun sivili. Kendini oyuna kaptırdığın zaman her harekete mermi sıkıyorsun.


Burada, alın sıkıyorsa siz durdurun sivil kayıpları! gibisinden bir mesaj var sanki kehkeh

Oyunda en azından birkaç sivili birden öldürünce oyunu kaybedebiliyorsun. Gerçekte de öyle olsa ya?..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 7 Comments

Bir Hayvanın Seks İhtiyacı ve Pornografik Düşleri...

Yanaştı sinsice yanıma. Yürümüyor, uçuyordu adeta. O derece sessiz ve hedefine kilitlenmişti. Bacağıma sürtünene kadar fark etmedim varlığını. Bacağıma baktım, kuyruğunu kaldırmış, büyük bir istekle bakıyordu yüzüme. Bakma bana öyle, dedim. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız...

Hüzünle çevirdi bakışlarını. Beni insan yerine koyman büyük incelik ama.. dedi, bakışlarında ağlamaklı bir ifade vardı. Suskunluğu çok şey ifade ediyordu ve ..ama diyerek devam etti. ..ama seni çok istiyorum.. dedi. Kendisini pek sevmediğim halde bu durumunu gördüğüm zaman içimden birşeyler kopuyordu. Resmen abazanlığın son raddesindeydi... Anlıyorum ama bu mümkün değil, dedim. Neden diye sordu, sesi kaderine lanetler savuruyordu. Uzun uzun açıklamak istemiyordum bu aramızdaki imkansızlığı ama anlamasını istiyordum.

Öncelikle sen bir kedisin ve ben bir insanım! dedim. Eşşekleri s.kiyorsunuz ama? dedi. Koyun, köpek falan diye devam ederken, dur! dedim, daha fazlasından bahsetme, onlar insan değiller zaten, konumuz bu değil, dedim. Alaycı bir gülümsemeyle baktı yüzüme...

(Tıklayın büyüsün resim, yazılar görükmüyor hanuna...)

Sonra benim zaten bir sevgilim var! dedim, onu asla aldatamam dedim. Bakışlarını devirerek baktı, tüyleri diken diken olmuştu. Kim bilecek ki?! dedi sinirlenerek. Kimseye söylemeyiz! Olmaz dedim.. Olamaz.. Bir küfür daha savurdu..

Beni İran'a götürür müsün diye sordu. Gülümsedim, neden İran'a gitmek istiyorsun ki? dedim. Unuttun mu, ben bir İran kedisiyim, İran'da cillop gibi erkek kediler vardır şimdi, dedi. İlla cinsi olsun diye ısrar eden sizlersiniz! dedi, yoksa ben şimdiye kadar karşı bahçede yatan şu yakışıklıya verirdim bile.. dedi. Düşünsene, sana bile yazılabiliyorum diyip, bir kahkaha patlattı... Güldüm ve hayır, dedim. Benim içinde bir problem teşkil etmiyor kiminle sevişeceğin ancak bu ablam ve sizin nesliniz için problem teşkil ediyor. Hem orijinal yavrularınız olursa iyi paraya satarız onları, dedim. Duygusuz insanlar.. dedi. Bir sevişme için İran'a kadar gidemeyeceğimizi anlattım ona. Birkaç Pet Shop'a ilan bıraktığımı söyledim, kendisi için en hayırlı ve temiz adayı bulmaya çalıştığımızı söyledim ona. Bu azgınlıkla kiminle sevişeceğim umurumda değil! diyerek sözümü kesti. Haklısın dedim. Ama benden bir beklentin olmasın, dedim. Lütfen.. dedi. Hayır.. dedim.

Biraz edepli ol, dedim, dünyada sevişemeyen tek canlı sen değilsin! dedim. Ben hayvanım abi, benim olayım bu, dedi. İstediğim yerde sevişirim, kıçımı yalarım, sevişmek için yırtınırım.. Benim olayım bu. Yapacak birşeyim yok. En hakiki porno yıldızlarına taş bile çıkartabilirim, falan demeye başlarken kestim sözünü. Yeter! dedim. Abartma! Daha hiç sevişmedin bile, ne pornosu, ne yıldızı... diye kızdım biraz. Üzüldü, çevirdi bakışlarını yine.

Hem zaten sen Yalçın'ın kadınısın dedim. Yalçın'ın alt yazıma yazdığı yorumu okuttum. Ne günlere kaldık deyip kafasını salladı iki yana.. Ve ekledi; sanırım abazanlıktan öleceğim...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

Çiftleştirmek İçin İran Kedisi Aranıyor!

Kedi abazanlığın son raddesindeyken. Az önce çektik. Suratı asık görünebilir, çünkü şu an sevişmek istiyor. Aslında bundan dah çirkin değil yani. Daha güzel bile denebilir. Ama şu an suratsız. Sevişemiyor çünkü.

Efendim selamlar!

İran kedisi olan dişi kedimizi düdükleyecek bir erkek kedi arıyoruz. Mümkünse iran kedisi olsun ama İran'lı olacak diye yobaz falan olmasın. Tamam, bizim kızımız da İran kedisi ama gayette modern bir kedidir. Kıçını çıkarta çıkarta dolanıyor evin içinde. Sanırsınız Brezilya vatandaşı bi sambacı hatun. Öyle çıkartıyor kıçını. Hem domuz gibi yiyor, hem de abazan. Çok fena bir şey bu kedi. Düşman başına. Bunca zaman miyavlayamayan hayvan, şimdi cazır cuzur bağırıyor. Adeta kafa s.kiyor.

Erkek İran kedisi arıyoruz. Çiftleştirmek için. Yoksa bu kedi ancak (Kirli) Yalçın'la tatmin olabilecek. Ki bu insanlık ve İran kedileri açısından pek hayırlı bir duruma vesile olabilecek gibi durmuyor. (Kirli) Yalçın aksini düşünebilir ama. Orasını bilemem.

Efendim, çevresinde sevişmeyi seven erkek bir İran Kedisi olan insan evlatları, insaniyet ve hayvaniyet namına bizim şu abazan kedinin işini görsün.

Hemde daha ilk kez çiftleşecek. Daha bakire! Pati değmemiş, taptaze bir çıtır. Üstelik çok ateşli. Bana göre çirkin ama ablam ve sevdiceğime göre çok tatlıymış. Ben bu fikre katılmamakta ısrarcıyım. Ama yine de bir kedinin abazalığını görmeye tahammül edemiyorum. Gayet sinir bozucu bir durum gerçekten. Kafa s.kiyor. Kıçı devamlı havada. İnsan rahatsız oluyor. Hayır, gece kapım açık yatıyorum, şaka maka kendimi kirletilmiş bulmayayım sonra?!

Bir de, laf aramızda, gerçekten tiksindim ben bu kediden. Tamam, biz insan evlatları olarak, biz de abazanlık dönemleri çekiyoruz. Aylarca, hatta yıllarca tek bir ön sevişme dahi olmadan geçebiliyor ömür bazı metabolizmalarda. Ama biz insan evlatları olarak, bunların 5-6 katı yaşayıp, 5-6 katı uzun abazanlık dönemlerine katlanabiliyorken, daha bu yeni 1 yaşına basmış, dünkü bok katlanamıyor. Yerden yere vuruyor kendisini çiftleşecek erkek kedi istiyorum diye. Ne pislik bir hayvansın.

Kedi şekilden şekile girerken...

Kedi pozisyon almış...

Kedinin tüyleri kesilmiş, çiroz gibi kalmış. Küçüklük hali ama bu, şimdi var tüyleri.

İnsaniyet ve hayvaniyet namına dedim ulan!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 20 Comments

Belediyecilik Üzerine Kişisel Zırvalar...

İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel kişiliği olan örgüt, olarak geçiyor belediye TDK sözlüğünde.

Yani buradan çıkartacağımız sonuç nedir?

Belediye, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için, halk tarafından seçilen örgüttür. Belediyelerin amacı hizmettir. En iyi hizmeti vermekle yükümlüdürler. Bunun için göreve gelir, bunun için maaş alırlar.

Ancak günümüzde belediyecilik kavramı çok değişti. Bildiğiniz ticarethanelere döndü belediyeler. Belediyeler, kar amaçlı şirketler mantalitesinde yönetiliyor artık. Toplu taşıma uçuk fiyatlarda mesela? İstanbul gibi büyük bir şehirde bir merkezden, diğer bir merkeze gidebilmek için en az iki otobüs değiştirmeniz gerekiyor. Hele benim gibi İstanbul'un dağ başında oturuyorsanız, bir Taksim'e gidebilmek için 3 tane vasıta değiştirmeniz gerekiyor. Akbil kullanmayan, standart bir vatandaş olduğumuzu varsayarsak; bu yolculuk bize 4.5 Liraya, akbil kullanan bir vatandaş olduğumuzu varsayarsak; 2.6 Liraya geliyor. Dönüş yolunu eklersek bir vatandaşın günlük ortalama yol parasının 7 Lira civarına tekabül ettiğini görebiliyoruz.

Milyonlarca kişinin yaşadığı bir metropol olan İstanbul'u düşünürsek, belediyelere bağlı olan İ.E.T.T. otobüslerinin bir günde aslında ne kadar büyük paralar kazandığını görebiliriz. 13 milyon nüfusu olan bir şehirin, 3 milyon TAM aylık abonesi olsun. İ.E.T.T.'nin 315.000.000.Lira sadece tam bilet kullanan aylık mavi kart kullanıcılarından kazandığını görebiliriz. Öğrenci aylık abonmanını ve günlük kullanıcıları hiç hesaba katmasak bile, ortaya çıkan paranın ne kadar büyük olduğunu görebiliyorsunuz. Onları da hesaba katarsak bir 315.000.000. Lira daha ekleyebiliriz bu toplam tutara.

Şimdi bu hizmetin kalitesini sorgulayalım. Genel olarak belediye otobüsleri son yıllarda yenilendi. Her yanı süsleyen afişlerimiz var seçim dönemine yaklaştığımız şu günlerde. Evet, konfor açısından gözle görülür bir hizmet kalitesi var. Ancak o otobüslerde oturabilirseniz... İnsanların işe giderken ve işten dönerken olmak üzere, otobüsleri yoğun olarak kullandığı iki sabit zaman var. Diğer zamanlar otobüsleri biraz daha rahat kullanabiliyor ve hatta oturabiliyorsunuz bile. Ancak bu sabah ve akşam iş dönüşleri zamanları, değil oturabilmek, otobüse binebilmek bile bir mucize. Üst üste yığılmış et yığını gibi yolculuk yapmaya zorlanıyoruz.

Yani siz insan taşıyorsanız, biz neyiz?

Belediyelerimizin mükemmel organizasyonları ile yaptıkları, o müthiş asfalt yollar sayesinde tangır tungur gittiğimiz yollarda, yine belediyelerimizin mükemmel organizasyonları ile süren yol yapım çalışmaları yüzünden oluşan trafik karmaşası günümüzün en büyük sorunu. O et yığını olarak bindiğimiz otobüslerde bir çok kişiyle ağız ağıza yolculuk yapıyor, bol bol osuruk ve ter kokusu çekiyoruz ciğerlerimize.

Trafik sorunu neden çözülemiyor?

Verilebilecek en basit cevap altyapı sorunu diyebiliriz. Evet, genel olarak altyapımız nerden baksanız bir Arap ülkesi kalitesinde dizayn edilmiş. Kocaman bir şehir söz konusuyken, daracık yollar yapılmış, toplu taşıma sadece otobüslere teslim edilmiş ve çok pahalı. Aslında trafik sorununun, altyapı bozukluğundan öte, toplu taşımanın pahalılığından kaynaklandığını düşünüyorum. Eğer belediyelerimiz, hizmet olayını ticaret mantığıyla sürdürmeselerdi belki bu trafik olmayabilirdi. Alınacak yüzlerce otobüs, her hat için 10'ar dakika ara ile yollara düşer ve ücreti gayet cüz'i bir miktar olsaydı; kodaman amcalar hariç, kaç kişi arabasıyla giderdi işine?

Yukarıda bahsettiğim gibi; hem et yığını gibi gideceğim, hem ter koklayacağım, hem osuruk koklayacağım, hem götüme sürtünecek amcanın biri, hem trafik çekeceğim, hemde işe gidip gelmek için 10 lira harcayacağım? Arabam olsa 20 lira harcamayı bende göze alırdım şahsen. Trafik sorununu çözmek toplu taşımadan geçiyor ama bu ücretlerle yada metrobüsle falan değil. Metrobüs insanları çok çabuk bir şekilde bir yerden bir yere ulaştırabiliyor ancak, arabasını kullanmak zorunda olan insanları katlediyor.

Metrobüs yaptık diye meydana çıkıp oy isteyen zihniyet! Senin görevin neydi ki? Görevin bu zaten senin. Sanki bir de cebinden verdiği parayla yapmış tüm o yolları. Seçim zamanı diye geceli gündüzlü vardiya yapıyorlar şimdi metrobüsü karşıya geçirebilmek için. Sonra da diyecek ki; bakın! yetiştirdim! Gece-gündüz vardiyayla çalışan abiler, o mesaileri senin kara kaşın, kara gözün için mi veriyorlardı? Madem parayı bastırınca bu kadar çabuk bitebiliyordu bu işler, 4.5 yıldır aklınız neredeydi? Hepsi oy için mi bu hizmetlerin? Bir tanesi bile gerçekten hizmet için olsa bari yahu! İşinize geleni çok çabuk bitirebiliyorsunuz. Cami falan olsa zaten şimdiye kadar çoktan bitmişti. Ama 7-8 yıldır Üsküdar'ın anasını belleyen şu Marmaray dalgasını bitiremediniz. Hadi bitmesin, o dert değil, o da bir dahaki seçimlere ama, bari insanların yürüyüp, arabalarıyla rahatça geçebileceği bir şekilde bırakın ortalığı! Yıllardır Üsküdar aklıma gelince, şantiye canlanıyor gözümde. Haftasonu arabayla oradan geçmek ölümcül bir hata zaten.

Neyse işte. Şimdilik bu kadar. Motivasyonum gitti yazarken.

Yalnızca belediyeciliğin "kar amaçlı şirket yönetimi" şekline bürünmesinden inanılmaz rahatsızım. Sevabına hizmet verin demiyoruz elbet, ancak insaflı olun. Vatandaşı mutlu etmek çok zor değil aslında. Sadece inandırıcı olun. AKP, CHP demem, veririm oyumu!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Davos Benim İçinde Bitmiştir!


Evet. Davos benim içinde bitmiştir. Buraya kadarmış, ne diyebilirim ki.

Çok uzun yıllar önce, işsiz güçsüz bir adamdım. Birileri elimden tuttu. Artık güzel bir mesleğim var. Dediklerini yapıyorum ve iyi kazanıyorum hamdolsun. Daha bir kaç uzun yıl önce kahvede batak atmaya cesaret edemezken, şimdi gemiler, televizyon kanalları falan alabiliyorum. Allah ve elimden tutanlar sağolsun.

Herşey aslında o sakallının eteğini öptüğüm zaman başladı. Bir çok güzel insanın dikkatini çekmiştim. Yıllar geçti, bir kaç laiklik karşıtı söz söyledim, büyük insanlara saldırdım. Prim yapmam için bunlar gerekiyormuş. Güzel mevkilerde iş verdiler bana. Bazı skandallara adım karıştı ama akbil makbil derken yolumuzu bulduk sülalecek. Minareleri süngü bellediğim için kızdılar bana ama bu da hesaplanmış bir oyundu. Benim işimin bir parçası. Ben, bir vantroloğun en gerekli ihtiyacıyım.

Sonra zaman geçti, yöneticilerim fikir değiştirmem gerektiğini söylediler. Değişim süreci başlattılar adıma. Geçmişte laf söylediğim büyük insanların izinde olduğumu söyledim. Bu maske beni rahatsız ediyordu ama elimden tutanlar bunun gerekli olduğunu söylediler. İşe de yaradı hani... Arkamda büyüyen destek çığ gibi büyüyordu. Bir anda kendimi en tepelerde buldum. Gaza geldim. Tüm gücün bende olduğunu söylemişti elimden tutanlar. Gözüm görmüyordu kimseyi. Görülemeyecek kadar fakir olanları zaten göremiyordum. Ama bazıları akıllıydı onların. Kafalarına ampul takmışlardı ve o ampullü kafalarıyla kendilerini belli ediyorlardı. Elimden tutanlar, onların elinden tutmamı söylediler bana. Bir tanesiyle oğlumu evlendirdim.

Vantrologlarım bana komut veriyordu ve ben yapıyordum. En yukarıda bendim ne de olsa. Görünen buydu. Zam yaptım doğalgaza. İyi para kırmıştık. Bir yılda %76. Güzel rakamdı. Elektrik desen bi o kadar. Benzini söylemeye bile gerek duymuyorum.

Elimden tutan vantrologlarım, bazı daireleri satmamı söylediler. Sattım. Güzel paralara sattım hepsini.

Karşımda duranlar olduğunu tespit etti vantrologlarım. Bi şekilde onları ezdik. Fazla uğraşmama gerek olmadı aslında. Herşey hazırdı çünkü. Gösterdikleri yerleri kazıyorduk. Suç delilleri ortaya çıkıyordu.

Ama bir şekilde rakiplerimin güçlenmeye başladığını hissetti elimden tutanlar. Bir şekilde rüzgarı yine kendi yönümüze çevirmeliydik. Delikanlı olmalıydık. Kafa tuttum elimden tutanlara. Kızdım onlara. One minute! One minute! diye haykırdım milyonlarca insanın önünde. Vantroloğuma bağırdım! Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz zaten hıh! dedim. O da kızdı bana.

İplerim çekiliyordu yukarılardan. İşaret parmağım parmağım kalktı. Nasıl olduysa ayağa fırladım. Ağzım açıldı kendiliğinden. Oynamaya başladı dudaklarım. Ben, her zaman olduğu gibi kendimi bırakmıştım vantoloğuma. Davos benim için bitmiştir! dedim ben, yani vantroloğum.

E, diyecek birşey yok o zaman. Davos benim içinde bitmiştir...

Herkes beni kahraman ilan etti. Kapalı kapılar arkasında süren vantrolog replikleri işe yaramıştı. En az %10 oy kazanmıştık. Doğalgazı %17 indirmiştik. İyi bişiydi bu. Rüzgar tersine döndü.

Bu vantrologlar işini biliyordu. Öyle iyi biliyorlardı ki, pek kahraman Türk milletini nasıl kandırabileceklerini gayet iyi çözmüşlerdi. Beni sevmeyenler bile takdir ettiler beni. Onlar oynattı, ben oynadım. Kazanan bizdik. Ya bizi sevenler? Ya bizi sevmeyenler? Ya fakirler? %17. Boru değil.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 11 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu