Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Mavi Pijamalı Süper Cem...

Delininkuyusu'nda yazdığım bir yazıydı, ancak buraya kopyalamadan edemedim... Kendi yazdığı yazılara gülen bir insan olarak, bu yazıyı beğendiğimden ötürü, siz sevgili blogger'lara da bu naçizane yazıyı sunuyorum... Sevgiler.

Bir Bülent Ersoy kahkahasıyla sıçradım yatağımdan ve gorilin üzerime nereden atlayacağını hesaplamaya çalıştım. Aklıma ilk olarak sol yanağımın kenarına bakmak geldi ama korku filmlerinin özentisi bir insan olduğum için bakmadım. Olaya biraz heyecan katmak istiyordum. Sağ yanağıma baktım, tavana baktım, ayak ucuma baktım. Hatta bazanın altına bile baktım. Sol yanıma bakmadan ve hiç bir şey görmemeye çalışarak gittim bilgisayarı açtım. Winamp’a en sevdiğim korku filminin jenerik müziğini koydum ve hiç bir şeyden habersizmişçesine yatağıma döndüm. Oturur pozisyonda sol yanıma baktığımda gorille burun burunaydım. O sırada bilgisayardan “RÖNNNK” efekti verildi ve benim sıramın geldiğini anlayarak, çığlığı bastım. Kendi sırasının olduğunu anlayan goril üzerime atladı ve o sırada refleksle geriye doğru zıpladığım için kafam duvara çarptı ve bayıldım.

Kendime geldiğimde mavi pijamamın paçalarından soğuk bir hava geliyordu…

Doğruldum ve “ulan aslında uçakların tavan bölümünün hemen altına, koskocaman paraşütler koysalar, uçak düşerken pilot bir düğmeye bassa ve paraşüt açılsa ve böylece uçağın hızı düşse ve bir kaç can daha kurtulsa fena olmaz mı?” diye söylendim kendi kendime.

Birden kolumda saat olmadığını farkettim ve içimi bir huzur kapladı. Hala kendime kaybedecek bir saat almamıştım. Yoksa kesin kaybederdim. Tüm bu düşünceler beynimden geçerken saatin 9′u 5 geçtiğini farkettim ve hemen ayağa fırlayıp, Ata’mın Dolmabahçe’de ölüm döşeğinde olduğunu düşünüp saygı duruşuna geçtim. Aslında bugün 10 Kasım değildi ama özel günlere karşı, özel bir saygım var. Anneler gününden kaynaklı bir durum bu. Anneler gününde, tüm televizyonlar “annenizi sadece bugün değil, her gün hatırlayın, her gün sevin” dediğinden beri, her gün şiir okuyorum anneme, her gün 1 dakikalık saygı duruşunda dururum, her gün İnönü stadına girip, kartonumu kaldırmanın bir yolunu ararım. Neyse.

Her şeyden önemlisi geç kalıyordum ve asıl mevzu buydu.

Aynaya bile bakmadan kendimi dışarı attım. Koşarak durağa indim ve giden otobüsün arkasından baktım, gözümde büyüyen yaş ve burnumda kuruyan tatakla. Zaten geç kalmıştım ama, her şey de aleyhimde delil olarak kullanılmak için olanca çabasıyla çalışıyordu. Herşey’e küfrettim.

Aklıma helikopter/taksi’ler geldi ama hemen vazcaydım. Bir düzen karşıtı olarak helikoptere binersem beni Maraş’tan daha öteye, daha bulunamaz dağlara atıverirler, sonra yalandan, dağ yürüyüşüne çıkmış yaşlı çiftlerin nazıyla aramaya çalışırlar. Üstelik yer tespit cihazımı daha dün arızaya vermiştim.

Ben bunları düşünürken yeni bir otobüs geldi ve cebimden akbilimi çıkartmak istedim. Ancak, akbilim yoktu. Aslında cebim de yoktu. Mavi pijamamla atlamıştım dışarı. Daha fazla vakit kaybedemezdim. Şampiyonluğa oynayan büyük takımların, puan kaybına tahammüllerinin olmadığı kadar yoktu tahammülüm daha fazla geç kalmaya. Çalışma hayatı uzun bir maratondu ama maratonda ayağınız bir kere kayarsa, en az 20 metre geriye düşerdiniz ve maratonda bu pek az bir mesafe sayılmazdı.

Bekleşen herkesi yararak geçtim. Metrobüse binerken öğrendim bunu. Sağ elinizi otobüse dayayıp, kolunuzla sağdan gelecek kitleyi engelliyorsunuz. Sol dirseğinizi göğüs hizanızdan kaldırıp, tam sola ittiriyorsunuz. Böylelikle sol tarafınızdakilere bir dirsek boyu engel koymuş oluyorsunuz. İnsanlar “bu ne lan?” diye düşünürken otobüs kapılarını açıyor ve siz ilk önce biniyorsunuz otobüse. Ve yine otobüs kapıyı açar açmaz daldım içeri. “aaaa! şuna bakın!” dediğimde şöförle birlikte, tüm ahali oraya baktı. Birisi “vaaay bee” falan deyince ben de merak edip baktım. Aramızda hararetli bir tartışma başladı ama kimsenin ne hakkında bahsedildiğinden haberi yoktu. Dikkatler, tekrar orada olmayan şeye kaydığında, bir akbilmişçesine parmağımı akbil kutusuna götürdüm ve ağzımla “biğbip” diye akbil sesi çıkarttım. Hiç bir şey olmamış gibi devam ettim. Ardımdan gelen amcanın akbilinin “diririririm” sesini duyunca, benim gibi şöför de ayıldı. Otobüse yeni akbil aletlerinden takılmış ve o manzaralı ekranının ardında, beni faka bastıracak bir melodi saklıyormuş.

Yaka paça otobüsten atılmamak için, “orta kapı lütfen” diye bağırdığımda, kimseden şaşkın bir bakış görememiş olmanın hüznünü yaşıyordum.

Bir anda kendimi mavi pijamalarımla, yine sokakta buldum. Taksi çevirmek geldi aklıma. Bu dahiyane fikrim için kendimi kutladım ve gelen taksiye el ettim. Taksi yavaşlarken, cüzdanımı da pantalonumla beraber unuttuğumu, mavi pijamalarımın paçalarından giren soğuk havayla tekrar anımsadım. Taksi durdu. Bana baktı. Ben ona baktım. “Hadi binsene” gibi bir bakış attı. “Anlamadım?” bakışıyla cevap verdim. “Dur işareti yaptın ya olm?!” bakışına, “saatime bakıyordum abi ben” bakışı attım. İkimizin de gözleri aynı anda çıplak bileklerime yöneldi. Birimizin bakışları “şimdi boku yedik” derken, diğerimizin bakışlarının söylenmesi Türk aile yapısına çok ters olduğu için şu an söylenemiyor. Taksici koltuğunun altındaki levyeye uzanırken, ben köşeyi dönmüş, tekrar durağa doğru koşuyordum.

Umutsuzdum. Her şeyim evde kalmıştı. Anahtarlarım, telefonum, akbilim, param. Durağa oturdum ve efkarlı bir şekilde canımın sigara istediğini fark ettim. Mavi pijamalarımın paçalarından hala soğuk hava giriyordu. Saçlarımı düzeltirken kulağımın arkasında bir sigara olduğunu fark ettim. Hemen yanımda oturan abiden ateş isteyip sigarayı yaktım. Bir anda karşıma çıkan polis memuru, durağın da kapalı alana girdiğini ve kapalı alanlarda sigara içmenin yasaya göre yasak olduğunu ve bana 62 Lira, sigara içmeme müsaade eden çevremdeki halka ise 500 ile 5.000 lira arası ceza yazacağını söyledi. “Aman abi” diye ayaklandı ahali. Bense sigaramı tüttürmeye devam ediyordum. “Hepsi bunların suçu memur bey” diyerek pişkinlik yapmaya çalıştım ama hengameden duyulmadı. Sonuç olarak polis hepimize cezayı kesmişti ancak bu cezayı ödeyebilecek bir yer olmadığı için hepimiz ceza kağıtlarından uçak yaptık.

Saat 10′a geliyordu ve artık geç kalma sınırlarını aşmış, hala mavi pijamalarımla bu durakta oturuyordum. Aklıma Ak Parti geldi! Kurtarıcım olabilecekleri hiç aklıma gelmezdi ama işte, orada, beni kurtarmak için kendilerini parçalarcasına duruyorlardı. Ak Parti! Kriz ortamlarının değişilmez baş rol oyuncusu! Gemisini kurtaran kaptanın ta kendisi!

Bir Van Minüt söylemi edasıyla doğruldum. Hemen bir direğe tırmandım ve hasret kaldığım gökyüzüne baktım bir 10 saniye kadar. Planım basitti! Bizi gökyüzüne hasret bırakan Ak Parti bayraklarının tüm şehri sardığını biliyordum. Köprüyü saymazsak neredeyse her santimetre karede bayrakları asılıydı. Ve ben, bir Süper Cem olarak, ihtiyacım olan kudreti, damarlarımdaki asil kanda bulacaktım. İlk başta gözüm kesmedi ama “Tarzan yaptıysa, ben de yaparım ulen!” diye saldım kendimi boşluğa bir Ak Parti flamasıyla. İlk iki flamada başarılıydım ama üçüncü flamanın kumaşı kalitesiz çıktı. “Reklamınız bile kalitesiz hulen” diye düşünürken, baş üstü düşmemeye çalıştım.

Yere ulaştığımda pek acı hissetmedim. Daha çok utanç vardı. Bir durak bile ilerleyememiştim ve bir otobüsü daha kaçırmıştım. Tekrar durağa geçtim. Mavi pijamamın paçasından soğuk geliyordu. Bir adam geldi oturdu yanıma. “Tipini s.ktiğimin maymunu” dedi. “Efendim?” dedim adama dönerek. “Ne?” dedi. “Bir şey dediniz sandım” dedim adama. “Yok, hayır bir şey demedim” dedi. Şaşkınlık içersinde önüme döndüm. “Kaçık mıdır nedir lan bu herif” dedi yine aynı adam. Tekrar döndüm adama. Dedim “bakın, anlamıyorum, lütfen yüksek sesle söyler misiniz?” Adam durdu, “ulan yoksa bu aklımı mı okuyor?” dedi içinden. “Hayır abi, ne alakası var” dedim yüksek sesle. Adam bir anda ayağa kalktı, “lan bu ermiş” diye içinden geçirerek elimi öpüp, kaçar adımlarla uzaklaştı. Ağzını oynatmadan konuşabiliyordu. Ne olduğunu anlayamadan bakakaldım etrafa. “Vantrolog herhalde” diye geçirdim içimden. Karşımdan gelen genç eleman “haha tipe bak .mına koyim” dedi ama onun da ağzı oynamıyordu. Üç metre uzağımda duran teyzenin küfreder bakışlarının altında “töğbe estafurullah” kelimeleri geçiyordu. Kimse ağzını oynatmıyordu ama herkes bana bir güzel saydırıyordu.

Derken bir uzay aracı indi gökyüzüden. Ak parti flamalarına takılıp düşüyordu neredeyse. İçinden hiç de yeşil olmayan, bildiğin insana benzeyen ama kısa boylu, birazda yaşlıcana iki tip indi. Bana baktılar. Ben de onlara baktım. “merhaba” dediler ağızlarını oynatmayarak. “ne oluyor .mına koyim” diye düşündüm. “biz seni geri almaya geldik” dedi erkek olanı ağzını oynatmadan. “ne oluyor .mına koyim” diye düşündüm ben. “Biz seni yıllar önce dünyaya yolladık ve dünyanın nasıl bir yer olduğunu öğrenmek istedik” dedi erkek olan ve yine ağzını oynatmıyordu. “ne oluyor .mına koyim” diye düşündüm ben yine. “biz senin gerçek annen ve babanız” dedi erkek olan ve tüm bunları derken ağzını oynatmamış, ve hatta gözlerini bile kırpmamıştı. “ne oluyor .mına koyim” diye düşündüm ben yine. “evladım kaç kere dedim sana küfürlü konuşma diye!” diye bağırdı daha geride duran ve kadın olan uzaylı, ağzını oynatmadan.

Mavi pijamamın paçalarından soğuk giriyordu ve ben “ne oluyor .mına koyim” diye düşünmeye devam ediyordum… İşe geç kaldım.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

Siyasetin Tek Limanı Ahlaktır Diyenlerin Bloğu!

Efendim merhabalar. Nasılsın?
Bu noktada hep bir ağızdan "saol" derdik askerde.
Dağlardan bize tekrar dönen ses tek oyuncağımızdı.
Giden bilir..
Askerliğin tek limanı dağlara göndermiş olduğun o sesin, komutanının kulaklarında bachata yaptığı andır.
Arazi olup ranzana uzandığın an dışında tabi.
Birde siyasetin limanı varmış; Sayın Erdoğan derler.
Şöyle ki;
"Siyasetin tek limanı ahlaktır."
Anamızı alıp gittiğimiz an dışında tabi.
Anamız anılıyorsa suç bizdedir. Şov yapıyoruzdur. Neyse...



Bakışına dalıp gidiyorum. Bir derinlik var sezdiniz mi? "Karadenizde GEMİNmi battı?" sözü ilk defa havada kalmaz dimi okuyucu. Bana deseniz kolpa olur ama sayın Erdoğan'a diyince ne kadar anlam kazanıyor. Şahsen benim böyle bir fotoğrafım olsa, altına bir şarkı sözü yazar, sevdiğim kıza gönderirdim. "Sen geçerken sahilden sessizce / gemiler kalkar yüreğimden gizlice."
Ya da "bakakalırım giden gemimin ardından" ?

Ne, bunun için gemim mi olması lazım?

Biliyorsunuz geçen gün bir bıyık araştırması yaptık elimize ilginç sonuçlar geçti.
Başka bir şey araştırsaydık elimize ne geçerdi bilemiyorum ama çok araştırmacı değiliz Allahtan!
Bu yazımızda sakal tıraşı olmaktan sıkılmış insanların kurduğunu düşündüğümüz bir partinin adaylarını araştıracağız.
Sıkılmış diyorum bu yapılanın bir imaj olduğunu bana kimse anlatmasın.
Bakınız.



Sayın Mehmet bey, Belediyecilik sizin işiniz güzel hoş ta, siz sakal tıraşı olmayı unutmuşsunuz.
Hem de fotoğrafçıya gideceğiniz gün.
Belediyecilik dikkat gerektirmez mi? Bunun bir unutkanlık olduğunu düşünüyorum. Yoksa insan güzel bir tıraş olmaz mı?
Tamam, üniversite öğrencileri ve benim gibi berduşlar aydan aya, gerekmezse bayramdan bayrama traş oluyor ve çoraplarını değiştirme zamanı aynı döneme denk gelebiliyor. Sizin bizden mi örnek almanız lazım. Vallahi ayıp.
Bak giyinmişsin ne güzel o sakal yakışıyor mu ?
Temiz siyaset diyorsunuz böyle mi?
İlk yüzüne bakacak insan ve baktığında bir aydınlık görmeli vesselam.
Araştırın, Sayın Uzan'ın aldığı oyun %60 ı sakal traşınadır.
Yoksa Türk halkı zekidir mazotun 1 lira olamıyacağını bilir!






Ümraniye'nin yıldızı geliyor... Gelmesin namazdayım..
Nasıl bir yıldız? Popstar vs?
Bize yıldız değil de belediye başkanı lazım.



Hakkımız olan hizmet için; oylar Ahmet Çakır'a.
Ama önce berberleri kandırmak lazım Ahmet abi.
İktidara gelirsen berberler aç kalır.




Burada kameramana küfür etmiyorlar merak etmeyin. Sadece esnaf ziyaretindeyken poz veriyorlar.
Şimdi abi, yeri gelince dinden kitaptan bahsediyorsunuz, her şeyi biliyorsunuz. Ben mi yanlış biliyorum, hoş görü dini deği mi inandığımız yoksa. Avrupa'dan işimize gelen kanunları aldığımız gibi. Avrupa'da otoparktan para alıyorlar dersiniz burzda İspark kurarsınız. Avrupa'daki otopark kanun ve kurallarının sadece tahsilat kısmını uygularsınız. Arabayı çek, aklınla birlikte emanet et. Gelince bulursan ne mutlu sana.
Dinde böyle olmuş bizim için.
Dört karıyı al, kafayı kapa. Hoşgörü mü? van mınüt.

Bilmem farkında mısınız ama, ülkemizde dinle ilgili çıkan bütün sorunlar kadınlara uygulanan yaptırımlarla ilgili. İslam'ın kadınlardan bir zoru mu var yoksa şeriatın içinde kadın yüzü görmemiş, sapıtış ve beyinlerinin loplarına kadar gözü karartmış erkeklerin mi?
Bir penguen bile tek eşle yaşayabiliyor. Bu bağlamda, hayatın güzelliklerinden elini ayağını çekmiş ve kendini dine adamış ey insanlar!
Neden bu güzelliklerin en tazesinden dört tane alırsınız?
Bir de bu dünyada varolan herşeyin bir nedeni var değil mi ?
Peki, Aşk'ı hangi olguyla açıklayacaksınız ?
İnsan neden her zaman BİR'ine aşık olur. Neden vardır bu illet?

Neyse, konumuz vaaz vermek değil. Sanırım herkesin bir yorumu vardır.
Yorum kısmında göremesekte!

Kapanışı, Elbistan Belediye başkan adayıyla yapalım istedim.
Ülkemizdeki durumun, geldiğimiz noktanın, Atatürk'ün özenle dini, devlet işlerinden ayırmasına rağmen bugün tersini yapanın, Allah bu adayın sakallarında kaybolmasını nasip etsin.







Aminleri duyar gibiyim...
Esen kal okuyucu. Ulu önder artık yok, yalnızız ve sen bu ülkeye lazımsın.







POSTED BY Chopartypical
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız, pek yorgunum yine. Çalışmak ne zormuş azizim. Uzun yıllar geçmiş sanki üzerinden, öyle bir yorgunluk alıyor her akşam bedenimi. Yaşlanıyoruz sanırım. Yıllar bizi yıpratabilir miydi be üstad?

Aslında bugün eve gelirken pek değişik planlarım vardı yazmak için. Fantastik bir kurgu ile yardırmaca yapmayı düşünüyordum. Sürrealist bir mevzudan giriş yapacaktım. Sadece girişi vardı zaten aklımda. Gerisi nasıl olsa gelir diye düşünüyordum ama eve gelince kalmadı iştahım.

Sayın Dürümtaym'ın bloğunu okudum, vermiş veriştirmiş yine işveren insanlarına. Haksız sayılmaz tabi. Büyük çoğunlukta haklı. Ben çok kafa patlatıyorum böyle mevzulara. Neden biz isyan etmiyoruz ki? diye soruyorum kendime... İsyan etmemiz lazım artık, diye düşünüyorum. Tarihte hep böyle olmuş yahu! diyorum. Dünya halkları en sonunda patlamışlar artık bu düzene, diyorum. Emperyalizm, kapitalizm, satılan devlet daireleri, işsizlik, ekilemeyen topraklar, çıkarılamayan madenler, enflasyon, benzine gelen zam, baskı, çük kadar ve kimsenin siklemediği alanlara hapsedilmiş gösteriler, ses çıkaranın kafasını ezme mantalitesi... Hepsini yaşıyoruz biz. Ve ben, tarihe baktığım zaman ezilen halkların sosyalizme kaydığını görüyorum. Ve genel olarak politik araştırmacıların söylediğidir bu. Ezilen ve sömürülen halklar, sosyalizme kaymalıdır, başka bir kurtuluşları yoktur, derler ve haklılar.

Ama geliyorum, canım ülkeme dönüyorum. Devrimciler asılmış. Sosyalist partilere bakıyorum. CHP. Pihiğğ... En güçlü sol kanat partisine bak hele. DSP'ye bakıyorum. Milliyetçi sol -CHP- tarafından katledilmiş. TKP bildiri dağıtıyor. EMEP. Eski devrimciler dışında adını anan yok.

Ve geliyorum, canım ülkeme dönüyorum. Ezildikçe ses çıkartması gereken, sosyalizme kayması, isyan etmesi gereken halk, daha çok kayıyor sağ tarafa... akp rules!

Devletçiliği ne kadar çok seviyoruz. Bir türlü anlayamıyorum bunu. Devletim sen çok yaşa! Biz, yürüyen canlı metabolizmalar olarak, devletin varlığı ve birliği için çalışır, gerekirse canımızı veririz. Devlet, bizden vergi alır, kanımızı emer, canı ister yasa çıkartır, canı ister kaldırır ve biz, hiç bir şey olmamışçasına devam ederiz devletimiz için canımızı vermeye. Vermesek bile alır zaten.

Çok dolu kafam ve bir türlü toparlayamıyorum aslında gerçek cümlelerimi. Yettiremiyorum içimdekileri anlatmaya lastik gibi uzayan Türkçemi...

Elleri bağlanmış buldum ben yurdumu... Parsel parsel satılmış aynı zamanda. Tane tane özelleştirilmiş. İhalelerle peşkeş çekilmiş. vs.

Sıkıldım lan yemin ediyorum bunaldım.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Bıyık Bırakarak Aday Olanların Bloğu!

Selamlar efendim nasılsınız.

Bir kerede bana malum olsun istedim hal hatır sormak. malumunuz cem insanı çok çalışmakta ve biraz aksatmaktadır sormayı ahalinin halini.

Son günlerde malum seçim zamanı ortalık baya bir keşmekeş içerisinde. orda burda seçim ayağına gezen araçlar, bayraklar, afişler...

Eskidende seçim zamanı böyleydi aslında. Çocukluğumdan bugüne değişen birşey olmadı desem yanılmam, Deniz Baykal dışında.

Ama birazcık olsun yontulmayı haketmiyor muyuz vatandaş olarak? En azından daha ufak seçim arabaları mesela? Bir otobüsler geziyor akıllara zarar, üzerinde bir ses düzeneği, aman yarabbi...

Napalm Death konserinde böyle ses düzeneği olsa kemancı tek kat olurdu

bu da böyle biline. :)

Taklit olayı vardır bilirsiniz, yukarıda yazınca bazılarınız çaktı olayı..

Küçükler büyükleri taklit eder.
Sevilen insan taklit edilir

Ama bizim ülkemizde bir de bıyık taklit etmeyi sevenler vardır.

Yalaka diyede adlandırılanlar mevcuttur

Ben seçim kaygısına bağlı olarak kendini bir şekile sokma hareketi diyorum bu taklit olayına.

Konuyu biraz açayım van mınutin centilmene
(centilmene cem'in işyerindeki ibrahim tatlıses hayranları için)

Mesela bakın sayın Erdoğan'a bir imaj yaratmış kendisine

Sineğin kaydığı bir sakal, klasik ense traşı dediğimiz saç kesimi ve bir tutam bıyık.

Şimdi buraya dikkat! Bir tutam bıyık çok önemli

Neden bir tutam ?

İşte buda imajın bir parçası

Bir tutam medeniyet, bir tutam irticai hareket; yok ki bunda bir zaruriyet.

İşte size ılımlı islamın traşa yansımış hali

Yaratıcılık böyle birşey

Peki taklit dedik

Nedir taklit ?

Bıyığın uzunluğu beni gerdi. Ataşehir belediye başkan adayı bıyığı kesse hoş olmaz mı? Ya da bıyık bıraksa?

Ama sayın Erdoğan bıyıklı.

Olmaz.

Bayat belediyesi başkan adayı

Bir tutam ak parti belde adayı. Ampül aday değil, yanlışlık olmasın.

Nerden mi biliyorum, bıyığı yok ondan.
Bingöl belediye başkan adayı bence gayet şık ve en azından bıyık biraz radikal ama ak parti logosu hay allah.

Erdoğan bıyığına rakip olacak bir bıyık bulmak zor olacak

Bıyıkta fotomontaj yoktur. Ama arkadaki Tayyip Erdoğanın tamamı montaj. Sahi yoksa Tayyip çıksın diyemi sağa eğilmiş? Anlamadım.

İslahiye belediye başkan adayı. Herşey Yüreğir için. Bıyıkta boya mı var ?

Kadir Topbaş ve başkan Sezgin. Sayın Kadir bey öyle sinsi bir bıyık bırakmışkı fotoda görünmüyor bile. Sahi bıyık içinde danışmanlık desteği alsak mı kadir bey? Asvaltta kol gibi destek almışız nasıl olsa. Bir de nereye el sallıyorsunuz ben anlamadım? İnsan 3 metre önündekine el mi sallar?

Esasen bu bıyık olayı uzar gider. Ben biraz araştırdım aslında ve Erdoğan bıyığına sahip olmayan akparti belediye başkan adaylarının sayısı iki elin parmağı kadar.

O parmaklardan biri, bıyığa sahip olduğu halde listemize girmiş başkan adayına gelsin.

Sayın Turgut Devecioğlu'na ak partiden aday olupta Erdoğan bıyığı bırakmadığı, kendi tarzını ve imajını yarattığı için teşekkür ederiz. tarz biraz tanıdık geldi bana ama neyse. En azından bıyık gibi duruyor değil mi?

Esasen bütün bu seçim dalgası boyunca sordum kendime.
Madem sakalda bıyıkta keramet var biz neden aday olmuyoruz.

Biz neden ülke yönetiminde söz sahibi olmuyoruz.

Kara kara düşünürken kafamda ampül yandı...

Büyük Düşün okuyucu.

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

%53'lük Dilimde Olmanın Haklı Gururunu Yaşayanların Bloğu!


Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız, uykusuzum! Gece dördü buldu yatmam -lost izledim hehe- ve sabahın kör vaktinde, sırf beraber kahvaltı edelim diye uyandırıldım. Üzgünüm olaya sizin kadar duygusal bakamadığım için. "kahvaltıdan sonra yatarsın canım ne olacak?!" dediğinizi duyar gibiyim. Saat 9'da kalkan Cem insanı, bir daha uyuyamaz. İmkanı yok bunun. Sonrasında, zaten ben kahvaltıda pek bir şey yiyebilen bir adam değilim. Bir bardak çay içtim ve işte, yine buralardayım...


Galatasaray'ın, kendi evinde Hamburg'a yenilmesine üzüldüğümü söyleyemem. Sevindiğimi söyleyebilirim. Aslında ben, son zamanlarda pek takmıyordum böyle durumları ancak bu sefer durum gerçektende canımı sıkmaya başlamıştı. Galatasaray'ın Kadıköy'de final oynamasını isterdim ve bir Fenerbahçe'li olarak bundan rahatsızlık duymazdım. Ama Galatasaray yönetimi ve taraftarları öyle kompleksli bir bünyeye sahipler ki -genelleme- olayı yine kendi basitlikleriyle örtüştürüp, bir Fenerbahçe sorunu haline getirdiler. Amaçları sanki UEFA kupasını kazanmak değil. "Kadıköy'e yine Galatasaray bayrağı dikeceğiz", "Köprüyü geçtik Altunizade'deyiz" gibisinden, sırf Fenerbahçe kompleksleri ile konuşup, kendilerini büyük gördüler.


Çok güzel bir deplasman skorundan sonra Ali Sami Yen'de gerçek kimliklerine kavuşup, daha köprünün kavşağında bile olamadıklarını gördüler. Maçtan sonra Arda'nın açıklamalarıda komik. Sizin Kadıköy'de final oynamanız kimseyi rahatsız etmiyordu. Siz kendinizi dev aynasına yerleştirmeden önce tabi. Çok basit bir mantaliteniz var. Ezik olduğunuzu iddia ediyorum. Ve gerçekten böyle işkembeden sallamalar sonucunda babaocağına dönmenizden mutluluk duyuyorum. Siz Kadıköy'e ancak tarihi fark yemeye gelirsiniz.

Bu zamana kadar zaten şans meleklerinin muazzam yardımlarıyla geldiğinizi eminim sizde kabul ediyorsunuzdur? Çekirgenin sıçrama limiti doldu...

Normal, olması gereken seçmen bilgi pusulam sonunda geldi. Birazdan afiyetle yırtacağım üzerinde tayyibin fotoğrafı olan seçmen bilgi pusulasını. Bu herifler benim kimlik numarama kadar otumu bokumu nasıl buluyorlar, gerçekten uyuz oluyorum.

Aslında üzülüyorum. Gerçekten. Bizim, Türk milletinin neden böyle kutuplaştığını düşünüyorum. Ve üzülüyorum bu kutuplaşmaya. Sosyalist olduğunu iddia eden partiler arasında bile inanılmaz kutuplaşma var. Karşıt görüşlüleri hiç saymıyorum zaten. Ülkenin %47 sinin beğenip seçtiği başbakandan, diğer %53 NEFRET ediyor. Samimi bir şekilde nefret ediyor hemde. Önceden böyle değildi sanki bu. Deniz Baykal %30'la başa gelse, bu sefer diğer %70 nefret edecek ondan. Çok ilginç ve üzücü aslında. İnanılmaz kutuplaştık. O kadar açıldı ki aramız, yakın zamanda parti kavgaları başlayacak diye düşünüyorum. Lanet olsun parti aşkıyla yanıp tutuşan zihniyete.

Hiç bir şey yapmak istemiyorum bugün. Ne derece ruhsuzca yazdığımı zaten fark etmişsinizdir. Film açıp izlemek, dışarıya gidip dolaşmak, Şile'ye gidip alkole bağlamak... Hepsi birbirinden farksız. Hepsi boğucu geliyor bana şu an. İsteksizim. Sevdiceğimin yanında olabilmeyi ve boş boş konuşup, gevezelik etmeyi isterdim sadece. İlk ağızdan doğaçlama süper cem hikayeleri...

Dikkat ediniz efendim.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Bizden Bir Bok Olmaz Yiğenim! Diyenlerin Bloğu!


"piyesüç olmazsa olmaz" dedi Hurşit amca.
Görevli şaşırmıştı. Aklında böyle bir şey yoktu ve birisi, böyle bir istekte bile bulunabileceklerini söylese kıçıyla gülerdi. "O ne Hurşit amca?" diye sordu genç hükümet görevlisi.
"bana martaval okuma yiğenim" diye gürledi Hurşit amca.
Genç neler olduğunu anlayamamıştı. Yerinde irkildi. Kendine olan özgüvenini kaybetmek üzereydi. Yaşlı bir amca bunu sadece tek bir cümle ile başarmıştı ve şimdide seri yumruklar indiriyordu kaburgalarına. "Hurşit amca, gerçekten anlamadım!" dedi. Sesinden çaresizliği belli oluyordu.
Hurşit amca oturduğu yerde doğruldu, "bak yiğenim" dedi, "senin gibi yiğitleri çok gördük biz buralarda" diye devam etti.
Genç hükümet görevlisi konunun nereye geleceğini kestirmeye çalışıyordu ama bu basit köylü ona meydan okurmuşçasına konuşmaya devam ediyordu.
"Sizin gibiler dönem dönem gelirler buraya, iki gül suyu ikram ederler, giderler" diye devam etti Hurşit amca. Ve tekrar gürleyerek "piyesüç olmazsa olmaz! O kadar! Son sözüm budur!"
"Amca gerçekten anlamadım piyezüç nedir ama bak sana buzdolabı getirdik, çift kapılı hemde. Son teknoloji!" diyerek ikna etmeye ve yatıştırmaya çalıştı genç adam Hurşit amcayı.
Ama Hurşit amcanın içinde dizginleyemediği atları vardı, ve o atlar şimdi iplerinden kurtulmuş, delicesine koşuyorlardı kırlarda. Lale bahçelerini eziyorlardı, atlıyorlardı çitlerden, koşarken dokunmuyorlardı bile yere. "s.kerler buz dolabını!" diyerek elinin tersiyle "siktirgit" dercesine işaret yaptı hükümet görevlisine. "Zaten her yan kar-kış, ne işime yarayacak benim şimdi buzdolabı?! Ben piyesüç istiyorum yiğenim, al götür bu dolabını falan. Yaramaz bunlar bana. Ver bana piyesüçümü, takılayım şurada huzurlu huzurlu"
Genç hükümet görevlisi şaşırmıştı. Hurşit amca ayağına kadar gelen devlet yardımını, ne olduğunu anlayamadığı bir "şey" için reddediyordu. "Hurşit amca, nedir bu piyezüç? Bi tarif et bakalım, belki vardır arabada, hemen getirtirim" diye şansını denedi genç.
Hurşit amcanın yüzüne sıkıldığını belirtir bir ifade yerleşti. En son 45 yıl önce, karısı bir çocuk daha istediğini söylediğinde bu ifadeyi takınmıştı. "Yav yiğenim, cidden kafan hiç çalışmıyor" diyerek başladı söze Hurşit amca. "Hani kolları var, maç oynuyon, la bildiğin atari işte yau!"
Genç hükümet görevlisi "haa, pies üüüüç" diye uzattı anladığını belirtmek istercesine.
"Biz ne dedik yarraam" diyerek trip attı Hurşit amca.
Genç hükümet görevlisi rahatlamıştı artık. Hurşit amcaya içtenlikle yardımcı olmak istediğini ama bunun mümkün olmadığını söyledi nazikçe.
Hurşit amca sinirlendi. "bir kez olsun gelipte gerçekten ne istediğimizi sorsanız ya ulen zibidi!" diyerek tersledi ve evinden kovdu hükümet görevlisini.
Hükümet görevlisi buzdolabını vermek üzere, başka bir eve yöneldi.
Zaman zaman yolları düşüyordu buralara.
Her zaman değildi ama. Yoksa ne işi vardı bu dağ başında?...
Bu sefer rüzgar tersten esmişti hükümeti için. Puan kayıplarını telafi etmek için böyle bir yol seçmişlerdi. Yıllardır aslında küresel mali krizi dikey olarak yaşayan halka, küresel mali krizin onları çok etkilememesi için yardım ediyorlardı. Sahi, neydi bu küresel mali kriz?
Biz, her zaman aç değil miydik zaten? Biz her zaman yoksul değil miydik? Biz her zaman sigortasız ve asgari ücretten çalışanlar değil miydik?
Biz, sadece kimin ayda 8 bin lira maaş alacağını belirleyenleriz aslında. Biz, kimin beleş lojmanlarda oturup, kimin 5 bin liralık koltuklarda oturacağını, kimin ömür boyu milletvekili emekli maaşı alacağını belirleyenleriz. Biz, gemi sahiplerini belirleriz. Biz, birisine arabayla çarpınca cezasını çekenleriz. Biz, gerçekten testis kanseri olsak bile sike sike askerliğini yapanlarız. Biz, anamızıda alıp gitmek isteyenleriz ama anamızı ağlatanlar yüzünden, dışarıdan kabul görmeyenleriz. Biz, 65 yaşında mezarda emekli olacaklarız. Biz, bu ülkenin rejiminin değil, mantalitesinin yanlış olduğunu bir türlü göremeyenleriz. Biz, 1 mayısı polis gölgesinde, her köşe başında aranarak, İŞE 3 saatte gidenleriz. Biz, ezilmeye mahkum olan ve bundan zevk alanlarız. Çünkü biz konuşmayı severiz. Aynen benim yaptığım gibi.
Bir piyesüç hakkımızdı bence.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

Blogger Olduğunu Yeni Yazı Yazdıklarında Hatırlayanları Tokatlayanların Bloğu!


Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız, ben yine yorgunum. Bugün İstanbul'un bir ucundan (Samandıra), diğer bir ucuna (Halkalı) gittim, geldim. Üstelik bunu sadece otobüs kullanarak yaptım. Düşünün artık ne derece bedensel ve zihinsel yorgunluk yaşayabileceğimi.

O yüzden sinirli olabilirim. Şimdiden söylemeliyim. Sonra yok ben duymadım, yok ben bilmiyorum tadında bahanelerle gelirseniz, hiç üşenmem, şu sağ kolumu kaldırdığım gibi ağzının orta yerine çarparım elimin tersini. Bunu yaparken zerre acıma duygusu taşımam. Bildiğin vahşi bir insan olurum.

Eve gelirken kabuklu yer fıstıklarından aldım. Yarım kilo. Ne güzel giderdi bunun yanında şarap! Babannem tavşan fıstık derdi bunlara. O bizde kalırken hep gider alırdım. Yanına da "kakala" (kola) alırdım. Yerdi içerdi, mutlu olurdu. Bize geldiği zaman, gitmesin diye lastik ayakkabılarını saklardım. Yıllar önce gözlerimin önünde son kez gitti. Ne ayakkabısı kaldı bize, ne değnekleri. Bir tavşan fıstığı, ancak bu şekilde duygulandırabilir herhalde bir insanı. İçesim var olm. Çok içesim var.

Uzunca zaman sonra yeni bir yazı yazdıktan sonra blogger olduğunu hatırlayıp, yeni yazı yazdığını herkeslere göstermek istercesine, herkeslerin bloğuna girip, herkeslere mesaj atan zihniyeti sevmediğimi açıkça belirtiyorum. RSS'den takip ediyorum ve okuyorum her birinizi, merak etmeyin. Yoruma değer bulduğum yada yorum yapabilecek kapasitede olduğum konulara girip yorumumu yaparım. Bu yüzden; Siz boş yere gelipte yeni yazı yazdığınızı belirtmek için olur olmaz konulara, olur olmaz mesajlar yazmayınız. Yakışıksız oluyor. İçi boş yorumların hayranı olsaydım adsız olarak kendime yorum yazardım.

Nedir bu teknisyenlerin çektiği arkadaş?! Her zaman böyle ama! Teknisyen diye adlandırılan kişi, uzaktan baktığın zaman karizmatik, iş bitirici, iyi para kazanan, yüksek sorumluluk sahibi bir insan olarak görülüyor ama işin içine girince teknisyen diye adlandırılan kişi, aslında bir bok değil. Bildiğin amele. Amelenin teknik olanı. Bi günde işten zamanında çıkamaz mı bu teknisyen kişisi? Hayır, kaç firma dolaştıysam hepsinde böyle. Teknisyen kişisi şirketi ayağa kaldıran işlere imza atar, büyük kazançlar sağlar şirketi onun sayesinde ama gel gelelim hep tabanda, hep ağır markajda. Olmaz ki ama böyle.

Şarap olsa içerdim. Yemin ediyorum içerdim. Kana kana, çölden çıkmış bir deve gibi içerdim. Öyle istiyorki canım.

O değilde. Geçen gün sevdiceğime iddaa oynattım ben. Ben maç isimlerini söyledim. O cevapladı. Yemin ediyorum bunca yıllık tecrübelerimle ben bulamıyorum o kadar maçı. 7 maçtan, 5 tanesini tutturdu. Diğer ikiside kıl payı kaçtı. 1 Liraya 60 Lirayı götürüyordu az kaldı. 7 maçta 60'lık oran çok müthiş bir orandır bu arada. Oynayanlar bilir. Misal Normal Özkan 7 maçta ancak 5 liralık bir oranı bulabiliyor sdmoıfmsadofsda Kirli Yalçın ise 5 maçta bulabiliyor ama O da tutturamıyor. Ama lan Yalçın; St. Pauli kazanır dedim di mi sana?! 3 tane koydu hemde dsamıofsd

Oyh. Kendi kendime ne de güzel sarıyorum. Blog denen boku kimse okumasa bile, buraya yazmak güzel oluyor. Bir word sayfasına yazmakla aynı şey değil. Bambaşkaları bile okuyabiliyor. Misal, geçen gün kedi çiftleştirme ile ilgili yazdığım yazı ile ilgili bir mail geldi. O da kedisini seviştirmek istiyormuş. Vatana, millete, insanlığa ve hayvanlığa yararlı bir blogger'ım ben.

Yerlere tükürmeyin, çöp atmayın, kedileri seviştirin, verginizi ödeyin (hepsini öderseniz batıyorsunuz, kanıtlanmış), insanları sevin, vs.

Ben daha ne yapayım bu insanlık için?!

delininkuyusu
'nu okuyor musunuz? Okuyun bence. O kadar yazıyoruz. Herşeyi buradan yakalayamazsınız. Biraz çerçeveyi geniş tutun ama, olmaz ki.

Kendinize dikkat etmenizi istiyorum. Zira şarap içemedim. Alakaya maydanoz olsa bile bunu belirtmek istedim. Olsun. Özgür platformdayız. Boş yorum istemiyorum. Ok? BYE!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 3 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.11

Salı Gününe Lanetler Ederim...

Çalışan insanlar olarak hep kızdık, sövdük sana Pazartesi...
Hakkını yedik ama şahsen ben gördüm ki; bok yemişiz!
Eğer lanetler okunası bir gün varsa,
O da salı günüdür derim, salı gününe lanetler ederim!

Pek karaktersizce gördüm seni salı günü!
Öylesine sinsi bir yılansın ki, zaman bile geçmiyor!
Devlet bana imkan verse pazartesi gününü değil,
Salı gününü tatil ederim, salı gününe lanetler ederim!

Bütün pis işler bugün bulur bizi,
Pazar bile bugün kurulur mahallede,
Leş gibi kokar ortalık bugün yüzünden
Burnumu tıkar öyle yürürüm, salı gününe lanetler ederim!

Zihinsel olarak feci yoruluyorum salı günleri...
Belim, başım ağrıyor, gözlerim kapanıyor...
Sevişesim bile gelmiyor!
Öyle lanet bir gün derim, salı gününe lanetler ederim!

Der ki Seyfi abi;
İnsanlar! Kızmayın artık pazartesiye!
Üzmeyin onun tatlı canını, o da bizden biri aslında!
Onda suç yok, ondan sonra gelen salı günü bok ediyor herşeyi,
Ne şerefsiz, ne karaktersiz, ne karabaşlı yılandır bu salı günü, ah bir bilseniz,
Siz de bunu görseniz, salı gününe lanetler etseniz?...

Yarın olsun diye dualar etmekteyim.
Daha fazla dayanamayıp, uyku ilacı içicem bu günden kurtulmak için...
Ne lanet bi günsün lan, bi türlü akşam olmadın!
ÖH ulan ÖHH yeter ÖHH...
Bıktırdın hanuna! ÖHH...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Bir Göçmen...


Bir göçmen,
nereden olduğu kimin umurunda?
Devlet onu uzun zaman önce bir mal olarak gönderdiğinde balkanlara,
neyi vardı bilmiyorum?
Ama bildiğim tek şey; verdiklerini buraya gelirken orda bıraktıkları.
ve yine, elde bir şey olmadan döndüğünde ana yurduna dedeler, tutmuşlar
bir şeylerin ucundan.
Devlet mübadele göçmenlerine ne kadar yardım etti bilemiyorum.
Sorun değil herkese oturduğu yerden para gelecek değil ya (buzdolabı, çamaşır makinesi vb beyaz eşya dışında), çalış kardeşim...
Ama ne için?
Dede yurda kesin dönüş yaptığında acaba dil sorunu çekti mi, düşünüyorum.
Keza o zamanlar TRT gibi bir kurumda tek dil var.
Diğer (bla,bla) dilde TV'ler ne zaman açılır? (açıldı mı? hadi canım!)
Açılması lazım mıdır peki?
Şimdiki durum demokrasiyse, dede yurda ilk geldiğinde burası krallık mıydı?
Acaba oralara gönderilip bu dilleri öğrenmek, o kültürü yaşayıp anayurtlarına döndüklerinde bocalamak onların seçimimiydi?
Şimdi neden herkes ayaklanmıyor kendi dilinde, özgürlük diye?
Bu ülkede kaç milletten azınlık var?
Biri mecliste başka dilde konuşmuş..
Devletin resmi kanalı hangi dilde konuşuyor?
Sen sorun yaratanın sırtını sıvazla,
sonra, "aaaa konuştu" de.

Dedem hala yaşıyor yav, taş gibi.
Zamanında, yol gelsin diye kendi arsasından geçirerek yaptığı yolu Şişli Belediyesi genişletti. Sonuç?
Oturacak göt kadar yer kalması dışında derdi yok.
He bir de, dede balkanlarda konuşulan 7 etnik dili biliyor yav.
ve orada doğmasına rağmen ana dilim Türkçe diyor(kime inat?).

Bir göçmen.
Nerden olduğu kimin umurunda?
derdini Türkçe anlatmasına rağmen anlamayan bir devleti olan.
Sorunun kaynağı yerine, çözümü olmak gibi bir yanlış felsefeyi benimsemiş olan, balkanlarda ülkesinin çıkarlarını korumak için mahsur bırakılan,
döndüğünde çalışarak yaptığı evinin tapusunu 3 kere tekrar tekrar ödeyerek belediyeyi doyuramayan,
mavi kart, yeşil kart gibi renkleri olmamış,
sustukça devlet her gün birini tokatlamış.

Bir de madalyonun öbür yüzündekiler var

Hani, anavatana dönemeyenler!?

Onlar da orada var olma mücadelesi veriyor.

Diyor ki, "ey devlet
başka bir arzun..."

Peki ya diğerleri...

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN
DISCUSSION 4 Comments

Seçmen Bilgi Pusulasını Görüpte Güzelce Bi Sövenlerin Bloğu!


Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız aslında sabah herşey güzel başladı diye bir giriş yapabilirim. Evet, gerçektende sabah herşey güzel başladı. Nasıl güzel olmasın ki? Cumartesi lan bugün? Akşam halısaha maçım var, öğlene kadar çalışıyorum. Direk kolları yukarı doğru kaldırıp, beli sağa-sola oynatmak suretiyle, "lay-lay" diye sevinesim vardı sabah. Öyle güzeldi.

Sonra çıktım dışarı işime gitmek üzere. Kulağıma Misery Index taktım! Son albümü hemde! ÖFFF o ne biçim bi albüm lan! Resmen kendimle savaştım albümü dinlerken. Öylesine hırslı ve agresif bir albüm olmuş. Bu parçaları konserinde dinlemek istedim o an, ama sonra vazcaydım. Çünkü artık yaşlandık. O hırs, kafa-göz dalma seansları bu bünye ile tehlike sonuçlar doğurabilir bence. Bunu kendi kendime kabul ettirebildiğim için -neden böyle bir gayrete düştüğümü bilmiyorum- canım sıkıldı. Bariz sıkıntı çöktü içime. Yani Misery Index gelse, yada daha başka, beni, kendimi yerden yere vurmak istercesine coşturacak kadar gaz bir grup gelse bile ben çokta fazla vuramayacağım kendimi yerden yere. Bunu kendi kendine kabul ettirmek ne kadar kötü bir duygu biliyor musun okuyucu?

Bu blogda asgari ücret bile uygulanmamaktadır!

Sonra metrobüs, iş falan derken, normal çıkış saatinin yine 3 saat sonrasında çıkıverdim şirketten. Normal çıkış saatinde çıktığımı anımsamıyorum sanki. Öylesine ölümcül derecede kendimizi işimize adamış bireyler miyiz yoksa biz? Yoksa ne? Nedenini bilmiyorum ama cumartesi gününü çalışarak geçirmek gerçekten insanı yoruyor. Psikolojik olarak işte değilsin zaten. Kolların hala havada "lay-lay" modunda geliyorsun işe, ama saatler ilerledikçe psikolojik olarak çöküntü başlıyor, sonra bakıyorsun sabah yukarıda "lay-lay" yapan kollar bel hizasına inmiş. BU NE LAN, BU NE? diye sorguluyorsun kendini...

İşten çıkıyorsun, metrobüse biniyorsun. Yine yurdum insan suretine girmiş hayvanları ile itişe kakışa, basına pek samimi görüntüler vererekten yolculuk ediyorsunuz. Kulağında dönen müzik tek tesellin oluyor ama sonunda diskmaninde pili bitiyor. Kalıyorsun bi' çare...

Diğer metrobüse biniyorsun. Bu sefer oturma şansını yakalıyorsun ama. Açıyorsun kitabını. Fidel Castro'nun o inanılmaz savunmasını okuyorsun. VAY BE! diyorsun. Kendi sikindirik ülkene ve sikindirik kahramanlarına bakıyorsun. Fidel'in mahkemede savunmasını yaparken alıntı yaptığı dünya siyasi yazarlarına bakıyorsun, adam hem avukat, hem bilgili, hem siyasetçi, hem gerilla diye düşünürken aklına kendi DAVOS KRALIN geliyor. One minute, one minute diye sıyrılıyorsun düşüncelerinden. Fidel'e ayıp olmasın. Ağlardı halimize...

Sonra eve geliyorsun. Hemen karşında ne sikim olduğu belirsiz bir kağıt duruyor. Üzerine bakıyorsun; SEÇMEN BİLGİ PUSULASI duruyor. Hiç vakit kaybetmeden ana avrat sövmeye başlıyorsun. Kan, cet, dede, ata, namus, cibiliyet, aklına ne gelirse bir güzel boşaltıyorsun içini.


Bu ne lan?! BU NE OLM BU NE?! Kim hazırlıyor bu siktiğiminin seçmen bilgi pusulasını? YSK mı? AKP mi? YSK ise ben nasıl güveneyim ki seçim sonuçlarının doğruluğuna? Nasıl inanayım ki? İnandığınız dinin kurallarına göre, bir kulun hakkına tecavüz etmek büyük günahtır. O kul, o hakkını helal etmiyorsa bu daha büyük bir günahtır. Benim kum tanesi kadar hakkım varsa sonuna kadar HARAM OLSUN sizin gibi insanlara. Akşam akşam bozdunuz sinirlerimi. Ben ve benim gibileri sinirlendirip, oy pusulasını yırtıp attıracaklar ki; oy kullanmaya gitmeyelim ve onlar rahatça kazansınlar seçimlerini... Ben böyle bir düşünceye kapılıyorum. Uşağı oldukları insanlardan çok iyi öğrenmişler baskıcı ve emperyalist nasıl olunur'u... Kazanamasa bile Levent Kırca'ya vereceğim oyumu. Kazansa bile kazanamaz gerçi böyle bir memlekette, böyle bir hükümetle, böyle bir vatandaş silsilesiyle.........

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 5 Comments

Sokakta Yürürken Ve Aynı Zamanda Durup Dururken, İnsanları Tokatlama İsteğiyle Yanıp Tutuşanların Bloğu!

Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız idare eder derim, sıyrılırım bu sorgu çeker halinizden. Nedir yani?!

İşten çıktım, Fenerbahçe'mizin maçını izledim, berabere kaldık ama olsun. Olur böyle şeyler. Rehavet kötü şeydir azizim.

Bugün işe giderken, motordan tam indiğim sırada savrukçasına yürürken bir anda önüme bir teyze atladı. Modern bi teyzeydi ama bu teyze. Saçları kısa ve sarıya boyanmıştı. Teyze, teyzedir deyip yol verdim. "Teyzelere yol vermek gerek lan!" dedim içimden. Kimsecikler duymadı. Gayri ihtiyari olarak önüne bakan insan style gözüm bi ara teyzenin bacaklarına kaydı. Yada bacaklar gözümü çeldi. Bir teyzeden beklenmeyecekmişçesine bir manzara ile teyzede file çorap gördüm. Teyze, file çorap giymişti. "Ne biçim teyzesin lan sen!" dedim içimden. Olanca isteğimle bakışlarımı başka bir yöne çevirdim. Bilseydim yol bile vermezdim o teyzeye. Düşman başına file çorap giymiş teyze. Günüm resmen kötü geçti onun yüzünden. Ara ara dalıp, onun o file çorapları geliyordu gözümün önüne. Rüyasında gördüğü kabustan uyanırmışçasına kan ter içinde yataktan fırlayan insancıklar gibi irkilerek ayılıyordum o göz önüne gelen file çorap giymiş teyze görüntüsünden sonra. Bu günün kabus gibi bir gün olmasının nedeni, sabahın köründe karşıma çıkan, tüm insaniyetimle yol verdiğim ama tüm garipliğiyle ve file çoraplarıyla karşıma çıkan, file çorap giymiş teyze değilse nedir a dostlar?

Yarın olsada maç yapsak lan!

Bizim kedi sevişti geçenlerde ama hala azgın. Ben böyle bi kedi görmedim arkadaş. Sevişmeye doymuyor adeta. Kedisin lan sen?! Bir sınırın, bir dönemin var senin. Dönem dönem azarsın, sevişirsin geçer. Seviştin işte, daha ne? Hala ne istiyorsun benim bacaklarımdan? Arkadaş, gelip bacaklarıma sürtünüyor ya, işte o an nefret ediyorum bu kedi hayvanından. "Dünya ahret bacım olsun", yan gözle bakamam, elimi kaldıramam. Ama o gelip bacağıma sürtündükçe tekmeyi vurasım geliyor. O derece tiksiniyorum o bacaklarıma sürterken. Şunun şu tacizlerinden kurtulmak için eve bir tanede erkek kedi almayı bile göz alabilirim. Yemin ediyorum yapabilirim!

İş hayatı feci okuyucu. İnsanın dilini damağını kurutuyor. İşten gelip uyuyorum. Sabah kalkıp işe gidiyorum. OH NE GÜZEL BİR ROBOTUM! Hayatımda en çok istediğim şey. NE SKİMDEN YAŞAMLARIZ... Çalış çalış nereye kadar lan okuyucu? Yok mu bunun bir yardım fonu? Ben ve benim gibilerin tek umudu sikindirik loto - toto tripleri mi olacak hep? Gerçi oynamadım ama tutsaydı ne biçim para o lan! 50 tirilyor! ÖFF! Para değil, kum tanesi mubarek... Hemen sevdiceğimi babasından istemeye giderdim. Evimi alır, dayar, bir de utanmadan döşerdim. Ebeveyn banyolu bir ev tercih ederdim üstelik. Para var huzur var. Jakuziye gerek yok. Çok su harcıyormuş. Zengin olabilirim ama israfkar, asla! İsrafçılara kafam girsin.

34 numaralı Zincirlikuyu - Avcılar hattı vızır vızır geçerken, 34A numaralı Edirnekapı - Söğütlüçeşme hattını dakikalarca boynu bükük bekleyen kardeşlerim! Yalnız değilsiniz. Acınızı paylaşıyorum ama o 15 dakikada bir gelen 34A numaralı Edirnekapı - Söğütlüçeşme hattını işgal eden otobüs geldiğinde, otobüse adam gibi itişmeden binin lan bi' kerede ibneler! Adamlar YÜZYILIN İCADINI yaptı, senin gibi sefil ve görmemiş bir halk için METROBÜS getirdi, hala yaranamıyorsun, hala ŞU ADAMLARIN SEVİYESİNE ÇIKAMIYORSUN! Ne sikimden bir halksın, ne öküzsün, ne evrim teorisini kanıtlamış bir bünyesin lan! Darwin amcamızın 200.ncü yaş gününü kutlarım bu arada.

Fidel Castro, seviyorum seni!

O değilde, metrobüsün en sevdiğim yanı ne biliyor musunuz? Tüm duraklarda, tüm kapıları açıyorlar ya, insanlar ön kapı, arka kapı ayırmaksızın o otobüse biniyorlar ya, otobüs dolduğu anda insanlardan "arkalara doğru ilerleyelim beyler" bağırışları çıkmıyor ya, ÖFFFFFFF! O ne biçim mutlu oluyorum var ya o lanet olası şerefsiz bağırtıyı duymadığım için. Yağlarım eriyor adeta. Göbek yağlarım erimiyor ama. Hala kocaman göbeğim var. Koşamıyorum bile.

Bir seri katil olsaydım muhtemelen "testere" tarzında bir katil olurdum. Yere tükürenleri öldüren katil. İnsanları taciz edenleri öldüren katil. Yerlere çöp atanları öldüren katil. Sabahın köründe, tüm işkembesini kaldırıma bırakanları inanılmaz işkencelerle öldüren katil. Şemsiyesini insanların gözüne sokanların şemsiyesini götlerine sokan katil.


O değilde, yolda yürürken, sırf tipine uyuz olmamdan ötürü, başka hiç bir nedeni olmaksızın, kaldırımda duran iki tipin yanına yanaşıp, durup dururken yanaklarına iki tokat patlatıp, hiç birşey olmadan yürüyüp gidesim var. Bir şey derlerse üste çıkıp "sus, sus konuşma bir de cevap veriyor" deyip, bir tane daha çakıp, hiç birşey olmamışçasına yine devam edesim var. İki kişi tarafından fevkalade darp edilesiye kadar devam edesim var bu kısırdöngüye. Gerçekten o kadar merak ediyorum ki insanların o an verecekleri tekiyi ve yüz ifadelerini. Kamera şakası yaptık falan deyip yırtabilir miyiz acaba? Gerçekten çok istiyorum.

Efendim dikkat edin kendinize.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 6 Comments

Toparlanmak, Üşenmek, Futbol ve Aşk Tutulması Gibi Konu Başlıklarını Bir Yazıda Toplayabilenlerin Bloğu!


Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız, gayette bir pazar günü işte... Etrafı toparlamam gerekmekte. Odamın aslında pek toplanacak bir yanı yok. Mobilyalar geldikten sonra herşey zaten yerli yerinde oluyor otomatik olarak. Özel bir gayret göstermeksizin kendiliğinden toplanıyor. Sadece yatağım dağınık oluyor bireysel dağınıklığımı göz önüne alırsak.

Ancak çoğul dağınıklıklarımı-zı- toplamak uzun sürüyor. Malum cumartesi gecelerimizin vazgeçilmez eğlencesi, halı saha maçlarımızdan sonra, en az dört kişi olmak üzere odamı işgal ediyoruz. Mısırlar patlatılıyor, biralar içiliyor, çipsler yeniliyor, çikolatalar ve bunun gibi değişik kombinasyondaki yiyecekler falan filan. Film izlerken gayette yıpratıcı davrandığımız için, ertesi güne darmadağın bir oda kalıyor Cem'in toplaması gereken.. Ve işte ardımda yine öyle bir oda, halletmem gereken bir bilgisayar ve aslında yazmak isteyipte, aklındakileri toparlayamayan ve ardındakileri de toparlamaya üşenen bir Cem...

RSS sağlayıcımız FeedBurner ile alakalı bir problem olmuş. Neden olduğunu anlayamadım ama site takipçisi benim değil, bambaşka birilerinin içeriklerini gösteriyordu. Sorunu düzelttim. Eğer RSS'den takip eden varsa ve hala bu problemi yaşıyorlarsa RSS'den kaldırıp, tekrar eklemelerini salık veririm. Böylece probleminiz giderilecek, bir günde 26 post birden görünmeyecek. Bunu bana farkettirdiği içinde Santa Roja hanıma teşekkürü bir borç bilirim.

Normalde bugün, her hafta sonu olduğu gibi bir sahile gider, içer, ateş yakar ve leş gibi is kokup evimize dönerdik. Ama bugün hem içimdeki iştahsızlık, hem toparlamam gereken oda, hem halletmem gereken bilgisayar, hem ablamın bize iştirak etmemesi bir araya geldiler ve beni gitmekten alıkoydular. Bu pazar evde pineklemece yapacağım.

Yeni aldığım halısaha kramponları muhteşem ewq Sahaların tozunu attırabilirsiniz onunla. Tabi eğer bir köpek ciğeri taşıyorsanız kehkeh. Yıllardır her cumartesi top oynamamıza rağmen öyle bir hamlaşmışız ki, toplamda yarım saat zor koştum. Neyseki, kısım kısım kendimizi değilde, topu koşturmamız gerektiğini biliyorum. Genel olarak güzel bir maçtı. Fazlasıyla farklı bir galibiyet aldık. Kaç tane olduğunu bilmiyorum ama baya bir yıldız göz kırptı canım kadar sevdiğim sevdiceğime.



Dün gece fanatik bir Fenerbahçe taraftarını konu alan Aşk Tutulması adlı filmi izledik. O heyecanları gerçekten damarına kadar yaşamış bir insan olarak çok beğendiğimi ve çok eğlendiğimi söylemeliyim. Her maça ayrı uğur denersin, uğurlu geldiğine inandığın yerde oturur, ona göre kendini rahat hissedersin, takımına laf söyletmezsin, bir kızla arasında seçenek yapman gerekse kesinlikle takımın kazanır falan hehe. Fenerbahçelilik gerçektende böylesi bir duygu hakkını verirse/verirsen. Hiç birşeye değişemeyeceğin, iliklerine kadar işlemiş bir kanser gibi. Dışarıdan bakıldığı zaman inanılması güç olarak görülebilir. Ben şu an öyle olduğumu iddia etmiyorum tabiki ama hala öyle olan o kadar çok insan var ki.. Ve bu sadece Fenerbahçelilere özel bir durum gibi. Bir hastalık gibi. Bir çok takım taraftarı çok fanatiktir, takımını çok sever ama emin olun hiç birisi hastalıklı bir Fenerbahçe taraftarı kadar "rahatsız" değildir. Bu açıyı yakaladığı için film çok eğlendirdi beni. Dışarıdan bakan "yok artık" diyebilir ama olayın tam göbeğinden geçmiş biri olduğum için tadını çıkara çıkara kişnedim gerçekten. Filmde bir bölüm vardı "11 yıl 4 ay önce" lol

kız: ya sen ne biçim bir adamsın, bu nasıl iş anlamıyorum. artık bir karar vermelisin, ya Fenerbahçe ya ben!
oğlan: ama sende kendine hiç şans tanımıyorsunki..

sdamofısadfsda Kızın repliği tam olarak böyle olmasa bile mevzu buydu işte. Ölümcül.

Sevgiyle ve çubuklu kalın efendim.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Seçim Kampanyası


Oturduğum bilgisayarın başından tutulmuş olan boynumu çevirip pencereye yöneldiğimde gördüm onları.

Bayramlıklarını giymiş onlarca insan.

Başlarında biri sırayla dükkanlara giriyor,

arkasında koyun sürüsü endamı takılmış gidiyorlar.

dedim, "hayrola, nedir bu grup yapma merakı?"

keza en son ilkokulda takmışlardı bize o göğüslerindeki kırmızı kurdaleye benzeyen şeyi,

hatta o günden sonra bana takan olmamış, taktırmamışımdır herhangi birşey.

evet en son o zaman bir grup olmuştu okuyanlar ve okuyamayanlar.

Peki bunlara neden takılmış?

Yaklaşıyorum,

kurdale partinin

- diyor ki "bu kurdale benim, ben de partinin"

- eee napalım?

- oyu bize verin!

- vereceğiz biz size merak etmeyin.

susuyoruz...

Afallaşmış endamını bozayım diye soru sorayım diyorum, aynı zamanda hümanistim biliyor musun?

- bu otobüs sizin mi ?

- evet

- hımm güzelmiş 0 dan 100 e kaç saniyede çıkıyor -demedim şaka tabi ...

- ya herşeyi güzel de çok ses çıkarıyor bu caddede bütün arabaların alarmları ötüyor anonslardan, yakışmıyor İstanbul'a. Bir de hani, bu bayraklar yasaktı artık her yerde yine var bunlardan. Bir de bu otobüslerin üzerinde kocaman fotolarınız var reklam vergisi veriyor musunuz ?

- sinirli ve kaşlar çatık " iktidara gelelim kaldırcaz bunların hepsini" dedi.

- benimkini de kaldır şerefsizim vercem len oyumu.

......

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN ,
DISCUSSION 1 Comment

National Geographic POD