Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Biz Küçükken Futbol Diye Birşey Vardı, Kurallarını Kendimiz Koyduğumuz...

Bugün kardeşim Onur bir mail yollamış. Okuyunca keyifle pek bi güldüm. Biz çocukken çok güzeldi futbol. Kendine has, saf bir güzelliği vardı. İçinde şiddette vardı ama dün akşam oynanan maçtaki gibi birbirini ısıran köpekler yoktu en azından.

Yıllardır hep Fenerbahçe hedef gösterilmiştir insanlara. 3'e karşı 1 ne demek biz bunu çok uzun yıllardır biliyorduk zaten. Hala biliyoruz. O yüzden çıktı bizim içimizde "hep destek tam destek" olayı, siz, hepiniz bizi hedef gösterip, dışladığınız için, biz "Fenerbahçe Cumhuriyeti" kurduk kendi içimizde, kendi duygularımızı yönettik.

Ama bir gerçek var. Ve artık insanların bu gerçeği görmesi gerekiyor. Fenerbahçe'de Lugano var diye tüm oklar yine bizim üzerimizde. Son yıllarda oynanan Fenerbahçe - Galatasaray maçlarına bakın. İki takımın kendi sahalarında oynanan tüm maçları kontrol edin. Hangisinde tribünlerden pet şişe yağmış, hangisinde sahaya seyirci dalmış, hangisinde maç sonrası koltuklar sökülüp ateşe verilmiş? Bunların cevaplarını önyargısız olarak araştırırsanız eğer gerçeği oldukça net bir şekilde göreceksiniz. Eğer göremezseniz; siz de malesef 4. oluyorsunuz. Biz bir başımıza mutluyuz zaten.

(U)mutlu değiliz ama çubukluya her zaman sevdalıyız...

Herneyse. Kötü bir futbol vardı ve daha kötüsüyle; kavgayla bitti maç. Galatasaray üstün oynadı ancak herkes biliyor ki, bu maç sabaha kadar devam etse bile Galatasaray bize gol atamazdı. Bizde atamazdık muhtemelen. Öyle yakışıksız bir futbol vardı dün...

Ama bizim çocukluğumuzda böyle değildi. Biz çocukken topun kralını oynadık, şimdi yozlaşmayı izliyoruz. Şunuda ekliyim aklıma gelmişken. Bence Fenerbahçe - Galatasaray maçları bundan sonra hep Kadıköy'de oynanmalı. Ne zaman Sami Yen'de oynansa gerilim filmi gibi bitiyor maç. Sahaya atılan pislikler, ısırılan futbolcular, sahaya giren seyiciler, kırılan koltuklar... İki takımada zarar veriyor bu tür şeyler. Gelin Kadıköy'de oynayalım, her maç komedi filmi gibi geçsin, siz alışkanlıklarınıza, bizse gülmemize devam edelim :P

Maç hakkında daha fazla birşey yazmak istemiyorum. Çünkü yazmaya başlarsam, dünyanın en sakin adamı olan Onur'u bile dinden imandan çıkartabilecek kadar delirten çirkefler kralı ve Galatasaray formasını en çok hak eden insan olan Sabri'den bahsetmem gerekebilir. Kimseyi germeyelim, kimseyi üzmeyelim. Bence siz maili okuyun, biz çocukken maçlarda nasıl kurallarla oynardık onu görün. Harbiden ne güzeldi be..

Biz Çocukken futbol kurallari

1. Iyi oynayan iki kişinin aynı takımda yer almamasına dikkat edilirdi.

2. Maçlar minyatür kalede oynanıyorsa, penaltı boş kaleye ters şekilde topukla vurulurdu.

3. Maçların hayali kale direkleri arası adım ile sayılır, olmaları gereken yerler iki taş ile işaretlenirdi.

4. Hava kararınca, ezan okununca, anne-baba çağırınca maç biterdi.

5. Uç korner bir penaltıydı.

6. Topu patlatan parasını öder, patlak top ikiye kesilip kafaya takılırdı.

7. `Frikiklerde açıl biraz` denince `Burası Ali Sami Yen mi` şeklinde cevap verilirdi.

8. Takımlar kurulurken ilk oyuncuyu seçme hakkı, adım almayı iyi bilenindi.

9. Kaleci topu 3 kere sektirirse rakibe `Açılsana 3 kere sektirdim` derdi, rakip açılırdı; efendilik vardı.

10. Top insanın pek münasip olmayan bir tarafına gelirse herkes `işe işe!` diye bağırırdı.

11. Penaltılarda kaleci değiştirilirse 2 penaltı atılırdı. Eğer ilk penaltı gol olursa ikincisi atılmazdı.

12. Abanma ve burun vurmak yoktu, vurulursa eleştirilip kınanırdı.

13. Tanju, Rıdvan, Metin, Ali, Feyyaz, Hagi, Hakan, Hami gibi dönemin popüler futbolcularının adı alınırdı.

14. Topun sahibi tüm kuralları koyar, takımı kurar, kaleyi seçer, istemediği kişileri topuyla oynatmazdı.

15. Klişe laflar vardı: `At bakayim abinin kıllı göğsüne!`

16. Elin avantajı olmazdı.

17. Bel üstü gol sayılmazdı.

18. Taçtan kendi önüne atıp başlatılınca, taç değişirdi.

19. Maçı izleyen küçük bir grup varsa, penaltı olup olmadığına o karar verirdi, saygı vardı.

20. Maçlarda eğer iddia varsa ödüller genel olarak eskimo, meybuz, litrelik gazozuna vb. ürünlerden oluşurdu.

21. Pas vermeden sadece çalım atarak gol atılırsa sayılmazdı.

22. Frikiklerde baraj mesafesi, frikiği kullanacak olan kişinin koca bir zıplayışının akabinde 3 koca adım atmasıyla belirlenirdi... Büyük atılan adıma karşılık olarak rakip takım "sen tuvalete de mi böyle gidiyon?" diyerek ortalığı kızıştırırdı.

23. Top, oyun alanı içerisindeki herhangi bir arabanın altına kaçarsa büyük bir şevkle arabanın altına yatılıp top alınırdı. Topu ilk kim kaparsa o takımda başlardı.

24. Gol olduktan sonra eğer tartışmalar olursa ve golü yiyen takımın bir oyucusu golü kabullenirse rakip takım direk o kişiyi yüceltip "adamın gol diyo" diyerek golü alırlardı. Golü kabullenen kişi de kaleye veya defansa alınırdı.

25. Varsa hakeme yapılan en dolu dizgin hakaret: "hakeme gözlük, eline de sözlük" tü.

26. Oynayacakların sayısı eğer tek ise, güçsüzlerden biri devre değiştirerek gönlü alınırdı.

27. Penaltılarda eğer takımınız açık ara farkla öndeyse kaleciye vurdurulurdu. Ama en güçlü forvetiniz penaltıyı kullanacaksa, hemen rakip kalecinin gönlü alınırdı: "Merak etme olm, teknik vuracam". Kaleciler genelde "Abanmak yok oğlum" derlerdi.

28. Sabit bir kaleci yoksa 2 golde bir veya dakika usulü oyuncular aralarında değişirdi. Kalecilik sırası "Sonum bir Allah" diye kim başlarsa o kişiden geriye sayılırdı.

29. Dizde veya ayak ucunda top sektirerek de sıra belirlendiği olurdu (genellikle 9 aylık veya 21 aylık gibi oyunlarda). Bu durumlarda ilk sektirmek isteyen "Birim bir Allah, kırmızı bayrak, yeşil kitap" derdi.

30. Kaleci oyuncu kavramı vardı. Takımların genellikle iyi oyuncuları bu kutsal göreve kendilerini adarlardı.

31. Eğer bir oyuncu faule maruz kalmışsa ama devam etmek istiyorsa, rakip futbolculardan birinin yürümesini dahi bahane ederek: "Adamın devam ediyor." derdi.

32. Milli birlik ve beraberliğimiz mahalle maçlarında başlamıştır. Önce maçlar yapılır... Centilmenlik skora yansımazsa sopalar, taşlar konuşurdu.

33. "Atan alır" kuralı vardı. Eğer top kime çarpıp çıkmışsa topun gittiği yer neresi olursa olsun koşa koşa gidip alırdı.

34. Mahallenin abileri kaleci alıştırırlardı ve buna göre puan verirlerdi. Aralarında kavga eden çocukların puanı kesilirdi.

35. Skor ne olursa olsun akşam saati yaklaştığında "Golü atan kazanır." kuralı işlerdi.

36. Maçlardan sonra su sırasına girmek ayrı bir davaydı ve mutlaka koşa koşa gidilirdi. Genellikle yaşlı amca veya teyzeler, zemin katta oturanlar bu işin acımasız kurbanlarıydı.

37. El kasti değilse (bunu da o zamanlar nasıl ayırıyorsak hiç anlamış değilim) o top direkt kaleye kullanılmaz, "kasti değilki oğlum, gol olmaz." denirdi...

38. Eğer kaleci dahil herkes çalımlanmışsa; o top çizgiye kadar götürülür ya popo dürtmesi yada yere yatıp kafa, burun, alın gibi vucut kısımlarının dürtmesi ile gol atılırdı.

39. Kalecinin degajla gol atabilmesi bir yetenekti fakat gene de gol sayılmazdı. Karşılıklı atışmaların sonunda yoldan geçen herhangi biri hakem yapılırdı ve sonuca o karar verirdi.

40. Para o zamanlar kolay bulunmadığından maçın hangi takım tarafından başlatılacağına; bir tarafına tükürülmüş yassı bir taşın havaya atılıp, yaş mı,kuru mu seçiminde doğru tarafı bilen tarafın başlaması yöntemi ile karar verilirdi.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 7 Comments

7 Responses to : Biz Küçükken Futbol Diye Birşey Vardı, Kurallarını Kendimiz Koyduğumuz...

  1. Yalçın says:

    Maçın sadece 2. yarısını izledim o konuda pek yorum yapmak istemiyorum ama kurallara baktımda gözlerim yaşardı duygulandım birden ne günlerdi beaa diyoruz şimdi :))

  2. maça harbi denecek bir şey yok. Sabri insanına olan tiksintim günbegün artıyor sadece, adamı görmem dahi sinirimi bir kat daha artırır hale geldi.

    ben hep kaleci olurdum valla küçükken. kısaydım ama iyi kaleciydim, hala kısayım gerçi ehahea. bir de her sporda savunma yapmayı severim mesela baskette biri blok yapınca gaza gelirim işte bu yüzden hep kaleci olurdum. güzeldi valla o günler, kazık kadar adam olduk ama hala içimden gelir top oynayan veletleri görünce aralarına karışmak. eski evdeyken evin penceresinden izler olmuştum büyüdüğümde, bu yeni ev de allahın dağında ve bizim apartmanla birlikte bir apartmandan başka yapı yok etrafta dolayısıyla mahalle maçı yapan çocuklar da. anca o günlerden arkadaşlarla oturup konuştuğumuzda aklıma geliyor maç anıları. güzeldi be abi. kurtardığım toplardan sonra hep bir kaleci ismini bağırırdım. genellikle oliver kahn diye böğürürdüm. canizares gibiyim amına koyim derdim. bir dönem de vitor baia'cılık oynadım ahahahs.

  3. hey gidi hey bee!

    sabah sabah kendime geldim lan şu yazıyla (yoksa geçmişi hatırlayıp kendimden mi geçtim mk).

    ceza sahası da göz kararıydı o zamanlar. kaleci kalesini biraz terk ederse neyse de 3-5 adım ötede elle müdahale ederse tartışmasız penaltı oluyordu. Takıyordum ben de doksana(!).

    Ara sıra mahalle veletlerini görünce ben de yapıyorum ama bütün "At bakayım abinin kıllı göğsüne" abilerine kafam girsin.

  4. Dreamtime says:

    Ben artık sokaklarda futbol oynayan çocuklar göremiyorum.Tam tersine ev ve kafe gibi kapalı mekanlara kapanıp, sanal alemi tercih eden çocukları görüyorum.Hepsinin beyni sulanıyor gün ve gün :/

    Bu arada maçı izlemedim ama son dakikalarda olan olayları izledim.Türkiye'de oynanan futboldan tiksinme nedenimi bir kere daha farketmiş oldum.

  5. ozkan says:

    emreyi allah korumuş ya biraz daha alttan ısırsaydı. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin iyiki hayatında aysun kayacı vardı yoksa insan süpheleniyor git nobrenin götünü parmakla luganoyu şeyinden ısır sabriden daha gs li aşık mısın emre ?

  6. onur says:

    Tüm bunların sentezi olarak şunu yapmak istiyorum artık: Sabri'bnesini sokak arasında bir duvara dayamak..(hani şu çocukluğumuzda kale direkleri çizip,çatallarına 90 yazdığımız duvarlar) Çarmıha gerer gibi sabitlemek o artisi duvara.. sonra bulabileceğim en sert futbol topu ile (küçükken hep plastikti toplarımız) şutlar çekmek üzerine üzerine.. Öyle şutlar ki kafasına,suratına ve varsa o kadar erkekliği testislerine..üzerimde çubuklu Lugano formam, Emre belözoğlu bakışlarımla..çubuklu formamı ısıran köpeklere ise lafım yok..İt idin,İt'sin ve İt öleceksin...

  7. ozkan says:

    ya seninki imamı namazda öldürmek gibi bişey cennetlikmi edecen sabriyi :)

    benim aklımdan daha ilginç fikirler geçiyor.

    çağırcan sabriyi

    -"sabri abi kaleye geçeyim bir şut çeksene"

    -olur ufaklık

    - sert vur he burdaki herkes iddaya girdi atamıycan diye

    -hallederiz dikkat et top sakatlamasın heehe 3 ten geri sayın cocuklar

    -3 ,2 ,1 holeyyyy

    - ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh

    ve sabri insanının ayağı içine taş doldurulmuş patlak futbol topunun azizliğine uğrayıp dağılmıştır. öyleki acıdan dilini koparmış ve artık konuşamamaktadır güle güle sabri seni özleyeceğiz
    :)

National Geographic POD