Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Pratisyen Hekim Değil Ama Empatisyen Hekim Olanların Bloğu!

Efendim selamlar! Nasılsınız! Görüşemiyoruz?

Beni soracak olursanız fena sayılmam. Şirketteki iki elemanın eğitime gitmesi nedeniyle biraz yoğun günler yaşıyoruz. Ayrıca şuna emin oldum ki, telekomun bana bir gıcığı var. Hislerimiz karşılıklı anlaşılan. Şimdi de adsl bağlantım gitti. Ara ara telefon bağlantım komple gidiyordu. Sıra sıra gidiyorlar. Sonra geliyorlar. Hayırlısı. Şimdi geldi işte ehu

Adam Fawer'ın Olasılıksız'ını okuduğumda, kitapta yansıtılan karakterin -yada böyle tiplerin- gerçekten olabilme ihtimalini düşünmüştüm. Bu kitapta mantık olarak, zihin gücüyle "olabilecekleri" değiştirmeyi başarabilen bir abi vardı ve ben ne kadar konsantre takılırsam takılayım, iddaayı tutturamadığımı gördüm. Evet, okuduğum zaman güzeldi, mantıklıydı. Gerçi genel olarak kuantum fiziğinden bahsetmelerinden dolayı kitabın yarısından pek bir şey anlamadım. Ama olsun. Anlıyormuş gibi yaptığımda, zihin gücümle birşeylere yön verebilme fikri mantıklı ve "olası" gelmişti. -tabiiki abartıyorum-

Ama zihnini çok fazla yoran bir insan olduğum içindir belki; bir şeye o kadar yoğun konsantre olabileceğimi sanmadığımdan vazgeçtim ben bu işten.

Belki hepinizde vardır; okuduğunuz kitaplar sizlere birşeyler yaşatır, düşündürür ve içinizdeki bazı bastırılmış duyguları aniden yaşatır. Devrimci olursunuz, kominist olursunuz, müzisyen olursunuz, okyanusun dibine doğru kulaç atan Martin Eden olursunuz! Ben bizzat oluyorum. Yaşıyorum, içine giriyorum olayın, düşüncenin ve karakterin. O zaman iyi oluyor. Ve bende bıraktığı izler düşündürüyor beni. Kitabın konusu absürd bir şekilde polisiye bile olsa oturup katilin cinayet yöntemlerini düşünüyorum. Şöyle, böyle senaryolar yazıyorum kafamda anlatılan hikayeyle ilgili falan. Neyse! Bu tamamiyle kitabı yazan kişiliğin içimize işleyebilecek kadar iyi olmasından kaynaklanıyor sanırım. Yani bir gün Hitler'in "Kavgam"ını okursam faşist bile olabilirim! Tamam. Gülme.

Neyse!

Adam Fawer'ın ikinci kitabı Empati'yi okumaya başladım ve bu da ilki gibi "özellikli" insanlar çevresinde dönüyor. Ama bu sefer mantığını yakalamamızın daha kolay olduğu ve herkesin kabullenip, bir çok kere yaşadığını iddia ettiği bir konuyu, empatiyi anlatıyor. Bu açıdan, kendi bilincimle, kendimi daha çok teste tabi tutabileceğimi görmek beni pek mutlu etti :P

"Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır." denmiş tanımlarda. Empati duygusu bir çok kez yaşadığımız bir duygu. Canımızın içi sevdiceğimizle birlikteyken "aynı hisleri yaşamanın" vermiş olduğu içsel dürtülerle bazen aynı cümleyi kurabiliyor ve hatta hiç olmadık yerde ve alakasız zamanlar aynı şeyleri düşünebiliyoruz. Kendimizi karşımızdakinin yerine koymakla alakalı, onunla eş zamanlı düşünmekle alakalı bir durum işte!..

Misal; bugün yoldan işe gitmek için yürürken, önümde ilkokula giden bir ufaklık yürüyordu. Başını tam çevirmeden arkaya bir bakış attı ve hemen adımlarını hızlandırdı. Tipimden korktuğunu yada sapık olduğumu falan düşünmeyin hemen! Yarışmak istediğini yada kendi çapında "zaten" yarıştığını hemen anladım o kaçamak bakıştan. Çünkü bende öyleydim küçükken. Otobüslerle ve insanlarla yarışırdım kendimce, hiç durmadan. Kazanınca zafer çığlıkları atardım sessizce.

Tüm bunların ışığında yavaşça çocuğa sokulup "hadi yarışalım' Ama düşmek yok!" demek istedim gülümseyerek. Yol uygun olsa yapardım bile :)

Ben bunları düşünüp, gülümserken çocuk bir anda deparı bastı, ardına bakmadan koşmaya başladı. 100 metre civarı sonra döndü ve aramızdaki mesafeyi ölçen bir bakış attı. İçi rahatladı ama hızlıca yürümeye devam etti.

Yani sonuç olarak aramızda hiç bir temas ve konuşma geçmeden bile birbirimizi "itmeyi" -kitap bunu "bükmek" olarak söylüyor ama ben Stephen King abime uyuyorum" başarmış ve bir empati kurmuştuk.

Kitabın okuduğum bölüme kadar olan bölümleri sonrasında bu uç empatiyi yaşamak ilginç geldi bana biraz. Belki normalde olsa güler geçerdim ve hatta belki çocuğun yarışma hissini yakalayamayabilirdim bile. -hayır, kendimi kandırmıyorum, kesinlikle yarışmak istiyordu!-

Sonrasında müsait olduğum ve zihnimin kendime kaldığı anlarda bu bağlantıları düşündüm. 1 saat civarı bir müşteride bekledik. O sırada ajandama notlar alırken "bir kahve falan yok mu ya burada" diye geçirdim içimden ve 1 dakikayı geçmeden girişte duran kız, birşeyler içmek isteyip istemeyeceğimizi sordu.

İnsanlar birbirini "itebiliyorlar" bence. Çok büyük konsantrelere gerek olmadan, doğal yollarla birbirlerini "itebiliyorlar". Hepimizin başından geçmiştir; içinden geçirdiğin bir olayı, karşındaki insan doğal bir şekilde dile getirir yada yapar. Bu birbirimizi ittiğimizin ve empatik bir yolla birbirimize hükmettiğimizin açıklaması değilse nedir?


İlginç bir durum ama çok gerçek bence.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

4 Responses to : Pratisyen Hekim Değil Ama Empatisyen Hekim Olanların Bloğu!

  1. özkan says:

    bence yazarın kalbi temiz. öyleya eğerki birşeyi istiyorsan ve oluyorsa kalbin temizdir. Açken bir evde ev sahiplerini sofrada yakalıyorsan kaynanan seviyordur. diğer bütün hallerde eğerki olasılığı buluyorsan abdalsındır ve malum oluyordur.ayrıca o sekreter utanmış 1 saattir bekletiyoruz elemanları kulaklarım çınlıyor kesin anıyorlar beni diye düşünmüş olacakki sinirinizi almak için birsey içmek istermisiniz diye sormuş. Normalde beş dakika içinde sorması lazımdıki bu konuda kulaklarını ben çınlatıyorum sevgili sekreter arkadaşın... :)

  2. Kalp temizliği diyecektim bende ama düşünürsen insan doğasında iyidir zaten, yani aslında herkesin kalbinin temiz olması lazım bu genellemeye göre.

    Durumları-olayları, bunları meydana getiren insanları ve sonuçlarını düşünürsek, her insan nasıl biri olmasına kendi karar veriyor ve içindeki iyiyi bir kenara atmayı da seçebiliyor. Empati kurmak da bu yüzden "öğrenilebilecek" bir davranış oluyor bazı durumlarda. Bu bence çok kötü birşey, en başından sahip olduğun şeyi unutmayı seçiyor ve sonra gün gelip onu tekrar öğrenmeye çabalıyorsun, başarabilirsen.

    İnsanların birbirini itebilmesi konusuna gelince, kitapları okumadım gerçi ama, itebilme olayını zihnin dışına çıkarıp fiziksel etkiye dökersek. Evet derim, her şekilde -iyi veya kötü- insanlar birbirlerini itebiliyorlar. Ayrıca zihinsel itebilme zaten eninde sonunda olabilecek şeyleri içeriyor bence. Yani o sekreter aradan 1 saat geçmesinin ardından "birşeyler alırmısın" derken eksik yaptığı işini kurtarmaya çalışıyordur, senin zihninden kopup gelen telepati dalgasını algılamış falan değil yani.

  3. Aslına bakarsanız orada "1 saat bekledik" kısmında biraz hata var tabi. Hem anlatım hatası var, hem o şahsın sadece "girişte duran kız" olmasıyla alakalı bir durum var. Yani o kız orada sadece duruyordu. Birinin yerine bakıyordu. Asli görevi orada durup gelen-gidenle ilgilenmek değildi. Ve 1 saat civarı bekledik ama bu kahve öncesini ve sonrasını da kapsıyordu. Yani hem kıza bahane bulmayalım, hem zamanı bahane etmeyelim :P Normalde bir yirmi dakika civarı oturduktan sonra sordu kız. Asli görevi sekreterlik olmayan biri için bence önemli bir eksiklik sayılmaz.

    Ve şunuda belirtmeliyim ki, görevi devralan gerçek sekreter insanı geldi, bizim oturduğumuzu gördü, ne için beklediğimizi ve birşey içmek isteyip, istemeyeceğimizi sordu. Biz teşekkür ettik.

    Anlatım eksikliğim yüzünden benim bir empat olmadığımı iddia edemezsiniz! :P

    Hadi o olmasa bile insan biraz süperliğime verir yahu! :D

  4. olasılıksız ı okumuşluğum var. dediğin gibi insan bitirdikten sonra yapıyor böyle şeyler "evet şimdi hadi şunun şöyle olma ihtimalini hesaplayalım evet evet bunu yapabiliriz, apo içme lan o kahveyi boğazına takılcak yeminlen!" bunu söylemek istemedim mi? evet istedim. empati vs değil de bir insanın düşüncelerini takip etmek feci birşey. edgar allen poe amca sağolsun. çok çok iyi tanıdığım insanları bir olay sırasında gözlerken ne düşündüklerini tahmin ettiğimde yüzlerine yerleşen "tırsıyorum sanki sanki" ifadesi çok egzantirik birşey mesela. ara sıra tesadüfen birinin düşüncelerini o söylemeden yüksek sesle dile getirdiğimde de büyük haz duyuyorum, supernatural lan! diyorum. ama "olasılıksız" işi bir süre sonra kafa patlatır başka birşey yapmaz.

Bu gadget'ta bir hata oluştu