Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Bir Metalciğin Ankara Seyahati v.3 : Sigaramın Dumanına Sarsam, Saklasam Seni?

Efendim selamlar! Nasılsınız?

Şimdi Ankara'dayız! Gayet iyiyim tabiki! Hasharikayım, mupmuhteşemim, gayri safi milli hasılanın üçte biri benim adeta. Öylesine mutlu mesut bir mevzu işte! Uzatma! :Ç

Efendim otobüsten indik ve iner inmez sevdiceğimin o tatlı sesini duymak için telefona sarıldım. Bu arada Nilüfer Turizm'le geldim ve tam bir kro olarak, "eski zamanlarda yaşayan adam" şeklinde otobüse biner binmez telefonumu kapattım. Oysaki artık Nilüfer Turizm'de otobüste telefon kapatma olayı bitmiş. Adeta milenyum çağına girmişler, uzay yolunda jet siki yapıyorlar ama ben hala old school yemini etmişçesine telefonu kapatmışım. Her neyse! Olur öyle şeyler. Zaten şarjım bitiyordu -bahane yapma genç!-

Canım başkanım, biricik sevdiceğimden sonra dünyada en çok sevdiğim insan olan -hatta insan bile dememek lazım, o başka bir şey, o insanüstü, Niçe'nin üst insanı- Melih GÖKÇEK'in yeni bir hizmetiyle karşılaştım terminalden çıkar çıkmaz. Biliyorsunuz ki teeeğ vakti zamanında büyük başkan -bizi diskoya götür!- sevgili vatandaşlarını düşündüğü için terminalden servis araçlarını kaldırmıştı. Neden? Çünkü gereksiz trafik oluyor, boş yere kornaya basıyorlar, trafik kazaları oluyor ve motorlardan çıkan zehirli gazlarla çok sevdiğimiz Ankara halkı zehirleniyor ve ozon kirleniyordu. İşte burada büyük ve canımızdan çok sevdiğimiz başkanımız firma servislerini kaldırtmış ve herkesi metroya yollamıştı. Ankaray RULES! Neyse, kısa geçmiş bilgilendirmesi neticesinde, terminalden çıkınca gördüğümüz 30 dakikada bir çeşitli merkezlere belediye tarafından servis kaldırıldığıydı. Sevindik tabi ama koca terminalden ancak merkez başına 30 kişisi bu dev hizmetten yararlanabiliyordu minibüslerin çük kadar olması nedeniyle. Büyük başkan daha ne yapsın zaten yahu? Bizde aabrtıyoruz adeta. Neyse.

Servise bindim ve canımdan çok sevdiğim sevdiceğimi aradım, "eki eki" şeklinde geyikler yaparaktan aştım uzun yolları ve Kızılay'a geldim. Gayet şen bir şekilde buluşacağımız yeri kararlaştıramamakta ısrar ettik ilk etapta ama sonunda buluştuk. Sonra gidip atıştırmasyon ve ardından biraz içmece yaptık. Muhabbet ettik, kah güldük, kah eğlendik, kah kaha attık. (şerefsizim iğrencim) Saatin ilerlemesi ile birlikte ben kalacağım yer olan 100. yıl mahallesine doğru giden minibüslere atladım ve yollandım.

Yabancı bir yerlere gidiyorsam toplu taşıma araçlarında yanımda oturan insanlarla konuşmamaya çalışırım. Bir sürü gereksiz muhabbet oluyor abi adeta. Yine öyle yapmaya çalıştım ve yanımdaki zorlamadı. Potansiyeli vardı ama yüz vermedim. Hep mi beni bulur lan bu tipler?

100. Yıl son durağında inmem gerekiyordu. Minibüste gayet rahatçana oturuyor ve müziğimi dinliyordum. Minibüste sadece 2-3 kişi kalmıştık. Bir cadde üzerinde durdu ve diğer iki kişi indi minibüsten. Bende öyle anten gibi oturmaya devam ettim bir süre. Kulağımdaki kulaklık yüzünden şöförün sesini de duymuyordum tabi. Şöför arkasını dönünce anladım bana birşeyler demek istediğini... "Son durak abi" dedi. Lan böyle son durak mı olur? Son durak dediğin son durak gibi birşeydir :S Geniş bir alan olur, orada minibüsler kümelenmiş olur falan filan. Yol üstüne son durak mı yapılırmış. Adeta şoklar içersinde kaldım ve indim minibüsten. Sonra arkadaşın evine yollandım ve oturup geyik yaptık. Saat ilerledikçe ben geyiğimi akıttığım salyalarımla birlikte yatakla yapıyordum. Yatakla aramızda bir uyum söz konusuydu ve ben ondan hoşlanmış olacağım ki oldukça yakın davranıyordum kendisine. Ertesi gün baktığımda hiçte yakınlık kurulacak türden bir yatak olmadığını anladım ve havadaki "yaprak" kokusunun beni çarpmış olacağını düşündüm. Normal kafayla böyle bir yatakla aramızda kesinlikle duygusal bir bağ olamazdı! Kendimden utandım ve geceyi o yatakta geçirmediğim için içten bir minnet duydum. Ben yatakla sevişmeye başlayınca arkadaş içerden bir çekyat açtı bana, bende geçtim kıvrılmak üzere ama ben bir İstanbul çocuğu olaraktan tüm artistliğimi yanıma alıp öyle gitmişim Ankara'ya... Ben İstanbul'da don atlet yatıyordum ama Ankara'da direk çift katlı eşofman giymek gerekiyormuş. İşte ben bunu hesaba katmadığım için şort ve tişörtle kaldım ayazda kalmış bir bekçi edasıyla. Burnumu çeke çeke istediğim bir uzun kollu bir tişörtü giyip attım kendimi yatağa.

Ertesi gün müthiş bir güneş karşıladı beni. Oh yes! dedim, ne kadar güzel bir gün! Hemen kalktım ve bakkala gittim, traş olmam gerekiyordu, zira sevdiceğim ban kaptan mağara adamı diyordu böyle olunca. Zaten üç beş sakalım var ve onlarında biri anya'da bir kısmı konya'da olunca gerçekten biçimsiz bir mahlukat çıkıyordu ortaya. İstenmeyen tüylere kesin çözüm! şeklinde kalktım ve tek kullanımlık jiletlerden alıp, en az 4-5 kere kullanarak tasarruf edeceğimi bildiğim için, için için sevindim. (bildiğim için, için için sevindim.) Tam markete yaklaştım, önümde, 10 metre kadar ileride bir adam durdu, açtı ellerini, avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Ne dedi? Bilmiyorum... Ama Türkmenistan falan gibisinden kelimeleri seçebildim. Diğer söyledikleri yabancı kelimeler olabilir. Anlamadım. Ama uyanır uyanmaz kendini sokağa atıyorsun ve böyle bir kırıkla karşılaşıyorsun. Bu pek hayıra alamet olmayan bir durumdu. Adam bağırdı bi 30 saniye kadar, sonra bir şey olmamış gibi gitti. Bende zaten onu s.klemiyordum. Markete girdim. Markete beraber girdiğim adam, bağıran adamla oldukça ilgilenmişti. Markete girene kadar baktı bağıran adama. Markete beraber girdik ve bana adamla ilgili birşeyler söyledi. Şaşkınlık cümleleri. Muhatap olmak istemediğim için ehi ehi deyip devam ettim. Ne söylediği umurumda değildi. Umurumda olan tek şey tek kullanımlık diye alıp 4-5 kere kullanmadan atmayacağım jiletleri alıp eve dönmekti. Jiletleri buldum, seçtim biraz -sanki karpuz seçiyor- sonra kasaya geldim ve nasıl bir şansa sahipsem, o "kankam olur musun?" insanı tam arkamdaydı. Onunla bununla, herkesle konuşuyordu. Tam bir "kankam olur musun?" insanıydı gerçekten. Paramı öderken bana birşeyler dedi, anlamadım, "efendim" dedim, yine söyledi. Yine anlamadım ama bir kez daha sormak istemediğim için "hıhı evet öyle." dedim, kibar ve saygılı bir insan olduğum için "iyi günler" dedim ve döndüm çıktım "kankam olur musun?" insanının kapsama alanından. Böyle adamlar iki muhabbet edebilmek için evlerine giden yolu uzatırlar, yol boyunca esir olurlar adama. Gerildim lan.

Eve gittim, traş -süt- oldum. Sonra arkadaşla vedalaşıp ve herşey için teşekkür edip Kızılay'a doğru yollandım. Bir sürü planımız vardı belki, bilmiyorum ama bildiğim şey şu ki; sevdiceğimle biz buluşmadan önce hep plan yaparız ama içimizdeki maceraperest insan bizi hiç ama hiç s.klemediği için o ana göre yaşamaya devam eder. Biz "ama planlar" deriz, o "s.ktiret gel bira içelim" der. Uyarız ona. Yani demek isteyeceğim şu ki; görmek istediğim insanlar vardı. Bir gece önce konuşup "yarın görüşelim abi ehi ehi" dediğim insanlar vardı. Ama hiç biriyle görüşmedim. Görüşmek istiyorum ama gerçekten. Ama görüşmedim. Sadece sevdiceğim ile vakit geçirdik, bana gömlek ve pantolon, sevdiceğime bişiy bişiy, annesine bişiy bişiy aldık.

Tamam, bahsedeceğim, bunu atlamayacağım, merak etmeyiniz!

Efendim. Bana pantolon almaya çalışırken biz canımdan çok sevdiğim sevdiceğimle beden konusunu konuşuyorduk. O sırada stand görevlilerinden biri geldi yardımcı olmak için. "Abinin bedeni 38 dir ya" dedi. Biz o sırada üzerime giymiş olduğum pantolona baktık ve "40" olduğunu gördük. Ben elemana döndüm, o sırada arkam dönüktü çünkü. Hafifçe tişörtümü yukarı kaldırınca elemanın gözleri açıldı ve "ben arkadan gördüğüm için 38 dedim abi, göbek varmış sende" gibisinden birşey dedi. Dağladı yüreğimi, yıktı bütün ümitlerimi. Hayallerimi çaldı, beni benden aldı! Dağlar oy oy oy, yollar oy oy oy'ladı. Çok fenaydı lan. Bende biliyorum göbekli bir insan olduğumu ama... Böyle yüzüne vurulunca olmuyormuş lan! Sevmedim bu işi :/

20 lira üzeri alışveriş yaptığımız için bize Burger King fişi verdiler ve ben, sevdiceğim ve sevdiceğimin annesi olmak üzere Burger King'e gittik. Aslına bakarsanız odunsal bir davranış olduğunu bende biliyorum. Daha güzel şeyler yiyebilirdik ahah. "Müstakbel kayın valide adayını burger king'e götüren adam" Neyse. Bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum! sdamokfsd

Daha sonra bir o bar, bir bu kafe, bir şuradaki kitapçı diye diye dolandık durduk. Gittik "Fırat" kitabı aldık. Aslında sevdiceğim bana aldı. Minicik bir kitapcık, Fırat var içinde. Şapşahane. Bende hiç usanmayan bir antitayyip olduğum için "Musa'nın Çocukları: Tayyip ve Emine" isimli kitabı aldım. Merak ediyordum. Bakalım hayırlısı. Sonra bir bara gittik, biralarımızı yudumlarken Fırat'ı okuduk. Hepsini okuduk. Yolda okumam için alınan Fırat'ı bir çırpıda bitirdik. Güldük gayette. Sonra Özlem -dodo- geldi, onunla da oturduk ve muhabbet ettik. Onu bunu çekiştirdik. Ankara'nın en sevdiğim yanı olan ucuz ama tadı iyi olmayan biralarımızı bitirdik ve artık gitme saatinin yaklaştığını görüp, hafiften ayaklandık. Sevdiceğimi evine kadar bıraktım, muhabbet ede ede yolu bitirdik. Sevdiceğimi bıraktım ve ayaklarımı sürte sürte tren garına doğru yollanmaya başladım. Onca güzel "an"ların ardına geriye kalan yine boynu bükük iki şahsı muhterem.

Aldım telefonu kulağıma, yürüdüm tren garına doğru hölölö... Çok güzel geçti, çok eğlendik, çok özlemişim falan fıstık yahu. OYH.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN , ,
DISCUSSION 11 Comments

11 Responses to : Bir Metalciğin Ankara Seyahati v.3 : Sigaramın Dumanına Sarsam, Saklasam Seni?

  1. eFeNDi says:

    ahahahha bu ne la..
    lülüferden bahsettimdi bir alttaki yorumda, göndere basıp sayfayı yenileyince yazını (ve aradaki nilüfer kelimesini) görünce yorumum posta mı dönüştü dedim şuursuzca :D

  2. eheheh bende tam yazıyı bitirdim ve yolladım senin yorumun düştü mail kutuma. sonra onu onaylarken diğerinin -yani bunun- maili geldi ve böyle birşey yazacağını tahmin etmiştim gördüğüm anda :)

  3. eFeNDi says:

    dedim ki:

    bu tayyip fotolarından midem bulandı şahsen çok çok.

    tayyip pariste, tayyip asansörde, tayyip okuma öğreniyor, tayyip the rocker. tayyip. kusucam.

    naçizane mide bulantımı paylaştım.

  4. 3-5 kişilik okur kitlemin hepsi aynısını düşünse bile elimden birşey gelmez. eleştirilerinize saygı duyuyor ama adicene bir insan olduğumdan pek sallamıyorum :D ben seviyorum tayyiplerimi. gayet eğleniyorum. antitayyibim...

  5. bende diyorum adam neden koşalım diyor. gücüne gitti dimi :)
    bana hep yapıyorsunuz göbekli muamelesini. alın size haytt :)

  6. Senin göbeğinle yarışacağım gün kendimi intihar ederim :D

  7. bende helvanı yerim :) yarasınnnn

  8. Pelin says:

    HUEAHE

  9. Pelin says:

    Yazmaya zamanım olmadığı için yeniden belirtiyorum ki ;
    O otobüste telefonu kapatma sarsıntısını ben de yaşamıştım, kendini kendine kanıtlayamıyorsun.
    Servisleri de kullanmıyorum çok anten yerlerde bırakıyor, bana uymuyor, müşkülpesent bir Ankaralıyım ben.
    100. Yıl'ı sevmiyorum salak bir mekan orası bence.
    Sütlü göbek. :D tatlı ismi gibi oldu.
    Sütü göbek tatlısı :P
    O annemin bişiğsi var ya mupmuhteşem oldu söylemiş miydim yoksa unutmuş muydum ? hmm:s
    Rembetiko'da bira öğrenciye %25 indirimli. İlgililere duyurulur ehuw.

  10. vona says:

    gerçekten bende gördüm anne bişi bişisi çook güzeldi, yazın giyecekmiş şıkıdım şıkıdım :)

  11. eminim çok yakışacaktır sevgili vona :)

Bu gadget'ta bir hata oluştu