Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Sümüklere, Balgamlara ve Seçenlere...


Bu sabah metroçüke binmek için baya bir uğraş verdim. Yırtındım adeta! 15 civarı metroçük geçti gözlerimin önünden; gözlerim kadar dolu doluydular. Sinirlerim beynimin tepe noktasına fırladı haliyle. Hayır, baş ağrımın bununla pek bir ilgisi yoktu. Bu metroçükle olan mevzu "sümük"sel bir sıkıntı daha çok. Sağa gittim olmadı, sola gittim olmadı. Her yanı denedim, bir boşluk bulmak umuduyla ama benimle beraber onlarca umut daha vardı binişmek için bekleşen.

Nitekim darlandım, terlendim, aynı zamanda bunlara tepki olarak sinirlendim! Size layık gördükleri hizmet bu işte! dedim sesli sesli. Tekrarladım. Sövdüm herkesin duyabileceği bir ses tonuyla. Hakkınızı alıyorsunuz dedim. Sizi sümükler.

Hiç bakmıyor musunuz etrafına siz sümükler? Hiç bakmıyor musunuz saltanat sürenlerin rahatlığıyla 180 derece ters açıda duran rahatsızlığınıza? Görmüyor musunuz alnımızdan ter olarak fışkıran rahatsızlığı? Siz boşboğazlar, sümükler, omurgasız sorgulama fukaraları; gerçekten görmüyor musunuz hiç bir şeyi? Görmüyor musun birader, başbakanın tüm yolları kapattırmış kortejinin geçeceği için, işte bu yüzden bekliyorsun bu trafikte birader! Görmüyor musun allah aşkına bir söyle, gerçekten mi görmüyorsun? Senin seçtiğin başbakan senden korkuyor, görmüyor musun? Sümük gibisin birader. İğreniyorlar senden. Sokakta yatıp kalkmayı yaşam biçimi olarak seçmiş kirli yüzlü çingenelerin tek bir nefesle burnundan kurtulup, kaldırıma yapışmış sümük gibisin...

Gerçekten mi bakmıyorsunuz etrafınıza? Hani çay içiyorduk ya Beşiktaş'ta tam iskelenin yanında. Boktan ve geç gelen çaylarını sevmiyorduk ama oranın tatlı esintisini, vapurların çıkarttığı dalgaların kimi ıslatacağını izlemeyi sevmiyor muydunuz? Sen sevmez miydin sümük kardeş? Hiç sosyalleşip oralarda oturamadın mı yoksa? Olmadı mı bir kız arkadaşın, tutamadın mı ellerinden? Bakamadın mı gözlerine aşk ile? Sümük kardeş. Belki sen de severdin orayı ama yine seçtiğin adam yok etti orayı. Kaldırdı, görmek istemedi seni, senin kız arkadaşını, yaşadığınız aşkı, vapurların çıkarttığı dalgayı, kimi ıslattığını... Başbakanın senin kız arkadaşından da korkuyor sümük. Hemen yan tarafında bulunan ve haftada bir gelip oturduğu mekanı için tehlike yaratıyorsun sen sümük. Kız arkadaşın da öyle. Yine yere atılmış bir balgam kadar değer görmedin sümük. Bak, trafik kapatılmış, geliyor yine başbakanın. Eğil önünde, paspas ol, yarabbi şükür de...

Hak ettiğiniz bu mu, bunu mu istiyorsunuz? Demokrasi dediğiniz şey; seçtiklerinizin ve yakınlarının zengin olması, sizinse toplu taşıma araçlarında bir sümük gibi, bir balgam gibi, bir köpek leşi gibi yolculuk etmeniz mi? Duydun mu, başbakanının eşinin bir sürü şirketi olmuş. Oğlunun gemicikleri olmuş. Senin neyin oldu sümük? Mavi akbilin mi oldu? Helal olsun! İte kaka binebilirsin artık metroçüküne huzurla.

Sana bir sır vereceğim sümük. Şükretmek gerizekalılıktır. Neye şükrettiğini iyi bil, iyi değerlendir. Yapıştığın kaldırımdan azıcık kaldır kafanı, bak, görüyor musun, her şey orada, ne kadar berrak, ne kadar açık, bak, biliyorum görebilirsin... Metroçükünde "çok şükür, azıcık sıkışık ama en azından çabucak gidiyoruz işimize" diyorsan o kaldırımdan kafanı kaldıramamışsın sümük. Yapışmış kalmışsın en yeşil yanınla en gri kaldırımlara... Fazlasını iste! Yetinme! Şükretme! Teşekkür etme sümük, teşekkür etme! Minnet duyma! İste! Daha iyisini iste sümük!

30 arabalık polis kortejiyle geçen parlamenterlerine sor; "eşini ve kızını sabah işe gitmek için sadece bir sabah bu metrobüs'e yollar mısın bakanım?" diye sor sümük, bir kere sor! Bir kere iste seninle birlikte koklasınlar sabah terini, sigara kokan ağızları. Bir kere seninle birlikte çaldırsınlar cüzdanlarını metrobüste. Bir kere de onların karısı kızı taciz edilsin lan, bir kere, tek bir kere lan sümük, başka istemiyorum, tek bir kere... Umurunda değil değil mi? Sen "ekmek" seçmezsin.

İşte sen de farklı değilsin ki onlardan! İşte bu yüzden gocunmuyorsun o saltanat içinde yüzenler keyiflerini çatarken, senin kaldırıma yapışmış olmana! Umarsızsın! O saltanat sahibinin yerinde olsan aynısını yapacaksın, aynı arabalara binip, aynı polisleri kullanacaksın, aynı gemicikleri alacaksın oğulcuğuna, aynı başbakanın gibi uyaracaksın insanları analarıyla birlikte gitmeleri için!

Onlardan birisin, onlarsın, onlar sensin. Sorgulamayı bu yüzden sevmiyoruz halk olarak, ülke olarak. Sorgulanmak istemez böyle rejimler. Cumhuriyet, demokrasi, Atatürk, din, laiklik, devlet, anayasa... Sorgulanmak istemez hiç birisi, sorgulatmak istemez halk. Düşünmemek, düşüneni engellemek daha kolaydır.

Sen onlardan farklı olmadığın için bunu hak ediyorsun, bu rezilliği, bu sümüklüğü, bu omurgasız tek hücreli canlı sıfatını köküne kadar hak ediyorsun! Sümüksün ve bundan bir hücre daha ileri gidemeyeceksin.

Hiç birinize saygı duymuyorum, hiç birinizi önemsemiyorum. Bahsettiğim ve açıkladığım gibi; sizler benim için kaldırıma yapışmış yeşil bir sümüksünüz. Hepiniz.

Sümük gibi leş bir hayat sürüp, yaşamının son on yılında allaha şükrederek ve temizlendiğini umarak ölümü bekleyeceksin. Huriler için? Durmak yok, huriye devam! Azgın köpekler! Bari ölünce rahat durun lan...

Dinimizdeki huri ile nuri arasında neden bu kadar ayrıcalık var, onuda başka bir sefer irdeleriz. Ama sümükler için bir şey ifade eder mi?

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 9 Comments

9 Responses to : Sümüklere, Balgamlara ve Seçenlere...

  1. buket says:

    imza

  2. Pelin says:

    Sitresimiz sinirimiz yanımıza kâr, yaşantımızda birer "ah" olarak kalıyorlar o kadar.

  3. Insanlara hakaret ederek fikirlerini degistiremedigimizi ogrenemedik mi biz kepekler. Yikanmamis basin kepekleri gibiyiz, tepede durdugumuzdan kendimizi fasulye gibi nimetten saniyor, ama koca basin bi kararinda etkili olamiyoruz degil mi?

    Giyen siyahlarini yine giyiyor.

  4. Kendi öz eleştirinizi yapıp, kendinizi sıfatlara sokmanızı tebrik ederim elbette. Ancak ben kim olduğumu, ne olduğumu, kimlere ne şekilde hitap edeceğimi gayet iyi bildiğim için bu kepek 'özeleştirinizi' genellemelerinizde kullanırken içine beni katmayınız.

    Ben sümüklere sümük, böceklere böcek, köpeklere köpek, insanlara insan derim, hiç merak etmeyiniz. İsterseniz size de kepek deriz, paşa gönlünüz bilir.

  5. Deyin, siz nasıl sümüklere sümük, köpeklere köpek, insanlara insan dediğinizde kimsenin n'oldugu ya da nasıl bir insan olduğu gerçeği değişmiyorsa, benimki de değişmeyecek elbet.

    Bir şey değiştirebilecek olsanız kendinizi değiştirirdiniz zaten derim.

    Benim eleştirdiğim değişimin kendiliğinden gelmemesine sinirlenmenizdi. Sinirlenince de hiç birşeyi değiştirmeyecek şekilde çirkinleşmenizdi. (Eskiden bu terbiyeye sahiptik, zamanla dikkat etmez olduk, dayanamadım yazdım, rahatsızlık verdim, üzgünüm.) Ben fikirlerinize bir miktar katıldığım, ve katkıda bulunmak istediğim için yorum yazdım, daha çok sinirlenin diye değil. Kendimi de nezaket gereği kattım, tebriğinizi bu yüzden içtenlikle kabul ediyorum.

    Yorum onayınız var, ki zaten bundan sonra gönderecek değilim, eklemezsiniz olur gider bu yorumu.

  6. eFeNDi says:

    yazının sadece metrobüs kısmıyla ilgili olarak, sana seni (bileğinin hakkıyla kazandığın yetmiyormuş gibi) metrobüsten daha da iğrendirecek birşey anlatayım mı süpercem? suskunluğu evet olarak alıyorum :)

    son metrobüs işkencelerimden birinde zincirlikuyu civarı şoklardan şok beğendiren bir olay vuku buldu öncen ikinci kapı önünde.
    söz konusu olay 2 çetesel grubun arasında gerçekleşen bir kadın kavgası. nasıl mı?
    şöyle ki.
    birinci grup biri orta yaşlı biri genç iki kadından, diğer grup ise bazı birtakım ortaya karışık ortayaşlı ve yaşlı (sayı tespit edemedim pf) teyzelerden oluşmakta idi.
    birinci grubun genç elemanı (benden min 6-7 yaş genç olduğunu sanıyorum, sen hesapla) ikinci grubun görünüm itibariyle en yaşlısına (bilmediğim bir nedenle) sözlü saldırıda bulunmanın akabinde kadının saçını çekti!!!!! yaşlı kadın ve ekürisi görünümlü diğerleri birinci grubun ortayaşlı elemanına saldırdı, sonra ortalık öyle toz duman oldu ki, hiçbişey göremedik :s
    en son sahne ellerinde saç kırıntılarıyla birbirine 5 yaşındaki çocukların birbirine yapmayacağı hareketleri sergileyerek küfreden kadınlardan birkaçının tükürerek metrobüsten indiği sahneydi.
    sonra kimileri güldü, kimileri sövdü, bazıları da düşündü..
    genç kadın ortayaş

  7. efendim benim değişecek yada değiştirecek bir şeyim yok, kusura bakmayınız. bu bağlamda ben bu kepek eleştirisini kendi şahsımca kabul etmiyorum. benim yazdıklarım haricinde tanımanız lazım beni ki dediklerimin samimiyetine ve öfkemin ciddiyetine gerçekten anlam verebilesiniz...

    değişim kendinden gelmek zorundadır bence. etki - tepki diye bir kanun var bu dünyada ve tepki üstüne tepki yiyen, devam edip tekme yiyen, üstüne küfür yiyen bu halk değişimi artık kendiliğinden getirmelidir. baskıyla bile gelmiyor düşün artık sen gerisini. çünkü insanların kolayına giden bu. senin-benim-bizim gibi insanlarsa yol gösterici mi olacaklar? insan olmak, insanca davranmak bu zamana kadar hiç bir şeyi değiştirmedi. varsın onların binbeşyüzaltmışbir katı yukarısında bulunduğum halde birazcık çirkinleşmiş olayım. bize bu çirkinlikleri sunanlara, bize bu çirkinlikleri reva görenlere, bize bu çirkinlikleri sunan ve reva görenlere kucak açıp başımıza getirenlere her türlü kafam girsin. girmeye devam edecektir zaten. ben melek bir insan değilim, objektif bir pisliğim? bu gibi sümüklere her zaman sümük olduğunu hatırlatıp, her zaman üzerlerinden atlayarak geçmekten memnunluk duyacağım.

    o sümüklerden biri gelip burada bana sövse bile yorumu yayınlamamazlık etmem ben. o açıdan içiniz rahat olsun. ben eleştirirken yaşanmışlığın vermiş olduğu sinirle 'içimi' yazıyorum buraya. sonradan atılan herhangi bir yorum daha fazla celallendirmez zaten beni. sadece yazmayı unuttuklarımı ekliyorum işte ufak anımsatmalarınız sayesinde...

    ama şunu üzülerek görüyorum.. kabullenmişlik var. işte ben buna gerçekten sinirlenebilirim. neden kabul ediyoruz bu sümsük insanları? neden onlar gibi yaşamak zorundayız? neden onların istediği bu diye onu kabul etmek zorundayız? neden onlar kaldırımlarında, itiş kakış bindikleri otobüslerinde, bekledikleri trafiklerinde memnun memnun takılıyorlar diye biz bu çileleri çekmek zorundayız? neden kabul ediyoruz ki? kepeklikten öte bir şey bu, meme kanseri gibi. vücuttan kesilip atılması gereken bir tümör bu.

    ben daha geçen gün ttnet'e şu birkaç post öncesinde gördüğün kafa giren yazının bir benzerini mail olarak attım. adamlar pazar günü evime gelecekler, her yanı kontrol edecekler. yarın teknosa ve multimedia firmalarına yardıracağım. üslubum yine sert olacak. çünkü sümüklere sümsük gibi davranırsan üzerine kusarlar. işini iyi yapmayana, insan gibi takılmayana her türlü yardırırım, her türlü kafamı sokarım.

  8. sen teknosa da yanlış yapmıssın bana sorarsan. bir kere kutu kapalı ve vakumlu tabir ettikleri bir sistem. bunu orda elinle açman imkansız. haliyle eve getirdiğinde ancak anlarsın kırık olduğunu. bu durumda boşuna terrane yapıyorlar. diyeceğin tek bir şey var. tüketici haklarımı kullanacağım. ozaman büyük ikramiye çıkmış talihli muamelesi yapıyorlar.
    bende kulaklık aldım datry mdir nedir orda yaşadım anında hediye çeki verdiler.

  9. vakumlu kutu değildi ama ilk aldığımda açmadım. açmak için bir gerek duyulmamalı zaten :) arızalı ürünü değişimi yapıldı dediklerinde yanlarında açacaktım ancak bu sefer eve yollamışlar kargoyla. kutuya bakarsan sıfır gibi görünüyor ama içini açtığımda nedense aynı yeri kırık olan, aynı model bir kulaklık geldi bana; üzerinde "değiştirildi" ibaresi olan bir form ile... kolpacanlar yani. burada kabahatim daha öncede söylediğiniz gibi sadece teknosa gibi bir yerden alışveriş yapmak olmuş...

National Geographic POD