Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

taximde eşcinsel yürüyüşü +18 +bol küfür


''Buradayız alışın'', ''Biseksüeliz'' yazılı dövizler taşıyan grup, ''Susma haykır, eşcinseller vardır'' şeklinde slogan attı.
Bu yıl 17'inci kez düzenlenen ve Taksim Meydanı'ndan başlayan yürüyüş, Galatasaray Meydanı'nda sona erdi. (AA)


----------------------------------------------


Tam bu saatte Tekirdağ'dan gelmiştik ben ve piyanist arkadaşım.. Hatta polis bu gruba panzerle müdahale etmeye çalıştığında sağ elimde valiz, sol elimde piyanist arkadaşım (gözleri görmüyor) onun elinde de benim gitarım beraber yürüyorduk.


- oo bu ne? Farklı bir eylem gibi

- ne var orada dostum?

- eşcinsellerin yürüyüşü sanırım.. wouw şu kıza bak çok güzel! Elinde de çok güzel bir pankart var

- ne yazıyor?

- devrimden önce cinsel devrim! hmm güzel pankartmış

- gidelim dostum biber gazı yemeyelim mk.

- heh okey..


Görünürde her şey normal gibi, hatta diyorum ki lan ne güzel mk farklı eylemler de yapılabiliyor ve devrimden, cinsel devrimden fln bahsediliyor; bu süper bi gelişme! Aklıma Nazi Almanya’sından sonra bir grup gencin Almanya'da devrim mücadelesini anlatan bir filmdeki küçük bir replik geldi o an. Size de söyleyeyim: Filistinli gerillalara katılan bu Alman gençleri eğitim arasında binanın en üst katında çırıl çıplak güneşlenirler ve Filistinli gerillalar dürbünlerle bunlara bakarlar. Bir gerilla komutanı derhal gidip bitirin bu pisliği!der gibi..hey n'apıyorsunuz üstünüzü giyinin!.Alman gençlerden biride ona şöyle bi cevap verir : Dostum cinsel özgürleştirmeyle emperyalizme karşı savaşmak aynı şeydir! (hüff ne harika bir söz ne harika bir tespit) aynı gencin sevgilisi de şunu der Filistinliye: düzüşmekle silah sıkmak aynı şeydir! (bu insanları seviyorum)Bura da 3. dünya ülkesi devrimcileriyle gelişmiş avrupa ülkesi devrimcilerinin evrim farkı çıkıyor ortaya. Bunun bi sürü değişken dinamikleri olabilir ama bu gerçeği örtemez. Tam bu anda bunu yazarken taximde Cem, Pelin, Özkan ve onun sevgilisi (adını unuttum üzgünüm:( ) bide benim buluşup bu sohbeti yaptığımız dakikalar geldi aklıma o gün ayrıca mükemmeldi eheh.


Konumuza dönecek olursak..Nihayetinde biz eve geldik..üstümü değiştirdim,duş aldım..Meymenetsiz suratıma bir kaç dakika bakabildim,bebeklerin götündeki tüyler gibi olan saçlarımı (saç denirse) şekillendirmeye çalıştım..nedense bu çabam?


Her pazar düzenli olarak classic ve standart jazz eserlerinden oluşan repertuarımızı çalmaya gittik taximdeki mekana.İçeride kimsecikler yok..Kafamız boş..Votka içmeli,rahatlamalı..

İlk bölümü çaldık ara verdik ve içeri bi yığın insan girdi..Eşcinseller,erkek ve kızlar..bi sürü et parçası.Anladık ki gündüz yürüyüşe giden gruptan bu insanlar ve akşam eğlenmeye gelmişler..

Eğlenmeye dediğimde sanki skilmiş gibi hissediyorum lan bu toplum neden müziğe eğlence olarak bakıyor ve göbek atmanın, saçmalamanın, anlamsız çığlıklar atmanın aracı olarak bakıyorlar ki? skik götverenler.


Bir kaç classic eser çalmaya başladık ki ohoo..ne dinleyen var ne susan..ortalık fahişe kahkahalarından, am ve sik seslerinden geçilmiyor.Beynimiz durdu..ve sonra tahmin edin n'oldu ?


-hey bizi eğlendirin yoksa olay çıkar (espri yapıyor eşcinselin biri sırıtarak)

-Oynatın bizi? (bir diğeri)

-Sanat müziği yok mu? (bir diğeri)


ve bu saçmalıklar uzadı da uzadı..içimde bin bir küfür..sanat müziğinizi skim,oyunlarınızı skim,beyninizi skim,eşcinselleri skim,eşcinsellere destek verenleri skim,insanları skim!!


Siz bir kaç saat önce insanları bilinçlendirmeye çağırdınız..farklılıkları kabul etmeleri için sloganlar attınız..cinsel devrimden bahsettiniz,devrimden bahsettiniz,özgürlük gibi kavramlardan bahsettiniz.Eğer kavramların içini dolu dolu yaşamıyorsanız ve yaşam pratiğinizde attığınız sloganların,söylediğiniz düşüncelerin gerekli alt yapısı yoksa işte bu angutlar gibi yarrak kürrek insanlar olur çıkarsınız.Her biri fahişe piçlerdi neden mi ? eşcinsel oldukları için değil beyinlerini hiç geliştiremedikleri için.


Classic ve jazz müzik çalınıyor evrensel bir şey ve ben burada bu müziklerin oyun havalarıyla ve skik Türk sanat müziğiyle olan farkını anlatmayayım şimdi iki saat.Siz bu müziği dinleme medeniyetini bile gösteremiyorsunuz,müziğe tahammülünüz yok,eşcinsel olduğunuz için sizi öldüren,bıçaklayan,döven insanların müzik kültürünü paylaşıyorsunuz..barbarların eğlencesi sizinde eğlenceniz,beyni gelişmemişlerin müzik kültürü sizinde müzik kültürünüz.Biz o evrensel müzikten de vazgeçip sizin anlayabileceğiniz Türkçe şarkılar da söyledik ama onları da dinlemediniz sürekli konuştunuz ve gerçekten ses tonlarınız,kahkahalarınız mide bulandırıcı orospu çocukları.Sizler mi bu topluma,onların beyinlerine etki yapmak istiyorsunuz ? Sizler mi mesaj veriyorsunuz? devrimden,cinsel özgürlükten bahsediyorsunuz?Gerçekten sizler ölmesi gereken,yok olması gereken et parçalarısınız!Ve sizinle beraber gelen şuursuz destekçileriniz hepinizin amına koyim.Orospu çocukları..bu toplumun böyle olmasının sebebi sizler olabilir misiniz?Sizin beyinsizliğiniz, küçücüklüğünüz, anlamsızlığınız ve var olmanız olabilir mi ?Toplum bireyden oluşuyor,bu skik toplumun her katmanı her kesimi deli ve deliler dışarıda yaşıyor,düşünen zeki insanlar ise içeride ve ölüyorlar.Hepinizin kanını skiyim.


ve ben de slogan atıyorum şimdi!


-Devrimden, cinsel devrimden ve her şeyden önce bireysel gelişim!


-Bir toplumun kültürünü, bilinç düzeyini ve bireylerin gelişimini tahlil etmek istiyorsanız o toplumun müziğine bakın!


-Bu toplumun mk!

POSTED BY Charmerian
DISCUSSION 7 Comments

Hala Bere...






Hele gelin; gelin görün ey insanlar
Köye gittim ki, ah dövünmeler, ağıtlar
Çocukların cesetleri güneşin altında
yatırıp öldürmüşler kadınları
hay le.. le.. le.. gelin görün..
ey zalimler..

Başımıza yıktıkları darlık
Hiç unutulmuyor
Ölüm artık zevk-safadur insana
Duvar önlerinde kalakaldık, kardeşler
Dağıldık.. yağmalandık yollarda
hay le.. le.. le.. gelin görün
zalimler..

söz: kemal kahraman
müzik: metin kahraman

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Kazım Koyuncu Unutmadık

Ölümünün yıl dönümünde seni anmak ne kadar yeterli olmasa da, Dünyaya seni unutturmamak adına küçük bir adım da olsa yapmak gerek. Umarım öbür tarafta yine sen sadece sensindir.

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 3 Comments

Kara Koyun... v7

Efendim selamlar! Nasılsınız lan?!

Şimdi uzun zamandır koyunluğumuzun kara kısmını göstermemiştim sizlere ama canım istedi lan birden! Hem de şirketteyim ne acayip değil mi? Şok, bomba, flaş ve bunun gibi birçok egzantirik ve bir o kadar sikindirik tabiri bir arada kullanabileceğiniz, tam Reha Muhtar'lık bir haber var ilk sırada!

Gülgün Feyman'la İmana Gel!


Efendim, Gülgün Feyman hanım efendi bir kanalda yeni bir yarışma tarzında programa hazırlanıyormuş. Programın konsepti çok fevkalade: 'Tövbekarlar Yarışıyor' adını taşıyan programda 1 imam, 1 papaz, 1 papaz ve 1 Budist rahip, 10 ateiste kendi dinlerini kabul ettirmeye çalışacak.

Uzun uzun açıklamalarını yazmak isterdim elbette ama ben yinede bu programın aslında Reha Muhtar tarafından sunulması gerekliliğini savunuyorum. Acayip yakışırdı.


* Efendim neden inanmıyorsunuz? Bakın İsa, Musa, Muhammed, Buda? Bir sürü seçenek var, bu kadar seçenek içersinden bir tanesi bile sizi tatmin edemiyor mu kardeşim! Kendine gel! Dinsiz! Allahsız! Bak gelmiyim yanına o dinsiz ruhunu alır, 1970 model çamaşır makinesinin merdanesinden geçiririm!


Darbeciler Yargılanacak mı Lan Yoğusam?



Efendim. Bu CHP komik parti. Bakmayın sosyalist görüntüsüne. Acayip militaristtir kendileri. Komedilerinin son perdesini Türk Anayasasına darbeden sonra eklenen 15'nci maddeyi kaldırtıp, darbecileri yargılama teklifiyle getirdiler önümüze. Bu ülkenin aydınları, sosyalistleri, bilim adamları yıllardır söylüyorlar bunu ve bu yüzden birçoğu cezaevlerinde yattılar.

Mevzu bahis darbeciler kralı, sikindirik ressam Kenan Evren paşa öldü ölecek, uzatmaları oynuyor, diğer ayağını da çekiyor çukura artık, o derece bitmiş ve bu CHP olacak doğan görünümlü kartal, gelmiş, darbeciler yargılansın! diyor.

Lan bırakın lan! Vallaha bırakın, yargılanmasın bu saatten sonra. Adam öldü lan zaten, bu saatten sonra kıçıyla güler zaten size. Zaten; "mevcut suçun üzerinden 29 yıl geçtiği için suçun zaman aşımına karar verildiğine ve sanığın beraatına" karar verilir muhtemelen. Neden zorluyorsunuz ve kendinizi küçültüyorsunuz ki şimdi?

Darbeciler yargılansın! Ama keşke zamanında yeseydiniz bu boku gösteri maymunları sizi...


**TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.

** 650 bin kişi gözaltına alındı.

**1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

**Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
**7 bin kişi için idam cezası istendi.
**517 kişiye idam cezası verildi.

**Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).

**İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.

**71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
**98 bin 404 kişi ''örgüt üyesi olmak'' suçundan yargılandı.
**388 bin kişiye pasaport verilmedi.
**30 bin kişi ''sakıncalı'' olduğu için işten atıldı.

**14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

**30 bin kişi ''siyasi mülteci'' olarak yurtdışına gitti.

**300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

**171 kişinin ''işkenceden öldüğü'' belgelendi.

**937 film ''sakıncalı'' bulunduğu için yasaklandı.

**23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
**3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
**400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
**Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
**31 gazeteci cezaevine girdi.
**300 gazeteci saldırıya uğradı.

**3 gazeteci silahla öldürüldü.

**Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

**13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

**39 ton gazete ve dergi imha edildi.

**Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

**144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

**14 kişi açlık grevinde öldü.

**16 kişi ''kaçarken'' vuruldu.

**95 kişi ''çatışmada'' öldü.

**73 kişiye ''doğal ölüm raporu'' verildi.

**43 kişinin ''intihar ettiği'' bildirildi.

Ve daha bilmediğimiz bir sürü şey...

Fidel Castro başarısız devrim girişiminden sonra yakalanmış ve bir hastanenin bodrum katında sivil yargıçlar tarafından yargılanıyordu. Orada tarihi "tarih beni beraat ettirecektir" savunmasını yapmış ve bir sonraki devrim girişiminde başararak tarihin onun yanında olduğunu göstermiştir. Ama şimdi siyasi suçlulara sivil yargıçlar tarafından yargılanma hakkını bile tanımayan bir sisteme imza atan, beslemeyip de asan Kenan Paşayı biz yargıla-ya-masak bile tarih affetmeyecektir.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Türk sinemasın'da gizli kahraman Erkan can

1 Kasım 1958 Bursa doğumlu. Tiyatro hayatı 1975 yılında Bursa Devlet tiyatrosu, Ahmed Vefik Paşa sahnesindeki kurslara giderek başladı.

Televizyonla tanışma dönemi 1992 yılında Mahallenin muhtarları dizisinde ki Temel karakteriyle gerçekleşir. Yıllar sonra bu karakteri Gemide filminde ki performansıyla üzerinden atar.







Ardından Takva filmindeki performansı ayakta alkışlanır. Artık herkes tarafından hayranlıkla izlenir. Sinemaseverlerin Erkan can adı geçen filmlere gözü karartıp gittiği, DVD'lerini aldığı hali hazırda gizli-saklı bir jön olmuştur.



Pamuk Prenses filmindeki Karakteri, bazılarının hafızalarda gizlice yer etmiş olan Temel tiplemesini tozunu dumanına katarak unutturur. Artık Temel yerine öyle bir karakter vardır ki artık siz bir yönetmen olsanız Filminizde ki bu role Erkan Can'dan başkasının randıman vermeyeceği endişesini ister istemez taşırsınız.
Türk sinemasına kattığı değerlerin zamanında yaşıyor olmak ve bunu sizlerle paylaşabiliyor olmak benim adıma mutluluk verici. Hem de ancak kaybedilenlerin kıymetini bildiğimiz bir ortamdan bahsediyorken...






Amerikan arabaları hayranıdır.
Kimine göre en çok onun eline sigara yakışır.
Bize göre Türk sinemasında gizli kahraman
Erkan can'dır.

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 5 Comments

Tatile giderken; Yol şarkıları vol;1967

Ya da boş verin yolu, çekin bir kenara arabayı açın güzel bir 1967, elma suyunu alın oradan dipfrizden.

Bir de beyaz peynir

Ortam nede güzelleşir.



POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 4 Comments

Fatima spar

Fatima Spar yani Nihal. Şeker ve yaramaz bir kız. Bana göre bir zamanların sulu göz sakızı. Karizma mı? o biçim. Kendisi freedom fries grubunun Türk kökenli solisti. Grubun hali hazırda Trust ve Zirzop adında iki adet albümü bulunmakta. Albüm isimlerine tıklarsanız indirebilirsiniz. Büyükşehir çalışıyor. Şifre isterse

(www.kevokmusic.com)
:)

Tarz olarak Jazz sınıfına koyabilmekten çekinmeyeceğimiz bir grup olmakla birlikte nüfus kütükleri Avusturya'da, taa gitsekte, görsekte içinden bir türlü geçemediğimiz viyana kapılarının ardında bulunmaktadır.
Bir Türk'ten beklenmeyecek kadar başarılı, bir Türk'e benzemez, bizden olmayan biri canım işte. İnanmayanlar için youtube'a başvuruyoruz.

http://www.youtube.com/watch?v=rLsdQ2FBVxs




Dip not olarak nedir sözün derseniz Yeni Nestle classic'in reklamını hatırlayın "En sonunda yiyecem seni çıldırtıyorsun beni" Zirzop / kibirli ceviz...



POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 0 Comments

Başlıksız


Lan? şu çoraplara bak..höh..biri düz kahverengi,çizgisiz (hö?) diğeri..? oha lan bu çok kötü mk.ne zaman giydim bunları? Kokuyorlar da böğeh..
En son elimde sapı kılıfından dışarı çıkmış dilenci kılıklı bi elektro gitarla eve gidiyordum..
Hangimiz bir diğeri için var ? Asla içinde 'sen' yada 'ben' muhabbeti dönmeyen bir bağ bu..

Onu taşıyorum..cesur ve dürüst olduğumda kapıları açıyor..beni suçlamıyor,soru sormuyor..
sigortalı iş bul demiyor.hayır..
Onunla beraber olabilmek için sürüden uzak olmalısın.O benim şeytanım..tanrıya notalar bile karşı çıkıyor ? Müziğin karşı çıktığı bir tanrı düşle.
sonrası..?

Sonrası hep küçük..bir kaç ''dost'' ve bir kaç beceriksiz kelime.Herkes rolünde çok başarılı...

Zaman... anlamsızlıkla öldürüldüğünde azgın bir fahişenin
acı kahkahasındaki çelişkidesin, ruhun fahişenin bacak arasındaki yarık gibi.
Ölmeli miyim? Ya yaşamı tamamlamak? Ya bu tanımlama hastalığım? Nedenlerim,nasıllarım,niye ve niçinlerim..?

-Beyin hücrelerimin ölmesi hoşuma gidiyor..
Kimse el in oluşması için yok olmaya can atan hücrelere yas tutmaz hayır..kimse kanser olduğunun farkında değil öyle değil mi ?
Nefes zehrine ihtiyacımız var ve öleceğimiz günü bekliyoruz. Ondan mı acı,mutluluk,sevgi gibi kavramlarımız var ? Bana söylemelisin..
Mutlak yalnızlığımızı unutmamızı sağlıyor değil mi? Evet.. biliyordum.. lanet olası bi dünya insani kavramlarımız işte.Ama sen içindeki sen i öldür..

-Karanlığıyla barışmayı düşünen yok mu?

Peki sen neden gri sin..?...sen..korkunçsun..
Bilinçaltımızı ördük sokaklar boyu,korkuyu ve egoyu geziyoruz..midemizi leş kokulu sikler ve amlarla,taşaklarla,bokla dolduruyoruz.Ağzımızdan sarkan leş parçalarıyla dudaklarını emiyoruz hayatın.
Bak!

İçimize,derinliklere gitmeyen dar kaldırımlardayız..kendimize işte yaşayacağımız bokluk bu! dedik..
05 Haziran 2009 Cuma, 06:07:16

POSTED BY Charmerian
DISCUSSION 3 Comments

ölen anamın maaşı deniz, devletten almayan keriz

Amerika'da; Ölen annesinin emekli maaşını almak için onun kılığına girip 6 yıl boyunca bu amaca ulaşmış olan adama dolandırıcılıktan 25 yıl hapis yada 6 milyon dolar ödemesi kararlaştırılmış yakalanınca.
Rakamlar konusunda yanılma hakkımı gizli tutarak yazıyorum ki biz böyle rakamlara alışık değiliz zaten toplum olarak.
Şöyleki; Aynı olayı Yurdumda gerçekleştiren bir başka abimiz yakalanınca bırakın hapis yada para cezasını işi ticarete dökmüş bile kamera karşısında. Nasıl ölen annesi kılığına girdiğini şekil itibariyle anlatıyor muhabire hafif meşrep bir Şov tadında. Ve diyor ki; "benim gibi daha çok var aziz". Yoksa keriz mi demişti hatırlamıyorum.

Ne diyelim Abi sana sözümüz yok;
Ölen annenin maaşını almanın Helal olduğunu söyleyen vatandaşlar dururken.
İşte beğenmediğimiz Amerika ve onun kendini asla ezdirmeyen adalet sistemi.
İşte koskoca Türkiye cumhuriyeti ve onun mülkünün temeli olan adaleti.

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 0 Comments

Saklı bahçemin gizemli kokusu


Saklı bahçemin gizemli kokusu.

Gel-gitlerin kumsalda bıraktığı izler kadar,
El değmemiş bir yerinde olmalısın kalbimin.

Değil mi ki bu izler derin.

Ve uzun uzun kıvrılıyor avuçlarımızda

Bir ömür boyu.

Evet, bu günler geçer diyorsun

Oysa Geçen sadece bu günler mi?
Ya gençliğimiz?
Tükenmiyor mu umutlarımız,
Uğurunda feda ettiğimiz,
Edeceklerimiz?
Bilir misin rüyalarımda bile afak,
Tenimden canlı yosun bir duvar,
Ve artık gözlerin
Kızıl derede bir sonbahar.
Bir son vermeli yazgımın seyir defterine,
Büyük harflerle yazdığı hasret dizelerine.
Şimdi bunları boş ver sevgilim,
Biliyorsun yarın bizleri konuşacak bu memleket
Her şeye rağmen,
Asıl kaybeden zamanla unutulan yüzlerdir.
Şimdi bunları boş ver sevgilim,
Hadi birlikte hasta beyinlere şifa verelim.
Chopartypical...

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN
DISCUSSION 8 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.13


Sen Geleceksin Diye Refreş Ettim Kendimi, Silkelendim, Ayaklandım...

Sen geleceksin diye, oh sevdiceğim, kuzu sarması, zeytinyağlı dolmam

Bir buçuk aydır yerde duran selpağı kaldırdım
Boş bira kutularını çöpe attım...
Sen geleceksin diye çarşafları değiştirdim
Çarşafın yırtık kısmını yastığın altına denk getirdim...
Yastıkları da değiştirmek isterdim ama bulamadım yeni kılıfları,
Olsun ama...
Onlar daha yeni sayılır, sadece iki ay oldu,
İki ayda o kadar çok salya akmamıştır sanırım...
Sen geleceksin diye refreş ettim kendimi, silkelendim, ayaklandım...

Oh bebeğim, tavlada gelen şeş beşim!
Sen geleceksin diye yerlere yayılmış saçları topladım,
Yerde duran üç don ve iki buçuk çorabı kirliye attım...
Aslında çorapta üç taneydi ama teki kaybolmuş,
Neyse çıkar bir yerlerden sevdiceğim, ruhumun kayıp eşi, dağdan kestim kereste, kuş besledim kafeste!..
Sen geleceksin diye refreş ettim kendimi, silkelendim, ayaklandım...

Sen gelceksin diye duş aldım,
Bir yıldır kesmediğim koltuk altı kıllarımı temizledim!
Hilti ile temizledim dişlerimi,
Sen geleceksin diye sabunla yıkadım ellerimi, üç aydan sonra...
Sadece sen geleceksin diye yaptım bunları
Düşün artık bendeki değerini...
Sen geleceksin diye refreş ettim kendimi, silkelendim, ayaklandım...

Der ki Aşık Seyfi;
Eyvallah, pislik diyebilirsin bana...
Ama nerede gördün ki pisliğimi, ahan temizledim ya lan işte?!
İki sigara külü gördün diye hemen artistlenme, olur o kadar...
Sen geleceksin diye çok yoruldum ben.
Dün gece az içtim misal?
Ha bunu da mı beğenmeyeceksin?
Hadi buna cevap ver?!
Ulan! Bak sinirlendim ha, yaranılmıyor resmen!
Nankör müsün sevdiceğim, üç sayılık atışım, son saniye golüm...
Sen geleceksin diye heyecanlandım ben...
Sen geleceksin diye refreş ettim kendimi, silkelendim, ayaklandım...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Duvar Yazıları...




Pek gitmemiş be abi?..

07.05.2009 / Pınar Mahallesi

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Özgür Basına Hain Saldırı!


Efendim selamlar! Nasılsınız?

Biz? Fena sayılmaz!.. Biz, yani chopartypical, yani Özkan, Kirli Yalçın, yani Yalçın ve süpercem, yani Cem insanları olarak yani özgür basının sesi olarak (:P) hain bir saldırıya uğradık...

Hafta sonumuzu yine dağlarda, bağlarda ve özgürce hayvanlaşabileceğimiz ortamlarda geçirmek istedik. Çünkü biz hayvanlaşma işlemlerinin dağlarda, bağlarda yapılması taraftarıyız. İstanbul içersinde bu isteklerini gidermeye çalışan hayvanlara duyurulur. Neyse. Konumuz bu değil!

Biz çıktık dağlara ve bağlara, koştuk, oynadık, çocuklar gibi şen olduk. Yetmedi alkol aldık, yetmedi bira içtik, yetmedi şarap içtik, yetmedi cips yedik, yetmedi balık tuttuk, yetmedi tuttuğumuz balıkları geri saldık, yetmedi birbirimizle taşşak geçtik, yetmedi çalılar arasında g.tümüzü başımızı yırttık, yetmedi dik yamaçlara tırmandık... Elimizden ve içimizden ne geliyorsa yaptık özgür basının sesi olarak...

Ancak özgür basına bir saldırı gerçekleşti!

Normal Özkan, yani chopartypical göbeenin sol yanından, Kirli Yalçın göbeenin merkezinden, naçizane Süper Cem, yani benim göbeeemin sağ tarafından ağır şekilde yaralandık. Senkronize bir şekilde saldırıya uğradık. Hedef gözetmeksizin değil, adeta pusu kurmuş bir keskin nişancının baskınına uğramıştık. Nokta atışları ile göbek çizgimizden hedef alınıp, yaralı bir ceylan edasıyla evlerimize dönmüştük...

Yaralandığımızı çok sonra anladık. İlk Yalçın gördü, sonra Özkan ve en son ben...

Bu hain saldırının faili olan şerefsiz KENE hayvanını öldürme şerefine ben nail olamadığım için üzgünüm. Doktorlar yardımıyla bu saldırıdan - şu an için - sağ çıktık! Ancak yıkılmadık, ayaktayız! Özgür basının sesini bu şekilde susturabileceğini sanan KENE hayvanlarına geçit vermeyecek ve anarşik duruşumuzdan vazgeçmeyeceğiz.


Kamuoyuna duyurulur!...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

Dolce & Gabbana... v.Seçimler


Dolce: Of Gabba Ana çok heyecanlıyım!
Gabba Ana: Hayırdır, b.kunda boncuk mu buldun?
Dolce: Ay, yok, seçimler geliyor ya o yüzden..
Gabba Ana: Başkasının s.kişinden sen neden orgazm beğeniyorsun ki kendine? Başkan sen mi olcan?
Dolce: Öf... Daha kime oy vereceğime bile karar vermedim..
Gabba Ana: Çobanın kıllısıyla, kılsızı arasında fark yoktur..
Dolce: Siyasi ideolojiler arasında fark vardır ama!
Gabba Ana: Aynı bokun lacivertini seviyorsan, bu senin daha az kokmanı sağlamaz..
Dolce: Daha hangi rejimi savunduğumu bile bilmiyorsun ama Gabba ana!
Gabba Ana: Koca kıçına bakınca rejim kelimesiyle pek alakadar göremiyom seni.. Ondandır..
Dolce: Bunun kiloyla ne alakası var? Ayrıca ben zayıfım!
Gabba Ana: Kilolusun demedim zaten. Sadece g.tün büyük. Hem çalışmayan vücudun savunduğu rejimden hayır beklemek pek bana göre değil..
Dolce: Aman ya Gabba Ana! Sen çok biliyorsun sanki!
Gabba Ana: Çok bilsem bende çoban olurdum..
Dolce: Sen kime vericen oyunu peki? Hem oy vermezsen cezası var..
Gabba Ana: Anarşik rulz!
Dolca: ......?!?!**2*12:!^=!'....

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

Foto üzerine kritik sohbetler

chopartypical:

Günün fotosu olması lazım kanımca
ama belki de öyle ben göremedim.
Yazık olmuş diyesim geliyor.
bu yaratıcılık değil,
ya ne?
Karşılığı sadece tebrik olarak görmez,
ve Ayın fotosu ilan ederim
saygılarımla
esen kalın...









Jokerin öteki yüzü kalmasa ne anlamı kalırdı...
http://www.fotokritik.com/1655342#e8815359



dreams_scenarist:
çok teşkr ederim ama burda amatör fotoğrafçılarn çevresi geniş değilse bi işe yaramıo ii fotoğraf çekmeleri :)) alıştık artık...


chopartypical:

kral çıplak :P


dreams_scenarist:

ama garip olan bu kralın giyinmesine izin verilmiyor , çıplaklığının farkında :P


chopartypical:

kral giyinemiyorsa nü' sünü çekelim
oradan bi iş çıkar belki
2343543 izlenme sayısıyla çevre yapılabilir. :P



dreams_scenarist :

haklsıın anca öyle iş çıkar :))

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 5 Comments

Ortaya Karışık... V.8

Efendim selamlar! Nasılsınız?! haha... İyi gibiler var aranızda, kendisini kötü olduğuna ikna edenler gibi...

* Bugün çok çalıştım, çok yoruldum.

* Bu yorgunlukla metroçüke binsem kesin katil olurdum sanırım. Bende tramvaya bindim ama bineceğim vagonu seçerken sanırım biraz duygusal davrandım. Keza yanımdaki insanları seçmem gerekiyordu. Az önce, tam olarak 2-3 dakika önce, birisi yumurta osurdu! Resmen yumurta kokladım. Özlemişim yumurta kokusunu, boşluğuma geldi, sanki o osuruk kokusu değilmişte, gerçek bir yumurta kokusuymuşçasına derin derin çektim içime bir ruh hastası gibi. Bir daha osurmaz işallaj yarebbi bismillah.

* Dün mahallenin otobüsünde bir çocuk gördüm. Çocuk dediysem var bi 18-20.. Deli gibi gülümsüyordu elaman. Öylesine mutlu adam. Ulen!, dedim, ne güzel bir insan bu! Ne mutlu bir şey bu gülümseyebilme güzelliği! Derken inenler oldukça, binenler oldu ve bizde süper şoförümüzün komutlarına uyup 'inenlerin yerlerine doğru sağlı-sollu' ilerledik. Bu mutlu gencin yanına geldim ben. Bir kızla konuşuyordu. İlk başta bende sizin gibi aşk-meşk olaylarının tarif edilmez mutluluğundan güldüğünü düşündüm ama değilmiş. Adam gerçekten zihinsel problemliymiş. Dedim ya; deli gibi gülümsüyordu eleman. Ulen!, dedim yine, içten gülebilen bir adam gördük 40 yılda bir, o da zihinsel problemli çıktı. Ne kötü zamanlarda yaşıyoruz yarebbi!

* Tramvayda hep aynı koltuğa oturuyorum müsaitse. Dedim ya yukarılarda bir yerlerde, duygusal davranmaca işte. Neyse. Ben her buraya oturduğumda yazasım geliyor. Ve insanlarınsa "naapıyor lan bu manyak" diye bana bakası geliyor. Umarsızca yazıyorum hiç durmadan. Bir çok hikâyenin temelini atıyorum bu yollarda. Derviş gibi adamım. Huuu'lıyım mı bi?

* Bir "bebek" ya da bir "seri katil" olarak adlandırabileceğiniz bir hikayem var misal! Ruh hastası yanımdan ama bu. Hiç komik değil ama. Bildiğin trajik. Hiç Cem'sel değil. Tey tey. Bu ajandaya yazılan ve buraya aktarılmayan ne çok şey var daha...

* Çok yorgunum, beni bekleme kaptan...

* Teknelerin, bizi karşıdan karşıya geçiren motorların alt katlarından vazgeçemiyorum! Tüm kış boyunca bizi koruyorlar, rüzgârdan, yağmurdan ve kardan saklayıp, bağırlarına basıyorlar... Yaz gelince bir anda, tüm kış sığındığım bu alt katı bırakamıyorum! Boncuk boncuk terler aksa bile alnımdan, yinede vazgeçemiyorum... Alt kat! Sana olan vefa borcumu unutmayacağım, hiç merak etme! En sert yaz gününde bile vazcaymayacağım sana gelmekten!

* Alın size hastalıklı bir tespit: "Dinin imanın para olmuş lan!"

Bu söze iyi dikiz lütfen. Din deniyor. Din denildikçe akıllara gelenlerden bir beyin fırtınası yapalım hadi!

Din ----> Müslümanlık ----> Arap

Arap'ı tersten oku? Ne oldu; Para!

Dinin imanın nasıl para olmasın ki yani şimdi?

* Şu sokaktaki, sakalı saçımdan uzun, saçı sakalımdan kısa, pantolonu sevdiceğim hayatımın aşkı, biricik kuzumun eteğinden bol lavuklar var ya; hani yobaz gibisinden? Nefret ediyorum insan kitlesinin bunlar gibi adamlar değil de, benim gibi adamlara yadırgar bakışlarını atı-atıvermelerine...

* Bıyıklı abi! Sende sattın alt katı yine! Yaz geldi g.tünüz kalktı tabi! Kışın görürüz! Tabi püfür püfür taşşak kebabı var yukarıda değil mi? Görürüm kışın soğuktan büzüşmüş o taşşakları ben!

* Ne güzel demiş Orhan Veli; "Beni bu güzel havalar mahvetti" diye...

* Piyasalar yazın durur, kışın canlanır diye bir klişe vardır. Ama buna rağmen, benim gibi birçok işsiz zaman geçiren bir adam hiç bir kere yazın işsiz kalmadı. Uğursuzluk gibi adeta! Kış boyu işsiz dolaştı, bahar geldi iş buldu. Kışın işsiz olmak pek kötü. Evdesin ve üşüyorsun. Daha kötü ne olabilir ki? Düşünceli bir adamsın zira "zaten eve faydan yok, bari zararın az olsun!" deyip yakmıyorsun doğalgazı. Zira kıştan kalan doğalgaz faturalarını ancak ödeyip bitirebildik. Yazın işsiz kalsam aramazdım iş. Zerre s.kimde olmazdı. Alır çadırımı, vururdum kendimi yollara Alexandre Süperberduş'muşçasına! Ama hep kışa denk geldi amk. Hep ama hep. Bir kez olsun "gün gelir, alır başımı giderim!" şarkısını söyleyemedim, madem işsizim deyü...

* Koyim g.te, yeter bu kadar!

* Ayrıca çok pis küfrettim!

* İnadına = akp LÖL

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

Nazım

Bir tanem!
Son mektubunda:

'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun.
'Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
'yaşıyamam! ' Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı.



Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.
Fakat emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma!
Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında ve
bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

11-11-1933 Bursa Hapishanesi


Bir varmış bir yokmuş. Aynı Ülkede farklı zamanlarda ülkesine hizmet eden bir başkası varmış!...


-Babalar gibi satarım.
-Ne yiyecek bu çocuklar. Devlete girip de ihale mi almışlar? Adama, ‘soyadımı taşıma’ mı diyeceğim? Soyadını mı değiştirecek, babası Maliye Bakanı oldu diye?
-Çocuklarım rahat etsin diye imar iznini bekliyorum.
Sözlerinin isim babası.
Mesela Sayın Unakıtan.

Peki Sayın Unakıtan kimdir?
- Domurcalı - 1946,
- Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi
- İngilizce
- Ekonomist
- Yönetim Kurulu Üyesi
- Maliye Bakanı
- Evli, 3 Çocuk (Allahtan!)
+ kaçak villa, mısır ithalatı, Galataport, Tüpraş’taki hisse satışı gibi birçok tartışmalı konunun bize göre muhattabı.

Eh yeter bu kadar artık emekli kendisi. Hastalandı memleket meseleleri yüzünden. Kafasında saç kalmadı.

Hastalığının tedavisi için eşi;

"Rabbime sordum. Nerede ameliyat olması daha iyi olur?' diye. İçime bir his doğdu, ABD'deki Cleveland diye... gösterdi. Rabbime şükürler olsun." dedi.

O şükrü benim, senin, bizim, ödediğimiz vergilere borçlu olmayasın?
Ayrıca şu his bir kerede ülkeni düzlüğe çıkarmak için yol gösterse ya?
Rabbine sor; Devletin örümcek ağı tutmuş Adalet sisteminin neden işlemediğini.
Deniz fenerinde paraları cukka yapanların öbür tarafta akıbetinin ne olacağını sor bir kere.
Yoksa sorduğunuzda bir bildiğiniz mi var?
Yoksa Rabbin Devlet'in malı deniz mi diyor?
Yoksa bize de keriz mi?


Yazımın başında Nazım Hikmetle başladım keza kendisi bu Ülkede düşünmenin faturasını ağır ödeyenlerden. Ama artık devir değişti düşünsen de söylesen de bir b.k olmuyor. Halk odun Nato mermer nato kafa. O yüzden düşünce suçu yok. Devir icraat yapıp gemi alanların devri. Yani Devri-m den m harfini attık cuk oturdu.

Nazım Hikmet bu devirde yaşasaydı ödediği Faturanın K.D.V.sini kimden isterdi?
Soruyorum Ahsen Unakıtan, Rabbin bunun için ne diyor?

Oysa Rabbiniz kimilerini vatan haini yapıyor değil mi? Kimileri kaptan, kimileri Amerikan uşağı oluyor.
Zamanında Cami avlularında Amerikan bayrağını yak diyende, sonra git çocuklarını Amerikada okut ve onlara orada iş bul diyende işte bu Rabbindi.
Tıpkı kocanı Amerikalı doktorlara emanet ettiğin gibi.
Tıpkı Türkiye ekonomisini, maliyesini IMF ve ABD'ye teslim ettiğin gibi.
Bunlar hep o Rabbinin suçu.
Nerden geliyor Rabbinin Amerikan rüyası?
Sayın Ahsen Unakıtan, 2004 yılı Belediye seçimlerinde seçim otobüsünün üzerinde Amerikan bayraklı T-Shirt le çıkmanı da Rabbin mi söyledi?
Rabbin bunlara Gavur diye diye bir sürü ayetler gönderdi. Sizin gibi iyi Müslümanlar bunları okumamış olamaz değil mi ?
Yoksa Rabbin kendisiyle mi çelişiyor?
Yoksa sen ve senin gibiler, Müslümanlığı bir hayat felsefesi kadar benimsemiş, siyasetin oyuncağı haline getirmiş iyi insanlar, Rabbinizie karşımı geliyorsunuz?




Renginiz ve tarzınız bu kadar belliyken bir de Nazım'ın mezarına taktınız. Yurda getirelim dediniz. Dirisini kovaladınız Ölüsüne hurma dalı mı vereceksiniz? Vatan haini dediniz adamın meydanlarda şiirlerini okuyor Başbakanımız. Vatan mı değişti yoksa hainlik mi? yoksa Vatanseverliği mi öğrendik?
Ama öğrenilecek çok şey var ve meydanlarda okunacak çok şiir var aslında.


Mesela yandaki Vatan haini yazısını meydanlarda okumalı Başbakan.
Ben, okuyamazsınız diye yazıyorum.

"Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala. Amerikan Emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala. Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında Amerikan Amirali. Amerika bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. Amerikan Emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. Nazım Hikmet Vatan hainliğine devam ediyor hala.
Evet, Vatan hainiyim,
Siz Vatanseverseniz,
Siz yurt severseniz, ben yurt hainiyim, ben Vatan hainiyim.
Vatan Çiftliklerinizse,
Kasalarınızın ve Çek defterlerinizin içindekilerse Vatan.
Vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
Vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
Vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
Vatan, mızraklı ilmihalse,
Vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
Vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
Vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
Ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."


Görülüyor ki Nazım ona yol gösterecek Rabbine isyan etti Ahsen hanım.
Bu yüzden yoldaşların Rabbi olmadı ve bu yüzden Vatan haini, bu yüzden dinsizler.

Belki de bu yüzden Rabbi ona Cleveland demedi.
Belki de Rabbi onu sevmiyordu!
Onun Rabbinin Emperyalist huylarını sevmediği gibi.



Huzurla uyu Nazım. Çürümüş bedenini Siyasi rant'a alet etmeye çalışırlarken dahi huzurla uyu.

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 7 Comments

Duvar Yazıları...


Madem Israr Ediyorsun...


08.06.2009 / Beylerbeyi / İstanbul

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Mavi Pijamalı Süper Cem v.2

Mavi Pijamalı Süper Cem 'in ilk versiyonu için tıkızlayınız...


"Neyse" dedi, insan görünümlü olan ve babam olduğunu iddia eden uzaylı...

Mavi pijamalarımın paçalarından soğuk bir hava giriyordu...

İnsan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden uzaylı, beni içeriye davet etti. Girmek istemiyordum aslında ama akbilini, anahtarını, her şeyini evde unutup mavi pijamayla sokakta kalan biri olarak pek yapacağım bir şey yoktu. Kabul ettim ve otomatik açılan kapılar arasından içeri girdim.

Etraf loş ışıkla aydınlatılmıştı. İnsan görünümünde olan ve gerçek ailem olduğunu iddia eden bu iki uzaylının fazla fantezi düşkünü olduğunu düşünerek gülümsedim.

Koltuğa oturdum ve insan görünümünde olan ve ailem olduğunu iddia eden bu fantezi düşkünü uzaylıların gelip karşıma oturmasını bekledim. Geldiler ve bana baktılar. Bende onlara baktım. Anlamsızca bakışmamız bir 40 saniye kadar sürdü. Boş bakıyorlardı. İnsan görünümünde olmalarına rağmen bu boş bakışları bana gerçekten uzaylı olduklarını düşündürttü. Ayrıca ağızlarını oynatmadan konuşuyorlardı.

"Sanrım bana yapmak istediğiniz açıklamalar var!" dedim. İnsan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı "loş ışıklar annenin fikriydi" dedi, ağzını oynatmadan. Telepatik manyaklar olduklarını unutmuştum. Bu canımı sıktı.

"Neyse" dedim, "lütfen benimle konuşurken ağzınızı oynatın, ben alışık değilim bunlara" dedim. "Tamam" dedi insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı, ağzını oynatarak.

"Ben neden buradayım ve siz kimsiniz?!" dedim sert görünmeye çalışarak. "Hiç bir eşyanı almadan evden sadece bu mavi pijamanla çıktığın için buradasın ve biz senin biyolojik anne-babanız" dedi insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı.

"Madem" dedim, "siz benim gerçek anne - babamsınız....", "Öyleyiz!" dedi insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı, sözümü telepatik yollardan keserek ve ağzını oynatmayarak attığı çığlıkla. "Tamam" dedim, "anladık ama o zaman ben niye bir dünyalı gibi yaşadım, ben neden Türk oldum misal?" Derin bir nefes alarak arkasına yaslandı insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı. Gözlerini kapattı. Önemli bir şeyler söyleyecekti sanırım ve şu an söyleyeceklerini kafasında tarttığı için suskunca bekliyordu. Yaklaşık bir dakika boyunca öyle kaldı. Ağzından çıkan boş fıss sesi ile irkildi ve gözlerini açtı. Uyuya kalmıştı.

"Böyle bir durumda nasıl uyuyabiliyorsunuz?" diye sordum. İnsan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü ve uykucu uzaylı bana baktı uykulu gözlerle.. "Affedersin.. ne demiştin?" diye sordu. Sinirlerime hâkim olmaya çalışıyordum ama ben çenemi tutsam bile telepatik olarak beni anlayabilecekleri aklıma geldiği için kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Derin nefes aldım, içimden üçe kadar saydım. Gerçekliği tam olarak kanıtlanmamış olsa bile biz anne - babaya saygı gösterirdik, çünkü biyolojik ailem olup olmadıklarından şu an itibariyle emin olamadığım ailemden böyle öğrenmiştim. Eşeğimi sağlam kazığa bağlıyordum. Sorumu tekrarladım.

"Kek yaptım yavrum yer misin?" diye sordu insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı. "Şaka mı bu?!" der gibi gülümseyip tekrar insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu uzaylıya döndüm.

"Asırlardır bir savaşın içindeyiz evlat..." diyerek başladı sözlerine. "Dünya bizim için ele geçirilmesi gereken bir yet ancak bu savaş insanlara karşı değil. Bu savaş ebedi düşmanımız Kayzonsosyatorya ile süren bir savaş ve bizler de onlar da dünyaya devamlı birkaç insan göndererek hem bilgi almak, hem burayı kendi çıkarlarımızca yönetip, kazanmak için uğraşıyoruz..."

Söyledikleri etkileyiciydi ve gerçekçi duruyordu. "Peki, bana bu anlattıklarından örnekler verebilir misin?" dedim, sıkı bir gülümsemeyle "kötü kalpli düşmanlarımızın bu alanda baya ilerde olduklarını söylemeliyim" dedi. "Örnek olarak Bush Ailesini onlar yollamıştı diyebilirim..."

Şimdi her şey anlam kazanmaya başlıyordu. Bir dünyalının olamayacağı kadar beyinsiz bir adamdan bahsediyordu! Ama burada, mavi pijamasının paçasından giren soğuk havayı taşşaklarında hisseden Süper Cem'in bu olaylarla ne alakası olabilirdi ki.. Bir müddet suskunluk oldu. İnsan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu ajan uzaylı tekrar horlamaya başlamıştı.

"yavrum üşüdüysen üzerine hırka vereyim" dedi insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uzaylı. Oralı olmadan düşüncelere daldım. Koltuğun arkasına yasladım başımı. Tanımlayamadığımız için UFO dediğimiz bu uzay aracını incelemeye başladım. Bizim 80'li yıllardaki evimiz gibiydi. Yerde bir halı, duvarda bir saat ve televizyon üzerinde dantel örtü vardı. Fiskos masasında duran çiçekler soluyordu.

"Yavrum susadın mı, su kola neyn getireyim mi sana?" dedi insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü rahatsız uzaylı. O sırada insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu ajan uzaylı da uyanmıştı.

"Peki" dedim, "neden ben, neden Türkiye?" İnsan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu uzaylı gülümsedi. "Bir gece rabbime yalvardım, bana Türkiye dedi" diye bir savunma yaptı. "Olmaz!" dedim sinirle.. "Kabul etmiyorum, beni rahat bırakın artık!" dedim. Kafam karışmış ve sinirlenmiştim..

O sırada "yavrum acıktın mı, yemek hazırlıyım mı sana?" dedi, insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü rahatsız uzaylı.

"Sus anne, yeter artık!" diye bağırdım sinirle...

......

Kısa bir sessizlikten sonra, insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü rahatsız uzaylı sevinç çığlıklarıyla fırladı ayağa. Aynı anda, insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu ajan uzaylı elini alnına vurarak "hasssiktir yaa!" dedi...

"Noluyor .mına koyim" dedim ben...

İnsan görünümünde olan ve anne-babam olduğunu iddia eden bu şehvet düşkünü uzaylılar, oda içinde anlam veremediğim hareketlerle dolanıyorlardı. İnsan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü rahatsız uzaylı seviniyor; insan görünümünde olan ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu ajan uzaylı ise üzülüyordu. "Anne dedi" diye tekrar etti sevinç çığlığını insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü rahatsız uzaylı...

"Noluyor .mına koyim" dedim ben...

"Yine ben kazandım!" dedi insan görünümünde olan ve annem olduğunu iddia eden şehvet düşkünü rahatsız uzaylı...

Mavi pijamalarımın içersinde terliyordum. "Noluyor .mına koyim" dedim..

İnsan görünümlü ve babam olduğunu iddia eden şehvet düşkünü uykucu ajan uzaylı yanıma geldi, suratından düşen bin parçaydı. Uykulu halinden eser kalmamıştı. "S.ktirgir lan buradan!" dedi.

"Noluyor .mına koyim" dedim ben ağzımı oynatmadan...
"Bir kere de ben kazanayım lan!" dedi...
"Noluyor .mına koyim" dedim ben..
"İlk önce "baba" demen gerekiyordu sefil dünyalı!" dedi ağzını oynatarak ve hatta tükürükler saçarak...
"Noluyor .mına koyim" dedim ben. Hiç bir şeye anlam veremeden bakınıyordum etrafa. Bush, Kayzonsosyatorya, dünyanı yönetmek falan derken her şey 1 Nisan şakasına dönmüştü.

Bir anda kendimi tekrar durakta buldum. Mavi pijamamın paçasından soğuk hava giriyordu. AKP flaması kopmuş, yerlerde sürünüyordu. Şaşkın, geç kalmış ve taşşakları üşür halde oturdum durakta.. "Noluyor .mına koyim" dedim. Mavi pijamalarımın paçalarından bir soğuk hava esti...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Tenhi

Bazen boşluklarında kaybolduğunuz, derin bir dehlizin soğuk ve küflü kokusunu çiğerlerinizde hissettiğiniz anlar olmuştur hayatınızda. Bu öyle bir boşluktur ki, yerine ne koysanız olmaz. Ne yeni bir sevgili, nede çarşıdan bayram için alınan pabuçlarınız adını koyamadığınız bu duruma derman olur. En yakın sırdaş olarak gördüğünüz köpeğiniz bile ortak olamıyordur bu derinden esen figar rüzgârlarına.
Yalnızlığınızı yalan olarak gördüğünüz dostlarla doldurursunuz. Bu böyle bir boşluktur, sizi ve prensiplerinizi alaşağı eden.




Yeni bir iş, zamanı gelmeden önce çıkılmış bir tatil, ne gam...




.....


"Sahilde kayalara bu abiler gibi oturmuş, Biramı içiyor ve yeni aldığım kulaklıkları discmanime takmaya çalışıyordum. Teknelerin sükuneti ortamda tarifi zor bir sakinlik ve huzur etkisi yaratmıştı. Ve ben belki de kulaklığın sarmaş dolaş olmuş kablolarını ilk defa bu sakin ortamın sayesinde sinirlenmeden açıyor ve bunu yaparken ilerde oturan ufaklığı salakça yüz ifadelerimle güldürüyordum.

Elimde hâlihazırda Bulunan, üzerine karalanmış bir şekilde Tenhi yazılmış CD'yi çıkarıyorum. Zamanında adının Türkçe karşılığı kainat prodüksiyon olan bir siteden bulmuştum bu grubu. Dinlemeye fırsat bulamamıştım.
Reading...

MAAÄET albümü parça no 1 parça adı varpuspäivä...
İçim ürperiyor...
Ardından kuoppa ve kuulut kesiin.

Sanki kuzeye gitmişim... Çok kuzeye... Sanki derinden esen ve adını figar koyduğum rüzgârın yerini kuzey rüzgarları sarmış, Gökyüzü kararmış, yıldızlar her zamankinden parlak ve her yanım Aurora ile bezenmiş."

İşte Tenhi adlı Grupla tanışmam aşağı yukarı böyle olmuştur. İçimde tarif edemediğim, adlandıramadığım boşluğu bu grubun sayesinde o gün müzik ile doldurabilmiş ve beni anlatan ezgiler denizinde kendi yalnızlığımı yenebilmiştim. Hastası olduğum Emprium'a bir kardeş daha gelmiş, arşivimde birbirlerine çok yakışmışlardı.

Daha sonraları uzun otobüs yolculuklarında eşlik ettiler bana. Geceleri sıkıştığım o dar otobüs koltuklarından alıp uzak diyarlardaki buğday başağı dolu tarlalara attılar beni. Bu rüya bitmesin diye discman'e akü bağlayan bir çılgın oldum. Şehirlerarası yollarda çok akü taşıdım ve bitirdim.


Tarzları Dark folk - Neo folk olarak geçen Finlandiyalı grup parçalarını Fince seslendiriyor. Fincenin, kökleri Uralların ötesinden gelen Finli kabilelere dayandığını ve bu yüzden Türkî dillere çok yakın bir bağı olduğunu dip not olarak eklemekte fayda var. Türkiye'ye henüz geldiler mi bilmiyorum. Çok fazla hayranı olduğu konusunda bilgiye sahip değilim. Tek bildiğim benim kulaklarımda Şarabın bıraktığı hoş tadı bırakıyor olması.

Ekip üyelerinin kim olduğu bahsine girmeyeceğim zaten http://utustudio.com/ buradan öğrenebilirsiniz. Beni en çok etkileyen ve üzerinde duracağım konu, stüdyoları. (Yukarıda fotosu mevcut)

Sanırım Türkiye Şartlarında yaratıcı işlerin sadece korsan yüzünden yapılmadığı gerçeği biraz içi boş kalıyor bu fotoya bakınca. Yaratan hepimize zevk ve imkân aşılasın demekten başka bir şey gelmiyor içimden.





Bir grup ya da albüm hakkında bu kadar uzun yorumu normalde gereksiz olarak görmeme rağmen, Tenhi'yi bunun dışında bırakma ihtiyacımı tamamen bir vefa borcu olarak görmenizi diliyorum.

Aşağıda linklerini verdiğim Albümlerden tavsiye isterseniz Maaäet güzel bir başlangıç olabilir.









2007 - Folk Aesthetic 1996-2006 CD 1 / CD 2 / CD 3

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 9 Comments

Hatırlatma! Yuva Belgeseli..

'Yuva' belgeseli 90 ülkeyle aynı günde NTV'de
Çekimleri 3 yıl süren belgeselde gökyüzünde devri-i alemle dünyanın nasıl değiştiğine tanık olacaksınız. Belgesel 5 Haziran'da NTV Yeşil Ekran'da...

Belgesel sevenlere duyurulur...
Haber kaynağı http://www.ntvmsnbc.com/id/24970290/

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN , ,
DISCUSSION 6 Comments

Bir İstanbul Beyfendisi...

Saat 10:30... Yer Nişantaşı...

Kulağında dünyanın en güzel müziğini dinleyen İstanbul Beyefendisi, namı değer (Süper) Cem yüzünde mutluluk belirtileri saçarak yürüyordu. Mutluydu. Kolunda inanılmaz yükler vardı ama kulağından beynine akan bu basgitar, elektro gitar, davul ve vokalin yaptığı grup seksinin çıkarttığı iniltileri dinleyerek ereksiyon halinde olduğu için mutluydu, gülümsüyordu... Karşıya geçmeye çalışan teyzeyi gördü...

(Süper) Cem: Merhaba hanımefendi, karşıya geçmeme yardım eder misiniz?
Teyze: HAHAHA Seni pislik!
(Süper) Cem: Bunu evet olarak kabul ediyorum
Teyze: Tamam o zaman hadi yardım edeyim
(Süper) Cem: Birde koluma girerseniz sanırım Nişantaşı'nın en şanslı insanı olacağım!
Teyze: kehkehkeh
Karşıya geçilir...
(Süper) Cem: Çok teşekkür ederim efendim bu zevki bana yaşattığınız için
Teyze: Ben teşekkür ederim evladım..

(Süper) Cem yoluna gülümseyerek devam eder...

Saat 11:00 Yer Metrobüs

(Süper) Cem muhteşem müziğini dinlemeye devam eder, boş bulabildiği bir koltuğa oturur. Otobüse sinirli bir adam biner. El kol hareketlerinin yanında arada bir sesli olarak ta söylenir. Hiç durmaksızın söylenir. (Süper) Cem'in arka tarafında olduğu için onu görmüyordur, kulağında müziği için onu görmüyordur ama metroçük kitlesinin sistemli olarak bir anda kafasını o tarafa çevirmesinden anlamıştır durumu. Kafalar kurulmuş mekanizmalar gibi 1-2 dakika aralıklarla aynı anda, aynı şekilde ve aynı yöne dönüyordu. Komikti. Derken bağrışmalar duydu (Süper) Cem. Kulağında dünyanın en güzel grup seksinin iniltileri olmasına ve kendini bu iniltilere teslim etmesine rağmen duyabiliyordu...

Sinirli Adam: HAA?, haa?... Tamam, TAMAM ABİ TAMAM, HAAAĞ? NEEE? HAAĞ.. hığğ.. ABİ BEN SENİ DUYAMIYORUM YA HİÇ, BİRAZDAN ARAYAYIM BEN SENİ haaa? HAAA? HAAAA?
(Süper) Cem: Aslında otobüslerde telefonla konuşmak bir zarar vermiyor otobüslere, ancak sizin gibi insanlar yüzünden otobüslerde telefonla konuşmak yasak biliyor musunuz?
Sinirli Adam: HAAAĞ?

Saat 11:15 Yer Hala Metrobüs

(Süper) Cem bir teyzeye yer vermiş ve ayakta dikilmektedir. Yaşları 13-15 civarı olan çocuklara gözü takılmıştır. Yan koltuktan beri, diğerinin pantolonuna ayağını sürtmeye çalışan bir veledin metroçükün koltuğunun içine ettiğini görmüştür.

Velet 1: Olm çeksene ayağını
Velet 2: hehahahüupağığ
Velet 1: Olm yapmasana!
Velet 2: ağğğğuğğaeaaağhueha
(Süper) Cem: Ayağını sürtmesene oraya!
Velet 1: ....
Velet 2: ....
(Süper) Cem: Baban mı temizliyor bu otobüsü?
Velet 1: ....
Velet 2: Abi ben bişiy yapmadım ki.... :(
(Süper) Cem: Sürtme ayağını!

(Süper) Cem'in kulağında hala dünyanın en ateşli grup seksinin iniltileri dönmektedir ama 45 dakika içinde insanlar tarafından alaşağı edilmiştir hisleri, gülümsemesi, mutluluğu. Neden olmasın güzel günlerimiz?

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

Dolce & Gabbana... v.Erkekler

Efendim selamlar! Nasılsınız?

Beni soracak olursanız, yorgunum ben. Çok değil ama. Önemseme.

Bugün sizlere bloğumuzun yeni starlarını tanıştıracağım. Bir süre bizimle olacaklar. Bakarsınız kalıcı olurlar. Ben pek sevdim kendilerini. Kendileri Dolce ile Gabba Ana'dır. Kendileri anadolunun fakir köylerinde büyümüş ve şehre yerleşmiş iki insandır. Dolce yavrudur, Gabba Ana anadır. Sadece birbirleriyle konuşmalarını içeren diyaloglardan oluşan kesitleri ben aradan çekip sizlere sunacağım. Gizli dinleme cihazım var. 24 saat dinliyorum kendilerini. Bazen acaip saçmalayabiliyorlar, bilginize...

----------------------------------

Dolce: Gabba Ana yeni bir çocukla tanıştım!
Gabba Ana: ... Töğbe estafurullah...
Dolce: Çok yakışıklı!
Gabba Ana: Güzellik geçicidir.
Dolce: Hemde çok zengin!..
Gabba Ana: Orspu çocuğunun tekidir o zaman!
Dolce: Aman Gabba Ana, neden öyle diyorsun?!
Gabba Ana: Sen orspu çocuğu musun?!
Dolce: Hayır!
Gabba Ana: Ama fakirsin.
Dolce: Ama çok iyi bir insan...
Gabba Ana: Bizim köpekte çok iyi! Kendini ona veriğin mi?
Dolce: Bir köpekle bir insanı nasıl örnekleyebiliyorsun ya!
Gabba Ana: Aynı şey...
Dolce: Nasıl yani?
Gabba Ana: Seni yatağa atana kadar dillerini çok iyi kullanırlar ama yatağa girince kitlenip kalırlar...
Dolce: Diyorsun?
Gabba Ana: İstisnalar kaideyi bozmaz tabi.
Dolce: İstisnaları nasıl ayıklayacağız peki Gabba Ana?
Gabba Ana: Garpuzun iyisi tokatlamadan seçilmez..
Dolce: Hepsini tokatlarsak yolcu olmaz mıyız?
Gabba Ana: Pazardan domatesi mıncıklayarak mı alırsın?
Dolce: Bi' karar ver Gabba Ana! Bi elle diyorsun, bi elleme diyorsun!
Gabba Ana: Müzik türleri arasındaki farkı dinleyerekte anlayabilirsin...
Dolce: Filozof kesildin sende başımıza ama Gabba Ana!
Gabba Ana: Eşşeğini iyi bir ahıra kapatmazsan, köyün gençleri seni "kayınpeder" beller..
Dolce: ÖHH be Gabba Ana öhh yani...
Gabba Ana: Hadi gız Dolce, git bi su getir, içim yandı gız...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Seyfi Abi ve Onun Fantastik Düşleri v.12


Hasta Olurdum Sana!...

Ohh beybi! İki adet bacak süsü verilmiş sütun geliyor karşıdan.
Sıkı bir kalçayla ödüllendirilmiş bir pantolon
Ve olimpiyat şampiyonu bir sütyen;
Paraşütle atlama dalında...
Yüzüne bakmasam, hasta olurdum sana!...

Kalın dudaklar büyüleyici, eyvallah...
Ama kocaman gözlükler neyin nesi, oh beybi
Görünmeyen bakışlarla mı yön vereceksin sahte hayatına
Gözlüğünü çıkartmasam hasta olurdum sana!

Oh beybi! Orospu ceylanların zerafeti!
Yüzünün bu macunlaşmış hali ne ulan?!
Dal gibi bir hatunmuşsun sen aslında ama;
Lazım sana bir hilti, bir spatula...
Güzelleşeceğim diye at pisliklerini doldurmuşsun suratına,
Makyajını silmesem, hasta olurdum sana!

Derki Aşık Seyfi;
Lan kokoş hatunlar! Azıcık kendinize gelin!
Sizin boyalı yüzleriniz, kıllı koltuk altlarınız yüzünden inemiyorum dağdan!
Nerede kaldı doğal güzellik, doğal zerafet!
Çirkinliğinizi ve fesat bakışlarınızı gizleyen,
O kocaman güneş gözlüklerinizi kırıp
Hiçte hoş olmayan bir eda ile şaplağı vurur,
Bir siktirolup gidin lan! derim;
İçimde bir sızıyla...
De hayde... Gözüm görmesin.
Acıktım. İştahımı kaçırma...
...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

National Geographic POD