Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Listen To Me!...

Aslında ensesine şaplağı vurduğum anda gülmemiz gerekiyordu ama hiçte öyle olmadı. Bu harekete hep gülmüştüm oysa ben ama artık insanlarla olan ortak paydalarımın iyice azaldığını görüyordum. Tiki olan bir insana yavaşça yaklaşıp, dudaklarını büzüştürerek "muççu"ya benzer bir ses çıkartarak koltuk altına doğru parmağını uzatmakta artık eskisi kadar eğlendirmiyor insanları...

"Ay Fağruk, nağpıyorsun yaaağ!" diye çemkirdi yüzüme. Acılı adana kokusunu minik sinirler aracılığıyla beynime yolladı koca burnum. "Görmüyor musuan makyajımı tazeliyoruaağm?!"

Sesinde öfke vardı. Kırmızı, dudaklara ıslak görünüm veren ve simli ruju burnuna girmişti. "Bak tatlım" dedim, "tatlım diyorum ama İngilizler bunu için 'honey' falan kullanıyorlar. Aslına bakarsan honey bal demek. Ayrıca tatlımdaki "m"yi biz vurguluyoruz. Benimseme, bi sahiplenme var. Ama İngilizler direkt honey diyor. Nerede bunun "m"si diye sormazlar mı adama? Bence bu adamlar çok soğuk. Çünkü" derken "Ay ne diyorsuan Fağruk? Ban senie hiç anlamıyoruam artık yeağ?!" dedi.

"Anlasan şaşardım zaten!" diye düşündüm ama söylemekten vazgeçtim. Zaten çok sinirlenmişti ve cüsse olarak benden iri olduğu için bunu unutmaya karar verdim. "Bak hayatım" dedim. "Hiç dinlemiyorsun ki ama sen beni! Bu arada İngilizler hayatım yerine "sweetheart" falan kullanıyorlar. Sawyer'dan öğrendim. Komik değil mi sence? Türkçesi aslında şirin yürek! Puhehaha! İngilizler soğuk oldukları kadar gariplerde!"

"Ay Fağruk iyi misin sean yağ? Portakal suyu falan mı çarptı yoksa? Şaka gibisien gerçekteağn!" diye gürledi yeniden.

İlginç bir sevgilim olduğunu yedi cihan söylüyordu zaten. Hem dinlemiyor, hem bana kızıyor. Bi dinlese aslında geleceğim noktayı görse, hak verecek bana! Zaten yakıştıramıyorlar bana... Hem çok değişti son zamanlarda. Küçükken ensesine vurduğum zaman bu kadar tepki göstermez, ufak bir tebessüm, minik bir küfürle bitirirdik muhabbeti. Sırf ruj burnuna girdi diye insan bu kadar sinirlenmez ki?!

Şalgamından büyük bir yudum aldı ve dudaklarını sildiği ıslak mendili kül tablasına bıraktı. "Islak mendilin tüyleri kaldı bıyıklarında" dedim, aceleyle temizledi. Artık tiksinmeye başlamıştım ondan. Çocukluktan beri beraberdik ama artık olmuyordu. Dinlemiyordu beni hiç.

"Dinle beni" dedim, "yani İngilizler olsa "listen to me!" derler ama sen dinle..." dedim. Söylediklerimin algılanıp algılanmadığını görmek için birkaç saniye bekledim. Gözlerini devirdi "ne banel" der gibi...

"Bak Mahmut!" dedim ve daha ara nefesimi almadan üzerime doğru eğildi, sert ama alçak sesle "Dışarıda bana Mahmut diye seslenme demedim mi lan yavşak! Okşan desene lavuk!" deyip kalktı gitti masadan...

Yine yapmıştı, yine dinlemedi beni. Bıyığında bir parça daha pamuk vardı. Diyemedim...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

One Response to : Listen To Me!...

  1. Darkohl says:

    Bunların hayalcikten olmayanlarıyla muhabbet etmek çok muazzam bir deneyim oluyor insan bünyesine.
    İstanbul koca şeer tab.

Bu gadget'ta bir hata oluştu