Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Türkler Aslında Neden Sadece Alışkanlıklara Şartlandırılırlar

Öncelikle amacımın kesinlikle herhangi bir karalama ya da küçük düşürme yolunda olmadığını belirterek bundan sonra okuyacağınız her şeyin tamamen üzerime afiyet olduğunu hatırlatmak isterim.

Ürün seçmek veya marka tercih etmek tamamen kişisel ve beğeniye aittir. Bunu reklamcılar ve bu sektörde yakından uzaktan alakadar olan pek çok insan bilir. Kişisel beğeninin değiştirilmesi reklamda, pazarlanmasında, ürünün tüketim yerinde, amacında ve buna benzer pek çok farklı alanda kullanılması tercih edilen yere göre değişkenlik gösterilebilir. Fakat yapılan araştırma, anketler ya da kamuoyu araştırmaları her ne kadar yüzdesel oranda başarı göstermese de biz sevgili Türk milletini din iman allah kitap şeklinde triplerle kandırmak her daim kolaydır. Özellikle reklamların içerisinde geçen seçilmiş onca nadide kelimede bile bir şekilde kişiliğiniz ne olursa olsun etkileyecek bir yer bulunabilinir.

Bazılarımız inkar etmemize rağmen her halükarda da olsa bir şekilde istemediğimiz halde karşımıza çıkan ürünleri eninde sonunda tüketmek durumunda kalıyoruz. Eğer insan istekleri sınırsızsa kaynakların sonsuz olduğu düşüncesiyle daimi suretle hep bir şeyleri isteyip bazı şeyleri burnumuzun ucuyla iteriz. Bu durumda elimiz mahkum tüketmek kaçınılmaz olur.

Buzdolabının üzerinde duran o minik mıknatıslı promosyon kağıtlarına yazdığım evin eksikleri içerisinde yer alan süt ile başlıyor hikayem ve az biraz sonra sona kavuşacak.

Mümkün olduğunca kişisel tatminliğimi etkilemek için alacağım sütün markası Pınar Süt'ten başkası olmuyor. Marka olayı değiştiği zaman olur olmaz alışkansızlıkların verdiği tepkiyle içimde minik bir uhde hissediyorum. Cem beni bu konuda çok iyi anlayacaktır -al birini vur ötekine. Sabahları süslenmekten vakit bulabilirsem kahvaltıya minicik bir zaman ayırmak durumunda kalıyorum ve mütemadiyen annem evde olduğu sürece bir bardak pekmezli sütü yuvarlıyorum bir dikişte. Sonsuz yarar can-kan oluyor benliğime, böylece son yudumu boğazımdan aşağıya gönderdikten sonra ileride kemik erimesi sorunlarıyla karşılaşmayacağım için kendimi teselli ediyorum. En azından umutluyum ama.

"Bu sabah yine her sabahki gibi" sütümü kafama dikmiş içmeye devam ediyordum ki birinci yudumun sonunda olduğu gibi lavabonun bunu kabullenmesine izin vermek zorunda kaldım. Alınan sütte daha önce hayatımda hiç tatmadığım değişik bir tada nail oldum. Daha önceden çok bozuk süt içtim ya da yoğurda çalmış süt gördüm ama hayatımda böylesini hiç tatmamıştım. Betimlemeler içim kullandığımız zehir gibi bir tat benliğimi sararken suratımdaki bütün kaslar da duygu karmaşasını yansıtmayı iyi becermişti eminim. O an bir kamera olsa hayatım boyunca belirli periyotlarda izler ve günlük gülme saatimi doldurmuş olurdum sanrım.

Evde daha önceden kalmış olan Pınar Süt'ü denediğimde herhangi bir anormallik sezinleyemedim, fakat fazlasıyla geç kaldığım için artık evden çıkmak zorundaydım. Bütün gün sütün içinde ne olabileceğini düşündüm. Anneme sorduğumda ise babamın sabah alışverişinde Tansaş'tan kendi adlarına ait sütü almış olduğu ve sabah sabah bana onu içirmeye çalıştıklarıydı her şeyden habersiz -garibanlar. Akşam eve geldiğimde, evde bulunan en küçük çay kaşığının ucuyla bu sabah alınmış ve tarihi henüz çok yeni olan ve son kullanma tarihine de yaklaşık 3 ay kadar zaman olan sütün tadına bakıldı ev ahalisi tarafından. Hepimizin suratında yeniden aynı ifade belirdi. Henüz atılmamış olan fiş ile birlikte bu olay yarın çözüme kavuşacaktır. Bakalım Tansaş'a gittiğimizde bu sütü tatmak için gönüllü olabilecek yeni yaratık kim olacak merak ediyorum.

Ertesi yarın kuşağının da bugün sonuna geldik a dostlar.


Ataların "ucuz etin yahnisi" şeklinde muhteşem bir sözü var değil mi ama.

Sevgi, saygı.

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 2 Comments

2 Responses to : Türkler Aslında Neden Sadece Alışkanlıklara Şartlandırılırlar

  1. Bana sorarsanız Türkiye bazı konularda Dünyada bir numara. Nedir bu konular derseniz; etrafındaki 3 denizden midir bilinmez acayip üçkağıtçı bir milletiz. Gıda sektörü bunlardan biri mesela. Pisliğin ucunu gören bir insan olarak bunları rahatlıkla söyleyebiliyorum. her türlü sahtekarlık mevcut. bezelyeyi fıstık diye yutturmak, ketçaba su katmak, kaşara patates karıştırmak, kabağa karpuz aşılayıp hormonu dayamak artık masumane sayılan şeyler. Vatandaş olarak zaten alıştık bunların tadlarına kanımca. şahsen ben normal kaşarın tadını hatırlamam %100 dana etinden sucuk yediğine inanan kaç kişi var? onlara geçmiş olsun diyorum. herşey bir kenara şimdi birde süte melamin denen şeyden katıyorlar. artık pastorize denilen şeyinde traş olduğunu söyleyip sütü eskisi gibi sokakta satan insanlardan alıp kaynatmamızı söyleyen kişiler var. tabi burda kaynatmanın amacı mikrop kırılsın diye değil içine katılan suyun buharlaşması için unutmayın :P melaminle ilgili kaynak için http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/473044.asp

  2. Darkohl says:

    Sonuç itibariyle bugün yeniden Tanssaş'a uğradığımda aynı serinin aynı kutusundan ard arda çıkan kutuların da kontrol edildiği fakat onlarda herhangi bir anormallik olmadığı söylendi.

    Bizim aldığımız sütten bir önceki ve bir sonraki süt kutularının tadına bakılmış ve bir de bizimkine. Aralarında bulunan kimyasal tad farklılığını es geçmeden belirtti şube müdürü.

    Fakat analize gönderilemeyecek kadar baktari toplayacağı için bu sevdadan vazgeçildiği söylendi.

    Açıkladığı bütün özel açıklamalardan sonra da ekledi; "sanırım tamamiyle cana, mala veya ürüne kasıt var bu işin içinde".

    Evet.

Bu gadget'ta bir hata oluştu