Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Birlik ve Beraberliğe Her Zamankinden Daha Fazla İhtiyacımız Olan Şu Günlerde...

Efendim selamlar! Naber lan?!


Biraz önce geldim eve. Cuma gecelerimizin değişilmez tutkusu halısaha maçından döndüm ve uzun zamandır açmadığım eski yedek klasörleri karıştırmaya başladım. Küçüktüm, ufacıktım, top oynar acıkırdım ve aradan yıllar geçti, şöyle bir bakıyorum, hiç bir şey değişmemiş hayatımda. Tek fark artık ders çalışmıyorum, ki aslında o zamanlarda çalışmazdım.

Bir öğrencinin olmazsa olmazı olan kopya çekme olayı bende sıfırdı. Beceremiyordum. Sağa sola bakamıyordum. Tam bir maldım. Tipimden gördüğünüz üzre. Bknz:


Kaliteyi uzaklarda ya da yukarılarda aramayın. Elbetteki en alt sırada, en cücük gibi duran şahsı velet benim. Nedendir bilmiyorum, -aslında biliyorum ki bünyeden- ben hep cüğcük kadar bir adam oldum. Şimdi kocaman oldum ama o zamanlar cücük kadardım. Liseye gidiyordum ve en minicik adam bendim. Sevimli bir çocuk olduğumdan (bknz: resim 1) kızlar hep severlerdi beni, yanağımı okşarlardı "ay ne tatlı" derlerdi. Bundan nefret ederdim. İçimdeki canavarı bu tip kızlar büyütmüştür. Yılllar boyunca dalga geçilen bir adam olmak hiç sevimli değil. Kızlar da taş gibiydi. Memeleri kocamandı. Ben hiç onlara "memelerin taş gibi" demedim. Bazı şeyler insanın içinde kalmalıdır. Bakın işte şu son cümlelerime, sapıklar böyle doğuyor. Toplum kendi eliyle bozuyor insanların psikolojisini.

Tüm sınıf arkadaşlarım kızlara pandik atarlardı ortaokuldayken. Hiç atmadım. Nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum. Büyüdükten sonra kız arkadaşlarımı sıkıştırdığım oldu tabi. Eminim ortaokuldayken bir kızın kıçına ellemek beni tahrik etmezdi. Şu an ediyor. Ama bir kez ders boştu ve herkes çıkmak üzereydi. Sınıfta 5-6 kişi kalmıştık. 4 erkek sınıfın vazgeçilmezi Nuray'ı sıkıştırıyorlardı kapının önünde. Bende çantamı topluyordum. Zaten ne gelirse Nuray'ın başına geliyordu. Çok güzel bir kızdı. Öğlenci olduğumuzdan elektrikler gittiğinde sınıf karanlığa gömülürdü. Akşam vakti elektrikler kesildiği zaman sınıfın yarısı tükürmekle meşgulken, diğer yarısı Nuray'la ilgilenirdi. Çok iyi ve temiz bir kızdı ama neden tüm sınıfça ona hak etmediği bu muameleyi yaptık bilemiyorum. Neyse. Ben toparlandım ve tam kapıdan çıkarken Nuray'ın eteğini kaldırdım. Okul hayatım boyunca yaptığım en çılgınca şey buydu sanırım. Beyaz kilodu vardı. Utanmış, hemen kaçmıştım. Hala hatırlar, hala utanırım. "Senden hiç beklemezdim" bakışı vardı gözlerinde. Ben de benden hiç beklemezdim ama şeytan girmiş içime işte...

Çok zaman geçti. Kabus ortaokul ve lise bitti ama ben hala cücük kadardım. Hatta şimdi saçları keseyim kimse 28 yaşının sınırlarına dayanmış, "evlilik çağı gelmiş goca deleganlı" demez benim için. Zira askere gittiğimde saçlarımı kestirdim. Normalde orada bulunan çoğunluktan 3 yaş büyüktüm ama herkes abi gibi geliyordu bana. Askerliğin sikko psikolojisinden mi yoksa saçlarımı kaybettikten sonra her aynaya baktığımda o lisede ki çocuğu gördüğümden mi bilmiyorum. Ama özellike tüm üst devreler kocaman adamlarmış gibi geliyorlardı bana. Komutanlarım benden küçüktü ama sokakta görsem amca falan derdim herhalde. Ast - üst ilişkisinin vermiş olduğu psikolojik manyamışlık diyip geçiyorum.


Maça gitmeyi hep çok sevdim. Bu da şampiyonluk turunda internetten bulduğum bir fotoğraf. O gece saat 4 e kadar takımın gelmesini bekledik ama geldi mi gelmedi mi onu bile anımsamıyorum. O zamanlar çok önemli olan şeylerin artık bir bok ifade etmediğini bilmek değişik geldi şimdi bana. Oysa hala izliyorum maçları ve destekliyorum. Ama iki sene sonra sorsan unutmuş olurum. Futbol izlemesi güzel ama insan zamanla fark ediyor ne kadar büyük bir yanılmaca içersinde olduğunu. Bizim gibi toplumların beynini uyuşturmak için harika bir yol. Ama olsun, tüm bu bilince rağmen futbolu çok seviyorum.. Milli takım yenseydi muhtemelen şu an sel felaketi ya da tayyibin mi yoksa baykalın mı yaptığı dere taştı geyikleri olmayacaktı. "Topunun amına koyim kanka, nasıl koyduk ama Bosna'ya??!" şeklindeki repliklerle bir başka felakette tekrar görüşmek dileğiyle...

Aslında bu sel olayında söylenecek acaip fazla şey var ama söylemek yersiz lan. Zannetmiyorum ki beni bir akepe taraftarı okusun. Okusa bile yukarıda yayınlamış olduğum cücük fotoğrafımdan sonra sanırım beni artık sallamayacaktır. Ama buna şükretsin, zira daha ne fotoğraflar var aklınız durur. Tam cücük lan. Yayınlamayacağım. Israr etmeyin. Neyse.

Ne diyordum, nerelere geldim. Farkındayım ortada hiç bir şey ifade etmeden ve hiç bir ses çıkartmadan sadece mırıldanan kelimeler var.

Büyüdükten sonra en büyük eğlencem müzik oldu ve müziğin bana arkadaşlık yönünden büyük güzellikleri oldu. Baktığınız zaman metalci camiası kolpadır ve bunu her türlü kolpacı metalciye gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ancak bu konuda bir şeytan tüyü taşımaktayız sanırım, güzel insanlarla tanıştık bu müzik davasına. Eskişehir'e, Ankara'ya, Aydın ve İzmir'e konserlere gittim, yeni insanlarla tanıştım, hiç tanımadığım insanların evinde kaldım.. Yalçın, Pelinciğim, Atilla, Ersin, Seyhan falan gibi oldschool arkadaşlarım oldu. Süper geyikler çevirdik, sabahlara kadar içtik, konserlerde tepindik ve hala buradayız. Tek fark var artık Pelinciğimle dudaktan öpüşüyoruz.

Misal Seyhan'la eğlenmesi benim için muazzam bir keyiftir. (Bknz: Facebook) Bir de buradan yakın tabi.


Yarın iş var. Yazıcı teknisyeni olmak sanırım hayal edebileceğim en son meslekti. Çok ufakken "kilot" olmak istermişim ama sonra onu söyleyemediğimi fark ettim. Çünkü herkes bana ne olmak istediğimi soruyordu ısrarla ve ben ısrarla "kilot" diyordum. Pilotmuş. Öğrendim sonra. Neyse. Sonra her iyi top koşturan denyo Türk genci gibi futbolcu olmak istedim ama elimden tutan olmadı (standart geyik ahehu aile desteği olmadan bu meslekte bir yerlere gelmek çok zor) Sonra eğer ailemin ticaret lisesi saçmalığı olmasaydı psikoloji falan okumak isterdim. Sözel dersleri sevdiğimden değil de, o mesleği yapabilirmişim gibi geliyordu bana o zamanlar. Şimdi sikseler yapamam. Hasta falan demem, ağzını yüzünü dağıtırım adamın! Asabiyim. Bknz: Zamanla psikolog olmak isteyen adamın psikoloğa ihtiyacı olması...

Başlığı yazınca aklıma geldi. Hep derler ya, "zaman gittikçe kötüleşiyor" diye. Bence komple bir saçmalık. Zaman hep kötüydü. Ya da Türk tarihi açısından baktığımız zaman hep kötü. Savaşsız ve zulümsüz, baskısız ve kaossuz hiç geçmemiş ki zaman? Geçmişte darbeler, olaylar, katliamlar, soykırımlar görmüş bu insanlar ve hala geçmişin daha iyi olduğunu iddia edenler var. "Önceden insanlar birbirine saygılıydı" diyorlar misal. Maraş katliamı falan geliyor aklıma sonra. Tek suçu Alevi ya da solcu olmak olan 100 küsür insanın öldürülmesi mi saygı? Şimdi daha iyiyiz, bakmayın siz o yaşlı amcaların dediklerine. Onların beyni iyice buruştu, alınganlık yapıyorlar her şeye. O yüzden böyle. Yoksa daha kötüye falan gittiği yok. Hep aynı bok.

Explorer da yazmak beni gerçekten soğuttu. Mücadele ettim ama artık dayanamıyorum. Böyle ne anlattığı anlaşılamayan ve bir yere varamayan bir yazı oldu, idare edin. Bir dahaki sefere toparlarız :j Fontları bile değiştiremiyorum. Oysa bir verdana tadında yaşamak isterdim...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

2 Responses to : Birlik ve Beraberliğe Her Zamankinden Daha Fazla İhtiyacımız Olan Şu Günlerde...

  1. nuray hanım kızımıza da vah vah tüh tüh dedim ama yarıla yarıla da okudum yazıyı, hala da gülüyorum, yer imlerine ekledim yine okuyup yine yarılıcam, evet!

  2. Darkohl says:

    Yaşın kemale erdiği için artık kızlar sıkıştıramıyor seni orda burda, haliyle senin de böyle bir haltı yemen mümkün olamayacağı için geçmişe mazi derler. Fakat hala daha seni köşeye sıkıştırabilcek bir potansiyel tanıyorum. Hem de ne biçim bile.

National Geographic POD