Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Karıştırma - Deneme - Ayrıştırma Süreci ve Kadınlar...

Efendim selamlar! Nasılsınız? Bizler de iyiyiz hamdolsun! (bayram ağzıyla konuşmaca)

Bayramın yatışsallığının yanında, bayramın getirmiş olduğu en kıyak mevzu olan (beleşe gelen etler haricinde :p) giyim sektöründe yarattığı indirim ve hareketlilik olayının tadını çıkartmaca yaptık biraz.

Alışveriş olayı garip bir mevzu hacı. Özellikle kadınlarla çıkmışsan. Zaten genel olarak sen alışverişe sap olarak çıkmış olsan dahi karşılaştığın alışveriş yapan kitlenin yüzde üzerindeki en büyük pasta dilimi yine hatun kısmının midesine inmiş oluyor!

Kadınların özellikle giyim reyonları arasında dolanırken kendilerini kaybettiklerine şahit oldum. Normalde tıklım tıklım olan otobüste, nefes dahi alamazken ufacık bir dokunma eylemi gerçekleşse ayının teki olduğunu haykırabilir hatun insanı; ancak alışverişteyse ve giyim reyonundaysa istersen kıçına şaplak at umrunda olmuyor! Çarp, it, salla, ayağına bas... Çeşitli şekillerde sabrını zorla, hiç bir şekilde sana kızmaz. Onu gerçekten kızdırmak istiyorsan giysi reyonu ile hatun kişinin arasına geç: Artık seri aduketlere, aparkatlara, taşşağa vurulan tekmelere ve bir dolu hakarete maruz kalmana ramak var!

Hayır, durup uzun uzun bakmak gibi bir halleri de yok. Seri bir şekilde yürüyorlar ve bakışları hep bir sonraki reyonda. Bir hastalık gibi. Yanından geçtikleri reyondaki giysileri sadece elliyorlar, kenarından kaldırıp bırakıyorlar, dağıtıyorlar ama gözleri hep bir sonraki reyonda. Elleyipte bozmadıkları bir reyon kalmayana kadar dolaşıyorlar mağazada. Bütün etüd çalışmalarından (yani giysileri ellemek ve reyon bozmak) sonra eğer akıllarında kalan bir giysi varsa tekrar onun yanına dönüp, -az önce bozduğu giysinin reyon görevlisi tarafından katlanıp yerine koyulduğunun ayrımına varamadan- tekrar elliyor, açıyor, reyon üzerine seriyor, bütün bedenlerini tek tek göz kararı üzerinde deniyor, sonra bütün renklerinin kendi bedenine olanlarını ayıklıyor -ki bu ayıklama sürecinde reyonun üzeri Türkiye'nin en büyük tepeleri sıralamasına ilk 10'dan girer- sonra tekrar tekrar defosu var mı diye kontrol ediyor, deniyor, bakıyor, deniyor, karıştırıyor, kontrol ediyor, renklerini araştırıyor, deniyor, karıştırıyor ve götüne kızgın demir sokulmuş bir insanın hüznü ile bakan mağaza görevlisini çağırıp tamamiyle saçma sapan bir şekilde "bunun şöyle bi modeli vardı, ondan yok mu?" diyor ve olmadığını öğrenince arkasında bıraktığı Everest'e acıklı bakışlarla veda ediyor...

Eğer rengini ve modelini beğenmişse ama fiyat konusunda kararsızsa ya da daha mağazanın ilk bir kaç reyonundaysa ve daha dağıtılacak onlarca reyon varsa o beğendiği giysiyi başkası almasın diye onu saklarlar. Omuzlarına asarlar. Yanlarında taşırlar. Almak ya da almamak mühim değildir. Kararlarını verene kadar o beğendikleri giysiyi koruma altına alma hissiyatı var. Anaçlıktan gelme bir durum gibi. Mağazanın altını üstüne getirirler ve eğer daha güzel bir giysi bulamamışlarsa onu alırlar. Daha iyisini bulmuşlarsa saatlerce yanlarında taşıdıkları o giysiyi buldukları en uygun yere sallayıp atarlar. Aldıkları reyona bırakma gibi bir alışkanlıkları yoktur. Öylesine bir yere bırakılabilir.

Bu karıştırma - deneme - ayrıştırma sürecinde etrafına verdiği zararlar çok büyük! Öncelikle gözü dönmüş olduğu için o reyona başkasını yanaştırmıyor. Giysi tepesi arasından aranırken kolları Sitirit Faytır'daki Dalsım gibi uzuyor. İnsanların ayaklarına basıyor. Ama bunların hiç birinden haberi yok. Başka bir boyutta geziniyor çünkü o an. Onun misyonu o reyonu dağıtmak ve bir bok almadan çıkıp gitmek. Çünkü daha dağıtılacak çok reyon var, çok mağaza var. Çevredeki tüm mağazalarda bu eylemler gerçekleşiyor ve en sonunda oldukça gelişmiş bir bilgisayara bağlı olan beyinleri, bu karıştırma - deneme - ayrıştırma sürecinin bir raporunu çıkartıyor ve en uygun fiyatlı, en güzel ve "en zayıf gösteren" kıyafetler listeleniyor. Sonra tekrar o mağazalara gidiliyor ve oldukça gelişmiş bir bilgisayara bağlı beyinleri tarafından organize edilen optik gözler sayesinde tepeler arasından o modeller renk ve beden seçimi yapılarak 10 saniye içersinde ayıklanıyor...

Bu alışveriş esnasında elbette moda akımının büyük etkisi oluyor. Hatun kişisi alışverişini yaparken kararmış gözlerinin ardında yer alan flaş animasyonlu bir barkovizyon, hatun kişisine "onun modası geçti, bunlar şu an çok moda" şeklinde hatırlatmalar yapıyor. Hatun kişisi bu karıştırma - deneme - ayrıştırma sürecini bu barkovizyonun uyarılarıyla, bilinçaltısal bir doğruda gerçekleştiriyor ve moda akımını yakından takip ediyor ve asla demode bir insan olmuyor.

Ancak oldukça gelişmiş bir bilgisayara bağlı beyinleri bulunan tüm hatun kişilerin kararan göz ardlarında flaş animasyonlu bir barkovizyon cihazı bulunmaktadır elbette. Bu yüzden genel olarak hatun kişilerin bir çok yerde, bir çok insanla "pişti" adını verdikleri "aynı kıyafeti giyme sendromu" yaşanıyor.

Hiç gelişmemiş bir bilgisayara bağlı beyin sahibi olan erkek insanları olarak bu tezatı anlamamakta ısrarcıyız: Hem hepiniz çok gelişmiş bir bilgisayara bağlı beyinlere sahipsiniz, hem flaş animasyonlu bir barkovizyon tarafından uyarılmaktasınız, hemde modaya düşkünsünüz. Ama herkesten farklı giyinmek istiyorsunuz? Modaydı hani?

Bizim bilgisayarlar sanırım yine çöktü.

CTRL + ALT + DEL!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Öğütücü...

"Tüketicisin sen!" diye bağırdım olanca gücümle! Sesini çıkartmadı... "Hayır, hayır! Tamamiyle öğütücüsün sen aslında! Dışarıdan bakıldığı zaman insanlar senin çok önemli ve işe yarar olduğunu düşünüyorlar ama olayın derinliklerine baktığımda gördüğüm savurganlık beni dehşete düşürüyor! Gerçekten bu nasıl bir öğütme mekanizmasıdır, bu nasıl bir merdanedir?!" diye döktüm içimi...

Yine sessizdi...

Cevap vermekten kaçar bir hali yoktu; zira o da biliyordu hayatın neresinde olduğunu. Ona yüklenen misyonları ve yitirdiklerini; yok edip, yeniden var ettiklerini...

"Kaç insanı daha böyle oyalayacaksın? Kaç milyon kilometre daha sürecek bu kaotik oyun? Bu kısır döngüyü daha ne kadar sürdürebilirsin? Bıkmadın mı bu işten? Bıkmadın mı bu kendini yiyen yılandan! Bıkmadın mı bu öğütücü sistemin en büyük dişlisi olmaktan!..."

Büyük bir hırıltıyla çalıştı IKARUS... Kaderine boyun eğmiş bir halde devam etti yoluna. Bir duraktan bir yandan ön kapıdan yolcu alırken, diğer yandan arka kapıdan boşaltıyordu...

Hiç bitmeyecek bir öğütüm sistemiydi o. Dışarıdan bakıldığında bir otobüs; içeriden, şöför koltuğundan bir merdane, bir dehşet hissiyatı...

İniyorlar ve biniyorlar ve yine aynı...

Hiç bitmeyecek...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Dinime Küfreden Müslüman Olsa...


Efendim selamlar! Nasılsınız?

Basketbola oldukça ilgiliydim. Maçlara falan gitmezdim belki ama Fenerbahçe'yi futbolda ne kadar izliyorsam, o kadar takip ederdim basketbolda da.. Fenerbahçe'nin sponsorluk anlaşması mahiyetinde isminin yanına ülker ekini almasından sonra vazgeçtim basketboldan ve takip etmekten. Neticede Fenerbahçeliyiz. Adımızın yanına başka bir ad, hele hele böyle bir ad kabul edemiyoruz, sindiremiyoruz. Neyse işte; bunlar basketbol konusuna bir giriş olsun dedim.

Geçen sene lig finalini Fenerbahçe ile Efes Pilsen oynadı ve Efes Pilsen ligi kazandı. Maçlar bitti ve doping testlerinde Efes Pilsen oyuncusu Kerem Gönlüm dopingli çıktı. Maça doğrudan etki eden bir doping vukuatı sümen altı edildi, oyuncuya ceza verildi ama doğrudan etkilenen maç ile alakalı bir değişme olmadı...

Geçen hafta Galatasaray Cafe Crown ile Fenerbahçe ülker maçı vardı. Maçta kavga, su şişesi, olay herşey vardı elbette. Türk insanının muazzam seyircilik potansiyeli... Burada Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli olması fark etmiyor. Sahaya girip oyuncuya saldırma cürretini gösteren insanların forma rengini değil, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik durumunu araştırmak lazım önce...

Asıl mevzu Galatasaray kulübünün yapmış olduğu şike olayı. Galatasaray oyunculularından Cemal Nalga diskalifiye edildiği Cibona Zagreb maçından sonra ceza almıştı. Çok zeki olan Galatasaray kulübü Almanya'da oynanan iki hazırlık maçında Galatasaray oyuncusu olan Tufan Ersöz'ün formasını Cemal Nalga'ya giydirerek hem oyuncunun formunu korumasını sağlamaya çalışmış, hem de oyuncunun adını maç listesine yazmayarak iki maçlık ceza indiriminden yararlanmak istemiştir.


Ligler başlamış ve Galatasaray takım yöneticileri tarafından Federasyona sunulan belgelerin gerçeği yansıtmadığı ve sporcunun, verilen cezasını tamamlamadan, Teknosa Türkiye Kupası eleme grubu müsabakalarında ve Beko Basketbol Ligi normal sezon ilk beş hafta müsabakalarında cezalı durumda oynadığı anlaşılmış...

Her fırsatta bizi ve camiayı çirkeflikle, şikecilikle suçlayan Galatasaray kulübünün durumu budur. Yıllardır söyleriz ama kendimiz dinleriz. Çünkü herkes anti-Fener formasından başka forma giymiyor bu ülkede. Çünkü bu ülkede "Fener şampiyon olmasın da kim olursa olsun"dur. Çünkü bu ülkede "Fener'i yenelim de şampiyon olmasakta olur"dur. Dinime küfreden müslüman olsa derler ya; işte alın size kapak olsun bu olay ve bu Federasyon kararı...

TBF Yönetim Kurulu Kararı

15-17 Eylül 2009 tarihlerinde düzenlenen İstanbul Cup Uluslararası Basketbol Turnuvası kapsamında 16.09.2009 tarihinde oynanan ‘Galatasaray CC – Cibona Zagreb’ müsabakasında diskalifiye edilen Cemal Nalga’nın, TBF Disiplin Kurulu’nun 24.09.2009 tarihli toplantısında 5 (beş) maç müsabakalardan men cezası ile başlayan süreç içerisinde;

17.11.2009 tarihinde Federasyonumuza ulaşan bilgiler üzerine yapılan tahkikat sonucunda Galatasaray CC takımının resmi yazılı dilekçesinin ve ekli belgelerin aksine adı geçen sporcunun 24-26 Eylül 2009 tarihlerinde Almanya’da; EnBW Ludwigsburg ve Deutsche Bank Skyliners takımları ile oynanan hazırlık müsabakalarında Galatasaray CC sporcusu Tufan Ersöz’ün formasını giyerek ve Tufan Ersöz’ün ismi altında oynamak suretiyle fiilen ve resmi müsabaka kâğıdında bu oyuncunun adıyla kaydedilmiş olarak yer aldığı belirlenmiştir.

Bu tespit ile Galatasaray CC takım yöneticileri tarafından Federasyonumuza sunulan belgelerin gerçeği yansıtmadığı ve sporcunun, verilen cezasını tamamlamadan, Teknosa Türkiye Kupası eleme grubu müsabakalarında ve Beko Basketbol Ligi normal sezon ilk 5 (beş) hafta müsabakalarında cezalı durumda oynadığı anlaşılmıştır.

Oluşan bu yeni durum üzerine ilgili organizasyonların sorumluluğunu üstlenen kurul olarak Yönetim Kurulumuzca ‘Yarışma Yönergesi’nin 26.3 ve 26.4 maddeleri kapsamında konu TBF Disiplin Kurulu’na sevk edilmiş ve bu kurulun görüş ve mütalaaları doğrultusunda;

a) 15.11.2009 tarihinde oynanan ‘Galatasaray CC – Fenerbahçe Ülker’ Beko Basketbol Ligi müsabakasında yapılan itirazın usül ve esas yönünden geçerli olması sonucuyla maçın sonucunun Fenerbahçe Ülker takımı lehine hükmen (20-0) galibiyet ve Galatasaray CC takımına sıfır (0) puan, Fenerbahçe Ülker takımına iki (2) puan verilecek şekilde tesciline,

b) 10-12 Ekim 2009 tarihlerinde Konya’da düzenlenen Teknosa Türkiye Kupası Eleme ‘C’ Grubu müsabakalarında cezalı durumda oyuncu oynatmış olması sebebiyle ‘Galatasaray CC – Pınar Karşıyaka’, ‘Tofaş – Galatasaray CC’ ve ‘Mersin Büyükşehir Belediyesi – Galatasaray CC’ müsabaka sonuçlarının Pınar Karşıyaka, Tofaş ve Mersin Büyükşehir Belediyesi lehine hükmen (20-0) galibiyet ve Galatasaray CC takımına sıfır (0) puan, rakiplerine ikişer (2) puan verilecek şekilde tesciline, bu sonuçlarla Teknosa Türkiye Kupası Eleme ‘C’ Grubu puan durumunun yeniden tanzim edilerek ilan edilen kupa statüsü gereği ilk iki sırada yer alma hakkını kazanan takımlara Teknosa Türkiye Kupası Sekizli Final müsabakalarına katılma hakkı verilmesine,

c) Beko Basketbol Ligi’nde Cemal Nalga’nın cezalı durumda oynadığı ‘Galatasaray CC – Oyak Renault’, ‘Kepez Belediyesi – Galatasaray CC’, ‘Galatasaray CC – Erdemir’ ve ‘Banvit – Galatasaray CC’ müsabakalarının sonuçlarının Oyak Renault, Kepez Belediyesi, Erdemir ve Banvit lehine hükmen (20-0) galibiyet ve Galatasaray CC takımına sıfır (0) puan, rakiplerine ikişer (2) puan verilecek şekilde tesciline, bu sonuçlarla Beko Basketbol Ligi puan durumunun yeniden tanzim edilmesine,

d) Cemal Nalga’nın cezalı olduğu dönem içerisinde oynadığı hazırlık maçlarında başka bir sporcunun formasını giydirerek takımda yer vermesi, bu sporcunun adını gizleyerek resmi müsabaka kâğıdına başka bir sporcunun adını kaydettirmesi, soruşturma dönemi içerisinde Federasyonumuza sunulan resmi belge ve yazışmalarda gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunması ile sportmenliğe aykırı davranışlarda bulunan, gerçeği yansıtmayan sahte evrak ile Federasyonumuzu ve kamuoyunu yanıltarak basketbol sporuna, kupa ve lig organizasyonlarına zarar veren Galatasaray CC takımının bu dönem içerisinde oynadığı resmi lig maçları sayısı kadar olan toplam beş (5) puanın (mevcut ve gelecekte kazanacağı puanlar dikkate alınarak) silinmesine,

Yönetim Kurulumuzca oybirliği ile karar verilmiştir.

TBF Disiplin Kurulu Kararı

1. Galatasaray CC takımı sporcusu Cemal Nalga’nın, cezalı olduğu dönemde diğer bir sporcu Tufan Ersöz’ün forması ve ismi altında oynamış olmasının tespiti nedeniyle TBF Yönetim Kurulu tarafından sevk edilen dosya TBF Disiplin Kurulu’nca incelenmiştir.

Olay, TBF Disiplin Kurulu’nca, sportmenliğe aykırı davranışlarda bulunarak, gerçeği yansıtmayan sahte evrakla Federasyon ve kamuoyunu yanıltarak, basketbol sporuna ve lige zarar vermek, ceza süresini beklememek gibi suça esas fiiller dikkate alınarak değerlendirilmiş ve TBF Disiplin Yönergesi’nin ilgili hükümleri kapsamında; sporcular, idareciler ve antrenörler için TBF Disiplin Yönergesi’ndeki cezalara hükmedilmiş, Kulüp açısından ise hükmen mağlubiyet ve puan indirme cezaları öngörülerek yetkili TBF Yönetim Kurulu’nun takdirine sunulmuştur.

Bu kapsamda;

a.) Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısının ve Basketbol Şube Sorumlusu Yiğit Şardan’ın Kulübü temsil ettiği ve şubenin sorumluluğunu taşıdığı, bu görevini icra ederken, (böyle bir olayı sonradan öğrendiği kabul edilse dahi) birinci dereceden sorumluluğunun ve görevini layıkıyla yerine getirmemesi sebebiyle talimatlara aykırı durum hâsıl olduğundan Disiplin Yönergesi 35. Maddesi çerçevesinde kendisinin 6 (altı) Ay Hak Mahrumiyeti ve 10.000 TL Para Cezası ile tecziyesine,

b.) Galatasaray CC Genel Menajeri Ali Türsan’ın şubede taşıdığı sorumluluk ve görev alanı içerisinde, üstüne düşen sorumluluğu (böyle bir olayı sonradan öğrense dahi) layıkıyla yerine getirmeyerek mer’i talimatlara aykırı durumun hasıl olmasına yol açması nedeniyle, Disiplin Yönergesi’nin 35. Maddesi gereğince 6 (altı) Ay Hak Mahrumiyeti ve 5.000 TL Para Cezası ile tecziyesine,

c.) Galatasaray CC Menajeri Mert Uyguç’un taşıdığı sorumluluk çerçevesinde takımda idari olarak birince derece sorumlu olmasına rağmen sözkonusu sahtecilik olayına doğrudan katıldığı ve sonrasında TBF’na verdiği 29.09.2009 tarihli Kulüp antetli yazısında da talimatlara aykırı ve Fedarasyonu aldatan tutumuna devam ederek TBF’ye sporcu Cemal Nalga’nın oynamadığı yönünde ıslak imzalı dilekçe vererek hukuka aykırı fiile devam ettiği anlaşıldığından kendisine Disiplin Yönergesi’nin 23.1 Maddesi gereğince 2 (iki) Yıl Hak Mahrumiyeti ve 10.000 TL Para Cezası ile tecziyesine,

d.) Galatasaray CC Antrenörü Okan Çevik’in görevini kötüye kullanarak, sporcu ve yöneticiler üzerinde baskı kurarak, sahtecilik ve Federasyonu kandırmak suçunu bilerek kasten işlediği tahkikat sonucunda ve imzaladığı müsabaka tutanaklarında açıkça belirlendiğinden, kendisinin Disiplin Yönergesi’nin 23.1 Maddesi gereğince 3 (üç) Yıl Hak Mahrumiyeti ve 10.000 TL para cezası ile tecziyesine,

e.) Galatasaray CC Yardımcı Antrenörü Cengiz Karadağ’ın, olayı birinci dereceden organize eden, üstü durumundaki baş antrenörün baskısı altında olmakla birlikte, bilerek sahtecilik ve Federasyonu kandırmak suçuna katıldığı kanaatiyle, kendisinin Disiplin Yönergesi’nin 23.1 Maddesi çerçevesinde 1 (bir) Yıl Hak Mahrumiyeti ve 5.000 TL para cezası ile tecziyesine,

f.) Galatasaray CC Teknik Danışmanı Koray Mincinozlu’nun olaydaki rolü itibariyle birinci derecede sorumluluk taşımamakla birlikte Kulüpteki teknik danışman konumu ve tecrübesi ile olaya zımnen muvafakat ederek iştirak etmesi neticesi ile kendisinin, Disiplin Yönergesi’nin 23.1 Maddesi gereğince 2 (iki) Yıl Hak Mahrumiyeti ve 5.000 TL Para Cezası ile tecziyesine,

g.) Galatasaray CC Sporcusu Cemal Nalga’nın profesyonel bir sporcu olarak ve bilerek cezalı olduğu dönemde diğer bir takım arkadaşının forması ve ismi altında müsabakaya iştirak ederek sportmenliğe aykırı, sahtecilik ve Federasyonu kandırmak suçunu işlediği anlaşılmakla birlikte, genç sporcunun antrenörün baskısı altında bu suçu işlediği de gözetilerek, kendisinin Disiplin Yönergesinin 23.1 Maddesi gereğince 2 (iki) Yıl Hak Mahrumiyeti ve 10.000 TL Para Cezası ile tecziyesine, ayrıca suçun bir bütünlük ve devamlılık içerisinde işlendiği dikkate alınarak Disiplin Yönergesi’nin içtima hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına,

h.) Galatasaray CC Sporcusu Tufan Ersöz’ün, sahtekarlık ve Federasyonu kandırmak suçuna bilgisi dahilinde iştirak ettiği anlaşılmakla, diğer taraftan antrenörün ve kulüp yetkililerinin baskısı altında olduğu da dikkate alınarak, Disiplin Yönergesi’nin 23.1 Maddesi gereğince kendisinin 1 (bir) Yıl Hak Mahrumiyeti ve 5.000 TL Para Cezası ile tecziyesine, ancak sporcunun olaya müdahale yetkisinin sınırlı olması dikkate alınarak, süre cezası açısından, Disiplin Yönergesi’nin 14. Maddesi kapsamında cezanın 2/3 oranında indirilerek netice olarak 4 (dört) Ay Hak Mahrumiyeti ve 5.000 TL Para Cezası ile tecziyesine,

karar verilmiştir.

2. 15.11.2009 tarihinde oynanan ‘Galatasaray CC – Fenerbahçe Ülker’ Beko Basketbol Ligi müsabakasında çıkan olaylarla ilgili olarak TBF Disiplin Kurulu;

a) Galatasaray CC takımına yönelik 4 (dört) maç seyircisiz oynama ve 40.000-TL para cezası ile,

b) Fenerbahçe Ülker sporcusu Tarence Kinsey’e 2 (iki) maç müsabakalardan men ve 3.000-TL para cezası ile,

tecziyesine karar vermiştir.

3. 15.11.2009 tarihinde oynanan ‘Beşiktaş Cola Turka – Efes Pilsen’ Beko Basketbol Ligi müsabakası sırasında çıkan seyirci olayları ile ilgili olarak soruşturma halen devam etmektedir.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

16 "S"



Sabiha Gökçen Havaalanından İstanbul'a merhaba diyen siz değerli yolcularımıza bir hizmette İett'den.
Çok nacizane İett kurumumuz panoromik bir İstanbul turu için seyahat rotasını sonunda belirledi.
Hattın adını bir gönderme midir bilinmez 16 "S" koydu.
Dar sokakları, kaçak konutları, talan edilen ormanları ve çarpık kentleşmeyi görmenizi sağlıyacak güzargahı ve dilerseniz bunları yakından görme fırsatı sunan 74 durağı ile (abartmıyorum) siz İstanbul'a hoşgelenlerin hizmetine sunuldu!
İett yetkilileri "Böylece İstanbul'a gelip adaptasyon sorunu yaşayan kişiler daha ilk günden hizaya, pardon hhımm güzel Şehrimizin güzel atmosferine alışma olanağını bulmuş olacaktır"
dedi.
Bizede sadece Büyükşehir Çalışıyor demek düşer herhalde.

Saygılarımla...

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN ,
DISCUSSION 2 Comments

Duygu Sömürüsü...


deathrow (22:12):
orda mısın?
-
neşe:
evet
hayrıdr ne olduki
-
deathrow:
şu hasta ve yorgun kardeşinle ilgilenmek istemen ne güzel Photobucket
-
neşe:
ne istiyon sölüüü bakalım
-
deathrow:
:(
ne kötü bir imajım var
-
neşe:
:D
sen alıştırsdın
-
deathrow:
tamam tamam sadede geliyorum
sıcak su içersine dökülmüş bir tatlı kaşığı kahveye kim hayır diyebilir ki?
-
neşe:
:D
peki birazdan getiririm
şeker istenmi
-
deathrow:
2 denecikPhotobucket

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

GMSTKP

Efendim selamlar! Naber? Beni soracak olursanız; hastayım. Runtime error verdim, sistem hatası eşliğinde yaşıyorum. Control + Alt + Del yaptım ama bir türlü kitlenmeyi gideremedim. Restart etsem hiç açılmayacak. Neyse! Domuz gribi muhabbetine girecek değilim. Sektör yine voleyi vuracak bir atılıma daha imza attı. Herkesler maske, eldiven, mikropları öldürücü dezenfekte ilaçları vs alıp alıo duruyor. Eylem işe yaradı yani. Bir de sözde "domuz gribinden ölenlerin" isimlerini ve mekanlarını açıklamama kararı almışlar. Çünkü paniğe sebebiyet veriyormuş. Yavuz Donat'ta domuz gribi oldum diye yazmış köşesinde. Tamam artık. Tüm ahali yemi yuttu. Belediye reklam bilbordlarındaki gibi haremlik-selamlık takılabilir, dezenfekte ilaçlarını tüketebilir, ufak bir soğuk algınlığında doktorlara koşup sektörü canlandırabilirsiniz. Hepiniz çoktan "koyun gribi" olmuşsunuz bile, domuz gribine ne hacet. (Süper)Cem'den komplo teorileri...

Evde uzanmış bunları düşünürken dünyanın en güzel çaylarından bir tanesini daha yapıyorum! Evet. Gerçekten öyle ama lan! Hayır, çok iyi çay yaptığımı iddia edebilecek kadar götüm kalkmadı henüz. Ablamın mükemmelliğinden kaynaklanıyor herşey. Birkaç çayı birden birleştiriyor ve muazzam bir tadı olan, dünya harikası bir çay çıkıyor ortaya! Karışımın sırrını ve formülünü sormadım. Zira ağzımda bakla ıslanmaz. Anında yayarım tüm dünyaya. Gerçi yaysam ne olur amk. Sanki bu karışımdan milyon dolarlar kazanıyoruz. Alt tarafı çay işte. Söyle, herkes güzel çay içsin işte, ne var yani. Bu yemek tariflerini falan söylemeyen tiplere de bu açıdan ayar olurum hea. Mal mısınız amına koyim? Sanki tüm dünyaya o yemeği sen satıyorsun. Servetinin sırrı o yemek? Sapıkça bir inat ve inanç sistemidir bu tarif saklama psikolojisi...

Neyse. Old school bir Nutella fanıyım. Genel olarak klişelere karşı duran ve gerekirse seri aduketlerle böğrüne böğrüne saldıran bir insan olsam dahi, benim de bazı zaaflarım ve alışkanlıklarım var elbette! Bunların geneli kahvaltı sofrasında açığa çıkıyor. Misal Nutella'dan vazgeçmem. Kesinlikle ama kesinlikle küçük çatal kullanmam. Ne o öyle çük kadar? Marketten portakal suyu alıyorsam kesinlikle Pınar marka olmalıdır. Çayım fincanda gelmelidir. Böyle şeyler işte. Dün akşam eve gelirken markete uğradım ve ekmek falan aldım. Sonra Nutella'nın bitmek üzere olduğu aklıma geldi ve "şokella" raflarına doğru bakınmaya başladım. Raflara boy boy Sarelle kavanozlarını dizmiş abiler. Uzun süre kitlenmiş raflara baktığımı görünce Ali abi dürttü beni, "hayırdır" dedi. "Nutellamız bitti Ali abi ama şu Sarelle olayı fena gaz görünüyor" dedim. Harbiden öyle bir kutu yapmışki lavuklar, resmen beni al diyor. Nescafe'nin kokusunda davet varsa, bunun kutusunda davet var yani, o durum birşey. Ali abi tabi bakkal ve aynı zamanda ticaret insanı olarak başladı övmeye Sarelle'yi. Gaza geldim ve Nutella'ya ihanet ederek aldım bi Sarelle. İhanet eden insanın içinde oluşan o sinsi mutluluk vardı içimde. Koştura koştura eve gidip hemen tadına bakmak için yanıp tutuştum resmen. Hatta uygun olsa, yol ortasında açıp parmağı basacaktım içine. O derece tahrik etti beni şerefsiz. Dayanamadım ve koşarak eve geldim, kapıdan girer girmez açtım kavanozu, tatlı kaşığını daldırdım içine. Yalandım durdum, anlamamazlıktan gelip bir tane daha daldırdım. "Güzelmiş lan" dedim ve bıraktım kavanozu orada. Sonra odama geldim. Bu kadar.

Anlamsızca bitirdiğim o paragraftan sonra anlamsızca bir kez daha konu değiştirip bizim ortaokuldaki plastik çocuğa yaptığım puştluğu anlatayım. Daha önce bahsetmişimdir ama yeni başlayanlar için (dsofsam) yine tekrar edeyim. Hani herkes anlatır ya "olm ortaokulda okulun en piç sınıfı bizdik, sikertirdik, dağıtırdık, hede hödö" yalan o işler. Hiç bir ortaokul sınıfı bir 7-C olamaz, olmamalıdır. Gerekirse devlet tankla, topla, tüfekle buna karşı koymalıdır. Sınıfta tükürmek, hırsızlık yapmak, adam dövmek ve pandik atmak günlük olağan işlerdendi. Neyse. İşte bu sınıfa bir gün müdür yardımcısı ve yanında Hugo'nun karısı girdiler. Müdür yardımcısını gören herkes ciddiyetle ayağa kalktıktan sonra yanındaki "şeye" baktı ve yarıla yarıla gülmeye başladı. Müdür yardımcısından köpek gibi tırsılmasına rağmen yanında getirdiği Hugo'nun karısına bakıpta gülmeyen neredeyse yoktu. Yeni sınıf öğretmenimizmiş kendisi. Önce bir bağırdı, herkesi susturdu, sonra kendisini tanıttı. Oldukça yaşlı ve oldukça kısa boylu bir kadındı ve abartmıyorum, gerçekten Hugo'nun karısıydı. Tıpkısının aynısıydı. Sınıf öğretmenimiz ve aynı zamanda bir kaç dersimize daha girecek bir öğretmen olmuştu bir anda. Otorite ve disiplinden taviz vermeyen garip bir yapısı vardı. En klasik lafı "ulan dedirttirmeyin bana!" idi. Derste onu sinirlendirirseniz sizi "sallardı", defterinizi "sallardı" ve kapıya doğru fırlatırdı. Neyse. Böyle bir kadındı kendisi ve biz sınıfça ona hem güler, hem tırsardık. Neyse. Bir gün ben okula erken gitmişim ve okul civarında dolaşıyordum. Yanımdaki elemanla ayaküstü muhtemel salak çocuk muhabbetlerimizi yaparken karşıdan o öğretmenin geldiğini gördüm ve "olm gel dönelim, şimdi şununla karşı karşıya gelmeyelim" dedim ve ani bir U dönüşü yaparak olay mahalinden uzaklaştım. Aradan birkaç gün geçti ve Hugo'nun karısı bizim derse girdi. Dersin ortasında bir anda durdu ve "bu sınıftan bir çocuk beni görünce bi anda arkasını döndü gitti, kimdi o terbiyesiz" falan gibisinden şu an burada hiç söylemek istemeyeceğim türden cümleler kurdu. Söylemek istemiyorum çünkü onu öyle anmak istemeyiz (:p) Sınıfı kesti iyice. Herkese tek tek baktı ve bizim sınıftaki plastik çocuğa "sendin!" dedi. Plastik çocuk vücudunun plastik gibi eğilip bükülmesi haricinde pek bir özelliği olmayan tipik bir 7C insanıydı. Yani mal. Utandı, kızardı, itiraz etti falan ama Hugo'nun karısı yemedi tabi. Sıçtı bunun ağzına derste, rezil etti, rencide etti. Ben ise mutlu oldum. Çünkü hem ani bir dönüşle Hugo'nun karısıyla yüzyüze gelmedim, hem yakalanmadım.

Bu da böyle bir şey işte. Oldukça gereksiz bir kaç kelamdan sonra sizlere sümüklerimi sildikten hemen sonra veda ediyorum. Hoşçakalın. Çay olmuştur lan!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 1 Comment

Big Bang, Varoluş, Evren, Vajinismus ve Mercimekli Köfte Hakkında...

Elbetteki herşey bir toz bulutu falan değildi... Evren her zaman vardı. Bizim güneş sistemimiz de yerli yerinde duruyordu ve evren genişlemeye falan devam etmiyordu...

Bu giriş bildiğiniz herşeyin yanlış -ya da eksik- olduğunu sanırım açıklıyor! Zamanın bilim adamları her şeyi düşünmüşler ve güzel bir teori ortaya atmışlar ve bunu bazı kanıtlarla destekleyebildiklerinden tüm insanlık bunu yutmuş ve teoriyi desteklemiştir. Teorinin desteklenmesinin altındaki asıl amaçlara geleceğim; bunların hepsi komplo, hepsi tuzak!

Evren vardı ve güneş sistemimizde bulunan gezegenler yerli yerindeydi. Ancak sadece dünya yoktu! Dünyanın olduğu yerde minik bir mercimekli köfte vardı. Evrenin içinde yolunu kaybetmiş ve varoluşunu arayan bir mercimekli köfte...

Mercimekli köfte güneş sistemimize bir anda dahil olmuş ve diğer gezegenler tarafından ilk bir kaç milyon yıl ilgiyle izlenmiştir. Gezegenlerin hepsinde bu küçük ve anlamsız köfteye karşı garip bir ilgi vardı. İlgi vardı diyorum çünkü o zamanlar gezegenlerde yaşayan canlılar vardı ve özellikle Mars dönemin en işlek gezegeniydi. Bizimkisi kadar işlek olmasa bile Bağdat Caddesinde gibi bir cadde olan Kgoyit32 caddesinde yarışan gençler ve Uzaybüs'te birbirini ezen ve birbirine sürttüren kitleler vardı. Neyse. Milyonlarca yıl güneş sistemi gezegenlerinin aydın bilimadamları bu mercimekli köfteyi incelediler, prototiplerini çıkarttılar ve üzerinde deneyler yaptılar. Ancak milyonlarca yıllık çalışmalar hiç bir sonuç vermemiş ve mercimekli köftenin aslında "ne" olduğunu ve nasıl oraya geldiğini bulamamışlardı. Gezegenlerde yaşayanlar arasında büyüyen merak kozmik bir çekim gücü yarattı ve bağlandıkları zinciri kopartan Satürn, Masyongo ve Vajinismus gezegenleri yörüngelerinden ayrılarak çekim gücüne, yani mercimekli köfteye doğru süratle sürüklenmiş ve büyük bir gürültüyle çarpışmışlardır. Yani büyük patlamanın (Big Bang) temelinde bu yatar...

Peki bundan sonra ne oldu? Satürn o zamanlar çevresinde kuşağı olan bir görüntüde değildi. Masyongo gezegeni disk şeklindeydi ve çarpışmada Satürn'e göbekten daldı ve Satürn bu gün gördüğümüz o çevresinde kuşak olan halini aldı. Vajinismus ise çarpmanın etkisi ile tamamiyle dağıldı ve ışıklar saçarak etrafa yayıldı. Bugün evrende başıboş dolaşan astroitlerin %98'i Vajinismus'un parçalarıdır... Diğer gezegenlerde ise çarpışmanın etkisiyle yaşam sona erdi. O zamanlar kendi halinde oturup milyonlarca yıl boyunca mercimekli köfteyi izleyen güneş çok sinirlendi ve bugünkü sıcak halini aldı. Tüm gezegenler mercimekli köftenin yok olması ile birlikte derin bir çöküş yaşadılar ve yaşam birkaç milyon yıl içersinde tamamiyle tükendi...

Bu arada elbette size yabancı olmayan bir tabir olan Vajinismus'a değinmek isterim. Vajinismus bilirsinizki genç bayanların cinsel ilişki sırasında kasılmaları şeklinde tanımlanan bir hastalıktır. Bu hastalığa halk arasında "tırsma" denebilir ancak bu hastalığa Vajinismus denilmesinin nedeni; hastanın, cinsel ilişkiye başlanması ile birlikte beyninde patlamalar ve ışıklar çıkması nedeniyle yaşadığı tramvadır. Yani milyonlarca yıl önce (aslına bakarsanız 14 milyar yıl falan oldu) yaşanan bu patlamada yok olan Vajinismus gezegeninin ismi, hastaya yaşattığı bu paranoya açısından bu hastalığa verilmiştir. Bu da mercimek köftesi ile ilgili olan tezimi kanıtlayacaktır. Oraya geleceğiz tabi.


Bu çarpışmanın etkisi ile oluşan enerjiden şu an üzerinde yaşadığımız dünya oluştu. Bir anda orada oluşuverdi ve bunun tek nedeni bir mercimekli köfteydi... Mercimekli köfte dünyanın hamurunda vardır ve dünya bu yüzden diğer gezegenlerden farklı olarak dünya "verimli topraklara" sahiptir. Mercimekli köftenin içersinde bulunan mercimek, maydonoz, yeşil soğan gibi malzemeler toprağa yayılarak filizlenmiş ve bugünümüze kadar gelen o muazzam doğal evrim adımlarını atmışlardır.

Aslında bu teori ile insanlığın birkaç milyon yıllık bir hikaye olmadığını anlayabiliriz. Evrim teorisi mantıklı, evet, ama onlar mercimek köftesini dışladıkları ve görmezden geldikleri için asıl noktayı ve zamanı yakalayamadılar. Mercimek köftesi bir yandan verimli topraklara tohumlarını serperken, bir yandan da çürüyordu! Bu çürüyen köftede oluşan bakteriler zamanla kurtçuklara dönüştüler. Ve en fazla 1 milyon yıl sonra modern insanın ilk atası olan "Jojohyi hayvanımsı"sı ortaya çıkmıştır. Bu iki ayağı ve iki eli olan, ancak bir goril gibi yürüyen, kuyruklu ve 6 metre boyunda bir yaratıktı. Bu yaratık kurtçuklardan evrilen kelebekler ile çiftleşti ve bu çiftleşmenin sonunda bugünkü zürafaları oluştu. Zürafaların üzerindeki benekler bu yüzdendir ve boyları bu yüzden bu kadar uzundur. Herneyse!

Şimdi size tüm nesli yok olmuş "geçiş dönemi" canlılarının seks hayatını anlatacak değilim!..

Şimdi sorarım size; "mercimekli köfteyi sevmeyen var mı?"

Marjinal görünüp "sevmiyorum" diyebilecek olanlar vardır elbet. Onlarda yukarıda bahsettiğim gibi, evrenin en büyük komplosuna ait insanlardır, aldanmayın onlara!

Hayatın, dünyanın, büyük patlamanın, varoluşun ve insanlığın mercimekli köfteden olduğunu bilen ancak bunu şiddetle inkar eden bir tarikat var. Bu tarikat bu gerçeği saklama yemini etmiştir ve 200 yıldır faaliyettedir. Çünkü bu gerçek açıklanırsa din düzeneği bozulacak, evrim teorisi kısmen patlayacak, big bang teorisi sıçızlayacak, Vajinismus kelimesi anlam kazanacak ve insanlar tekrar putperest hallerine geri döneceklerdir!

Neden bu kadar seviyoruz mercimekli köfteyi? Neden devamlı aramıyoruz ama gördüğümüz zaman en azından bir tane yemeden bırakamıyoruz?

Çünkü hepimiz genlerimizde bu gerçeği taşıyoruz! Bizler mercimekli köfteden geldik!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

Ben Neredeydim?

Merhaba sevgili okur.. Öncelikle istersen bi yerlerde birşeyler içelim? Yada bana gel? Ben size geliyim? Birbirimize dokunmalıyız? Sen bana merhaba demelisin bende sana? İletişim kurmaliyiz? (neden ki?) Yanlış anlama sevgili okur dünya ahiret okurumuzsun! (bkz : kutsal anlamlar, ifadeler, kaygilar, bilmem neler, bişiyler)

-dünyanın bütün zeki insanları zqişin!


Hepiniz iyimisiniz? Sağ loblar ne durumda?Dinlenmek, müziğe ve kendime biraz yaklaşmak için Mersin'e geldim. Beynim ne çok yoruyordu beni, "lütfen sadece 5 dakika dur!" diye çok yalvarmışlığım olmuştur. Evet lan! Einstein değilim, bunlar pusudaki bilinçaltı kontrdüşünceler. Filistin askısı, taşaa elektrik, tabanı jiletlenmiş ayaklarla düşünce zemininde yürümek.

-bu bir yolculuktu değil mi ?


Her zaman müzik dinlemeyi severim özellikle yolculuklarda hatta şehir içi ulaşımda her zaman dinlerim son ses.. Bu bir çeşit kendini onlardan ayırabilmenin ve bunu onların gözüne gözüne sokmanın bir yolu. Onları kendime düşman mı ediniyorum? evet!
Gel gelelim üzerimdeki Motörhead tişörtü ve yanımdaki 'cami imamı' ile yolculuğumuz hayli ilginç görüntülere, dayanilmaz psikolojik kusmalara, göt gibi durumlara neden oldu. Ben yer değiştirmek istedim yer bulamadık, o rahatsiz oldu, ben sinirlendim, sanirim herkes benden zaten rahatsızdı çünkü otobus her an "-tekbiiir -allahuuu ekbeer" diye bağırıcak insanlarla doluydu. fuck! yanında bir cesetle 14 saat yolculuk!

Neden ya ? 50 tl ücret veriyorsun bu kapital bi ilişki ve karşılığını vermen lazım. Biz kurban modunda hiç birşeye sesimizi çıkartamıyoruz. 'Ben' neden bütün hayatım boyunca merhaba bile demek istemediğim 'insan' tipleriyle 14 saat yolculuk yapmak zorunda bırakılıyorum ki ? Neden aynı psikolojide-tripte olanlarla olmayanlar sürekli yanyana getiriliyor ki? Aynı sorun diğer 'insan' içinde geçerli. Herşeyden öte ne zaman oldu bütün bunlar yahu? Afganistana mı gidiyorum? Bu insanlar ne zaman bu kadar çoğaldılar ve neden bu kadar uyumlu bi şekilde sürüleşiyorlar? Kendi beyinlerini öldürmüş olmaları en son sorun edeceğim şey olması bir yana bize yaşayacak yer kalmayacak, fareler gibi kaçacağız, sürekli düşünce tecavüzlerine uğrayacağız ve bu asla yargılanmayacak. Şimdiden hakim olacak olan korkunun çürümüş kokusunu alabiliyorum.


-Yolculuk bittiğinde Mersin bambaşkadır!

Ailemle nasıl frekans yakalayabileceğim acaba? Bazen onları tanımadığımı düşünüyorum, onların da beni... Ama küçükken kardeşlerimle çok güzel oyunlar oynardık ki hala saklambaç oynayabiliriz? Biz, hep beraber?

Korkuyorum; herşeyin koptuğunu görmekten korkuyorum.Gerçek'ten korkuyorum. Büyümekten bahsetmiyorum.. Kendine düşman edindiğin sürünün içerisinde aileninde olabileceği düşüncesinden korkuyorum.

Annemle tam 8-9 yıldan sonra ilk defa beraber yürüyorduk (ramazanda) üstünde askılı birşeyler vardı ve yeterince ramazanla ters bir durumdu.. Çünkü burası küçük bir yer. Cami yanından geçecektik ki annem :
-haha şu adama bak pislik! bizim site de oturuyor ama selam vermiyor günaha girecek ya!

-neye bakıyorsunuz salak kadınlar!

-iyi oldu onlar tam cami den çıkarken bende onların önünden geçiyorum! Şunlara bak, onlara göre namahremim ben! ehuae

dasfasdfsdaf annem bayaa güldürdü beni ehe güldürürken düşündürdü derler ya dsaf

En azından dinle alakası olmayan bir ailem var.. Bu güzel birşey lan? Tabii "sigortalı iş", "hadi evlen", "bu halin nolacak?", "düştün bir telin peşine" (dsfadf ne anlatmak istiyorsa babam mk?) vs. gibi dialoglarda sürüye liderlik edebilicek konumdalar eheh


-Aile ilginç bir kavram!


Bunca zaman ben neredeydim? Vallahi bende bilmiyorum.. İstanbul'a kaçarak geldim ve kaçarak döndüm. Koca bir İstanbul kaosu, öğretileri ve bedelleri.


Şimdi biraz nefes alıyorum, düşmanın ve kendimin saldırı hareketlerini çözümlüyorum. İstanbul macerası devam edecek.


Berbat geçen son 2-3 sene sonrası burası iyi geldi bana. Uzun zamandır internete giremedim, yazacak birşey bulamadım çünkü sadece kendimle etkileşim içerisindeydim hep. Okumam gereken bir sürü şey yazılmış, yazarlar ölmez vatan bölünmez!

Okurları olmayan bir blogun hayat damarları zqilmiş demektir!

Herkese merhaba:)

POSTED BY Charmerian
DISCUSSION 11 Comments

Sevgili Günlük Style Bişiy Oldu Lan Bu!..

Efendim selamlar! Nasılsınız lan?

Ben şimdi daha iyiyim! Havalı sandalyemin ayarıyla oynadım ve şu an ekrana daha güzel bir açıdan bakabiliyor ve kafasına vura vura yazdığım klavyeye daha güzel bir açıdan vurabiliyorum. Aslında ne kadar basit bir denklem değil mi? En sosyalist ve hümanistimiz bile şu minik ve sevimli klavyeye ona hiç sormadan, düşüncelerini önemsemeden, bir kere bile fikrini almadan kendi fikirlerimizi kafasına vura vura yazdırıyoruz. İnsanlar teknolojiyi ne yaman kullanıyorlar!..

Neyse! Uzun zamandır şöyle keyiflicene yardıramadığım için pek mutsuzum aslına bakarsanız. Yardıracak malzemeler var elbette, ajandamda birikmiş ve son kullanma tarihi geçmiş bir kaç hikaye mevcut ama tedavülden kalkmış hissediyorum onları. Eve geldiğimde geyikçene şeyler yazabilecek kadar uygun olmuyor ruh halim. İş güç fena yorucu şeyler azizim! Psikolojik ve iş yoğunluğu olarak sıkışık bir evredeyi(z)m.

Her gün mail yoluyla selamlaşıp, muhabbet ettiğim Buket insanıyla 3 haftadır bir mail trafiği bile yaşayamadım misal. Her cuma, günün menüsünü yollayan Nurcan insanına da selam edemedim uzunca zamandır. Çoook uzun zaman önce tanımış olduğum iyi bir arkadaşım olan Özlem insanı vardı, çook uzun zaman önce "bir ara görüşelim" demişti, onunla da haberleşemedim ve Buket insanına hala lahmacun & bira kombinasyonu sözüm var; unutmuş değilim! :p Her biri aklımda ama motivesizliğin yanında kol gibi geçen maddi sığırsallıklar her yönden bağlamış durumda psikolojimi..

Yapabildiğimiz en muazzam atraksyon Çarşamba gecelerinin halısaha ritüeli. Bunun yanında sevgili Mimi Wonka'nın ismini söylemeye üşendiği (söyleyemediğinden değil, yeme bizi şimdi!) (Normal) Özkan insanı ile birlikte sağlıklı bir yaşam ve göbeksiz bir beden için sportif faaliyetlere başladık. Genel olarak iki günde bir gidip koca koca kasları olan hocalarımızın bize vermiş olduğu programları uygulayıp, değişik aletlerde, değişik hareketler yaparak kendimizi tatmin ediyoruz. Spor salonları ilginç yerler. Yani sanırım Türk insanına bir çok şeyi yasaklamak lazım. Acaip acaip adamlar var. Kocaman göbekleri var; -ki ben o kadar büyük bir göbeğin sahibi olsam İDO'da şamandıra olarak işe başlardım- ama onlar gidip sadece kol çalışıyorlar. Göbekleri kadar kolları var artık. Sonra aynanın karşısına geçip kol kaslarını izliyorlar. Ne kadar homoca bir hareket tarzı eheh. Bana öyle geliyor yani. Herkes birbirinin vücudunu kesiyor. Ağızlardan kelime olarak dökülmese bile bakışlardan çözüyorsun mevzuyu.. Daha iyi bir vücuda sahip olup, kızlara daha iyi görünmek isterken bir anda homo gibi oluyorlar, erkekleri kesiyorlar. sdmıfs. Bana öyle geliyor yani. Neyse. Benim şekilli kollarım, oynatabileceğim memelerim, slip donda taş gibi duracak bir kıçım olmasına ihtiyacım yok (çünkü zaten öyle dsıofmsdf sdfs çok güldüm lan kendi esprime) sadece göbeğimden kurtulmak istiyorum ve bunda yavaş yavaş başarılı olabildiğimi görünce seviniyorum hehe. 6 aylık peşin ödedik ama ben genel olarak işten çok geç döndüğüm için her zaman gidemiyoruz. Ama olsun, bana halterle geçen günlerim yeter!


Bunun yanı sıra ciddi kararlar almış bulunmaktayız. Güzel şeyler olacak yakında ehe ehe. Sevinçliyim çok fazla!

Sevgili günlük modunda bişiy oldu lan bu! Neyse.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN , ,
DISCUSSION 7 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu