Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Mavi Pijamalı Süper Cem v.4 - Dinozor Taşşağı - Giriş

Acıkmıştım ve çevirdiğim bir anka kuşundan beni Ortaköy'e atmasını rica ettim.

Ortaköy'de bir restoranta oturdum ve restorantın diğer şubelerinin de bulunduğu fotoğrafa bakmaya başladım. Ben şu an Ortaköy şubesinde bulunuyordum ve tam olarak oturduğum yeri kestirmek için fotoğrafa yaklaştım. Orta bloktaki ikinci katta ortadaki masadaydım. Evet! ORADAYDIM!

Kendimi orta bloktaki ikinci katta ve ortadaki masaya eğilmiş olarak görüyordum fotoğrafta! Oradaydım. Elimi kaldırdım ve fotoğraftaki elim de oynadı. Panik halinde ayağa kalktım. Göz ucuyla baktığım fotoğrafta da göz ucuyla fotoğrafa bakıyordum. Ve hatta eminim, o fotorafta gördüğüm silüetimin baktığı fotoğrafta da göz ucuyla fotoğrafa bakıyorumdur.

Masanın üzerindeki camı kaldırdım ve fotoğrafı elime aldım. Fotoğrafta da aynı şey olmuştu elbette. Elimdeki fotoğrafta, orta bloktaki ikinci katta orta masada oturan BEN, bir fotoğrafı eline almış ve burnuna kadar yaklaştırmıştı. Dijital bir şakanın içinde olduğumu düşünüyordum ama bildiğin bir fotoğraftı işte! Üstelik kalitesiz bir kağıttı! Fotoğraf kağıdı bile değildi. Anlayamadım... Neler olup bittiğini anlamak için dışarıya bakan cama yanaştım ve beni gözetleyen bir şey görürüm umuduyla alnımı cama dayadım.

Sol şeritten geri geri gidiyordu arabalar ve 3 araba hiç durmadan dönüyordu ortadaki refüjün etrafında. Bir kaç polis arabası birbirine çarpıp duruyordu, sadece çarpışan arabalara binmiş çocukların çıkartabileceği seslerden çıkartarak. Ve köşede durmuş şişman, 40 yaşlarında ancak çocuk önlüğü giymiş bir adam elindeki ekmeği ısırıyordu yüzündeki tüm masumiyetiyle... "Noluyor .mına koyim" dedim ben.

Arkamdan gelen sesle irkildim ve garsonun yanıma yanaştığını gördüm. "Tostunuz ekmekli mi olsun efendim" diye sorup sırıttı. Dişlerinde toz vardı. "Nasıl yani?" dedim ben. "Bilirsiniz işte, tost! Ekmekli mi yoksa sade mi?" dedi. "Ama ben döner istemiştim" diye karşı çıktım. Şaşırırcasına adisyon kağıdına baktı ve "üzgünüm" dedi, "dönerinizi kömür mü yoksa çiğ mi istersiniz?".. "Nasıl yani?" dedim ben yine. Gözlerini devirip sıkıldığını belirten bir omuz hareketiyle "döner bugün dönmüyor efendim" dedi, "dönmediği için tek bir tarafı yandı ve kömürleşti, diğer taraflar ise çiğ kaldı" diye ekledi...

Saatime baktım. 13:69'du. "Sanırım vazgeçtim, bir şey yemeyeceğim" dedim. "Bir şey.. Hmm.. İyi tercih!" dedi ve topuklarının üstünde dönerek alt kata indi.

Askısı kopmuş çantamı ve bayan çantası görünümündeki teknik servis çantamı boynuma asamayıp dışarı attım kendimi. Yağmur vardı. Yağıyordu diyemiyorum çünkü yağmıyordu. Vardı. Yağmıyordu. Yerden göğe yükseliyordu. Yukarı doğru akıyordu hayat.

Geri geri yanaşmakta olan otobüse el edip durdurdum ve "beni hemen Zincirlikuyu'ya götürün!" dedim, emreden bir ses tonuyla. Kolunda Altı Nokta Körler Derneği sargısı olan şöför, görmeyen gözleriyle bana bakarak "rehberime söylemelisiniz bunu!" dedi. "Rehber?" dedim, kelimeyi olanca soru edatı şeklinde göstermeye çalışarak. "Maviş" dedi ve otobüsün arkasını işaret etti. Otobüsün arkasına yürüdüm ve camdan baktığımda tüylerini yalayan bir rehber kedi gördüm. Otobüse bağlıydı. Ya da otobüs ona bağlıydı. Göremeyen belediye şöförü kapıları kapattı ve Maviş ayaklanarak otobüsü çekmeye başladı. Camdan kafamı çıkartıp, bir kediye nasıl seslenilebilirse o şekilde "Maaaviiiiş" diye bağırdım. Arkamdan bir el dokundu. Takmış olduğu küpelerden dolayı kulakları beline kadar inmiş bir teyzeydi. Hoşnutsuz bir şekilde "Seyehat esnasında rehberle oynaşmayınız!" tabelasını gösterdi bana. Gülümsedim ve inmek için bir kırmızı ışığa yakalanmamızı bekledim.

Rehber kedi Maviş bir kırmızı ışıkta durdu ve gözleri görmeyen belediye şöförü kapıları açtı. Koşarcasına adımımı ve kendimi dışarı attım. Dışarı çıkar çıkmaz önüme gelen büyük bir nesneye çarptım. Ne olduğunu anlayabilmek için 15 adım kadar geri geri yürüdüm ve çarptığım şeyin bir dinozor taşşağı olduğunu fark ettim. Büyük bir dinozor taşşağı yolun ortasında duruyordu ve ben sessizce "noluyor .mısına koyim?!" dedim...


Sihirli bir şekilde esen rüzgar o ana kadar aklımdan tamamiyle çıkmış mavi pijamalarımın paçaları arasından girdi.

Mavi pijamalarımla kocaman bir dinozor taşşağı ile karşı karşıyaydım...

Eski Maceralarımız İçin bknz:
Mavi Pijamalı Süper Cem

Mavi Pijamalı Süper Cem v.2

Mavi Pijamalı Süper Cem v.3

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

3 Responses to : Mavi Pijamalı Süper Cem v.4 - Dinozor Taşşağı - Giriş

  1. hayatımda ilk defa dinazor daşşağı gördüm. çok güzel resmedilmiş. kadraj biraz yamuk sanırım daşşak ağır gelmiş. Renkler yerinde ve kurgu harika daşşağınız bol olsun.

  2. Darkohl says:

    Mavi pijamalarından sen suçlusun demek istiyorum sana ey Süper olan Cem. Kafana aniden geliveren ya da tuvalettteyken bir anda çıkmış bu fikirler hayal gücümüzü eğledirmiyor değil fakat gelişme ve sonuç bölümleri de beni düşündürmüyor değil.

    Sevgili çopar tipli kıl, yorumun için teşekkürler. Fakat sizde de bir taşak geçme modu semiyor değilim. Bu beni hem sevindirdi hem üzdü. Üzme kısmını bilahare özel olarak açıklayacağım.

  3. dsadfasf güzel kurgu.özkanın yorum ve pelinin 'çopar tipli kıl' +1 eheh

National Geographic POD