Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Şundan Bundan...

Sucuk gibi ıslandım lan gerçekten!

Sen nasılsın okuyucu? Benim gibi artist ve bunun doğal sonucu olarak sudan çıkmış balık değilsindir herhalde. Nedenini bilmem, hiç sevmiyorum şemsiye taşımayı. Belki şu şemsiye taşımayı diğer insanların gözünü çıkartmak sanan insanlar yüzündendir. Şemsiye taşımak dünyanın en büyük sorumluluklarından birisi bence lan! Bu sorumluluğu kaldıramayabilirim, belki bu yüzdendir şemsiye taşımayı sevmeyişim. Çok pis edepsizleşebilirim şu anda. Küfür anlamında yardırabilirim çünkü gerçekten o şemsiye taşımayı beceremeyen lavukların ya da hatun kişilerin yanından geçerken; ki genelde bunlar hatun kişilerdir, sağa sola eğilmek, kurşundan kaçan Rambo gibi fuleli adımlar atmak çok sinirlendiriyor beni. O eğildiğim anda içimden diyorum ki; "eğilmeseydim de şu şemsiye kafama çarpsaydı ve ben o haklılıkla o şemsiyeyi aldığım gibi fırlatsaydım ve hiç bir şey olmamış gibi yoluma devam etseydim, ne güzel olurdu!".. Ama biliyorum, o şemsiyeyi aldığım gibi fırlatsam, hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam edemem. Kesin söylenip içimdekileri kusmam gerekecek. Bunun neticesinde kavga çıkması muhtemel ve ben "bu mına koduğumun şemsiyeyi bile taşıyamayacak kadar beceriksiz insanlarıyla" kavga etmek dahi istemiyorum!..

Dediğim gibi, bu konuda inanılmaz hassas ve sinirliyim. Lütfen şemsiyelerinize dikkat ediniz.

Her Boku Bilen Adam var bi tane, bilir misiniz? Her boku bilmiyordur elbet ama bir çok şey hakkında fikri var adamın. İyi şeyler yazıyor ve kaliteli yazım tarzıyla kendisini okutuyor. Ve hatta yazının sonunda "afferim len, iyi demişsin!" diyebiliyorsunuz bir çok yazının sonunda. Ki genelde öyle diyor insanımız. Onaylayıcılıkta üstümüze yok. Facebook'u eleştirse, millet altına, "bravo harika demişsin", deyip bunu facebook grubunda paylaşabilir. Böyle bir milletiz. Bunlara zaten alışığız. Ama değineceğim nokta aslında bu üstteki cümlelerde eleştirdiğim noktayı eleştirmeye çalışanlar olacak. "Bu nasıl cümle lan" dediğinizi duydum. Ben bile öyle dedim, yalan yok. Neyse.

Eleştirel yazıların altına "helal olsun! bravo! çok iyi demişsin!" tadında şekerden tatlı yorumlar gelir, buna tüm alemi cihan alışıktır zaten. Ama bir de şöyle adamlar var misal:

Adsız bir adam, Her Boku Bilen Adam'ın bloğunda Remember, Remember the Sixth of December başlığında demiş ki:

Ellerine sağlık arkadaşım,uğraşıp uzun uzun yazmışsın,güzel de yazmışsın.Ama bunu yazmakla sadece gene prim topladın,off adam yine döktürmüş dediler.Yazmaktan başka ne yaptın? Veyahut okuyup ta noktasına virgülüne katılanlar,katılmaktan başka ne yaptı? Bu işler yazmakla olmuyor ki zaten aşağı yukarı böyle ortamlarda bunun gibi şeyleri herkes yazıyor artık.Kısacası birileri daha çook yazar,birileri daha çoook beğenir,herşey de bununla kalır.

Ne yapılması lazım? İnanıyorumki yazan insanlar kendi düşüncelerini, kendi yaşamlarından almışlardır. Yani doğru bildiği düşünceyi yaşamıyorsa neden yazsın? Eleştirdiği konuları kendi uyguluyorsa neden yazsın? Amaç prim toplamaksa bu lastik elbet bir yerde patlar. Patlamazsa zaten amaca ulaşılmıştır...

Yani biz burada yazdıklarımızın arkasında durmamız için, ne bileyim gidip başbakanı mı kaçıralım? Polisi mi taşlayalım? Parti kurup meydanlara mı çıkalım? İllegal bir örgüt kurup kendimize terörist mi dedirtelim gerçek katillere? Haydi gençler örgütlenelim, bana katılanlar benimle birlikte başbakanlığa yürüyüp kendini mi yaksın diyelim? Tüm dincileri yakalım mı Madımak intikamı diye? Kemalistleri vuralım mı? Cezaevi müdürlerine işkence mi yapalım? Faşist DTP'lileri faşist MHP'lilerle birlikte İmralı'ya mı gönderelim?

İnsanları bilinçlendirmekte bir şey yapmaktır. Ama bilinçlenebilecek insanlar bunlar mıdır, orası ayrı. Bunu desinler, canımı yesinler. Ama "yazdın da ne oldu" edebiyatı, "helal olsun!" diyicilerin kattığından daha fazla bir şey katmıyor... Sen bu yorumu yaptın da ne oldu? diyorum ben şimdi. Boş bir kısır döngüden ibaret.

Neyse!

Ben çok bahtsız bir adamım. Bunu defalarca dile getirmişimdir zaten ama bazen bu berbat bir şekilde yüzüme vuruyor, gıcık oluyorum. Metroçüke binmek için üst geçitten geçiyorum ve arka arkaya 4 tane metroçükün durağa yaklaşmakta olduğunu görüyorum. Kalabalıklar arasından sıyrılıyorum Oktay Derelioğlu'nun Belçika defansı arasından sıyrıldığı gibi. Birincisi kaçıyor, ikincisi hiç durmuyor, üçüncüsü kaçıyor ve ben tam durağa girmişken dördüncüsü kapısını kapatıp gidiyor. Bomboş gidiyor Metroçükler! Üzerine oturulmayı bekleyen ve kıç hasretiyle yanan kırmızı koltukların ardından üzgün bir bakış atıyorum. Bomboşlar abi! Her zaman gelmez bu şans. Metroçükte oturabilmek! Resmen sayısalda 5 bilmek kadar mühim bir mevzu bu! Ara duraklardan binen her insanın başına hayat boyunca en fazla iki sefer gelebilecek bir durum. Sonraki gelecek metroçükü beklemeye başlıyorum. Normalde az önce arka arkaya 4 tane gelebilmiş olan ve genelde 30 saniyede bir gelen metroçük gelemiyor. 3 dakika bekliyorum -ki metroçüklerin 30 saniyede bir kalktığını göz önüne alırsanız 3 dakika sıkı bir rakamdır- ve gelen metroçük hınca hınç dolu olduğundan hiç durmadan geçiyor. 30 saniye sonrasında gelen ise hınca hınçtan biraz daha az dolu. İçine ancak osuruğun sığabilir. Gönüllü tacizciler tabelalarıyla içeride bekleyen kıllı abilerin kucağında alıyoruz soluğu. 4 tane bomboş giden metroçükü kaçır ve 5 dakika durakta mahsur kaldıktan sonra sonun bir bıyıklının fort mesafesi olsun! Bu nasıl bir adaletsizliktir, bu nasıl bir bahtsızlıktır...

Sonunda fındık kıracağı aldım! Uzun zamandır hedeflerim arasında fındık kıracağı almak vardı ve sonunda başardım. Başarımın sırrı çok çalışmak, çok çalışmak ve çok çalışmak! Şaka lan. Çok çalışmadım. Aslında başarımın sırrı falan yok. Bu mevzuya genel bir bakış atarsak bu tam anlamıyla bir başarısızlık öyküsüdür. Canımdan çok sevdiğim sevdiceğim -oy oy yerim ben onu, kuzucuk, içim kaynadı lan.. neyse. - ile birlikte gittiğimiz Ordu seyehatinden sonra, kuzucuk kadar tatlı olan müthiş annanemizin Ordu'nun tepelerinden kendi elleriyle toplamadığı fındıklardan vermesiyle başladı bu öykü. Bir poşet fındığı verdi ve ben eve geldiğimden beri o fındıklardan yemek istiyorum. Önce çekiç aradım evde. Bulamadım. Ki bizim ev en kalite hırdavatçıdan daha fazla "alet - edevat" barındırır muhteviyatında. Ama yalan olmuş, kuşlar götürmüş falan işte! Sonra ingiliz anahtarıyla kırmaya çalıştım. Başarısızdı. İngiliz anahtarının sıkma bölümüyle yapsam elime vuruyorum, sapıyla yapsam fındığı tutturamıyorum. Tamamen rezillik. Tornavida arkası falan derken yine bizim sikko dişlere kaldık anlayacağınız. Dişlerle girişilen kanlı ve "dişli" mücadele tabi istenilen sonuçları vermiyor. Dişlerimle bira kapağı bile açabilen bir insan olabilerekten -ki bu gençliğimizde sıkı alkolikler olduğumuzu anımsatsın diye özellikle belirtilmiş bir ayrıntıdır- fındıklarla mücadele evresi çok çetin geçmedi ama bir zaman sonra sıkıyor dişlerle fındık kırmak. Dişler şaşıyor çünkü. "Kırıcı mıyım, yiyici miyim yoksa ufak ufak ezici miyim?" tribine girdiler bi zaman sonra. Çatırtılarla kırılıyor, kıtırtılarla öğütüyor. Adeta masalsı bir tezatın içine düştüler ama bu masalda kan vardı, vahşet vardı, çatır çutur kırılan fındıkların damaklara batan kıymıkları vardı! Canımdan çok sevdiğim sevdiceğime söyledim bana fındık kıracağı al diye ama almadı. Fırsatı olmadı. İşte tüm bu başarısızlıklar sonunda bir gün bir çılgınlık edip, fındık kıracağı aldığımı söylesem, alay edip güler misiniz, yoksa siz de yiyer misiniz? sadmnofs Of. Rezilim lan.sdofs

Neyse.

Yarın var ya acaip yoğun bir gün olacak. Ki genelde yoğunuz. Dünyanın yazıcısını tamir ediyoruz okuyucu. Yani bildiğin gibi değil. Gün boyunca dışarılardayım ve Kadir Topbaş denen belediye başkanı görünümlü TİCARET ADAMININ sikko politikaları yüzünden aylık doldurduğum mavi kart bitmek üzere. Ki bu aylık kart bana yeterdi ve 30-40 kontörde artardı. Ama şimdi zamlarla birlikte metroçüklerin iki kontör götürdüğü ortamda, aylık mavi kartların kontör oranı 200 den, 160'a düşünce işler sarpa sardı. ALLAHINDAN BULASAN KADİR, ALLAHINDAN BULASAN!

Eğer ki bir Adsız çıkıpta bana "iyi yazmışsın ama bi bok yapmıyorsun ki ehe" derse, "aslında yapabilirim ben!" diyebilirim tüm çılgınlığımla. Gerçekten çok kere düşündüm ve çok kere planladım kafamda bir eylem planı. Kendimi çok pis bir şekilde metroçük yoluna zincirlemeyi düşündüm. Gerçekten düşündüm bunu ve gerçekten yapacaktım. Ama hakkını savunduğum kişi burada patronum. Yol parasını patronum veriyor sonuçta. Patron bile sallamıyor resmen bu zammı. Burada kendimi zincirlesem, patronumun ve diğer insanların hakkını savunmak için kendimi orada zincirlesem, haber olsam, köyde "gördün mü cem anarşik olmuş" deseler falan ve sonuçta gözaltına alınsam ve hakkını savunduğum patronum işe gidememiş olduğumdan dolayı bana kızsa ve hakkını savunduğum halk "senin yüzünden işe geç kaldık şerefsiz kominist piç!" diye bana küfretse...

Bunları düşünüp vazgeçtim. "Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak.. Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"

Saygı duyarak.. İnsan olmaya, insan gibi yaşamaya saygı duymak lazım ve bunun için elini taşın altına sokanların "kendi için, senin için, hepimiz için" yaptığını algılamak ve bu bilinçle o insanlara sahip çıkmak lazım. Sahip olduğunuz dünya görüşünü siktir edin. Yaşadığınız düzenden mutlu musunuz? Sizi yöneten devletten, size "hizmet etmekle yükümlü olan" belediyeden, sizi "koruyan" polisten memnun musunuz? Bu bilinçle, tarafsızca bakalım herşeye...

O açıdan yine mesajımızı verip özümüze dönelim -ki Mimi Wonka geçen gün çözmüştü öküzcan olduğumu- ZAMCILARA, TEPKİSİZLERE, KABULLENMİŞLERE VE BİZLERE YAZMAKTAN BAŞKA ÇARE BIRAKMAYAN TÜM ETKENLERE KAFAM GİRSİN.

Hadi selametle. Sevgiler efendim!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 7 Comments

7 Responses to : Şundan Bundan...

  1. işte bu yüzden mümkün olduğunca yazılara gelen yorumlara cevap vermemeye çalışıyorum. varsın "götü kalkmış" desinler. en azından zaten söylediğim şeyleri bi de durmadan açıklama çabasına girmiyorum.

    "dinleyen söyleyenden arif gerek" diye boşuna dememişler.

    saygılar sevgiler.

  2. Adsız says:

    Yazılarınızın altında sürekli yalayan okuyucu yorumları görmek istemeniz normal,biri çıkıp da ters birşey deyince ondan kötüsü yok.Birde cümlenin sonunda 'ehe' demişim değil mi,iyice yavşak gibi.Ne diyeyim ki,haklısınız.Ama dediklerimin gene arkasındayım,sizin prim toplamak amacıyla yazdığınızı düşünmüyorum,ama yazdığınız için prim topladığınızı inkar edemeyiz.Ama yazmakla bu iş olmaz.(Deniz Gezmiş oturup sadece bir dergide,gazetede yazılar yazsaydı Deniz Gezmiş olur muydu?)Benim yediğim copun acısını siz oradan hissedebiliyor musunuz? O copu 'sizin haklarınızı' da savunduğum için yediğimi biliyor musunuz?Neyse,siz yanlış anlamaya devam edin,ben de 'popüler insanları' hazmedemeyen bir yavşak olmaya devam edeyim.Birileri nasıl olsa savaşıyor,en azından bunları yazmanız da güzel.Ancak birgün buraya yazma hakkınız da elinizden alınırsa ne yapacaksınız?

  3. Arkadaşım güzel konuşmuşsun ama benim yazdığım paragrafı anlamak için okumamışsın. Sen, ben ve bizim gibi düşünen insanların genel problemi bu zaten. Biz her şeyi önyargı ile karşılıyoruz. Ben orada zaten belirttim; uygulanmayan fiili neden yazsın ki insanlar? Ben 1 mayıslara gidiyorum, biber gazının, jopun en kallavisini yedim, hiç merak etme. Taş atan çocuklara sempatim var. Molotof kokteyli atan her arkadaşı takdir ile alkışlıyorum...

    Bunlar -en azından benim- yapmadığım şeyler değil. Ama burada her yaptığın eylemi yazamazsın. Gün gelir en yakın arkadaşına dahi söyleyemezsin. Misal sen adını vermeden yorum yapıyorsun, ben burada şilenin alacalı köyü nüfusuna kayıtlı olduğumu bile yazabiliyorum.

    Ben oradaki çıkışını -çok fazla eleştirel yazılar yazmasam bile- kendi üstüme aldım. Çünkü kendimi biliyorum.. Yaptıklarımı ve yapmak istediklerimi biliyorum.

    Ama mukadderat işte! Bu sikko ülkenin, sikko yöneticileri tarafından yönetiliyorum. İşe gidememezlik yapamıyorum çünkü ödemek zorunda olduğum faturalar var. Bunları eleştiriyorum ama her eleştiri fırsatında alanlara çıkamam. Çıkmak isterim ama yapamam çünkü açık ve net: benim mecburiyetlerim var. Alana çıktığım insanlar bakmıyor bana. Evimin faturalarını onlar ödemiyor. Ve ödemeyecekler.

  4. Önceliklerimiz ister istemez değişebiliyor ama fikirlerimiz asla değişmez.

    Mahir, Deniz, İbo.. Hepsi mücadelesini yaptı ama şu an onların mücadele ettiği anayasa ile yönetilmiyoruz. 61 anayasası çoktan tarih oldu ve şu an faşist darbecilerin anayasası ile yönetiliyoruz. Her şey o kadar kolay değil. Jop yemek için illaki devrimci önder olmaya gerek yok yani..

    Ben hayatın içindeyim ve bu tür yazılar yazan insanlarında oturdukları yerden, sırf bir şeylere karşı olmak için bunları yazdıklarını sanmıyorum. Bu yüzden o yazıda o paragrafı yazdım. Her boku bilen adamı tanımam etmem ama şahsen yazdıklarını okumak hoşuma gidiyor çünkü bilen ve görebilen insana daha çok şeyler katıyor. Daha derin çizgilerle bakabiliyor ve daha farklı bir eylem yolu seçtirebiliyor.

    Yani bu iş üniversite sıralarında gaza gelipte kendini bir anda alevler içersinde bulmak değil. Devrim zamanında da vardı bu problem, hala var. Öğrenciler savaşıyordu, konuşuyordu, teoriler üretiyordu ama bu boktan hayatı yaşamak zorunda kalan işçilerdi, hala değişen bir şey yok. Hayatın dışında olup hayatı üç beş sloganla eleştirdiğinizi düşünmeyin. Maç kuyruğunda da yersin copu.. Okul bitince Ak Banktan teklif alıp bir anda devrimciliği, sosyalizmi unutanlar da çok bu ülkede. Ne oldu o yediğin coplar baboli?

    Amaç cop yemeden insanları bilinçlendirmek olmalı -ha keza benim aslında böyle bir mantalitem yok. bu toprakların insanlarına güvenmektense kitlesel imha silahlarına daha fazla güvenirim - bunu ancak yazarak yapabilenler var. Bir başkası da başka şekilde yapacaktır. Bunu bir bayrak yarışı olarak görmek daha şekilli olurdu?

    Sana asla yavşak insan gözüyle bakmadım ve bakmamda. Zira biliyordum karşımdakinin bunları söyleyebilecek ve bir çok konuda benimle aynı "görüş"ü paylaşan bir insan olduğunu. Ama herkesin anlaması gerekenler var. Eğer bu yazıları yazıyorsa insanlar, bir bildikleri ve bir yaşadıkları vardır..

    Ben de gerillacılık, devrimcilik, devrim stratejileri ile ilgili onlarca kitap okudum ve bununla ilgili bir sentez yapmak isterdim burada. Ama yapmıyorum. Anlık sinirlerimizi paylaşıyor, karşılıklı küfrediyoruz bizi bu hale düşürenlere.. Çünkü burası yeri değil. Burasının hakkı bu kadar. Bir gün oturur daha ayrıntılı konuşur, daha iyi anlayabiliriz belki birbirimizi.. Savaşan kadar bu savaşı anlatanında önemi var. Bunu herkesin idrak etmesi önemlidir. Bu savaşı anlatanlar olmasa devrim mücadelesi çoktan unutulmuş, Deniz'e, Mahir'e, Ulaş'a "şerefsiz teröristler" olarak bakıyor olurdu ülkenin büyük çoğunluğu. Ama şu an öyle değil. Çünkü aydınlatanlar var. Misal Aziz Nesin'de, Uğur Mumcu'da alanlara çıkıp polisle çatışmamıştır ama yazdıklarıyla bir çok insana yön vermişlerdir ve popülist kültürle hiç mi hiç alakaları yoktur..

    Her zaman söylediğim bir şey var. Siz bizi nerede görmek isterseniz, biz oradayız. Belki yanınızda, belki karşınızda. Ben aynı yolda yürüdüğümüzü varsaymayı yeğlerim..

    Sevgiler...

  5. ben hala monotof atma savının karşısında görüyorum kendimi. bu ülke süper yönetiliyor olsaydı, herşey süper olsaydı. yine siyasetle memleket meselesiyle ilgilenmiyecek, bir duruş sergileme, bir ideoloji benimseme gereği duymayacak insanlar olacaktı. ben bunlara sade vatandaş diyorum. SADE vatandaş çok önemlidir. Sen sade vatandaşı, sade vatandaşların içinde bulunduğu otobüse monotof atıp öldürerek tarafına çekemezsin. en azından ben bunun böyle olduğuna inanıyorum. Bugun Deniz gezmiş popülerken mahir değilse bunun nedeni mahirin silah tutuyor olmasıdır. hangisi sonuca gidebilirdi ? belki ikiside. ama ikiside gidemedi. bizlere adı kaldı. neyse atıyorum bol keseden bana bakmayın.

  6. yani adsız diyor ki ben işkenceye karşı olduğumu belirtmek için, polisi, devleti, sistemi eleştirmek için önce jop yemek, işkenceden geçmek zorundayım. yoksa işkenceyi eleştiremem çünkü samimiyetsiz olurum. tribünlere oynayıp sempati toplamaya çalışırım.

    ya arkadaşım ne istiyorsun ?

    konuşmayalım mı ?

    yazmayalım mı ?

    itiraz etmeyelim mi ?

    bunları yapmak için de illa önce vücudumuzdaki yaraları mı gösterelim ?

    ayrıca hepsini geçtim sen benim gerçek hayatta ne işle meşgul olduğumu, cebimde kaç para olduğunu, ne şartlarda yaşadığımı nerden biliyorsun ki ?

    nasıl bir imaj çiziyorsam artık yazdığım şeylerle millet beni plazada falan yaşıyor sanıyor ya en çok ona gülüyorum.

    ne yazalım bu bloglarda ?

    hayır işi sadece geyiğe vuracaksak ben onu da yapıyorum.

National Geographic POD