Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

"Çalışmayıp Ne Yapcaz Abi?"

Bu lanetli cümle nasıl işlemiş beyinlerimize değil mi? Çalışmadan nasıl yaşanabileceği hakkında aklımızda ufacık bir şey bile yok. Dahası böyle bir şeyin olabilme ihtimaline bir çoğumuz ihtimal bile vermiyoruz. Çalışmalıyız. Tek bildiğimiz bu.

Çocukluğumuzdan bu yana sistemli bir biçimde beynimize sokulan, hayatımıza empoze edilen ve zamanla olmazsa olmaz bir durum haline gelen bir olgudur "çalışma" eylemi.


Çalışmak zorundayızdır çünkü hayatımızı idame ettirmemiz gereklidir. Hayatımızı idame ettirecek kadar çalışırız ama kapitalist dünyanın tüketiciliği özendiren görsel büyüsü kaplar bu sefer gözlerimizi.. Satın almak isteriz. Bilgisayar, 8 çift ayakkabı, 4 mont (iki yazlık, iki kışlık) 12 pantolon, 25 don, 30 çift çorap, playstation, digiturk, düdüklü tencere, caretta ceratta biblosu falan... Ve bunları alabilmek adına daha çok çalışırız. Hep daha çoğu için programlanmışız çünkü. Elimizdekiler asla yetmez bize. Çünkü böyle olması vardır derinlerden gelen dürtülerde. Gözümüz hep daha fazlasındadır. Başkalarının kazandıklarını görür ve hırsa kapılırız daha fazlası için. Aslında ihtiyacımız yoktur ama "hayat standartlarımı geliştirmek için" dersin. Standartların yükseldikçe daha fazla çalışmak zorunda kalırsın ve daha fazlasına ihtiyacın olacaktır. Ama yeküne baktığında aslında olduğun yerdesindir ve bu hayat standartlarını geliştirebilmişlerden hiç bir zaman olamazsın. Sadece umut edersin, sadece istersin, sadece daha fazla çalışırsın ve çalışırsın ve çalışırsın. Ama olmaz. Neden?


Kutsal kitaplar yazar, hep anlatır sakallı büyüklerimiz; "bu dünyaya imtihan için geldik".. Peki insanoğlunun imtihanı çalışmak mıdır? Bu mudur hayata geliş amacımız? Bu mudur bize nihai cevabı verecek eylemler zincirini çözmemize yarayacak anahtar? Gerçekten çalışmak için mi geldik dünyaya?

Bence değil. Çalışmak için gelmedik dünyaya. Binlerce yıl öncesinin din sistemini yaratanlara inanıp "bu dünyaya ibadet etmeye geldik" savına bile inanabilirim ama bu dünyaya çalışmak için geldiğimize inanamam. Bu dünyaya yaşamak için geldik. Öküz altında buzağı aramaya gerek yok bence. Yaşıyoruz işte değil mi? Neden illa bir amacı olmak zorunda hayatın?

Çalışmak zorunda olmamak gibi bir durum da söz konusu değil artık. Hani önceden olsa, toplardın tasını tarağını, köyüne gider, bağ bahçe geçinirdin bir şekilde. Ama artık buna bile izin yok. Çünkü artık devlet dağdan gelen sudan vergi alıyor. Çünkü artık devlet ormana akan bokundan vergi alıyor. Çünkü artık devlet babandan kalmış arazine dişinle tırnağınla yaptığın evden vergi alıyor. Ormandan ağaç kestirmiyor ısınmak için. Basit bir köylünün bile sırtına binmiş, "öde" diyor. Hal böyle olunca "çalışmayıp ne yapcaz abi?"ler çıkıyor ortaya.

Peki çalışınca ne oluyor? Ne kadar ilerletebiliyoruz hayat standardımızı? Ne kadar birikim yapabiliyoruz? Evimize tadilat yapabiliyor muyuz misal? Kız arkadaşımıza bir mont hediye edebiliyor muyuz kendimizi sıkmadan? Çok istediğin halısaha ayakkabısını alabiliyor musun?

Hiç birini yapamıyorsun ve bunları yapabilmek için çok salakça bir şekilde daha fazla çalışman gerektiğini düşünüyorsun. Ama durum böyle değil. Daha fazla çalışmak hiç bir şeyi değiştirmiyor. Öyle olsa benim değişirdi. Ne kadar fazla çalışırsan çalış, sadece hayatta kalmana izin veriliyor. Daha fazlasına izin yok. Yıllarca sürünmen gerekiyor. Bilgini, emeğini, bedenini, hayallerini ayaklar altına sermen, üzerinde zıplaman gerekiyor. Daha fazla çalışıyorsun, daha fazlasını haketmek için götünü yırtıyorsun ama değişen hiç bir şey olmuyor. Müşterilerle iyi geçiniyorsun, daha fazla parça değiştirip şirketinin daha süslü bir fatura kesmesini sağlıyorsun ya da çok iyi bir sigorta anlaşması yapıyorsun falan? Hiç bir önemi yok. Sadece açlık sınırının biraz üstünde kazanmana izin var. Sadece yaşamak için kazanıyorsun ve daha fazla kazanmak için kıçını yırtıyorsun. Ama değişen bir şey olmuyor. Sadece patron biraz daha kazanıyor. Patronun kazandığından devlet daha fazla kazanıyor ve devletin kazandığından kimse bir bok kazanmıyor.


Kısırdöngü. Elde var sıfır.


Sizin onların kölesi olmanız için her zaman ellerinde tuttukları muazzam bir silah bu. Sizi aç bırakacaklar ve daha fazlasını kazanmak için genlerinize yerleştirilmiş o dürtüyü tetikleyecekler medya, okul, ebeveynler, sosyal yaşam insanlarıyla;
"daha fazla çalışmalısın!" Ve daha fazla çalışınca yine yukarıdaki paragraf gerçekleşecek. Kısırdöngü.

Sen, yaşaman gereken hayatı yaşayamayacak, sadece hayatta kalacak ve birilerini zengin edeceksin... Acı gerçek: Ücretler ne kadar düşük olursa bizler bi' o kadar çalışacağız..


Düşününce; bu komplonun daha çocukluktan beyinlere empoze ediliyor olması gerçekten üzücü. 3 - 6 yaş arası çocuklar inanılmazdır mesela. Devletle hiç bir bağları yoktur ve o yüzden muazzamlardır aslında. Söyleyebilecekleri kelimeler kanınızı dondurabilir. Bir anda öyle bir laf edelerki dumura uğrarsınız. En hakiki komedyenden iyi espriler çıkartabilirler, en büyük filozoftan daha iyi düşünebilirler, en iyi öğretmenden daha büyük dersler verebilirler ağızlarından çıkan küçük bir kelimeyle. Çünkü beyinlerine kimse girmemiştir onların. Erken kalkma olgusu işlenmemiştir beyinlerine. Okul sırasında tek sıra halinde durmak, yakasını düzgün takmış olmak, kızların memeleri, erkeklerin pipileri, cetvelin ele vurulduğunda acıtan köşesi yoktur akıllarında. Bugün özgürlüğün tek simgesi 3-6 yaş arası çocuklardır sanırım... Ama bu çocuklar okula başlarlar ve teker teker idiotlaşmaya başlarlar. Standartlaşırlar. Aynı önlükleri giyerler, aynı ödevleri yaparlar ve yapmazlarsa aynı cezaları alırlar. Aynı sıralarda çürür ömürleri. Standart bir iş makinesi haline gelirler.

İş bulmaları ya da bulmamaları "onların" umrunda değildir aslında. Onlar istedikleri iş gücünü mutlaka bulurlar. Ama ezilen sınıfların, aç insanların fazla olması işlerine geldiği için "daha fazla popülasyon" fikrini desteklerler. Aç insanlar olmalıdır. Çünkü aç insanlar oldukça örnek gösterebilecekleri "acı gerçek reality şovları" fazlalaşacak ve insanlar o hale düşmemek için "karın tokluğuna" çalışmaya devam edeceklerdir.
"En azından işimiz var abi"... Bu yüzdendir "en az 3 çocuk" fikri. Devletin hepsini doyuramayacağı ama bir şekilde hepsini emir eri yapacağı açıktır çünkü... Zira devletin herkesi doyurmak gibi bir amacı yoktur. Devlet, kendi işkembesini boş tutmamak için çabalayan bir öğütme mekanizmasıdır nihayetinde. Sömürü düzenidir. Bir piramittir devlet.

Devlet en üsttedir. En yukarıya oturmuş ve aşağıya bakar. Herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. En yukarıda olmanın tadını çıkartır ve aşağısındakilere baskı yapar.


Alt katta siyasiler vardır. Devleti omuzları üstünde taşırlar çünkü bulundukları konumu devlet sağlamıştır onlara. Üstünde kocaman bir kütle olsa dahi altlarında çok çok daha büyük bir kütle vardır.


Bir altında medya vardır. Gazeteciler, televizyoncular. Gösterişli yaşamı süsleyerek anlatırlar ve ekranları aşağıya dönüktür. Süslü yaşamlar gösterilir. Çalışan, kazanan, başarı hikayeleri anlatılır ve yanlarında açlık, savaş haberleri eksik olmaz. Teröristler gösterilir leşleriyle birlikte ve başarılı sikişken mankenler, çiçek sulayan siyasetçiler, taşşak kanseri olan armatörler gösterilir lüks hayatlarıyla birlikte... Yukarıya hizmet ederler. Arada bir yukarıyı eleştirirler çünkü yukarıdaki siyasetçileri desteklemeyen diğer görüş sahiplerini de saflarında tutmak yani uyutmak isterler.


Bir alt katta kolluk kuvvetleri vardır. Polisler, jandarmalar, askerler.. Adım adım yukarıya doğru hizmet içindedirler. Üzerlerinde çok yük vardır, çok ezilirler, çok yıpranırlar ve bunu altındaki tabakaları yıpratarak, hırpalayarak, işkence ederek, yargısız infazlarla tatmin ederler. Yukarıdan devamlı baskı vardır üstlerinde. Devamlı olarak medyanın ve siyasetçilerin baskısı altındadırlar. Büyük stres altında olmalarının cezasını kendilerinden daha alt tabakalarda bulunanların üzerlerine çullanarak çıkartırlar. Meydanlarda braveheart kesilirler ellerindeki coplarıyla, rambo kesilirler gaz bombalarıyla, terminatör kesilirler helikopterden fırlattıkları gaz bombalarıyla...

Bir altta memurlar vardır. Bir s.ken pişman, bir s.kmeyen. En altın bir üst tabakasıdırlar ama en alt tabakadan daha az ezilmezler. Sadece kendilerine sunulmuş "memurluk" lüksünü kullanabilirler ve bunu sadece alt tabakayı ezmek için kullanabilirler. Masadan masaya yollarlar bir imza için, sorduğun soruya yüzüne bakmadan köpeğe "hoşt" dermiş gibi cevap verirler, işi yokuşa sürerler. Bildiğiniz memur işte.. Çok ezilirler ve yapabildikleri ve yapabilecekleri yegane kıllıklar bunlardır; tabi rüşvet vermezseniz.

En alt tabaka tüm bu piramit sistemini omuzlarında taşıyan proleterlerdir. Halktır. Hep ezilirler. Hep dövülürler. Hep itilirler. En aşağı maaşlarda, sağlıksız ortamlarda çalışırlar. Hiç sesleri çıkmaz. Çünkü ses çıkartabilecek halleri kalmamıştır. "Hınk" diye bir ses çıkartabilirler bazen; o da öldüklerinde çıkar boğazlarından. Çalışmaya mahkum edilen, çalışmanın onları refaha ulaştıracağını düşünen, hep çalışan ve karşılığını alamadığı için çalan, çırpan, isyan etmeye bile "çalışan" insanlardır onlar. Onlar bizleriz.


Çalışma düsturu yüklenmiş omuzlarımıza ve ne olacağını bilmeden sonumuza yürüyoruz. Sadece çalışıyor ve umutlanıyoruz. Güzel günler gelecek diyoruz sevgilimize sarılırken. Yüzümüzde yaşam izleri beliriyor öpüşmelerimizde. Ve ertesi gün sabahında, 07:30'da sıcak yatağımızdan, ateşli sevgilimizden, eşimizden ayrılırken ölüyor yüzlerimiz. Ölüyor çüklerimiz. Sönüyor memelerimiz. Lanetleniyor bedenlerimiz. "Bunun için mi geldik dünyaya?" diyoruz Nejat abiyle beraber. Düşünüyoruz ve düşüyoruz. Çalışmaya ve umutlanmaya devam ediyoruz. Ve birilerini zengin ediyoruz.


Hayatımızın çalışarak düzelmeyeceği aşikar. Sistemin karşıtı olup, sistemin dişlisi olduğunu bilmek ise bi' o kadar acı verici. Bizler düşlere ağıt yakanlarız sadece...

Hayaller kurarız; buna izin vardır çünkü, hayallerimiz için hiç bir şey yapamaz ve yeni hayallerin gelmesini bekleriz...
Bu yüzdendir her sabah kalktığımda vücudumdan çekilen etler, her tornavida tutuşumda içimde dalgalanan isyan bayrağı, her akbil bastığımda ettiğim küfür, içimdeki isteksizlik, kızgınlık, huysuzluk ve boş banka hesabım.

Kafamın dalgınlığından aynı derecede dalgın ve dağınık oldu bu yazıda... Daha fazlasını beklemek sizin için de hayalcilik olur. hehe.. Hayallerinizin değil, yeteneklerinizin peşinden gidin ve lanetli 09:00 - 18:00 dünyasından sizi kurtarabilecek bir yol bulmaya çalışın içinizde...
Sevgiler...


POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 8 Comments

8 Responses to : "Çalışmayıp Ne Yapcaz Abi?"

  1. "Sermayeniz sadece 50 tl kazancınız 8000 tl Ek-iş çorap iç giyim"

    google çok profesyonel çalısıyo abi , söylediklerine nazire yapar gibi reklam veriyor...

  2. Darkohl says:

    Huım çok lezzetli olmuş bu yazı.

    İsyanların sonuçsuz kalması, içimizdekileri dışa vurmaktan başka yapabilecek birşeyimizin olmaması ne kadar da sevimli insanlar yapıyor bizi.

    Bizi bu hale getmeyi başarabilen sistem mühendislerine içten sevgiler.

  3. eFeNDi says:

    ben işim olmadan bir hiçim. çalışmazsam kendimi işe yaramaz hissediyorum, amacımdan sapıyorum, bir bitkiden (ki o soğan olsun iğrenç kokusu dikkate alınarak) bir hayvandan (o da fok olsun misal, yayma yatmadan yola çıkılarak) farkım olmadığını düşünüyorum. çalıştığım zaman kendime olan güvenim artıyor. deli gibi param olsa dahi çalışırım. çalışmak bir yaşam biçimi çünkü benim için, işsizsem boşluktayım, asosyalim, depresifim falan.
    çalışmayan insanları anlayamıyorum, nasıl içleri rahat?? çalışmayı çok seviyorum çünkü çalıştığımda resmen ışıldıyorum.. çalışmayı çok seviyorum ve çalışmadan yaşayamam ne diyosun?

    **ISLAK MEŞE ODUNUYLE TEMASI HAK ETTİĞİNE İNANIYORUM.

  4. Dreamtime says:

    Yaramı neden deşiyorsun Cem efendi ya.Hergün bu konu üzerinde kafa patlatıyorum.Her gün elin gavatlarını zengin etmek için çalıştığımı, sonucunda kendim için kocaman bir ''hiç'' kazandığımı görmekten bıktım ve usandım. Ben de isterdim doğuştan şanslı olmayı ve baba parası ile günümü gün etmeyi ama olmuyor işte böyle ''it'' gibi çalışarakta bir bok olacağı yok.Of çok kötüyüm, sayısal oynamaya devam.

  5. forum says:

    Düşün düşün Allah'ta hayallerimize zincir vurmuyorlar onlarıda alırlarsa elimizden ne bk yeriz bu dunyada !! Yarası olanı deşen bir yazı. Hele bıre bırseyler yapmak ama adım atamamak. Hadı olum koş demesi gereken bir bahisçi lazım bıze belkı. Yürü be olum yürü be kım tutar senı... Aile calısmıs emeklı olmus bır dukkan acsan korku dolu gozlerle bakalar batarsın ele avucumuzda ne varsa kaybederız bakısıdır bu. ailenın ıcınde bır tuccar olaması ondan ders alınmaması ne kadar uzucudur şahsımca. Kardesım en sonunda ıs buldu home ofıs gunde 10 saat evden baglanıp cagrı bakıyor bır o kadarmal ınsana dert anlatıyor kafayı sıyırıyor. Babaanne tepkısı şu;
    -Ruya gordum elınızdekı avucunuzakı herseyı kaybedıceksınız soyle xxxx ınternetle mınternetle ugrasmasın !!!Dzgün bir iş bulsun calıssın !!!

    Oysa ister gonul bır yol gosteren isterkı cıgerı bes para etmezler sızı kullanıp atmasın bır koseye.

  6. The Dude says:

    calismadan yasamak imkansiza yakin.
    yani bir firmada calismasan, guneyde bir ciftligin olsa bile sadece o zaman da ciftcilikle ugrasacaksin ki o da esek fiziksel efor gerektirir. ama o kadar da kotu degil. en azindan kafan rahat. dedem yillardir boyle, halinden de hayet memnun.

  7. Mevzu çalışmadan yaşayalım teması değil burada. Buradaki mevzu, eşşekler gibi çalıştırılan ancak hiç bir zaman iyi paralar kazanamayan ve hiç bir zaman iyi bir yerlere gelemeyecek insanların öyküsü. Tabanın biraz üstüne çıkabilirsin ama o kadar.

    Burada bahsettiğim mevzu "çalışmayalım, yatalım olm" değil yani. Bu konuyla ilgili bir yazı daha gelecek zaten. O zaman bu yazı daha bir anlam kazanacaktır. Bu yazıda sadece isyan var. Bizi köle haline getiren sisteme karşı isyan...

  8. The Dude says:

    1-2 dakikada suc ve ceza'yi okuyan (!) bir insan oldugum anlasilmistir heralde :)

National Geographic POD