Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

İçimde Biriktirdiklerim Bunlardı Bugün...

Efendim selamlar! Nasılsınız?!

Ben şu an için pek "iyi" sayılmam ama gecenin ilerleyen dakikalarında iyi olacağımı garanti edebilirim. Geceyi bir kutu efes ile açtık. Önümüzde zorsuz bir parkur var. Çünkü sadece bir tane biram var. Ama bitti mi? Tabiiki hayır! (Aslında "çakı çakmak ayna tarak 5 metre don lastiği bir milyon" diye dolaşan vapur satıcılarından olabilirdim...) Sırada şarap var efendim. Ve ben bu gece az sonra bitmesi muhtemel biramdan sonra o şarabın da dibini görmek istemekteyim. Öyle bir hissiyat var içimde.

Bu son noktayı koyduğum anda içeri ablam girdi ve teyzelerimin en kıyak yemek yapanlarından biri olan HATÇA'nın yaptığı böreklerden getirdi bana. "ben bu gece ölmezsem ölmem ölmem hiç bi vakit" oh yes! Seviyorum HATÇA'yı ve böreklerini...

Yazımıza sevindiğim bir mevzuyu aktararak başlayabilirim.

Yıllar önce, yılını anımsamıyorum ama 2006 yada 2007 olmalı, ama 2007 galiba, Riverside konseri için Taksim / Hayal Kahvesi (başka var mı bilmiyorum ama yine de belirttim keko style) önünde bekleşiyorduk. Elimde kutu efesim, biricik dostum ve çevremde Seyhan ve onun tayfası ile sıra bekleşmekteyken, yanımızdan it kopuk olarak tabir edebileceğimiz sıfatta, ki insanları bu şekilde sınıflandırmam genellikle, insanlar geçerken birama saldırdılar "abi biranı versene" diye, ki bu benim için it kopuk olarak nitelendirebilmem için geçerli bir neden çünkü O ALEMDE İNSANLARIN BİRASINA SULANABİLECEK YEGANE İT BENİM AMK!, neyse, ben hemen geri çekildim ve biramı vermedim. Hemen önümde duran hatunun birasını çaldı herif ve yoluna devam etti. Yanında duran iki tane ibik bir şey demedi. Hatunun şaşkın bakışlarına güldüm ve yavaştan salona girdik. Riverside çok çok dinlediğim bir grup değildi ve konserin yarısını tuvaletin kenarında sikko fotolar çekerek geçirdim. Zaman geçti, last.fm isimli güzide sitede, konser yorumları hedesinde bir hatun bana mesaj attı, fotoğrafları istedi. O günden beridir o hatunla konuşuruz, uzun uzun sohberler ederiz, sever ve sayarız birbirimizi. Birası çalınan hatun olduğu için şerefsizce bir acıma duygusuyla sahip çıkmıştım kendisine dsmf Neyse!

Uzun zamandır iyi bir arkadaşım olan bu insanın Master için İngiltere'de bir okula -sevinç + heyecandan sormadım okulu- başvurusu kabul edilmiş. Yakın zamanda İngiltere yolcusuymuş. Pek çok sevindim, hala seviniyorum ve sanırım daha bir süre daha sevineceğim sdmfos. Neyse. Bu başvuru sürecinde oturup konuşmuşluğumuz ve kendisine hatrı sayılır moraller vermişliğim çoktur ve kendim kabul edilmiş gibi sevindim bu yüzden. Bu kadar uzun ayrıntılar bu yüzden sanırım. Duygusallık style.

Neyse.

Uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıyorum ki normalde bu benim günlük ritüelimdi. Desktop bilgisayardan notebook bilgisayara geçtiğimde harddiskim falan boynu bükük kaldı kenarda köşede. Ve dolayısıyla 320 grup gibi hayvani bir rakama ulaşmış death metal arşivimdeki gruplarda boynu bükük bekliyorlardı. Sonunda bu lanetli üşengeçliğimi attım ve şu an WİNAMPA ATMIŞ OLDUĞUM 6431 TANE DET METAL PARÇASINI ŞAFILDA DİNLİYORUM. Öyle mutluyum ki.

Shuffle olayını seviyorum. Uzun zamandır dinlemediğin bir grubu ve şarkıyı bir anda önüne koyup gülümsetebiliyorlar seni. Misal az önce Dark Tranquillity çaldılar. Dark Tranquillity benim ilk göz ağrımdır. Hey gidi.

Bizim şirkette bi Yeliz var ama Yeliz'e gelmeden önce gidip şu şarabıı alayım. Bu kadar yazmaya bitti tabi bira..

Soğuk ve aynı zamanda 50'lik bira bardağına koyulmuş şarabım ile buradayım. Sevdiceğim burada olaydı "yine vikingler gibi takılıyorsun" derdi...

Neyse. Yeliz diyorduk. Kendisi rahatsızdır accuk, ki bunu ona her fırsatta belirtirim ve hatta genelde gereksiz bir şekilde bunu onun gözüne gözüne sokmak gibi hastalıklı bir uğraşım var. Her gün evden sandviç getiriyor ama yemiyor. Neden olduğunu bilmiyorum. Bazen bir tanesini yiyor ama bir tanesi kesin artıyor. Hayır, sandviçleri yemiyor ama başka şeyler yiyor. Döner söylüyor kendisine, ekmek arası tavuk söylüyor, sabahları börek aldırıyor elemana. Yemek yemekle bir problemi yok yani. Sadece o sandviçlerle alakalı bir sıkıntı var ortada ama çözemedim. Ve her akşam gelip o yemediği sandviçleri bizlere itelemeye çalışıyor. İyilik baabında. Annesinin koymuş olduğu beslenme çantasını beğenmeyen çocuk gibi. Beslenme çantasındakileri yemiyor. Annesi görmesin diye eve de götüremiyor. Dürümleri dönerleri çatır çatır yiyor ama. Yok, hayır, sandviçlerde güzel amk! Ben yiyorum her fırsatta, gayet güzeller ve henüz zehirlenmedim. Kesin annesi kızıyor bence.

Şirket demişken şirketten devam edelim. Sanırım ben lanetlendim. Evet. Gerçekten bunu ciddi anlamda düşünmeye başladım. En lanetli servisler bana çıkıyor. Piyango gibi. Sadece benim yapabileceğim bir iştir ya da bulunduğum bölgeye "yakın"dır ve "Cem anasının amında servis var; sana yakın!" derler. Her zaman böyle. Alıştım. Hatta geçenlerde Anadolu yakasında Bostancı tarafında bir yerdeydim, "Gaziosmanpaşa'da servis var" dediler; ki bilmeyenler için orası Avrupa yakasındadır ve anasını amına pek yakın bir yerdir, gittim, verilen adresi bir saat boyunca yayan olarak aradım ve bulamadım. Bulabildiğim adreste kuşlar uçmuyor, kervanlar geçmiyor ve polis otosu giremiyordu. Şirketi tekrar aradım, dedim, "adresten emin misiniz?". Servisi yönlendiren firmayı aradılar ve mekan ANKARA GAZİOSMANPAŞA ÇIKTI AMK! Sonra tekrar Anadolu yakasına servise gittim. Ama bu sadece servis konusunda değil, şirkete gelen yazıcılar konusunda da böyle. En lanetli yazıcıyı ben seçiyorum. Yapmam, ALLAK BELAMI VERSİN YAPMAM, seçmem yazıcıyı genelde, önüme geleni alırım ve onlar hep lanetli çıkar. Arada bir talihime küfreder ve dışı temiz olan, güzel görünümlü ve dıştan bakılınca aslında çok az sorunu varmış gibi görünen bir yazıcı seçerim, aralardan ayıklar ve onu alır koyarım masama. O yazıcı rastgele seçtiğim lanetli yazıcılardan daha lanetli çıkar. LANETLİ OĞLU LANETLİ'dir hatta. İçine kusmuş olsanız daha az sorunlu olabilecek türden problemler çıkar karşıma. Ve genelde SES problemidir ağzıma sıçanlar. Uyuz bir ses çıkar ve o lanetli sesin nereden geldiğini bulamazsınız. Yazıcı baştan aşağı sökersiniz, tüm dişlileri temizlersiniz, teker teker yağlarsınız, tekrar monte edersiniz ve O ŞEREFSİZ SES yine oradadır. Saatleriniz gitmiştir. Bu yukarıda tek satırda okuduğunuz ve geçtiğiniz o lanetli cümlelere İKİ SAAT vermişsinizdir ama o ses hala oradadır. Heh. Sonra patron gelir, "Cem, çok yavaşsın..." der. VAT DI FAK DEĞİLSE NE BU ŞİMDİ, HADİ BANA SÖYLEYİN, NEDİR BU!

Ben lanetlendiğimi düşünüyorum. Halısaha maçlarında da öyle. Kimseye birşey olmaz ama ben hep sakatlanırım. İyi oynadığımdan, hızlı olduğumdan, rakiplerin beni tutamadığından falan olduğu yönünde hafifletici sebepler sunuyorum kendime ama bu kadar olmaz lan. Her hafta bir yerim mor. Ki kaç kez yazdım zaten sakatlanma maceralarımı.. Kesin lanetlendim.

Şimdi bir de şirkette müzik dinleme furyası çıktı. Bok varmışçasına! Müzik güzeldir, ruhun falan gıdasıdır ama ARABESK LAN? Kocaman vibratörü olan 80'lik bir teyze tarafından kovalanmakla eş değer hisler salgılıyor bu arabesk benim bünyeme. Çıldırmamak elde değil. Bazen, kırk yılda bir, nadiren, hiç olmamışçasına, bilgisayarımın çalıştığı dönemlerde rock.fm (94.5)i açıyorum. "Bu müzikten ne anlıyorsun" diyorlar bana. "Sizin anlayamadığınızı" diyince UKALA OROSPU ÇOCUĞU oluyorum. Söyleyemiyorlar ama bakışlarından sezinliyorum ben. Sizin gibilerle yaşamaya alıştım ben dostum. Yalan yok. Ama bilmiyorlar, gerçekten bilmiyorlar, ben onların dinlediğii arabesk müzikten ONLARDAN DAHA ÇOK anlıyorum. Eminim bundan. Onlar benim kadar anlasaydı, onlar da dinlemezlerdi arabesk. Lanetlendiğimin bir kanıtı daha sanki...

Eskiden bir sürü arkadaşım vardı sanırım. Şimdi birkaç arkadaşım ve menfaat icabı beraber zaman geçirdiğimiz insanlar var. Çocukluğumuzu beraber geçirdiğimiz güzel insanlar vardı. Bir çoğu ile görüşmüyoruz. Birbirimizi gördüğümüzde karşılıklı sitemkar davranıyoruz birbirimize "arayıp sormuyorsun" diye. Ama kimse aramıyor birbirini. Bu tek tarafın suçu değil aslında. Ama bu gibi durumlarda en kabahatli benmişim gibi görüyor herkes. Onlar gibi değilim. Bu gerçeğin aslında herkes farkında. Onlar gibi yaşamıyor ve onlar gibi düşünmüyorum. Bayramda köye gitmiyorum misal. Ve ortak buluşma noktamız her zaman köy olmuştur bu arkadaşlarımla. Yaz tatillerinde ve bayramlarda birbirimizi görmek, top oynamak, denize gitmek için çıldırırdık. Tek amacımız birlikte vakit geçirmekti. Yıllar geçti. Ben vazgeçtim köye gitmekten, onlar devam etti. Ben vazgeçtim kahveden, onlar devam etti. Uçurum büyüdü, bakış açılarındaki farklar büyüdü. Terk ettik birbirimizi. Belki onlarda benim gibi üzülüyordu bu durumlara, belki bir çoğunun sikinde değildi. Dışarda kalan bendim nasıl olsa, onlar değil. Ve kendisini dışarda bırakan bendim ama terk eden asla değil...

Neyse işte... Uzun zamandır görmediğim, -en son amcamınoğlu Hüseyin'in düğününde görmüştüm, yanımda chopar Özkan vardı, takı sırasındaydık, Özkan "mahalleden arkadaşıyım" dedi, Sedat, "çocukluk arkadaşım" dedi... - çocukluk arkadaşım Sedat'ın yaklaşık 1 ay önce beyin ameliyatı olduğunu öğrendim geçen gün rastgele... İçim burkuldu. Hüzünlüyüm ve içiyorum... Hastaneye ziyaretine gidecektim, taburcu olmuş gitmeyi düşündüğüm gün. Evine gideriz artık...

Böyle işte. İçimde biriktirdiklerim bunlardı bu günlük...

Sevgiler alayınıza!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 4 Comments

4 Responses to : İçimde Biriktirdiklerim Bunlardı Bugün...

  1. kendine nekadar zaman ayırıyorsun? yada kendine ayırdığını düşündüğün zamanda neler yapıyorsun? çok yoğun geçiyor hacı. birde sevdiceğin burda olsa. kendine ayrıdığın zaman kendinize ayırdığın zaman olacak.hayır bu iyi birşey ve seninde istediğin birşey. bir yandan gelirken bir yandan gidiyor. geçen gün anlatmıştım kerem.. o da ameliyat oldu. taburcu olmuş neden sonra söyledi. yılbaşında buluşuruz ararım dedi aramadı zorlamadım kendince bir planı vardır diye, ne yapsa yeridir. akrabağlarımdan gelen sitemi anlatmıyorum. bazen düşünüyorum eski bir furyaymış gibi öyle insanlar gelmiş geçmiş gibi. ben mi sosyaldim, yoksa ben aynıydımda insanlar mı bana sosyaldi. şimdi görüştüğüm kaç kişi var süper cem mi? onunlada 8 aydır bir yere gitmiyormuşuz bakarsan. öyle bir üşengeçlik ve dinginlik hali hakim. umarım bu günler geçicidir. yoksa herşeyi artık altımda olmayan arabaya bağlamak isterdim.

  2. * duygu * says:

    evde oturmaktan hiç bişey yapmamaktan götümüz başımız büyüdü looooo . . .
    ilgilenicem bu konuyla az kaldı çok az kaldı . . .

  3. Dreamtime says:

    Ne güzel gündü laan :(
    Keşke sen konserden sonra kalsaydın bizle sabahlasaydın süper olurdu.Süper eğlenmiştik o günleri özlüyorum.

  4. arabesk müziğin dinlendiği ortamda çalışmak...tanrım ya..yazık lan sana! dsaf
    Akrabalarla ve çocukluk arkadaşlarıyla biten ilişkinin tek sebebi bence -ki uzaklaşan hep biz olduğumuz için- onların sürekli aynı yerde saymalarından.Aynı sorunu bende yaşıyorum bu bir sorunmu onuda bilmiyorum ama tüm feodal bağlarla ilişki kopmuş durumda buna üzüleceğim yok..çünkü şu an hala ortak zevkler paylaştığım pek çok az insan var.Bu bizi neden üzüyor bunuda merak etmiyor değilim.

National Geographic POD