Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

(Süper)Hasta....

Efendim selamlar! Nasılsınız? İyiyim ben.

Yine sırf canım bir şeyler yazmak istedi diye yazmaya başladığım yazma ritüellerinden bir tanesini daha gerçekleştiriyorum. Ve bu sizlere hemen "yine aklımda bir şey yok" kelime grubunu anımsatabilir. Ki normal olanda bu olmalı zaten. Alışık olmalısınız sevgili kemik kadrom...

Bu aralar oldukça yoğun bir biçimde film izlemekteyim ve indirmekteyim ama filmler hakkında zırvalayasım yok. Zira ben filmleri sadece izliyorum. Ya da böyle olduğuna kanaat getirdim. Film bloglarını ya da herhangi bir sitede film yorumlarını okuduğum zaman, kendimi filmleri sadece izlemiş gibi hissediyorum. "Millet neler çıkartmış lan filmden?!" Oysa ben x kişiye göre, oyuncunun orada Y düşünceyi anlattığı sahnede kıçımı kaşıyordum! Filmler hakkında zırvalayanlara bırakmak lazım bu işi. Buna kesinlikle kanaat getirdim. Ben sadece izleyip "güzelmiş lan" diyebilenlerdenim. Filmde kim oynar, kim yönetir gerçekten pek sallamıyorum. Sallasam zaten bunca rezil filme sonuna kadar dayanmazdım. Sonuna kadar dayanabilmeyi seviyorum ve bu açıdan sabrımı zorlayabilecek çok az film olduğunu düşünüyorum. İğrenç filmlerin hastasıyım.

Şarap içiyorum ve yarısı bitti. Yarısını yarın saklamak bence akıllıca olur zira bu saatten sonra içtiklerimin bana bir yararı dokunmayacak ve yarın kalkmamam için büyük bir istekle yatağa çivileyecekler beni. Ki zaten iş günlerinde yataktan kalkmaktan nefret ediyorum. Tatil günlerinde "zıpkın gibin, fişşşek gibin" yataktan fırlıyorum, 08:30 da cin gibi bakıyorum dünyaya ve yatak bana dar geliyor ama iş günlerinde bilinçaltımın ve aslında bilinçüstümün yoğun baskısıyla yataktan çıkamıyorum. Uyudukça uyuyasım geliyor. Bıraksan akşama kadar yatarmışım gibi geliyor. Ama biliyorum ki şirketi arayıp "ben bugün gelemiyorum, çok hastayım" şeklinde bir yalan uydursam bile yine gözüme uyku girmeyecek. Bu tamamiyle "iş" olgusunun bünyeme salgılamış olduğu ruhsal hezeyan.. Bu konu hakkında uzun uzadıya yazmak istemekteyim ama yeri burası değil. Yani bu yazı değil.

Seyfi Abi'yi özledim lan. Nerede o, gören var mı?

Tekel işçilerinin direnişlerini gazetelerde okuyabilen var mı? Gören var mı onların neler yaşadıklarını ve ne uğurda bu soğukta üzerlerine giydikleri kefenlerle Ankara'da göze aldıklarını sistem uşaklarının ve kalemşörlerin satırlarında? Olmaz. Göremezsiniz. Siz onlara yani sistem uşaklarına bakmaya devam ettiğiniz sürece göremeyeceksiniz. Onlar oradalar hala, devam ediyorlar eylemlerine ve adaletsizliğe karşı çığlıklarına... Onları görün, onları hissedin. Fırsatınız varsa çadırlarına gidin. Bir iki kelam edin. Manevi desteğinizi götürün onlara. Onların direnişlerinin boşa olmadığını, onları koca 72 milyon içinde görenlerin olduğunu gösterin. Bunu hakediyorlar...

Hastalıklı öyküler yazmaya devam edeceğim. Aklımda bir çok saçma sapan hikaye var. Bildiğiniz deathsidestory saçmalıkları.. Ama aklımdakileri yazıya dökmek için ayrı bir motivasyon gerekiyor sanki. Aklıma geldiklerinde yazacak zamanım olmuyor, yazacak zamanım olduğumda canım istemiyor. Böyle saçmalık doluyum.

Ve evet, yatma vakti ve yine birilerini zengin etmek için ertesi güne uyanma vakti. Hepimiz için. Bir çoğunuz için.. Elinize ne geçiyor ve bu hayattan ne kadar mutlusunuz, bunu düşünmek size kalmış.

Neyse. Hastalıklı kalınız, sevgiler..

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

One Response to : (Süper)Hasta....

  1. Canselmo says:

    Senin iyi bir tatile ihtiyacın varmış gibi geldi bana bu yazıdan sonra..

National Geographic POD