Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

En Son Neler Okuduk...

Efendim selamlar! Nasılsınız? Beni soracak olursanız gayette normalim işte. Hala indirdiğim cover parçaları dinliyorum. Yirmi yıl daha dinlesem bitmezler gerçi. Sanırım 5bin civarında kendileri. Neyse.

Yine son zamanlarda okumuş olduğum kitaplardan bahsedeceğim.

Franz Kafka - Dava

Cümlelere nasıl başlayacağımı bilemedim gerçekten ehah. Okuduğum en (doğru kelimeyi bulabilmek adına beklenen bir dakika ve sonra vazgeçip ilk aklına geleni yazma) kasınç kitaplardan bir tanesiydi. Kasınç derken, kötü anlamında değil, geriyor resmen kitap adamı. İlk başlarda bir kara mizah gibi başlıyor, kahramanımız bir gün evine gelen bir kaç adam tarafından tutuklanıyor, ne bir suçlama var, ne suça dair bir kanıt. Sadece tutuklanıyor ama tutuksuz yargılanıyor. Kitap, bu nereden çıktığı belirsiz olan ve sonuçlandırmak için hiç bir şey yapamayacağınız dava'yı anlatıyor. Gerçekten geriyor insanı ehaha.. Bu gerilim dolu kara mizah içersinde giderken kendinizi bir anda kitabın sonunda buluyorsunuz ve bu zamana kadar aslında sadece kara mizah diye kendinizi kandırdığınız kitap, müthiş bir sonla çarpıyor yüzünüze... Kitap bittiği anda kapatıp yaklaşık 5 dakika boyunca sabit bir noktaya bakıp gelişen olayları düşündüm, sonucu düşündüm, neden ki? dedim saçma bir iç sesle... Gerçekten sıkı bir kitaptı.

Charles Bukowski - Büyük Zen Düğünü

Bu adamı seviyorum abicim! Bu kitabı kısa öykülerinden oluşuyor. Son zamanlarda değişim gösterdiğini düşündüğüm kişisel düşüncelerimde, bu garip berduş adamın çok büyük etkisi olduğunu inkar edemem. Hayatın içinden kısa öyküler var bu kitapta; işinden nefret eden işçi, son parasını alkole veren alkolik, sefil hayatlar, ruhsuz sevişmeler... Normal hayatta olan ve gözlerimizin önünden kaçırılan bir ton ayrıntı, hayat anlatılıyor bu kısa öykülerde. Bukowski kendisini yazıyor bu öykülerde. Kendi yaşamını, çevresinde gördüğü gerçekleri yazıyor. Belki abartıyor, belki iyi bir uydurucu. Ama bu işi gerçekten iyi beceriyor. Kullandığı dili seviyorum. Olduğu gibi, anlatmak istediğini gayet açık bir şekilde anlatıyor, sözü hiç uzatmadan, bir mesaj kaygısı olmadan çocuğu koyuyor ve sonuçlarını düşünmüyor. Bu adamınki kadar hayal gücüm olsun isterdim şahsen eheh..

George Orwell - Bin Dokuzyüz Seksen Dört

Son zamanlarda demiyim, hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi sanırım. Yıllar önce televizyonda filmini görmüş ve bu blogda Carcass adlı İngiliz Death Metal grubunun Room 101 isimli parçasının o filmden esinlenmiş olabileceğini yazmıştım. Ancak filmin adını anımsayamamıştım; ki o zamanlar filmin bir kitap uyarlaması olduğunu da bilmiyordum. Neyse, sağolsun Mimi Wonka yorumuyla beni aydınlatmıştı o zaman ve bu kitabın varlığından haberdar olmuştum. Yıllardır aklımdaydı bu kitabı almak ve geçenlerde Idefix'te dolaşırken görünce attım sepete.

Kitapta yaratılan dünya, karakterler, olaylar muazzam bir biçimde kurgulanmış öncelikle. Kitap hakkında bir araştırma yapmadım ve bunu diyen belkide ilk benim ama zamanın Nazi Almanya'sına gönderme var gibi geldi bana. Gözleriyle sizi her zaman takip eden Büyük Birader posterleri (ki bu Adolf Hitler olmalı) ve sosyalist devrim adı altında yapılmış bir devrim sonrasında oluşturulan baskı düzeni ve bu düzende sırf devlet için çalışan, sorgulamayan, düşünmeyen, sadece verilen emirleri yerine getiren insanlar... Kahramanımız yıllardır bu yalanlara inanıyormuş gibi yapıyor, kurallara uyuyor ama içinde bir yerlerde cevaplanamayan sorular barındırıyor. Gerçekten muazzam bir kurgu var. İnsanları köleleştirmenin, tek düze haline getirmenin, makineleştirip düşünemeyen varlıklar haline getirmenin resmini çizmiş yazar. Hikayenin gelişme ve sonuç bölümlerini beğenmeseniz bile bu yaratılmış "gerçek" dünyanın sizi etkileyeceğine eminim.

Tom Hodgkinson - Tembel Ayaklanması (Yan Gelip Yatmanın Manifestosu)


İşte bana yeni ufuklar açıp, düşüncelerimin temelini oluşturan tabanın yerine biraz daha eklemeler yapan bir kitap daha! Kitap, Idler isimli bir derginin sahibi tarafından yazılmış ve isminden anlaşılacağı gibi amacı sadece tembelliği övmek.. Tembelliği överken, sadece yan gelip yatın, çalışmayın, gibi salakça cümleler kurmuyor elbette. Ama okuduğunuz zaman bir çok yönüyle hak veriyorsunuz adamın düşüncelerine. Kapitalist düzene ve Endüstri devrimine karşı yardıran bir kitap diyebiliriz kısaca. İnsanların daha az çalışarak, daha az ofislerde hapsolarak, daha fazla eğlenerek ve daha fazla uyuyarak; işyerlerine, topluma ve kendilerine daha yararlı bireyler haline gelebileceğini anlatmaya çalışan ve okuduğunuzda hakvermekten başka bir şey yapamayacağınız bir kitap. Şahsen bu kitabı benim yaptığım gibi sabah işe giderken okumayı denemeyin ehuaha. Tam bir kabus. Adam biraz daha uyuyun, diyor ve ben, otobüste geç kalma telaşı içersinde iş yerime ulaşmaya çalışırken bu kitabı okuyorum.

kitap: biraz daha uyuyun.
süpercem: tamam oldu amına koyim!

Kabus. Ama bana çok şey kattığını söylemeliyim. Bu kitabı okuduktan sonra kendi yeteneklerimi ve becerilerimi gözden geçirdim açıkçası. İncik boncuk mu yapsam, su mu satsam, sokak çalgıcısı falan mı olsam lan?! şeklinde bin türlü düşünce geçti kafamdan ama bu gibi konularda beceriksiz olduğuma kanaat getirdiğimde tekrar yazıcı tamir etmek üzere tornavida tutuyor olarak buldum kendimi. Neyse. Tüm günümü çalışarak geçirmekten nefret ediyorum ve bu kitap aslında insanlığın buna mahkum olmadığını fark etmemi sağladı.

Bu konularda çok fazla kafa yordum, çok fazla düşündüm ama kapitalist düzeni yıkmanın Bin Dokuzyüz Seksen Dört romanını yazmaktan çok daha zor olduğuna eminim. George Orwell'in Bin Dokuzyüz Seksen Dört kitabındaki devrim kapitalistleri yok ediyordu ama kurtardığı insanları, kendi kölesi yapıyordu. İşte bu son okuduğum üç kitap köleliğimizin baki olduğu konusunda uyandırıcı etkide bulundu bana. Rejimlerin hiç bir önemi yok ve aslına bakarsanız belki şu anki rejim sağcı bir rejim olmasa sosyalizmi bile umursamazdı bir çoğumuz. O da bir şekilde bizi tulumlar içine sokup, "çalış!" diyecek, "devlet için çalış!". Bu da kapitalizmin başarısızının baki olduğu anlamına gelmiyor mu? Her türlü rejimde tek gerçek olan şey çalışmak, çalışmak ve çalışmak. "Çalışmazsak yok oluruz" tribi. Sosyalizmin tek farkı belki biraz daha sosyal hak, ha? Bilemiyorum. Düşünüyorum ve okuyorum sadece...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

One Response to : En Son Neler Okuduk...

  1. kanımca daha az calışmak, iş yavaşlatmak, toplum olarak, abi ne iş olursa yaparım, o cumartesi çalışmıyormu ben pazar bile çalışırım deme--mek, birazcık olsun insan olmamızı hissettirebilcektir. parası olan herşeye çok kolay ulaşamıyacak, parası olmayan zaten ulaşamadığı için sorun olmayacaktır.

National Geographic POD