Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Hastalıklı Spor Kulübü İftiharla Sunar!

Dattiri dattiri diye kornalar basarak gelirim ey ahali!

Efendim selamlar, nasılsınız? Beni soracak olursanız, ki sormadığınızın farkındayım ama yine centilmenlik bende kalsın, sormuşsunuz gibi davranacağım; ben de iyiyim. Bunca saçma yazıcıya, bunca adam ayarlamaya çalışmacaya rağmen iyiyim.

Efendim malumunuz biz her çarşamba günü halısaha yapmaktayız. Yıllardır hemen hemen aynı kadroyla halısahalarda ter döktük, soyunma odalarında birbirimizin kıçına havluyla vurduk falan ama hala maç günü adam arama telaşımız bitmedi. Sırf şu adam ararken harcadığım kontörleri Tema Vakfı yazıp bilmem kaça yollasam Tema Vakfı Türkiye'yi Amazon ormanlarına çevirirdi. Gelgelelim hala adam bulmakta sıkıntı çekiyoruz.

Ve biz bu yıllardır uyguladığımız haftalık ritüellerimizde bu kadar yoğun sıçışlara gelirken, bir de utanmadan Nike'ın düzenlemiş olduğu halısaha turnuvasına katıldık.
Takımımızın adı elbette Hastalıklı sdmfoıdsa. Çok puşt bir adamım. Her yere pisliğimi bırakıyorum. Neyse. Fanlarımız olarak izlemeye gelmek isterseniz acele edin bence çünkü ilk maçtan elenebiliriz sadmıofası. Sonra izleyemedikte bi taşşak geçemedik diye üzülmeyin. Ama çok üzülmeyin, çünkü ilk maçta elenmeyeceğiz. Yani taşşak geçmek için vaktiniz var. İlk maçta elenmeyeceğiz, eminim. Çünkü kurallar gereği zaten en az iki maç yapıyorsun sdmıofsamoıfs. Kendimize güvendiğimden konuşmuyorum yani. Neyse. Elensek bile iyi mücadele falan sıçışları söyleyebilirim buradan. Top benim, oynamıyorum!

Neyse. Biz iyi şeyler başarmaya çalışacağız elbette. Tecrübeliyiz ama heyecanlıyız aynı zamanda. Hangisi baskın çıkarsa artık.


Aynı zamanda benim internette oynadığım bir menajerlik oyunu var. Orada da takımımın adı elbette Hastalıklı Spor Kulübü. Ben başkan ve aynı zamanda menajerim. Takımı istediğim gibi yönetiyorum yani. Bakıyorum antrenör işe yaramaz, allaaan tırtı, hemen kovuyorum takımdan. Bakıyorum futbolcu anten, topa vurmaktan aciz, hemen kesiyorum biletini. İstediğim gibi at koşturduğum için gerçekten çok başarılıyım. Geçen sezon 8.ligden başladım ve ilk sezonumda 7.lige yükseldim. Şu an 7.ligde son iki haftadayız ve +10 averajla liderim. Kolay kolay yenilmem ve ikinci sezonumda da bir üst lige tırmanacağım muhtemelen. Harika bir menajerim ayıptır söylemesi. Bi kere yenildim ama o kadar olur.
Neyse.


Bu da geyiksel bir "Hakkımızda" yazısı msıdfs

Genel olarak Hastalıklı bir düşünce tarzını benimsemiş olan takımımız, tek forvetli sistemle ofansif futbol oynama gayreti göstermektedir. Tabii tek forvetle ne kadar ofansif olabileceğimiz konusunda şüphelerimiz var ve bunları yaklaşan 42. Olağan Genel Kurulumuzda tartışacağız. Genel kurulumuza katılmak isteyen taraftarlarımızın yanlarında sandalyelerini kendileri getirmeleri rica olunur. Çünkü geçen genel kurulda yine kavga çıktı ve sandalyeler havada uçuyordu. Bu yüzden bu sene yönetim kurulu olarak, genel kurul toplantısını sandalyesiz yapmaya karar verdik. Ayakta takılıp bir çeşit sinerji ortamı yaratmayı başarabileceğimizi umuyoruz. Elbette bu kararı almamızda 30 bin liralık sandalye masrafı da önemli yer tutmakta.

Aldığımız bu kararın taraftarlarımız ve saygı değer yöneticilerimiz tarafından anlayışla karşılanacağını temenni eder, en Hastalıklı günlerin sizlerle birlikte olmasını dileyerek, sevgi ve saygılarımızı sunarız icabında.

Hastalıklı SK Yönetim Kurulu Başkanı
Beşir HASTAOĞLU

İETT yine hain pusular peşinde sevgili okurlarım. Geçenlerde yardırmıştım ve benim yardırmamı hukuk yoluyla yapan arkadaşlar davayı kazandı ve İETT yapmış olduğu zamları gecikmeli de olsa geri çekmek zorunda kaldı. Artık akbiller yine 1.5 ve mavikartlar yine tek kontör. Üstelik 160'a düşürülen mavi kart kontörü tekrar 200'e çıkartıldı. Bunlar iyi haberler ama İETT yine kararlı, elini vatandaşın cebine ittirecek. Kaçışımız yok.

Son zamanlarda hummalı bir şekilde metrobüs duraklarında, gişelerden çıktığınız anda sizi karşılayan akbilli aletler var. Tüm insanlık "bu ne la amuğa goin?" diye bakıyor aletlere. Ekranları kapalı olmasına rağmen akbilini basıp ekranın açılmasını bekleyenler var sdmaof. Neyse. Bu aletler muhtemelen İETT'nin yeni projesi olacak. Bir metrobüs istasyonuna girerken her bastığınız akbil 2 kontör çekilecek ve indikten sonra, gişelerden çıkacak ve bir kez de bu aletlere akbil basacaksınız. Cihaz giriş ve çıkış mesafesini kontrol edip, yakın bir mesafeden binmişseniz akbilinize bir kontörü geri yükleyecek, ancak uzak mesafeden binmişseniz ekrana "çaktırmadan aşağı bak" şeklinde bir mesaj yazıp, aşağıdan NAH çıkartacak. Muhtemelen önümüzdeki bir kaç gün içersinde bu aletler işlem görmeye başlayacaklar.

Bu yazdıklarım tamamiyle benim komplo teorim olup, göt olmayı canı gönülden istemekteyim. Belediyenin gerçekten vatandaşın hayrı için bir şey yaptığını görmek beni şu aşamada göt etmiş gibi görünse de, ben bu göt olmadan gerçekten gurur duyarım. Aslında internetten araştırsak o aletlerin ne sikime yaradıklarını gayet kolay bulabiliriz ama siktiret. Nasılsa benim dediğim gibi çıkar. Giriş çıkış arasındaki mesafeyi ölçüp, size ya kontörünüzü geri yükleyecek ya da NAH çıkartacak. Mevzu bundan ibaret.


Tamam Belbim biraz lanet olabilir ama İstanbul Ulaşım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bilmiyorum, belki bana görünmüyor terslikleri ama metro ve tramvay mevzularında belediyenin çalışmalarını beğenmekteyim. İstanbul'un ulaşım sorununun sadece metro ve tramvay gibi raylı sistemlerle çözüleceğine emin olduğumdan belki bu adamların yaptıkları hoşuma gidiyor, bilemiyorum ama güzel lan. Geçte olsa uzattılar işte metro hattını. Sevindim. Takdir bile ediyorum. Seçim zamanı bile değil üstelik! sadmıoafsd


Bugün otobüste amcanın teki yanaştı bana. Ne iş yapıyorsun, dedi. Teknisyenim, dedim. Hep böyle uzatmak istedim saçlarımı ama çok kıvırcıktı benim saçlarım, ütülerdim falan ama kar etmedi, uzatamadım bir türlü, dedi, gülümsedim. Oğlunun saçları düzmüş ama sevmiyormuş oğlu. O saçlar bende olacaktı şimdi, dedi, gülüştük. Utana sıkıla baktı sonra, kusura bakmazsanız siyasi görüşünüzü sorabilir miyim, dedi. Güldüm. Sizce?, dedim. Eğer solcu değilseniz çok hayal kırıklığına uğrardım, dedi. Güldüm, öyleyim, dedim. Sevindi, biraz anlattı hikayelerini iki duraklık mesafede. İnmeden önce baktı bana, seni çok seviyorum oğlum, dedi sadece bir tek ortak noktamızın olduğunu bildiği halde. Teşekkür ettim, saygılarımı sundum. Öyle indi gitti, tebessüm kaldı dudaklarımda.
Bugün böyle geçti işte. Duruldum lan bi anda sdmaofsd. Maça gidiyorum şimdi, o yüzden kafam dağıldı hanuna. Neyse. Kendinize iyi dikiz canlar!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Kızıldere Sana Yine Geliriz.....

Yıllar önce ilk devrim ateşi yandığında çoğu devrimci genç TİP etrafında toplanmış, zamanla TİP'in izlediği politikaların etkisizliği gençleri radikal yollara sevketmişti. Bu radikal yollara başvuran devrimci liderlerden birisi de Mahir Çayan'dı.

Türkiye Halkın Kurtuluş Partisi - Cephe'yi kuran ve geçmişten edindiği bilgiler ışığında bu ülkenin kapitalist ve emperyalist güçlerden kurtulması için gerekli devrim stratejilerini tasarlayan ve uygulama yoluna giden önder devrimcilerdendi Mahir Çayan.

Üsküdarlıydı, Fenerbahçeliydi. Okuduğumuz kadarıyla dürüsttü. İftira atıldığını düşündüğü lise öğretmenini savunmak adına Haydarpaşa Lisesinde boykot düzenleyecek kadar yürekliydi. Dış güçler tarafından yönetilen ülkesinin kurtuluşu için savaştı, devrim için farklı bir yoldan yürüyen "darağacındaki üç fidan"ı kurtarabilmek için topuyla tüfeğiyle etrafını çeviren komandolara karşı koyacak kadar cesurdu.

1972 yılında, bugün, Mahir Çayan ve arkadaşları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın kesinleşmiş idamlarını önleyebilmek adına NATO üssünden kaçırdıkları üç İngiliz teknisyeni rehin alarak Niksar'ın Kızıldere köyünde saklandılar. Muhtarın daha önceden hazırlamış olduğu ihbar mektubunu jandarmalara vermesiyle birlikte binlerce komando askeri, on tane devrimciyi katletmek için harekete geçmiş ve rehinelerle konuşma bahanesiyle çatıya çıkarttıkları Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Cihan Alptekin ve Saffet Alp'in üzerine "hayatlarını kurtarmak için orada bulundukları" İngiliz teknisyenlerin hayatlarını hiçe sayarak kurşunlarını yağdırmışlardır. Bu ateş sırasında Mahir Çayan başından altı kurşunla katledilmiş, diğerleri ise yoğun ağır makineli tüfek atışları sonucunda katledilmiştir.

Dış güçlere bağımlı yaşamayı bir hayat standardı haline getirmeyi her zaman için en önemli işi bilen sağcı hükümetlerin, devletinin tam bağımsızlığını isteyen devrimci gençlere uyguladığı binlerce sayısız katliamdan birisiydi Kızıldere katliamı. Tarih bunu yapanları unutacaktır ancak bu katliama kurban giden devrimci gençler hiç bir zaman unutulmayacak ve her zaman o genç ve güçlü duruşlarıyla hafızalarımızda ve karşınızda olacaktır! Özgürlük için, devrim için hala bu ateşi yakanlar var ve hala devletin korkan organizmaları tarafından katlediliyorlar. Ve hiç birisi unutulmayacak, hepsi gelecek nesillerde başka isimlerle karşınıza çıkacaklar!

Karl Marx'ın haklı olmasını diliyorum sadece. "Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yaratıyor" ve o mezar bir gün kazılacak.

Mahir Çayan, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Saffet Alp, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Erkan Sarıhan, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy. Adınızı bizler gibi, katilleriniz de unutmadı. Unutamayacak. Bir gün bu insanlık hak ettiği değeri görecek, hak ettiği gibi yaşayabilecek...


Kizildere adin ahire kalsin!!!-kizildere sana yine geliriz!


grup yorum-KIZILDERE

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

ÜF. Adam Napmış Lan.

Efendim selamlar! Nabıyonuz lan?!

Hassiktir. İşe bak, tam ilham gelmiş, yazmaya koyuluyorum ve yemeğe çağrıyorlar. Aslında normal şartlarda yemeğe gitmezdim ama yemekte karnıyarık var, o yüzden şu an zerre umrumda değilsin okuyucu. Kusura bakma. Tıkınıp geliyorum.

Yanına yoğurdu koyunca tadından yenmiyor şu karnıyarık. Peşine biramı yudumluyorum. Hayat bana güzel yeminlen.

İlham falan kalmadı tabi. Sıçışlara gelesiiin gelesiiin diye şarkılar çığırasım var.

Böyle arabesksel bir şarkı çığırdıktan sonra aklıma Mahmut Tuncer'in gelmemesi neredeyse imkansız. Bir aralar İzzet Altınmeşe hastalığım tuttuydu, şimdi Mahmut Tuncer'de. Ağzımdan çıkan beş kelimeden yedisi "Mahmut". Resmen Mahmut hastalığına yakalandım. Baktığım her yerde Mahmut var. Mahmutsal teoriler üretiyor, Mahmutsal ilişkiler yaşıyorum. Çocuğum olunca adını erkek olursa Mahmutcan, kız olursa Mahmutnaz ya da Mahmutsu koymayı düşünüyorum. Hatta nüfus müdürlüğüne gidip adımın Mahmutcem olarak değiştirilmesini talep etmekle etmemek arasındayım. Çılgınlarca Mahmut'um.

Ki işin ironik ve komedik yanı, yıllar önce ben minik bir toz tanesiyken, şaka lan o kadar eski değil, ben çocukkene işte, o zamanlar Tatilya diye bir yer vardı, biz çalışan insanlar olarak bir radyodan Tatilya bileti kazandıydık. Tatilya'ya gittik anasının humu kadar yolu aşarak -Tatilya Büzzükdüzündeydi (Beylikdüzü yani. Hep Büzzükdüzü diyesim vardı, dedim, artık hayata daha mutlu bakabilirim) ve ben Büzzükdüzü baz alınarak İstanbul'a bakıldığında, bir Türk filmindeki "annen bir melekti yavrum" repliği kadar uzakta oturuyordum Büzzükdüzüne- ve orada çılgınlarca eğlenmeye başladık. Yamulan, eğilen, sallanan, falan, filan yolları olan tırmanmalı, hoplamalı bir bölüm vardı, oraya girdiydik ve çıktığım anda gözlerimin karşısındaydı Mahmut Tuncer. Ama ben tanımış olmama rağmen zerre sikime takmadan devam ettim eğlence dünyasında kah gülüp, kah eğlenmeye.

Nasıl yapabildim bunu bilmiyorum ama şu an derin ızdırap içersindeyim. Vicdan azabı dedikleri şey bu olsa gerek ve şu an eminim ki Mahmut hastalığına yakalanmış olmamın en büyük nedeni, o gün Mahmut'un yüzüne bakıp, gözgöze geldiğimiz anda zerre sikimde olmadığını ifade eden bakışlarım neticesinde Mahmut'un içinden ettiği bedduadır. Pis bedduaymış. Yıllar sonra buldu beni ve şu an hayatım Mahmut'un ekseni etrafında geçiyor. Tamir ettiğim yazıcının servis raporunu doldururken, teknisyen bölümüne kaç keredir Mahmut yazarken buluyorum kendimi. Kötü zamanlar geçiriyorum.

Müzik deyince! Müzik çok güzel bir şey ve benim aklıma bugün pop müzik geldi amk. Pop müzikten zerre haz etmem ama nefret ederim. Sikindirik bir müziktir şahsi kanaatimce. Amma ve lakin; evvel zaman içinde böylemiydi bu pop müzik, hea, söylesenize hülasa dostlarım? Bir Aşkın Nur Yengi, bir Kayahan, bir Emel, bir Suat Suna varken ve onların içeriğinde dıptısdıptısdıptısdıptısdıptısdıptıs olmayan şarkıları varken böylemiydi bu pop müzik? Bence değildi. Saygınlığı vardı. Seversin, sevmezsin ama kesinlikle sikindirik demezdin. Ama şimdi öyle mi? ALAYINA SİKİNDİRİK. Arada bir Candan Erçetin, Sertap Erener falan var mevzuyu kurtarabilecek. Gerisi traşingenyonazi.

Bi de, en komik olanı bu müzik diye lanse ettiğimiz şeyin içersinde zerre müzik olmaması. Deliriyorum bu dıptısdıptısdıptısdıptısdıptısdıptısdıptısdıptıs'lara müzik denmesine. Aynı dıptısdıptısdıptısdıptısdıptıs'ı çevirip çevirip çakıyorlar. Üzerine iki damar söz. Oh yes. Harika bir popstar. Zaten adamlar Türk insanını çözmüşler. Ver dıptısdıptısdıptıs'ı, ver alttan duman gözlüm, yaralı yüreklim tadında damardan bir söz, ÜF, anında hastası olsun memleket gençleri. Klipte taş manita oynatmak gerek tabi. Unutmamak lazım onu.

Bi de şey var. Sertar Ortaç sdmıfsadıofmoısd Çok komik lan. Söyler söylemez çok gülüyorum. Nedensiz. Bu adamın çok güzel söz yazdığını söylüyorlar. Kabus gibi lan. Aptallık bulaşıcıdır, eyvallah ama empoze style olunca fena oluyor lan. Adam rezil sözler yazıyor. Karşıma bir daha çıkma sakın, Bence bu asrın hatası olur, Kendime başka bir aşk bulurum, Sen beni hiç sevmesen de olur. ÜF. Onüç yaşındaki her Türk genci yazar abi bu şarkıyı. Yazamazsa zeka geriliğindendir bence.

Gururla harcadım elimde kalanı,
Çiçekler aldım sarmadı yaramı,
Acı bile kendine getiriyor adamı,
Bir dikili ağacım yok.
İyileri yakacak,kötülere bakacak,
Daha iyi çıktımı,beni bile satacak,
Yolun ötesinden yüreğime akacak,
Aşka inancım yok.

ÜF.

smdofısdfds

Komik lan.

Bi de aklıma şey geldi. Pop müzikten nefret ettiğimin biraz daha fazlasını da rap müziğe karşı hissediyorum. Tamamen popülist kültürün insanlar üzerine uyguladığı uyuşturuculardan bir tanesi. Duruş sıfır. "Ceza duruşu o yeah". Popülizmin kucağında olup duruş sergiliyor gibi görünmek tezattır. Olmaz. Ve bu türün bu kadar popülist olmasına, bu kadar itici olmasına rağmen her tv dizisinde, her kanalda, bir çok reklamda böyle abartı derecesinde ön plana çıkartılması benim acaip kafamı bozuyor. Boş beleş işler olm bunlar.

Bi de öde öde bitmeyen taksitler var ya, ha onların ta amına koyim olur mu okuyucu? Ne güzel olur onların amına koysam. Hepiniz koyabilirsiniz. Ne uyuz şeyler lan onlar sdmaofas. Kredi kartı borcu bile daha çekici. Netçede harcamazsan ödemezsin falan. Ama taksite girmek zorunda kalıyorsun lan bi şekilde. Veba gibi. Monika Belluççi çekiciliğinde bir şey bu taksit olayı. Bi şekilde kendini içinde buluyorsun. Hayatın çok güzel, her şeyin var ama o koltuk altını gıdıkladığımın şeytanı bi şekilde dürtüyor seni, bi şekilde bi bakmışsın yine senet sepet işleriyle uğraşıyorsun. Tamamen manyaklık amına koyim. Mazoşistliğin en kral örneğidir taksite girmek.

Bi de günler vardı lan önceden. Anneler toplaşırlar yemekler yaparlardı. Biz de anne arkadaşlarının kızlarını keserdik. Tavlardık falan. Ovyeağ. Çok sevimli bir çocuktum önceden, böyle kıllı değildim. Ki o zamanlar kızlar kılsız erkeklerden hoşlanırdı. Tam ben yani. Şanslıydım. Hala kılsız bi adamım gerçi. Bacaklarım Özkoş'un deyimiyle "ağdadan kaçmış kadınlar gibi". Yer yer orman yangını olmuş, yer yer köylüler tarla açmış falan. Neyse lan. Manitalar diyorduk, kıllara döndük. Manitalar. Mercimekli köftelerle birlikte kızlarla kesişir hiç konuşamazdık aslında. Böyle geçti gitti en güzel çağlarım. Hiç filmlerdeki 8 yaşındaki çocuklar gibi gözlerimi kapatıp öpemedim bi komşu kızını. İçim yanar yanar da işte buna yanar a dostlar. Ki dediğim gibi, tüysüzdüm üstelik!

Bi de şey var len şey. Len deyince çok güldüm kendime. Yazınca yani. sdmıfosd. Hala gülüyorum. Nedenini sorma. Alkolün etkisine verebilirsin ama ben vermem. Çünkü asla sarhoş olduğunu kabul etmeyenlerdenim. Ama bişiy diyim mi lan okuyucu. Geçenlerde Rusya'dan arkadaşım geldi, gelirken elbette Rus vodkası getirdi. Çok öküzsel içtik. Aslında öküzsel içmedik. Ben, bizim Tekel'in 1967 votkasıyla karıştırdım olayı. 1967'yi bardağa yarı yarıya koyardık. Bunu da öyle koydum. Sonra oda bize koydu sdmofsomdfas. Yeminle üç bardak sonrasında çişimi tutamaz hale geldim. Ne fenaydı. ÜF.

Bi de şimdi biram bitti. O yüzden çok içlendim bi anda. Başka bira yoksa şarap var. Elbette bir bardakçık şarap içebilirim. Kendimi bununla ödüllendirebilirim. Kendimi şımartayım biraz. Şarabın yanında kaşar peynir yiyim. Yediniz mi? YOK ARTIK?! Denesene lan cahil okuyucu. Acaip iyi gider hea. Ama ben sıcak şarabı sevmiyorum. Siktir lan. Bence güzel değil. Ya da bana yapan doğru düzgün yapamadı. Meyve şarabını seviyorum ama her zaman değil. Ve ben bu cümleyi kurduğum anda "ÜZÜM MEYVE DEĞİL Mİ LAN ALLAAAN MALI" desen harbi sağlam kapak olur. Lütfen deme tamam mı?

Ehe bi biram daha varmış. Nasıl sevindim çılgınlar gibi bir bilsen. Şu yüzümdeki mutluluk ifadesini görsen sarılır öperdin beni. Öyle sevimliyim ki :G

Bi de, yeter lan galiba. Ama yetmeyebilir aslında. Hala yazasım var. Ve aslına bakarsanız biraz daha yazarsam geyik kısmından sıyrılıp içimdeki nefretleri kusma moduna girebilirim. Ama ondan önce söyleyeceğim bir şey var. Ki hepinizin bunu beklediğini biliyorum. Tüm bu saçmalıkları okuma nedeninizin bu olduğuna eminim. Şaka lan hiç emin değilim. Hatta neden bahsettiğim hakkında bir fikrim bile yok. Saçmalığın önde gideni. Ama Selçuk Şahin bile gol atabiliyorsa Cincona daha ben ne diyim lan sadmofıasdmıofsımoafmıoasfsmısd Çok güldüm, çok eğlendim. Hala eğleniyorum. Değişilmez bir kader, değişilmez bir gerçeklik. Selçuk Şahin bile atabiliyor lan sdmofısamdıofsd. Çok komik.

Amon Amarth dinliyorum uzunca bir aradan sonra. Evvel zamanda konserde fotoğraflarımızı çektirmiştik. Güzeldi. Ama sonra bilgisayarımın harddiski yandı ve hepsi bilinmez diyarlara, görünmez ufuklara doğru yol aldılar. Sadece bir tanesi var. Vokalle birlikte olanı. Kıyak konserdi. Eskiden çok konsere giderdim lan. Neyse. Bu sene yine sağlam konserler var. Heyecanlıyım. Deicide geliyor lan :G


Süt gibiyim Hypocrisy tişörtümle ehe. Heyecanlıymışım lan sanki. Öyleymişim gibi farkettim şimdi. Neyse.

Ve Neyse. Kendinize iyi dikiz canlar. Yarın daha ciddi bir mevzuda görüşürüz.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 6 Comments

Haddimizde Olmadan!



Merhaba,

Anketin kenarlarından artık örümcek ağları sarkmaya başladı. O kadar ruhsuz insanlar var ki bir türlü yazdırtmadılar bana şu yazıyı.

Kulaklığımın teki bozuldu. İnanılmaz üzünç, ne kadar acınacak haldeyim artık siz düşünün. Adamlar çatır çatır nota yüklenirken ben bunu tek kulağımla anlayabilmeye çalışıyorum. Benden beter olanlar da var.

Şimdi rica etmeye başlıyorum burası kasınç olabilir: Ankete "Müzik dinlemem, otum!" şeklince cevap veren, hayatımın o en gereksiz yerinde yer alan insancıklar, lütfen, yeniden şans eseri blog'a girip bir şeyler okuma gafletinde bulunduysan ve bu yazıyı gördüysen bir iki cümlelik açıklamada bulunabilir misiniz? Buna çok ihtiyacım var, çünkü daha önce hiç bu tarz insanlarla karşılaşmadım ve birazcık konuşup fikirlerinizi alabilmek istiyorum. He biliyorum aslında kendimi kandırıyorum, bu yazıya yapılabilecek yorum sayısı 4'ten fazlasını geçmeyecektir ama yine de bir ihtimal daha var. Güneşle uyandın mı hiç? Çılgın gibi koşarak göklere uzandın mı hiç?

Bizi izliyor görünen 58 kişinin sadece iki elimin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıda takipçisi olduğunu biliyoruz. Zaten blog'un ilk dakikalarından itibaren, sırf "ben de varım" (bunu söylerken özellikle ellerime tırnak işareti yaptım ki onlardan biri olayım diye) adına orayı burayı takip ediyor görünen insancıklar yüzünden yorum sayımız 2 ile sınırlı kalıyor. Dolayısıyla ruhsuzlar ordusundan pek çok insanla aynı havayı solmuş oluyoruz.

O değil de, geçtim onu, "gerçekten" -bu da öyleydi- takip edenler bilirler; ne kadar da hoştu değil mi Metal Müzik Türevleri ve Alternatif - Rock - Indie arasındaki çekişme.

Hiçbiriniz de her hangi bir yazıda kalkıp demedi ki nerede bu anketin Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği seçeneği. Sizleri de ayrıca tebrik ediyorum. Hele kendimi binbirli türlü tebrik ediyorum.

Metal müziği seçenlere Illdisposed - Let Go,


Alternatif müziği seçenlere ise Dregd'den Bug Eyes armağan ediyorum.


Sevgi saygı duyarak, blog yazarlarımızın diğerlerine aktarıyorum sizi, söz sizde kuzular..

******************************************************

Entellektüel bi oylama olmuş efenim .]

Hem hastanın şarkılarıyla ilgili milletin iradesini de görmüş olduk.. Biz, "müzik dinlemem otum" diyenlerin de, "hip-hop dinlerim" diyenlerin de, "oldies but goldies because so it is" diyenlerin de bloggerlarıyız!

bu arada \m/

******************************************************

Şu çıkan sonuçlara bakıyorum ve yüksek sesle bağırıyorum "kam on fakin hedbengırz!" diye. O ne biçim koymuş metal müzik. Bayılıyorum metal müziğe ehe.

Aslında genel olarak bayılıyorum müziğe. Her türüne bayılmıyorum elbette ama hemen hemen her türünü dinlemişimdir online olarak. (İbrahim Erkal kaseti almıştım ben hem) Bir çok aşamadan geçip -ki bunu eski yazılarımdan birinde uzun uzadıya anlatmıştım- metal müziğin kucağında buldum kendimi. Muazzam bir doygunluk ve muazzam bir müzik arşivi ile geldim buralara. Bu açıdan "metal müzik? yok hocam gençken dinliyorduk işte, yaşlandık artık, kafa kaldırmıyor" diyenlerden değilim ve hiçbir zaman olabileceğimi sanmıyorum. Direkt kafa göz girerim öyle adama açıkçası. Neyse.

Rock müziğin aslında kafayı çekeceğini tahmin ediyordum ama tahminim tutmadı. Pop, Rap, Arabesk gibi türlerin dinleyicilerinin az olduğunu görmek belli bir kitleye hitap ettiğimizi gösteriyor ki; bu da gerçekten şahsen beni sevindiren bir durum oldu. Müzikal geçmişimin bir dinleyici olarak ne kadar dolu dolu geçtiğini bildiğimden dolayı bir çok türe saygı duyamıyorum artık.

Ben listede metal, rock ve klasik bölümlerini işaretledim. Çoğu seçeneğin işaretlenebilirliği vardı elbette ama yoğun olarak dinlediğim türleri baz aldım seçimimi yaparken.

"Müzik dinlemiyorum, otum" seçeneğini elbette benim yoğun ısrarlarım üzerine gördünüz listede. Oraya tıklamayı seçen 5 kişinin muhtemelen şaka yaptığını düşünüyorum. Kötü bir tercihiniz olsa bile müziksiz yaşanabileceğini sanmıyorum. Müzik, insana tek parçada dört mevsimi yaşatabilecek kadar etkileyebiliyor. Mutluyken hüzüne boğabiliyor, agresifleştirebiliyor; bulutların üzerine çıkartabiliyor ve bir anda yere vurabiliyor. Ruhunuza işleyebilen müziği bulabilmeniz dileğiyle sevgiler efendim.

******************************************************

Anketin sonuçlarına şaşırmadım. Keza bizim site takipcilerinin tarzı bu. Bu sonuç, kroların beni okumadığı konusunda hem rahatlattı hemde efkarlandırdı. Aslında hani tuvaletteyim de hem rahatlıyorum hemde yoldakini hissedip bir sigara daha yakıyorum gibi. Hiç kızma, arabesk senin ruhunun gıdası oluyorsa isal olman an meselesi. Ben neden mi tuvaletteyim. tamam tamam ben işaretledim.

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 6 Comments

Eksik Birşey mi Var Hayatımda?

Önce biraz müzik...



Bölüm 1 : Bir varmış bir yokmuş...

"Uzun yıllar önce, köhne fakat umutların hep yeşil kaldığı bir cafe'de iki genç, mutsuz giden hayatlarına mutluluk katmış,
birbirini sevmeye başlayarak."


O an bu poz belkide onlar için bir anlam ifade etmiyordu.
Zamanla, belki de onlar için en anlamlı anılardan oldu.
Bir başlangıcın portresi başka nasıl çizilebilirdi.
Bu en güzel başlangıçtı.
Yaşamları boyunca akıllarda kalacak en güzel hatıra.

Oysa zaman çok nankör. Yalnızda değil ayrıca, çok yakın bir dostu var, adı alışkanlık.
ikisinin sonucunda elinizde kalan, anılar. İster iyi, ister kötü.
Hani sizin "benim hayatım" başlığı altında topladığınız anılar.

Aslında hayat dediğiniz şey anılarınızdan başka nedir?

Bu üçlü (zaman, alışkanlık ve anılar) bir zehir.
Enjekte edilir sürekli size.
Normal koşullarda hiçbir zaman faliyete geçmeyecek bir zehir.

Sadece bir durumda faliyete geçer sizi dağıtmak için.
Bu öyle bir durumdur ki tarifi imkansız.
Yeter ki bu üçlünün odak noktasındaki iki kalp uzaklaşsın birbirinden.

Düşünün sevdiğinizden ayrıldığınızı. Birlikte geçirdiğiniz onca zamanınız, birbirinize duyduğunuz alışkanlıklarınız, hatırladığınız anılarınız.

Ben buna intikam diyorum. Zamanın bir intikamı.
O an anlarsınız ki aslında zaman herşeyin ilacı olmuyor.
Hatta daha korkunç yaralar açıyor size.
Nihayetinde içinde bulunduğunuz kötü durum da bir anı.
Bir kısır döngü içine giriyorsunuz.
İçinizdeki düğüm nefes almanızı engelliyor.
Ağlamak bir erkek için ne mümkün.
Başlarsanız kimsenin sizi durduramayacağına ne şüphe.

Belkide bu iki genç için, ufukta keder göründüğünde, yollarının bukadar keskin ayrılmasını gerektirecek durumların varolduğunun henüz bilincinde değildiler.
Oysa bu durum, hücrelerine yayılmış olan zehrin daha kolay etki etmesini sağladı.
Bölüm 2 : Hikaye zamanı...


Bir gün iki genç için işler yolunda gitmiyor. Önce ara vermekten, sonra gitmekten bahsediyor genç kız.
Erkek olan sinirli, kızıyor bu dengesizliğe,

- Tamam arama bundan sonra

diyor kapıyor telefonu.
Öyle ya bunca zamanlık birliktelik saygımız bitti diye çöpe atılacak değil ya, arayacak mutlaka diyor.
Ama aramıyor kimse.
Cuma geçiyor cumartesi geçiyor pazar oluyor.
Bu sessizliğin tınısına iki gün dayanabiliyor.
Alıyor eline telefonu arıyor genç kızı.
Kız teli meşgule alıyor.
Türlü hatlardan deniyor, sonuç sürekli ulaşılmazlık.
Attığı mesaj ise nafile sonucsuz kalıyor.
Evine gitmeye, yüzyüze konuşmaya karar veriyor.
Ailesinin onu istemediği olasılığını düşünüyor. Ailesi ayrılmasını istiyor diye geçiriyor içinden.
Bu yüzden ona destek olmasının gerektiğini düşünüyor.
Kızın oturduğu sitede güvenlik üst düzeyde olduğundan onu arabayla almıyorlar içeri.

- Evde kimse yoksa giremezsiniz.
- Çantasını unuttu almam lazım.
- Kartınız var mı?
- Hayır
- Nasıl açmayı düşünüyorsunuz kapıyı.
- Şifreli değil mi? (3 hafta önce şifrelerin iptal edildiğini bildiği halde)
- Hayır artık değil.

Anlıyorum diyor dönüyor.

Düşünüyor farklı bir yol arıyor siteye girmek için. C kapısında şansını denemek istiyor.
Bu sefer arabayı dışarı çekiyor, yürüyerek ilerliyor içeri.
Kapıda bir selam çakıyor güvenliğe.

- Selamın aleyküm
- Aleyküm selam

Geçiyor içeri kimse birşey demiyor. (Bir hafta önce eve giderken iki genç bu bekçiye "Artık bizi durdurma. Biz bu arabayla sürekli geliyoruz." dediklerinden, Bekçi'de genç, bir göz aşınalığı yaratmıştır)

Sevinçli ama karamsar, mutlu ama endişeli. Yüzünde binbir türlü endişe ile yürüyor.
Biliyor ki telefonu açmayan, kapıyı da açmaz.
Ev giriş katında bahçeden girmeye karar veriyor, balkona süzülüyor. İçeri bakıyor kimse yok. Loş bir ışık hakim mutlu yuvalarında.
Evi tekrar arıyor cebinden, ev yine meşgul çalıyor.
İlgisini salona çelmek için cama taş atıyor. Biliyor ki böyle sesleri duyunca, hep takip etmiş sesin kaynağını aramıştır sevgilisi.

Uzaktan biri sesi arıyor meraklı gözlerle. Camdaki gölge içeri yansıyor.
Yeni fönlenmiş saçlarını düzelterek aralıyor perdeyi kim bu edası ve endişesiyle.
Bir elinde ise evin telefonu.

- Ne işin var git burdan.
- Kapıyı aç.

Bu "Kapıyı aç" aslında çok uzun bir cümle onun için.
Keza perde aralanınca genç kızın arkadasında bir başka genç giriyor kadraja ağır ağır.
O andan itibaren herşey slow motion, herşey üst üste.
Karakterler karışıyor, ben neyim, o kim, burası neresi.
Toparlanmaya çalışıyor.
- Aç dedim Camı kırarım.
- Git dedim.
- Açmazsan kırarım dedim.
- Git burdan istemiyorum seni.
Dışlanmışlık, yıllanmışlık damarlarından kaslarına akan.
Öfkesinin bir zamanlar en güzeli sandığı gözlerinden, bir zamanların en uysal limanı sandığı teninden, taştığını anlayınca açıyor genç kız kapıyı.
- Kim bu adam?
- Kimsin sen?
- Kimsin sennn?
Ses çıkmıyor adamdan. Sadece bir tebessüm panik durumunu örtmeye çalıştığı.
Kolidorda üzerine yürürken tekrarliyor.
- Kimsin sen?
O andan itibaren tutamıyor kendini, saldırıyor, yaralıyor.
Hiçbir darbesi yüreğindeki darbeye benzemiyor. Vurdukça hissizleşiyor, hissizleştikçe soruyor kimsin sen?
O ise vurmasın diye ellerini tutmaya çalışıyor, cevap vermiyor, yatağa daha da sıkı kapanıyor.
Genç kız evde istenmeyene yumruklar atıyor bir yanda, diğerinden daha yürekli.
Bu duruma daha fazla dayanamayacağını anlıyor genç.
İkinizide öldüreceğim diyor mutfaktaki bıcaklara doğru yol alırken.
Çekmeceyi açıp eline gelen büyük bıcaklardan birini seçtiğinde çığlık atıyor genç kız.
Sevdiği adamı korumak için onun önünü kesiyor.
Ne acıdır ki uzun zamandır karşısına, böyle güzel çıkmamış genç kızın düz fönlü saçları, parmakları arasından kayıyor, onu bir kenara doğru sürüklerken.



Bir hafta önce okşadığı düz fönlü saçları orada bırakıyor, koridora çıkıyor.
O an bir gürültüyle kapı kapanıyor, yatak odasına kilitliyor diğeri kendini, Genç kızı orada bırakıyor.
Ne sorgu, ne açıklama, nede bir engel. Genç kıza dönüyor.


Kızın boğazında, yitik gençin yaşlı ve yorgun eli.
Soruyor, sorguluyor beş yılın karşılığı nedir diye. Kapının diğer yanı sessiz. Kapının diğer yanı garip.
O an kırmak istiyor kapıyı. Ama onu orda kendi sesizliğine ve hiçliğine gömmeyi tercih edip çıkıyor evden.
Parmakları arasından kayan saçların bıraktığı parfüm kokusunu içine çekip dolduruyorken gözlerini.
Yürüyor şuursuz ve bitkin.
Ağlamak bir erkek için ne mümkün.
Başlarsam, kimsenin durduramayacağına ise ne şüphe diyor kendine, uzaklaşıyor.


Bölüm 3: Mazi kalbimde bir yaradır.

İnsan, Yaptığı hatalardan ders almalı der büyükler. Ama bu sözde eksik birşeyler olduğunu öğrendim kısa süre önce. İnsan, ilk olarak hatalarını kabul etmeli. Kafamızda yarattığımız ufak senaryolarla gerçeği değiştirebileceğimize inandığımız sürece hangi hatadan ders alabiliriz.


Çok değil dediğim gibi kısa süre önce çok içtim. Sarhoştum, sinirliydim. Sitenin güvenliğini aşmak için tellerden atladım. Ev bastım. Evet bunların hepsini yapan bendim, benim yıllarca yalanlarla yaşayan nefsimdi.

Bunlara siz inanıyor musunuz bilmem ama inanmak isteyen insanlar var.

Oysa benim için kimin ne dediği umrumda değil. Keza Gerçeğin peşinde koşması gereken ben değilim. Koşmak isteseydim kanıtlarda benden yanaydı zaten.

Beni üzen sevdiğini söylemekten, sevdiğini korumaktan aciz bir adam. Beni üzen bu adamı seçen kadına adanmış Beş yıl. Beni üzen beş yıl içinde bir yalan, bir yalan içinde beş yıl.

Şimdi biraz kişiselim sadece. Yazılarımda kişisel olacak bir süre. Yazabilirsem tabi. Bundan dolayı hepinizden özür diliyorum.

O adamdan ayrıca özür diliyorum. Erkek tabi, kadın isterse gider. Ama ben sevdiğim kadına hiç el kaldıramadım. Haliyle fatura Ona nasip oldu.

Bu durumu arkadaşlarla daha fazla vakit geçirerek, yıllarca ertelenen gece alemlerine katılarak aşacağıma şüphe yok.

Şüphe duyduğum tek sey bir insana artık nasıl güveneceğim.

Coldplay

Oh no, I see,
Olamaz, görüyorum

A spider web is tangled up with me,
Bir örümcek ağına sarıldım

And I lost my head,
Ve aklımı kaybettim

The thought of all the stupid things I said,
Söylediğim bütün aptalca şeylerin düşüncesi

Oh no what's this?
Olamaz bu ne

A spider web, and I'm caught in the middle,
Bir örümcek ağı ve ben ortasında yakalandım

So I turned to run,
Koşmak için döndüm

The thought of all the stupid things I've done,
Yaptığım bütün aptalca şeylerin düşüncesi

I never meant to cause you trouble,
Sana hiç sorun yaratmak istemedim

And I never meant to do you wrong,
Sana hiç yanlış yapmak istemedim

And I, well if I ever caused you trouble,
Ve ben, tamam eğer sana sorun olduysam

Oh no, I never meant to do you harm.
Hayır, amacım sana zarar vermek değildi

Oh no I see,
olamaz görüyorum

A spider web and it's me in the middle,
Bir örümcek ağı ve ben ortasındayım

So I twist and turn,
Kıvırdım ve döndüm

Here I am in my little bubble,
Şimdi burda küçük kabarcığımın içindeyim

Singing, I never meant to cause you trouble,
Söylüyorum, sana hiç sorun yaratmak istemedim

I never meant to do you wrong,
Sana hiç yanlış yapmak istemedim

And I, well if I ever caused you trouble,
Ve ben, tamam eğer sana sorun olduysam

Oh no, I never meant to do you harm.
Hayır, amacım asla sana zarar vermek değildi

They spun a web for me,
Benim için bir ağ ördüler
They spun a web for me,
Benim için bir ağ ördüler

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN , ,
DISCUSSION 9 Comments

Hasta Adam: Seksomanyak Aktiviti

Öncelikle belirtmeliyim ki aslında uykum çok hafiftir. Yani önceden böyle değildi elbette. Bir uyuduğum zaman sikseler uyanmazdım. Sikseler belki uyanırdım tabi aslında ama yoğun sesler altında uyuyabilmeyi başarabilen bir bünyeydim. Ben bir gün küçükkene annemler beni evde bırakıp, anahtarlarını almadan -yani asrın hatası- teyzemlere inmişler ve döndüklerinde evde bıraktıkları çocuk uyumuş ve bir türlü uyanmıyordur. Çeşitli yöntemlerle (sürekli kapı zilini çalmak, ev telefonunu çaldırmak, cama vurmak, ışıklar saçarak oi oi oi oi diye ses çıkartan ışıldak aletini camın önünde çalıştırmak, adımı bağırmak vs.) beni uyandırmayı denemişler ancak bu başarıya muvaffak olamadıklarından geceyi teyzemlerde geçirmek durumunda kalmışlar.

Ancak şimdi durum farklı. Yanımdaki uyuyan hatun gece rüyasında sessizcene osursa, duyar uyanırım. O derece sapkınlaştım artık. Eski benden eser yok.

Ama bu aralar garip bir durum var. Gerçekten çok garip. Her sabah kendimi bilinmez bir dünyada hissetmeme neden olabilecek kadar garip günler yaşıyorum son bir kaç haftadır.

Her sabah uyandığımda beynimde filler sikişmiş gibi bir ağrı ile uyanıyorum, gözlerim açılmıyor ve açılabildiği anda yatağın her tarafı dağılmış, sperm içinde kalmış buluyorum.

Rüya görmüş olabileceğimi düşünüyorum ama yatağı bu hale getirebilecek kadar ateşli bir rüya görsem unutmam. İmkansız, unutmam. Ki ayrıca, ben rüyasını kontrol edebilenlerdenim. Bir kabus görecek olsam, elinde balta ile karanlıktan bir anda bana saldıran bir adam görsem, sıkıştığım ve baltanın boynuma ineceğini anladığım anda garip bir gülümsemeyle "rüya ki lan bu!" diyorum içimden. Baltalı amcayı bir hüzün kaplıyor, teselli falan ediyorum, gözlerindeki yaşları siliyor sonra. Bu derece rüyalarıma hakim olabiliyorum. Ve ben bu derece rüyalar hakimiyken rüyada 78 ayrı hatunla haremde şoko parti yaptığımı görsem yine de etrafı bu kadar pisletmem. O ana kadar devam ederim ancak son anda tutar kendimi uyanırım. Çevre kirliliği önemlidir.

Ama bu işte bir terslik vardı. Hiç rüya gördüğümü anımsamama rağmen etraf sperm doluydu, kadın kokuyordu, kuku hissiyatı vardı çevremde.

Her sabah beynimde sikişen fillerle birlikte bu manzarayla uyanıyor ve çarşafları toplayıp yıkamaya atıyordum. Derin düşüncelere daldığım bir gün karar verdim. Bu Paranormal Aktivitileri çözmem gerekliydi.

Hemen evden çıktım Eminönü'ne gittim. İkinci el bir kamera aradım ama çok pahalıydı. Vazgeçtim, eve döndüm. Notbuku çıkarttım, vepkemi açtım ve yatağımı tam karşıdan görebilecek bir noktaya yerleştirdim. Çıkabilmesi muhtemel sesleri yakalaması açısından Windows'un ses kaydedici programını açtım. Deneme için odanın her tarafında dolaşarak sesler çıkarttım. Kısık olsa bile kaydediyordu. Akşam neler olacağını merak ederek notbuku şarja taktım.

Akşam olmuştu. Ev arkadaşım Ziya ve kız arkadaşı Nadide eve geldiler. Ellerinde biralar vardı. İçer misin diye sordular ama istemedim. Alkol alamayacak kadar heyecanlıydım. Gece olacakları merak ediyordum. Başıma musallat olmuş bu pislik neyin nesiydi. Cinler tarafından tecavüze mi uğruyordum? Yoksa şizofren falan mıydım? Uyuduktan sonra uyanıyor, gece çıkıp bir hatun buluyor ve sabaha kadar seviştikten sonra camdan falan mı atıyordum? Ne olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sabah uyandığımdaki baş ağrısı bu konuda beni oldukça korkutuyordu.

Gece oldu. Ziya ve kız arkadaşına iyi geceler diledikten sonra odama geçtim. Notbuku ve vepkemi çalıştırdım ve uyumaya koyuldum...

Ertesi sabah uyandığımda başım yine çok ağrıyordu. Lanetler ederek etrafıma bakındım. Sperm ve kuku doluydu etrafım yine. Ve yine benim bilgim ve isteğim haricinde ateşli bir gece yaşanmıştı. Hemen notbuka koştum. Açmaya çalıştım ama pili bitmiş ve bekleme moduna düşmüştü. Adaptöre bağladım, windowsu açtım ve kaydedilmiş olan video ve ses dosyasını açtım.

Videoda da, seste de bir şey yoktu. Arada bir sağlam bir osuruk sesi geliyordu sadece. İki saat boyunca izledim, arada bir sesler duyduğumu düşünüp geri sardım, tekrar dinledim, kulağımı hoparlöre dayadım, son ses verdim, sanki fısıldaşmalar vardı. Çok heyecanlanmıştım. Kesin cinler periler basmıştı beni. Gece boyunca bana tecavüz ediyorlardı. Videonun en son kısmında kapının aralandığını gördüm. ANANI SİKEYİM! diye geçirdim içimden ve dudaklarım bunu hiç saklayamadığından ANANI SİKEYİM! diye bağırdım korkuyla.

Kapı açıldı. Yarıya kadar açıldı. Bir süre bir şey olmadı. Sonra ses kaydediciden duyduğum fısıldaşmalar geldi aklıma. Saniyelerine baktım. TIPKISININ AYNISIYDI! Cinler basmıştı beni ve o kapının aralandığı andan 15 saniye sonra video bitiyordu. Cinler videoya çektiğimi anlamış ve kaydı durdurmuşlardı. Bu böyle olmayacaktı.

Yıllar yılı delikanlılığın has alasını yapmış bir adamdım. Hiçbir şeyden korkmayacağım konusunda kendimden emindim ve hatta cinler, periler gibi varlıklara inanmazdım. Ama şimdi bu gördüklerim beni hafiften dehşete düşürmüş ve kıçımda hafif terlemeler yaratmıştı.

Çarşafları topladım. Ziya ve kız arkadaşıyla birlikte kahvaltı yapıp dışarı çıktım. Düşünmem gerekiyordu. Notbuku gizlemeye karar verdim. Eve döndüm. Yatağın hemen karşısına notbuku yerleştirdim, vepkemi açtım, notbukun adaptörünü bağladım. Etrafa dağınıklık süsü vermek amacıyla yastıkları notbukun kenarına yerleştirdim. Notbukun tam üstüne atletimi fırlattım. Kol kısmından vepkemi çıkarttım. Oda içersindeki değişik bölgelerde dolaşıp ses ve görüntü kontrolünü yaptım. Her şey on numaraydı. Bu gece ak koyun kara koyun net bir şekilde ortaya çıkacaktı. Tecavüzün ayrıntılarını görmek istiyordum.

Akşam olmak bilmiyordu. Tecavüz kaçınılmazdı ve sanırım içimdeki heyecan tadını çıkartma olasılığım yüzündendi. İzleyecektim. Tahrik bile olabilirdim aslında. Gecesinde bu kadar etrafı kirletebiliyorsam; ki tabi etrafı ben mi kirletiyordum bu da ayrı bir muammaydı ama sağlam bir tahrik olayı vardı ortada.

Gece oldu. Notbuku çalıştırdım. Uyku girmiyordu gözüme. Koyun bile saymaya çalıştım ama tam bir mal işi olduğuna karar verip vazgeçtim. Koyunlar erkeklerdi. Taşşakları sallanıyordu gözlerimin önünde. Dişi koyunlar görmeye çalıştım ama beceremedim. Gece boyunca cinler tarafından tecavüze uğrayan bir insan olarak dişi kelimesinin yavaş yavaş hayatımdan çıkabileceği gerçeğini hissettim o anda. Düşünürken uyuyakaldım sessizce...

Sabah oldu. Her yer sprem ve kuku doluydu yine. Vıcık vıcık bir gece olmuştu ve yine rüyalarımla alakalı hiçbir şey anımsamıyordum.

Koşarak notbuka ulaştım. Ses ve video dosyasını açtım. Bilindik osuruk seslerimden başka bir şey yoktu ilk yarım saat boyunca. Huzursuz uyuyordum. Başıma ve daha acı olanı bedenime gelecekleri düşündükçe sağa sola dönüyordu huzursuz bedenim. Derken kapı açıldı yavaşça ve yine fısıltılar duymaya başladım. 5 dakika boyunca hiçbir şey olmadı. Kapı açıldı ve muhtemelen bu arada cinler içeri girmiş olmalıydı. Vepkemi farketmemişlerdi. Bu gece işler iyi gidiyordu. Aslında cinlerin görünmez varlıklar olduklarını düşününce neyi çekmiş olabileceğimi bile bilemiyordum. Belki yatakta uyanıyor ve sağa sola otuzbir çekip tekrar yatıyordum. Şizofreni ve uyurgezerlik arasında bir yerlerdeydim muhtelemen.

Kapının aralanmasından beş dakika geçmişti ama ne bende, ne yatağımda bir hareketlenme yoktu. Çok paranormal bir aktiviti dönüyordu ortada. Fısıldaşmalar sürüyordu ve o an odama birisinin girdiğini gördüm. İçeri giren Ziya oldu. O an videoyu durdurdum. İçimde biriken şaşkınlık göreceklerimi görmemi engellemek istiyordu. Sonuçlarını düşünemiyordum. Yoksa Ziya ile mi sevişiyordum geceleri? Yoksa?.. Derin bir kabus olacağını düşünüp çalıştırdım videoyu. Ziya yanıma yaklaştı, yavaşça sokuldu bana ve uyuyup uyumadığımı kontrol etti. Şerefsiz ibne, diye geçirdim içimden. Sonra tekrar dışarı çıktı. Şaşkınlığım artmıştı. Belki de biraz gürültü yapmışlar ve uyanıp uyanmadığımı kontrol etmek için gelmişti. Ya da horluyordum falan? Belkide odama giren cinlerin fısıldaşmalarını duymuştu? Artniyetli düşündüğümü hissettim.

Birkaç dakika daha geçti ve fısıldaşmalar sürüyordu. Muhtemelen cinler aralarında pozisyon paylaşımı yapıyordu. İlk kim girecek falan gibi. Kendimi çok kötü hissettim. Dünya gözüyle görülemeyen varlıklar tarafından pazarlık konusu olmuştum. Amına kodumun cinleri diye geçirdim içimden ve götümü tuttum farketmeden anlık bir refleksle...

Ben bunlar düşünürken Ziya tekrar odaya girdi. Elinde bir bez vardı. Parmaklarının ucuyla yürüyordu. Yanıma yanaştı. Yapma Ziya, diye geçirdim içimden ama yaptı. Muhtemelen bayıltıcı etkisi olan eter dökülmüş bir bezle burnuma dayandı. Önce avuçlarının arasına aldığın bir kuş gibi cılız bir çırpınmada bulundum ama sonra bir manda bokunun yere yayılışı gibi yayıldım yatağa. Sabahları uyandığımda beni karşılayan baş ağrısının nedeni anlaşılmıştı. Amına kodumun çocuğu Ziya, diye geçirdim içimden. Sikicem belanı senin, dedim ama görünen o ki birazdan o beni sikecekti...

Ziya başımda durmuş bekliyordu. Sanırım bayılıp bayılmadığımdan tam emin olmak istiyordu. Kapıya dönüp, gelebilirsin, dedi ve kız arkadaşı Nadide girdi içeri. Üzerinde bir don ve atlet vardı. Çok seksiydi ama muhtemelen bu gece Ziya'nın bana kaydığını izlediğim anlardan sonra Nadide'nin seksiliği ile ilgilenemeyecek kadar kırılmış duygular içersinde yaşayacaktım bundan sonraki hayatımı.

Nadide yavaşça sokuldu bana, nefesimi dinledi ve Ziya'yı kolundan tutup yatağımın diğer tarafına atladı. Deli gibi öpüşmeye başladılar. Noluyordu amına koyim. Soyundular. Sonra Nadide bana dönüp baygın bedenimi kendilerine çevirdi. Yan yatar halde sevişmelerini izliyordum. Atletini çıkarttı. Memeleri taştı. Ziya kızın donunu da çıkarttı. Kıçta fena değildi. Sonra bu görmek isteyeceğim manzaralar gitti ve Ziya soyundu. Seviştiler. Defalarca seviştiler ve sonra spermlerini ve kukularını orada bırakıp öpüşe öpüşe gittiler odalarına.

Videonun gerisinde başka bir şey yoktu. Arada bir gelen osuruk sesi haricinde fısıldaşmalarda yok olmuştu. Garip duygular içersinde kaldım video bittiğinde. Amına kodumun manyakları fantezi derdine düşmüştü ve benim yatağımı kurban olarak seçmişlerdi. Her şeye rağmen Ziya'nın beni sikmediğini görünce sevinmiştim. Cinler falanda yoktu. Ama alınması gereken bir intikam vardı.

Ertesi gece olsun diye bekledim. Gün boyunca odamdan çıkmadım çünkü yüzlerini görürsem kendimi tutamayacağımdan korkuyordum. O memelere ve kıça bu kadar yakından bakmıştım. Kendimi tutamayacağım nokta buydu. Önceden de kıçı ve memeleri hoşuma giderdi ancak artık durum farklıydı. Önceden üstlerinde giysi varken görmüştüm, şimdi çıplaklardı. Artık o güzelliklerin aslında çok daha büyük güzellikler olduğunu farketmiş ve onların hemen yanında uyumuştum. Sapıkça sırıttım. Kullanılmış olduğumu bile gözardı edebiliyordum bu durumda.

Gece oldu. Kamerayı falan kurmadım bu sefer. Uyuyormuş numarasıyla sessizce bekledim. Uyumamak için devamlı erkek koyunlar saydım. Hepsinin özellikle taşşaklarını görmeye çalıştım. Uykum kaçmıştı iyice. Arada bir Nadide'nin memelerini de sayıyordum. Kapının açıldığını hissettim ve olabildiğince normal nefes alıp vermeye başladım. Ziya yaklaştı, nefesimi dinledi. Yavuşak ibine, diye geçirdim içimden. Sonra gitti, beş dakika sonra elinde eterli bezle geldi. Derince bir nefes aldım, nefesimi tuttum ve yalandan kıpraştım bezi ağzıma tuttuğunda ve sonra bir manda bokunun yere düşünce yayılmasını canlandırdım yatağımda. Bıraktım kendimi ve nefes alışımı normal seviyelerde salmaya başladım.

Nadide geldi tekrar. Her şey videodaki gibi ilerliyordu. Kulağını ağzıma yaklaştırdı. Çok güzel kokuyordu. Hafifçe araladığım gözlerimle atletin altında belli olan meme uçlarına bakıyordum. Sonra Ziya'yı tuttuğu gibi yatağa fırladı. Soyunmaya başladılar. Beni kendine çevirdi Nadide. Memeler burnumun ucundaydı. Sevişmeye başladılar. İniltiler falan. Bilindik şeyler. İyice hareketlenmeye başladılar, artık gözlerimin yarısını açmış izliyordum. Ziya, ben geliyorum, dedi ve daha fazla hızlanmaya başladı. Tam dışarı çıkıp yine yatağımı kirleteceği anda yattığım yerden fırladım ve kıçının üzerine çıkıp tekrar içeri ittirdim Ziya'yı. İçeri boşaldı. Amına kodumun seksomanyak aktiviticileri sizi! diye bağırdım Ziya içeri boşalmayı sürdürürken.

Memeler taşmış, dedim Nadide'ye; siktirin gidin lan odamdan, demeden hemen önce.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

Hastanın Şarkısı: Crash Test Dummies - Mmm Mmm Mmm Mmm

Bu haftalık hasta şarkı yumurtlama sırası gene bana gelmiş, hiçte üstüme alınmıyordum oysaki.



Aslında söyleyebileceklerim çok sınırlıdır Crash Test Dummies ile ilgili, çünkü kendileri sadace hayatımdaki diğer köpük şarkılardan bir başkasına sahiplik ediyor. Kanada'nın bağrından kopup gelen 90ların klasik şeklini barındırmadan edemezler. En son geçen sene bir zamanlar albüm çıkardıklarını duymuştum. Kendilerinin bize kazandırdıkları güzellik ise Radyoodtü sayesinde keşfedip dinlemekten asla bıkmayacağım şarkılardan biridir Mmm, Mmm, Mmm, Mmm.

Şarkıyı söylemesi deli zordur, bas bariton olan gırtlakları dudak ucuyla öperiz her hangi bir zayii kazandırmamak maksadıyla. Nakarat kısmına geldiği zaman çakılır kalırız, adamın eline su dökemeyiz, artık mikrofonu ona bırakma zamanıdır zira kendi kendinizi göt edersiniz.

Her duyduğumda içim ürperir, her duyduğumda yeniden severim, denk gelsin modum ne olursa olsun asla geçmem. Öyle bir bütündür bünyeye, hayat akışı gibidir, o söyler siz inlersiniz. O size bakışlarıyla ne kadar da sevimliyim aslına diyerek hımmlar, siz bu sesi nasıl çıkardığını düşünerek bakakalırsınız mimiklerine.

Pek çoğunuz sevmez, tarzınıza uymaz, ilk duyduğunuzda sayfayı kapatıp hemen geçmek istersiniz fakat yaptığınız yanlışın asla farkına varmazsınız. Eğer bu kısmı okuyarak yine de dinlemiyorsanız lütfen haftaya kadar bu şarkıya elinizi sürmeyin. Zira IP leri toplayan program yazdım hepsini çakozluyorum bilginiz olsun yapışırım ensenize.

Haydi ben varam gidem yoluma,

Sözleri bol mmmlıdır ona göre

Once there was this kid who
Got into an accident and couldn't come to school
But when he finally came back
His hair had turned from black into bright white
He said that it was from when
The cars had smashed so hard

Mmm Mmm Mmm Mmm
Mmm Mmm Mmm Mmm

Once there was this girl who
Wouldn't go and change with the girls in the change room
But when they finally made her
They saw birthmarks all over her body
She couldn't quite explain it
They'd always just been there

Mmm Mmm Mmm Mmm
Mmm Mmm Mmm Mmm

But both girl and boy were glad
'Cause one kid had it worse than that
'Cause then there was this boy whose
Parents made him come directly home right after school
And when they went to their church
They shook and lurched all over the church floor
He couldn't quite explain it
They'd always just gone there

Mmm Mmm Mmm Mmm
Mmm Mmm Mmm Mmm

Klibi de ayrı bir kısa filmdir.



Crash Test Dummies - Mmm Mmm Mmm Mmm

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 3 Comments

Dilek Ağacı

Mutlu mu sanıyorsun kedini?

İçinde büyüttüğün mutluluk duyglarıyla mı dileklerde bulunuyorsun?

Mutlu insan ne diler tanrısından?




Yoksa gerçekte nekadar nankör duygular taşıdığımızı hepimiz biliyoruz.

Tatminsiz ve bir o kadar benciliz aslında.

Bu bencil ve tatminkar olmayan hallerimiz bir cana malolsa bile tutamıyoruz kendimizi. Bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimizle boğuyoruz karşımızdakini, yaşam damarlarında onarılmaz hasarlar açıyoruz.

Yaşın geldi diyor etrafındakiler. Nezaman bir evlilik yada ufak bir çoçuk konusu açılsa susuyorsun?
Aslında geldi de geçiyor değil mi?

Bunu sende benim kadar biliyorsun. Yapılması gerekenler listesinde sıralar öteleniyor sürekli. Her şey birbirine giriyor. Evinde anne ve babanın yanında oturmuyor, küçük bir Dünya yarattığın ufak odanda kendine suni teneffüs yapıyorsun. Ve en önemlisi etrafında olup biteni hiçbir şey yapmadan izliyorsun.

Öyle öğretildi sana. "Pişman olmak istemiyorsan hiçbir şey yapma". Sadece izliyor, içine kapanıyor ve dilek ağacı gibi karşındakinin bir çapuldan ibaret isteklerini benliğinde, bedeninde yaşatıyorsun. Yaşam damarlarına mal olsa dahi.
Kurumuş, Kangren olmuş dalların. Zamanın getirisi sadece biraz daha kuru dal olmuş bedeninde. Daha çok dilek, daha çok temenni adına, bir parça kumaş asılması, ibrişim kuşağa dönmüş bedeninde.


Yoruluyorsun belki insanları mutlu etmekten. İnsanlar sadece mutlu oldukları sürece yanında sanıyorsun.

Sence?

Belki de seni mutlu göremedikleri için kaçıyorlar, belki bir dilek için yerin kalmadı dallarında ne dersin?

Yoruluyorsun, yorgunsun. Baharı bekliyorsun ama tepki verecek halin yok.

Yorgunsun...
Fırtınaya yenik düşmesini izlemekten bir sandalın.
Yitecek mi yoksa gün görecek mi?
Karanlığın ardından eskisi gibi yüzecek mi?

Merak etmek dahi istemiyorsun.
Bu soruların cevaplarını.
Zaten bilinen o ki bir sandal ait olduğu denize gömülmeli.
Ait olduğu sularda yitip gitmeli.
Tıpkı artık iyi dilekleri yüreğine gömmen gerektiği gibi.
Karanlığının karanlığımda kaybolması gibi.

Umarım güneş bir kez daha doğduğunda yeni bir sandal yapacak kadar ormanın kalır.

Sen, Ben ve birde Dilek ağacı.
Bıraktığımız yük sırtında.
Kuruyor dalları,
Kırılıyor,
Kimse umursamıyor.







POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 2 Comments

Uyarıyorum!

Kısa boylu hatunlar, dizlerinizin üzerinde giydiğiniz Bihter çizmeleri içerisinde çok kötü görünüyorsunuz. Yapmayın! Giymeyin!

POSTED BY Darkohl
POSTED IN
DISCUSSION 9 Comments

Banu Avar Ve Sınırlar

Globalizm, İlluminati, Terör, Savaş, Darbe, Dünyayı yöneten bir avuç adam, Bankalar, Bankacılık Sistemi, Silah Sanayisi, Çokuluslu Şirketler, ve en nihayetinde bu saydıklarımın hepsinin ortak amacı; Yeni Dünya Düzeni....

Bunlar "düşünebilen" insanlar için yabancı kelimeler değil elbette.

"Zeitgeist"vari bir belgesel hazırlamış Banu Avar. Önce bunun bir kısmını izleyelim, sonra biraz "kendimizi" düşünelim. Buyrun bakalım.


Banu Avar'la Dünya Düzeni
Bölüm 7 - Yeni Dünya Düzeni Ve Aktörleri Part -1






Banu Avar'la Dünya Düzeni Bölüm 7 - Yeni Dünya Düzeni Ve Aktörleri Part -2




Banu Avar'la Dünya Düzeni Bölüm 7 - Yeni Dünya Düzeni Ve Aktörleri Part -3




Banu Avar'la Dünya Düzeni Bölüm 1 - Yeni Dünya Düzeni Part -1




Banu Avar'la Dünya Düzeni Bölüm 1 - Yeni Dünya Düzeni Part -2





Banu Avar'la Dünya Düzeni Bölüm 1 - Yeni Dünya Düzeni Part -3





Banu Avar. Kimi için bir gazeteci yazar, kimi için aşırı solcu, Kimine göre yaptığı taraflı belgesel ve tamamı saçmalık. Hatta kendisi trt yi dolandıranların arasında.
Sayın Banu Avar ile ilgili internetten yaptığım üstün körü araştırmalar sonucunda ulaştığım bilgiler bunlardan öteye değil.

Zaten ilginizi ve alakanızı Sayın Banu Avar'ın özel hayatına, yaptığı işlere çekmek değil niyetim.

Sadece biz Türk Ulusu olarak arpanın sapıyla, üzümün çöpüyle uğraşmayı nekadar çok severiz görmeniz niyetim.

Ortada inanılmaz iddaların sunulduğu bir belgesel var ve ben sizlerle sadece iki bölümünü paylaştım.
Fakat bununla ilgili biryerde, yahu bunların hepsi yalandır yada bunların hepsi doğrudur diyen bir Allahın kuluna rastlamadım.
Lugatınızda kral çıplak yok mu?
Yoksa bunların hepsi okadar boktan saçmalıklar ki, cevap yada yorum yapıp, bu bokun bir parçası olmak istemiyorsunuz?

Bugün Amerikanın İsrailin yanında olduğunu biliyorsunuz. Bugün Ermeni tasarısının Amerikada kabul edildiğini biliyorsunuz.

Bu belgeselleri seyredip olanlarla hiç bir bağlantı kuramıyorsanız, bu belgeselleri izleyip bırakın Ülkenin doğusunu, Ülkenin tamamıyla oynanan oyunun bir kurgusunu kafanızda yaratamıyorsanız, unutun herşeyi Banu hanım'ın karakteriyle uğraşmaya devam edin.

Trt de sahte fatura davasında adı geçiyormuş. Sorası geliyor insanın kardeşim adı geçse hapis neden yatmıyor bu zat.

Sinirliyim...

Belgeselleri TRT'de yeterince makas yediği halde taraflı demiş birisi. Devletin televizyonunda biri çıkacak ve ülkenin en yakın müttefiki olan Amerika hakkında zehir zembelek açıklamalar yapacak, sen taraflı diyeceksin.
Hangi taraf?
Birisinin Banu Avar'a yanlış tarafta olduğunu hatırlatması gerekiyor.
Keza TRT'den yayını kaldırıldıktan sonra çıkabileceği pek bir tv kanalı kalmadı kendisinin.

Bir ara bir internet sitesinde zat'ın biriyle uzun uzun Küba muhabbeti yapmıştık. Bu muhabbete Cem efendinin okuduğu kitaplarla inanılmaz katkısı olmuştu.

O dönem idda Küba'nın ölüp bittiği yönündeydi. Devrim başarısız olmuştu. Halk açtı ve perişandı. Hatta bir çok Küba'lı Amerika'ya kaçıyordu.
Ambargo nedir bilmeden söylüyordu bunları. Çünkü Türkiye'nin ambargo yediği dönemleri yaşamamıştı, okumamıştı.
Banu Avar bunu da ele almış kendi TARAFLI yorumuyla. Hemde Trt de anlatmış mevzuyu. Devlet televizyonunda -- Kominist Küba'yı.
Ambargonun küllerinden doğan bir Ülkeyi.

Atatürk anıtı Küba'da Sınırlar arasında Bölüm-1




Atatürk anıtı Küba'da Sınırlar arasında Bölüm-2




Atatürk anıtı Küba'da Sınırlar arasında Bölüm-3




Atatürk anıtı Küba'da Sınırlar arasında Bölüm-4






Ben her söylenilen sözün, her yayınlanan kaynağın doğru olduğuna ilk başta söyleyen yada yayınlayanın inanması gerektiğini savunanlardanım.
Bu kaynaklar uzun zamandır kendisine sorular sorana cevaplar sunabilir.
Uzun zamandır cevap verene soru sormaz.
Saygılarımla...

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 0 Comments

Hastanın Şarkısı: The Mayan Factor - Jack Nicholson

Efendim selamlar!

Geçen hafta aslında hastalık bulaştırma sırası Charmi'nindi ancak kendisinin işlerinin yoğunluğundan dolayı (ev-uyku-bar) bizimle bir parça paylaşamamıştı. Bu yüzden geçen hafta boyunca büyük memelerinden dolayı özel bir ilgiyle dinlediğimiz Natalie ablanın parçası mevcuttu Hastanın Şarkısı bölümünde.

Bu hafta sazı yine elime alıyorum ama bu sefer çekinmenize gerek yok; sizleri dünyanın en güzel müziğinden yani Death Metal'den bu seferlik mahrum bırakacağım. Bu hafta Death Metal haricinde dinlediğim birkaç alternatif rock grubundan "en sevdiğim" kategorsinde bir numarayı çeken The Mayan Factor grubundan, 44 isimli albümün en sevdiğim parçası olan Jack Nicholson'ı sunuyorum beğeninize.

Bu parçayı bu kadar çok sevmemde parçanın adının büyük önemi var sanırım, çünkü sözlerini anlamıyorum. Mırıldanır gibi söylüyorlar ve nedense nette bu parçanın sözlerine de ulaşamıyorum. Sıkı bir Jack Nicholson-sever olarak bu parçayı sevmemem mümkün olamazdı zaten.



Parçanın son bölümlerinde yer alan Kızılderilivari ayinsel çığırışlar beni hangi müzik türünde olursa olsun her daim etkilemiştir. Bu açıdan da bu parçayı bu kadar çok seviyorum sanırım. Müziklerindeki akustik ve melodik gitarlar, atmosferik duruşlarına renk katıyor. Grup bildiğim kadarıyla dağılmış durumda. Piyasada milyonlarca sikindirik grup varken bu grubun sümen altında yok oluşu bana gerçekten ilginç geliyor.

Herneyse. Güzel bir parça ve beğeneceğinizi umarım.

Sevgiler, saygılar.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Hasta Adam: Kadınları Anlamak...

Metro merdivenlerinde mutlu etmek istediğim kadının bana olan bu sert tepkisi beni hayretlere düşürmüştü. Kadınları anlayamıyordum. Yeryüzünde bunu söyleyen milyarlarca erkekten birisiydim belki; ama gerçekten anlayamıyordum. Diğerlerinden daha çok uğraşmıştım kadınları anlayabilmek, onlara yakın olabilmek için. Ne istediklerini çözemiyordum hala. Sevdiği erkeğin memesine dokunması ile başka bir erkeğin memesine dokunması arasındaki farkı çözümleyemiyordum. Misal sevdiğim kadın ya da başka bir kadın benim çüküme dokunsa kızmazdım. Beni mutlu etmek istiyor çünkü her türlü sonuçta. İlginçlik vericiydi verilen tepkiler.

Kadınları anlamanın yolunun filmlerden geçmediğini anlaşılmıştı. Kendim gibi olduğum bu süreçte onlarla bir ilişki içersine giremediysem, ben de onlar gibi olmaya karar verdim. Bir süre kadın gibi yaşayacaktım. Empatiyse empatinin kralı bendeydi. Basit.

Kadınları anlamanın en zor olduğu dönemin bir gerdek gecesi, bir de adet dönemi olduğunu duymuştum bir yerlerden. Gerdek gecesi kafasını yaşayabilmek mümkün değildi. Evlenemezdim. Adet dönemini yaşamakta mümkün değildi ama adetmiş gibi takılabilirdim. Sinirli görünebilirdim. Ters cevaplar verebilirdim. Bu kolaydı. Kadınları anlamak için atacağım bu büyük adımlar adına bu dönemi yaşamaya karar verdim. Birkaç günümü buna ayırdım.

Sinirliydim. Olayın kafasını tam olarak yaşayabilmek adına üç gündür yediğim cips, çukulata ve benzeri yağlı yiyecekler etkisini göstermiş ve yüzümde sivilceler belirmişti. Adet öncesi kafasını yaşıyordum. Sinirliydim. Kendimi zerre zorlamadan "Bu akşam hangi pornoyu izleyelim" diye soran arkadaşıma "sen ne iğrenç bir yaratıksın" gibi bir cümle kurabildim.

Adet öncesi dönemin hormonları aşırı derecede harekete geçirmesi nedeniyle bu kadar yoğunlaştığı konusunda kendimi kandırdığım vücut tüylerim ve sakallarımı almaya karar verdim. Ağda yapacaktım.

Dışarı çıkmak için hazırlanma sürecine başladım. İlk günden kendimi kaptırmıştım mevzuya. Aynanın karşısına geçtim. Annemin odasından yürüttüğüm rujlardan bir parça sürdüm. Beğenmedim. Pek olmamıştı. Bıyıklarım ve sakallarımın arasında fazla sırıtmıştı. Bu işlemi daha sonraya bırakmaya karar verdim. Altıma tanga giydim. Tanganın ipi kıçımın arasına kaçmıştı. İnanılmaz derecede rahatsızdım. Birisinin beni sürekli taciz ettiği hissine kapılıyordum. Kıçımın üstünde devamlı bir baskı vardı ve taşşaklarım kenarlardan taşmıştı. Tanga giydiğim belli olmasın diye üstüne kilotlu çorap giydim. Kıyafetlerimi giyerken tüm gardolabı yatağımın üzerine boşalttım. Pantolon giydim, üzerine tişört beğendim. Ayakkabılarımla uymayacağını düşünüp pantolonu değiştirdim. Yeni pantolonun tişörtümle uymadığını görünce başka bir tişört buldum ancak bu da ayakkabıma uymuyordu. Pantolonuma ve ayakkabıma uyan bir tişört buldum. Bu seferde ayakkabılarım saatime uymuyordu. Saatimi çıkartmaya karar verdim. Bu kadarı ilk gün için fazlaydı.

Evden çıktım ve Hacı bakkala gittim. Ağda sormak istedim ama yemedi. Yıllardır minik minik ekmek kırıntıları kadar bile olsa oluşturduğumuz bir karizmamız vardı. Selam verip çıktım ve civardaki en büyük hipermarkete gitmek için otobüse bindim. Son duraktan bindiğim için tekli koltuklardan birisine oturdum ve dışarıyı izlemeye başladım. Kafamda bu süreci nasıl atlatabileceğimin ve sonucunda nerelere varabileceğimin planlarını kuruyordum. Otobüs dolmaya başlamış ve yaşlı insanlar tepemde birikmeye başlamıştı. Kalkıp yer vermek istedim ama olmazdı. Bir bayan asla yer vermezdi. Yıllarca en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm hatunlar için bu olay sözkonusuydu. Bayan insanlar kesinlikle yer vermezdi ve verseler dahi amcalar tarafından kabul edilmez, kurban seçilen bir genç erkekten yer istenirdi. Bunu düşündüm ve kimseye yer vermedim. Dışarıyı izliyormuş gibi yaptım. Dışarıyı izlerken uyuyakalmış gibi devam ettim. Marketin olduğu durağa gelince zıpkın gibi fırlayıp indim otobüsten.

Alacağım sakıncalı ürünlerin arada kaynaması açısından tencere, ütü masası, oyuncak kamyon, bulaşık süngeri gibi gereksiz eşyaların yanında sekiz kutu ağda, bir paket hijyenik ped, süper ince kilotlu çorap, bol miktarda dondurma aldım. Sepetimi sürerken önümden yürüyen erkeklerin kıçına baktım çaktırmadan.

Kadınlarda durum farklıydı. Biz erkekler hiç ödün vermeksizin bakışlarımızı direkt olarak kıça yöneltirdik ama hatun kısmı bir paket makarnaya bakarken sizin tüm göt loblarınızın analizini çıkartabilirdi. Kendime konu mankeni olarak bir tavuksuyu pakedi seçtim. Tavuksuyu pakedinin içindekilere baktığımı ima edermişçesine ezberden "yüz gram tavuk, on gram su" gibi saçma ve gerçeğiyle alakasız cümleleri mırıldanırken önümdeki adamın kıçına baktım uzunca. Tüm loblarının analizini çıkartabilecek duruma gelene kadar baktım.

İğrençti.

Kadınları anlama sürecinin ne kadar zor geçebileceğini o an beynimden vurulmuş gibi hissettim. Bir erkeğin kıçına bakmanın anlaşılabilecek bir yönü olmadığının keskin gerçekliğiyle yanımdaki hatunun memelerine kaçamak bir bakış attım. Hatunlara empati kurabilirdim ama neden lezbiyen modelinde olmayaydım ama değil miydi... Kıçımın arasına kaçmış olan ipi çekiştirdim çaktırmadan....

Düşünmekten vazgeçtim. Kıçlara ve memelere bakmamaya çalışarak kasaya geldim. Evden çıkmadan önce bulduğum eski anahtarlık demirlerini yüzük parmağıma geçirmiştim. Kasadan geçerken aldığım ped ve buna benzer malzemelerin mantıklı bir açıklaması olması açısından kasiyere parayı uzatırken yüzük süsü verdiğim anahtar halkasını göstermeye çalıştım. Eşime alıyorum imajı. Her ne kadar yaşadığım kafa kadınları anlamak adına olsa bile, diğer insanlığın beni yanlış anlamasını istemezdim.

Eve vardım. Hemen şu ağda denen şeyden kurtulmak istiyordum ve kendimi direkt olarak banyoya attım. Ağda kutusunun üzerinde kullanım tarifi tadında bir şeyler aradım ama bulduklarım yapacaklarımdan ve hayal ettiklerimden farklı değildi. "Tüylerinin üzerine dök ve o lanetli şeyi hızlıcana çek ve ağzına sıçılsın." Bacaklarımdaki tüy potansiyelinin fazlalığı beni korkutuyordu. Bacağıma bir parça ağda döktüm ve derin bir nefes aldım. Marketten almış olduğum viskiden derin bir yudum aldıktan sonra gözlerimi kapayıp bir çırpıda çektim....

O an gerçekten dünyadamıydım yoksa bu amına koduğumun ağdası tüm beden enerjimi almış götürmüş ve beni 35 yıldır yıkanmamış bir eşşek kukusuna mı sokmuştu? Lanetler olası bir acıyla, bağırmamaya çalışarak ev içinde koşturmaya başladım. Alışmamış götte donun durmayacağını ispat edercesine yanıyordu bacağım. Vazgeçtim ağda yapmaktan. Kadınları anlamak bu konuda gerçekten çok güçtü. Yeryüzünün tüm abazaları bacaklarına baksın ve "üff yavrum benim, sütun gibi maşallah" diyebilsin diye bu acı çekilmezdi. Bu sürece başlamadan önce hazırlamış olduğum "kadınları anlamak" listesinden, "mini etek giyip İstiklal caddesinde yürü" maddesinin üzerini çizdim. Amına kodumun abazalarına bacak göstermek niyetinde değildim. Otomatik olarak bıyıkları alma işlemi de kendi kendini elemişti. Tüylerin yolunması ya da çekiştirilmesi ile alakalı bir işlem gerçekleşmeyecekti. Bu konuda kadınları anlamam mümkün değildi. Çekilecek bir acı değildi bu. Hani derlerdi ya gençliğimizde "otuzbir olsan çekilmezsin!" İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey...

Traş oldum.

Saat iyice geç olmuştu ve ben uyumaya karar verdim. Ertesi güne güçlü girmem gerekiyordu çünkü artık adet dönemine girmiş bir insan olacaktım. Her ana hazırlıklı olmam gerektiğinden dinç bir şekilde uyanmaya karar verdim.

Ertesi gün depresyonda uyandım. Geceden listeme bakmıştım ve menüde bu vardı. Hem bugün adet bile olabilirdim. Bu bilinçle geçirmeliydim bugünü.

Kahvaltı hazırladım ama yemekten vazgeçtim. Sofrayı topladım. Rejim yapmaya karar vermiştim. Listemdeki "rejim yap" maddesinin üzerini çizdim. Sabah bir şey yemeyecek, öğlen bir kibrit kutusu kadar peynir yiyecek ve akşam fotosentez yapacaktım. Dün marketten aldığım rahat sıçılabilmesini sağlayan vitaminimsi ilacımsı şeylerden yedim bi' de.

Depresyondaydım. İçim çok sıkılıyordu. Kasım kasım kasılıyordum adeta. Bir derdim yoktu ama kadın olmanın vermiş olduğu bir depresyon halindeydim. Dışarı çıkmaya karar verdim. Depresyonu üzerimden atmam gerekiyordu.

Aynanın karşısına geçtim. Bu sefer başarabilirdim. Cillop gibiydim. Traş olmuştum. Gözlerime rimel sürdüm, kalem çektim. Ruju aldım ve dudaklarıma sürmeye başladım. Yakışıyordu lan sanki? Kırmızı, tahrik edicilerden seçmiştim rujumu. Annemin kahverengi ruju sarmamıştı beni. Hatun gibi davranacaksam en azından beğendiğim bir hatun gibi olmam gerek diye düşünmüştüm. Yavaşça sürdüm ve dudaklarımı birbirine sürterek ruju tüm dudaklarıma yaydım ve yedirdim. İyi gibi görünüyordu ama bi' anda depresyonda olduğum aklıma geldi. Sebepsizce gözümden yaşlar dökülmeye başladı. Aynanın karşısında durmuş rujlu dudaklarıma bakıyor ve ağlıyordum. Rimellerim gözlerimden yanaklarıma doğru akmaya başlamıştı. Kolumun tersiyle dudaklarıma sürmüş olduğum ruju sildim. Ağzım yüzüm ruj olmuştu. Salya sümük ağlıyordum. Tam bir depresyon kafası yaşıyordum. Neden olduğunu bilmiyordum. Sadece kendimi depresyonda hissetmiş ve ağlamaya başlamıştım. İşe yarıyordu sanki. Tam anlamamıştım ama işe yarıyordu işte. Ne bileyim.

Temizlendim, makyajımı sildim. Vazgeçmiştim makyaj olayından. Dün akşam almış olduğum ped pakedini açtım. İlginçti. Aslında fizyolojik olarak adet olmayacağımı bildiğim halde takmam gerektiğini hissettim. Elimle inceledim, göz ucuma kadar kaldırdım, derin ve anlamsız bakışlarla süzdüm. Bu bana olmazdı. Fazlalıklarım vardı. Bariz fazlalıklar. Ve bu alet bu fazlalıklar düşünülerek yapılmamıştı. Keşke hasta bezi falan alsaydım diye geçirdim içimden. Yine de takmam gerektiğini düşündüm pedi. Taktım. Sığmadım içine. Taştım kenarlarından ama takmam gerektiğini düşündüğüm için artık geri dönemezdim. Hesaplamalarıma göre bugün adet olmalıydım. Adet takvimime işaret attım.

Birbirine uyumlu pantolon, don, gömlek, ayakkabı, sırt çantası, çorap ve kol saati kombinasyonu ayarladım. Dışarı çıktım ve otobüse bindim. Yine hiç bir yaşlıya yer vermedim. Özgüvenim gayet yerindeydi ve bu sefer uyuyor numarası bile yapmadım. Alışveriş merkezlerinden birisine girdim ve içinde bulunduğum depresyonu gidermek için hayvanlar gibi alış veriş yaptım. Aldığım şeyler önemli değildi. Sadece aldım. Dört sütyen, bir halısaha ayakkabısı, iki jartiyer, bir Messi forması, bir badi, bir tişört... Hiç önemli değildi. Çılgınlar gibi alışveriş yaptım. Elimde onlarca paket vardı. Kredi kartı limitinin amına koymuştum. Bir taksiye bindim ve eve döndüm.

Alışveriş yapmak beni biraz rahatlatmıştı. Kadın kafasını yaşamaya başladığımı düşünmeye başladım. Sinirliydim, depresyondaydım, alışveriş yapmıştım, tanga giymiştim, ped takmıştım vesaire. Biraz rahatlamıştım en azından. Televizyonu açtım. Seda Sayan'ın kadın programı vardı. Amcaoğlu tarafından düzülmüş bir kadının dramı ve bunun yanında kakao soslu enginar salatası tarifi vardı programın genel seyrinde. Gözümü kırpmadan izledim. İzleyici kadınların olaya yorumlarıyla katılmalarını dinledim. Bir kaç tanesini onayladım, bir kaç tanesinin tavrını gerçekten iğrenç buldum. Hemen arkadaşlarımdan birisini arayıp amcasınınoğlu tarafından düzülmüş kadının dramını anlattım ve kendim de üzerine ekleyerek hakkında biraz daha dedikodu yaptım. Dedikodu olayı sarmıştı.

Hemen başka bir arkadaşımı daha arayıp "duydun mu" diye başlayan seri cümleler kurmaya başladım. Çılgınlar gibi dedikodu yapıyordum.

Çocukluğum aklıma geldi o an. Çocukluğumuzun en taşşaklı kabuslarından birisiydi annelerimizin "gün" olayları. Giderdik ve dedikodu dinler ve sıkılırdık ama bu kadınlar için olmazsa olmazlardan birisiydi. Kadınları anlamak yolunda attığım bu emin adımlar için bir "gün" ayarlamaya karar verdim. Tüm tanıdığım ve samimi olduğum arkadaşlarımı aradım. Çocukluğumda uygulayarak öğrenmiş olduğum gibi ertesi gün öğlen saatinde bize gelmelerini istedim. Hepsi çalışıyordu. Hiç biri gelmedi. Artık erkekleri anlayamamaya başlamıştım.

Taktığım ped aklıma geldi. Hemen tuvalete gidip pedimi kontrol ettim. Adet olmuş olabilirdim ve pedimi değiştirmem gerekebilirdi. Donumu çıkarttım. Taşşaklarım kavrulmuştu ve bir gram bile sıvı yoktu pedde. Reklamların etkisinde kalarak hepsini emmiş olabileceğini düşünerek yakından inceledim ama ter kokusundan başka bir şey yoktu ped yüzeyinde. Neden adet olmadığımı düşündüm ve hemen aklıma hamile kalmış olabileceğim geldi! Korkuya kapıldım. Korkudan midem bulandı. Lavaboya doğru öğürdüm. Hiçbir şey çıkmadı ama yine de yüzümü yıkadım. Kesin hamile kalmıştım. Kendi çizdiğim takvime göre bugün adet olmam gerekiyordu ve adet olmamıştım. Üstelik midem bulanmıştı.

Hemen üzerime birbirine uygun kıyafetler giydim, saçlarımı düzenledim ve makyajımı tazeledikten sonra eczaneye koştum. Bir paket ertesi gün hapı, bir tane de gebelik testi aleti aldım. Koşturarak eve geldim. Yoldayken iki tane ertesi gün hapı yuttum. Telaşla aleti çıkarttım ve üzerine işedim. Gerekli zamanı beklemek benim için ölümdü. Evin içinde dört döndüm. Kimden olabileceğini düşündüm. Bir aday yoktu ama otuzbir çekerken kendi kendimi döllemiş olabilirdim. Kendi bebeğimin annesi olabilirdim. Ve dolayısıyla babası da. Heyecanlıydım. Zaman geçmek bilmiyordu. Hızla dönüyordum evin içersinde. Oturdum ve marketten almış olduğum bir kiloluk dondurmayı kaşıklamaya başladım. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Çılgınlar gibi heyecanlıydım ve domuz gibi sömürüyordum dondurmayı.

Gerekli zaman doldu ve gebelik test cihazını elime aldım. Kalbim, ilk kez otizbir çeken bir çocuğun el hareketleri kadar hızlı atıyordu. Renkler değişti ve alet negatifi gösterdi. Derin bir oh çektim ama sonra otuzbir çekerken kendi kendimi döllemiş olma ihtimalim üzerinde düşününce kısır olabileceğim aklıma geldi! KISIRDIM!

Hemen mutfağa koştum ve viski şişesini kaptığım gibi yarım saat içersinde bitirdim. Kafam kazan gibiydi. Çok pis sarhoş olmuştum. Yerlerde sürünüyordum.

Bulutlar üzerinde dolaşıyordum sanki...

Soyunmaya başladım...

Elimi kıçıma attım...

Güzeldi bence.

Bunca saçmalık sonunda sonuca ulaşamamıştım. Anlaşılmazlıklarını sürdürüyordu kadınlar. Tüylerini yoluyorlardı milyarlarca erkeğe güzel görünmek için; ama erkekler onları gerçekten güzel buldukları için baktıklarında ters tepkiyle karşılıyorlardı erkekleri. Bunun anlaşılabilecek bir yanı yoktu. Ayrıca karşı cinsten birinin kıçına dokunması hoşuna gidiyordu. Kim olduğu fark etmezdi. Metrodaki hatun kesinlikle yanılıyordu. Bu kadar artistlik yapacağına anın tadını çıkartmalıydı...

Halı dönüyordu...

Kapı dönüyordu...

Hamile miydim yoksa kısır mı...

Kustum ve kusmuğunun içinde uyuyakaldım.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

National Geographic POD