Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Hasta Adam: Kadınları Anlamak...

Metro merdivenlerinde mutlu etmek istediğim kadının bana olan bu sert tepkisi beni hayretlere düşürmüştü. Kadınları anlayamıyordum. Yeryüzünde bunu söyleyen milyarlarca erkekten birisiydim belki; ama gerçekten anlayamıyordum. Diğerlerinden daha çok uğraşmıştım kadınları anlayabilmek, onlara yakın olabilmek için. Ne istediklerini çözemiyordum hala. Sevdiği erkeğin memesine dokunması ile başka bir erkeğin memesine dokunması arasındaki farkı çözümleyemiyordum. Misal sevdiğim kadın ya da başka bir kadın benim çüküme dokunsa kızmazdım. Beni mutlu etmek istiyor çünkü her türlü sonuçta. İlginçlik vericiydi verilen tepkiler.

Kadınları anlamanın yolunun filmlerden geçmediğini anlaşılmıştı. Kendim gibi olduğum bu süreçte onlarla bir ilişki içersine giremediysem, ben de onlar gibi olmaya karar verdim. Bir süre kadın gibi yaşayacaktım. Empatiyse empatinin kralı bendeydi. Basit.

Kadınları anlamanın en zor olduğu dönemin bir gerdek gecesi, bir de adet dönemi olduğunu duymuştum bir yerlerden. Gerdek gecesi kafasını yaşayabilmek mümkün değildi. Evlenemezdim. Adet dönemini yaşamakta mümkün değildi ama adetmiş gibi takılabilirdim. Sinirli görünebilirdim. Ters cevaplar verebilirdim. Bu kolaydı. Kadınları anlamak için atacağım bu büyük adımlar adına bu dönemi yaşamaya karar verdim. Birkaç günümü buna ayırdım.

Sinirliydim. Olayın kafasını tam olarak yaşayabilmek adına üç gündür yediğim cips, çukulata ve benzeri yağlı yiyecekler etkisini göstermiş ve yüzümde sivilceler belirmişti. Adet öncesi kafasını yaşıyordum. Sinirliydim. Kendimi zerre zorlamadan "Bu akşam hangi pornoyu izleyelim" diye soran arkadaşıma "sen ne iğrenç bir yaratıksın" gibi bir cümle kurabildim.

Adet öncesi dönemin hormonları aşırı derecede harekete geçirmesi nedeniyle bu kadar yoğunlaştığı konusunda kendimi kandırdığım vücut tüylerim ve sakallarımı almaya karar verdim. Ağda yapacaktım.

Dışarı çıkmak için hazırlanma sürecine başladım. İlk günden kendimi kaptırmıştım mevzuya. Aynanın karşısına geçtim. Annemin odasından yürüttüğüm rujlardan bir parça sürdüm. Beğenmedim. Pek olmamıştı. Bıyıklarım ve sakallarımın arasında fazla sırıtmıştı. Bu işlemi daha sonraya bırakmaya karar verdim. Altıma tanga giydim. Tanganın ipi kıçımın arasına kaçmıştı. İnanılmaz derecede rahatsızdım. Birisinin beni sürekli taciz ettiği hissine kapılıyordum. Kıçımın üstünde devamlı bir baskı vardı ve taşşaklarım kenarlardan taşmıştı. Tanga giydiğim belli olmasın diye üstüne kilotlu çorap giydim. Kıyafetlerimi giyerken tüm gardolabı yatağımın üzerine boşalttım. Pantolon giydim, üzerine tişört beğendim. Ayakkabılarımla uymayacağını düşünüp pantolonu değiştirdim. Yeni pantolonun tişörtümle uymadığını görünce başka bir tişört buldum ancak bu da ayakkabıma uymuyordu. Pantolonuma ve ayakkabıma uyan bir tişört buldum. Bu seferde ayakkabılarım saatime uymuyordu. Saatimi çıkartmaya karar verdim. Bu kadarı ilk gün için fazlaydı.

Evden çıktım ve Hacı bakkala gittim. Ağda sormak istedim ama yemedi. Yıllardır minik minik ekmek kırıntıları kadar bile olsa oluşturduğumuz bir karizmamız vardı. Selam verip çıktım ve civardaki en büyük hipermarkete gitmek için otobüse bindim. Son duraktan bindiğim için tekli koltuklardan birisine oturdum ve dışarıyı izlemeye başladım. Kafamda bu süreci nasıl atlatabileceğimin ve sonucunda nerelere varabileceğimin planlarını kuruyordum. Otobüs dolmaya başlamış ve yaşlı insanlar tepemde birikmeye başlamıştı. Kalkıp yer vermek istedim ama olmazdı. Bir bayan asla yer vermezdi. Yıllarca en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm hatunlar için bu olay sözkonusuydu. Bayan insanlar kesinlikle yer vermezdi ve verseler dahi amcalar tarafından kabul edilmez, kurban seçilen bir genç erkekten yer istenirdi. Bunu düşündüm ve kimseye yer vermedim. Dışarıyı izliyormuş gibi yaptım. Dışarıyı izlerken uyuyakalmış gibi devam ettim. Marketin olduğu durağa gelince zıpkın gibi fırlayıp indim otobüsten.

Alacağım sakıncalı ürünlerin arada kaynaması açısından tencere, ütü masası, oyuncak kamyon, bulaşık süngeri gibi gereksiz eşyaların yanında sekiz kutu ağda, bir paket hijyenik ped, süper ince kilotlu çorap, bol miktarda dondurma aldım. Sepetimi sürerken önümden yürüyen erkeklerin kıçına baktım çaktırmadan.

Kadınlarda durum farklıydı. Biz erkekler hiç ödün vermeksizin bakışlarımızı direkt olarak kıça yöneltirdik ama hatun kısmı bir paket makarnaya bakarken sizin tüm göt loblarınızın analizini çıkartabilirdi. Kendime konu mankeni olarak bir tavuksuyu pakedi seçtim. Tavuksuyu pakedinin içindekilere baktığımı ima edermişçesine ezberden "yüz gram tavuk, on gram su" gibi saçma ve gerçeğiyle alakasız cümleleri mırıldanırken önümdeki adamın kıçına baktım uzunca. Tüm loblarının analizini çıkartabilecek duruma gelene kadar baktım.

İğrençti.

Kadınları anlama sürecinin ne kadar zor geçebileceğini o an beynimden vurulmuş gibi hissettim. Bir erkeğin kıçına bakmanın anlaşılabilecek bir yönü olmadığının keskin gerçekliğiyle yanımdaki hatunun memelerine kaçamak bir bakış attım. Hatunlara empati kurabilirdim ama neden lezbiyen modelinde olmayaydım ama değil miydi... Kıçımın arasına kaçmış olan ipi çekiştirdim çaktırmadan....

Düşünmekten vazgeçtim. Kıçlara ve memelere bakmamaya çalışarak kasaya geldim. Evden çıkmadan önce bulduğum eski anahtarlık demirlerini yüzük parmağıma geçirmiştim. Kasadan geçerken aldığım ped ve buna benzer malzemelerin mantıklı bir açıklaması olması açısından kasiyere parayı uzatırken yüzük süsü verdiğim anahtar halkasını göstermeye çalıştım. Eşime alıyorum imajı. Her ne kadar yaşadığım kafa kadınları anlamak adına olsa bile, diğer insanlığın beni yanlış anlamasını istemezdim.

Eve vardım. Hemen şu ağda denen şeyden kurtulmak istiyordum ve kendimi direkt olarak banyoya attım. Ağda kutusunun üzerinde kullanım tarifi tadında bir şeyler aradım ama bulduklarım yapacaklarımdan ve hayal ettiklerimden farklı değildi. "Tüylerinin üzerine dök ve o lanetli şeyi hızlıcana çek ve ağzına sıçılsın." Bacaklarımdaki tüy potansiyelinin fazlalığı beni korkutuyordu. Bacağıma bir parça ağda döktüm ve derin bir nefes aldım. Marketten almış olduğum viskiden derin bir yudum aldıktan sonra gözlerimi kapayıp bir çırpıda çektim....

O an gerçekten dünyadamıydım yoksa bu amına koduğumun ağdası tüm beden enerjimi almış götürmüş ve beni 35 yıldır yıkanmamış bir eşşek kukusuna mı sokmuştu? Lanetler olası bir acıyla, bağırmamaya çalışarak ev içinde koşturmaya başladım. Alışmamış götte donun durmayacağını ispat edercesine yanıyordu bacağım. Vazgeçtim ağda yapmaktan. Kadınları anlamak bu konuda gerçekten çok güçtü. Yeryüzünün tüm abazaları bacaklarına baksın ve "üff yavrum benim, sütun gibi maşallah" diyebilsin diye bu acı çekilmezdi. Bu sürece başlamadan önce hazırlamış olduğum "kadınları anlamak" listesinden, "mini etek giyip İstiklal caddesinde yürü" maddesinin üzerini çizdim. Amına kodumun abazalarına bacak göstermek niyetinde değildim. Otomatik olarak bıyıkları alma işlemi de kendi kendini elemişti. Tüylerin yolunması ya da çekiştirilmesi ile alakalı bir işlem gerçekleşmeyecekti. Bu konuda kadınları anlamam mümkün değildi. Çekilecek bir acı değildi bu. Hani derlerdi ya gençliğimizde "otuzbir olsan çekilmezsin!" İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey...

Traş oldum.

Saat iyice geç olmuştu ve ben uyumaya karar verdim. Ertesi güne güçlü girmem gerekiyordu çünkü artık adet dönemine girmiş bir insan olacaktım. Her ana hazırlıklı olmam gerektiğinden dinç bir şekilde uyanmaya karar verdim.

Ertesi gün depresyonda uyandım. Geceden listeme bakmıştım ve menüde bu vardı. Hem bugün adet bile olabilirdim. Bu bilinçle geçirmeliydim bugünü.

Kahvaltı hazırladım ama yemekten vazgeçtim. Sofrayı topladım. Rejim yapmaya karar vermiştim. Listemdeki "rejim yap" maddesinin üzerini çizdim. Sabah bir şey yemeyecek, öğlen bir kibrit kutusu kadar peynir yiyecek ve akşam fotosentez yapacaktım. Dün marketten aldığım rahat sıçılabilmesini sağlayan vitaminimsi ilacımsı şeylerden yedim bi' de.

Depresyondaydım. İçim çok sıkılıyordu. Kasım kasım kasılıyordum adeta. Bir derdim yoktu ama kadın olmanın vermiş olduğu bir depresyon halindeydim. Dışarı çıkmaya karar verdim. Depresyonu üzerimden atmam gerekiyordu.

Aynanın karşısına geçtim. Bu sefer başarabilirdim. Cillop gibiydim. Traş olmuştum. Gözlerime rimel sürdüm, kalem çektim. Ruju aldım ve dudaklarıma sürmeye başladım. Yakışıyordu lan sanki? Kırmızı, tahrik edicilerden seçmiştim rujumu. Annemin kahverengi ruju sarmamıştı beni. Hatun gibi davranacaksam en azından beğendiğim bir hatun gibi olmam gerek diye düşünmüştüm. Yavaşça sürdüm ve dudaklarımı birbirine sürterek ruju tüm dudaklarıma yaydım ve yedirdim. İyi gibi görünüyordu ama bi' anda depresyonda olduğum aklıma geldi. Sebepsizce gözümden yaşlar dökülmeye başladı. Aynanın karşısında durmuş rujlu dudaklarıma bakıyor ve ağlıyordum. Rimellerim gözlerimden yanaklarıma doğru akmaya başlamıştı. Kolumun tersiyle dudaklarıma sürmüş olduğum ruju sildim. Ağzım yüzüm ruj olmuştu. Salya sümük ağlıyordum. Tam bir depresyon kafası yaşıyordum. Neden olduğunu bilmiyordum. Sadece kendimi depresyonda hissetmiş ve ağlamaya başlamıştım. İşe yarıyordu sanki. Tam anlamamıştım ama işe yarıyordu işte. Ne bileyim.

Temizlendim, makyajımı sildim. Vazgeçmiştim makyaj olayından. Dün akşam almış olduğum ped pakedini açtım. İlginçti. Aslında fizyolojik olarak adet olmayacağımı bildiğim halde takmam gerektiğini hissettim. Elimle inceledim, göz ucuma kadar kaldırdım, derin ve anlamsız bakışlarla süzdüm. Bu bana olmazdı. Fazlalıklarım vardı. Bariz fazlalıklar. Ve bu alet bu fazlalıklar düşünülerek yapılmamıştı. Keşke hasta bezi falan alsaydım diye geçirdim içimden. Yine de takmam gerektiğini düşündüm pedi. Taktım. Sığmadım içine. Taştım kenarlarından ama takmam gerektiğini düşündüğüm için artık geri dönemezdim. Hesaplamalarıma göre bugün adet olmalıydım. Adet takvimime işaret attım.

Birbirine uyumlu pantolon, don, gömlek, ayakkabı, sırt çantası, çorap ve kol saati kombinasyonu ayarladım. Dışarı çıktım ve otobüse bindim. Yine hiç bir yaşlıya yer vermedim. Özgüvenim gayet yerindeydi ve bu sefer uyuyor numarası bile yapmadım. Alışveriş merkezlerinden birisine girdim ve içinde bulunduğum depresyonu gidermek için hayvanlar gibi alış veriş yaptım. Aldığım şeyler önemli değildi. Sadece aldım. Dört sütyen, bir halısaha ayakkabısı, iki jartiyer, bir Messi forması, bir badi, bir tişört... Hiç önemli değildi. Çılgınlar gibi alışveriş yaptım. Elimde onlarca paket vardı. Kredi kartı limitinin amına koymuştum. Bir taksiye bindim ve eve döndüm.

Alışveriş yapmak beni biraz rahatlatmıştı. Kadın kafasını yaşamaya başladığımı düşünmeye başladım. Sinirliydim, depresyondaydım, alışveriş yapmıştım, tanga giymiştim, ped takmıştım vesaire. Biraz rahatlamıştım en azından. Televizyonu açtım. Seda Sayan'ın kadın programı vardı. Amcaoğlu tarafından düzülmüş bir kadının dramı ve bunun yanında kakao soslu enginar salatası tarifi vardı programın genel seyrinde. Gözümü kırpmadan izledim. İzleyici kadınların olaya yorumlarıyla katılmalarını dinledim. Bir kaç tanesini onayladım, bir kaç tanesinin tavrını gerçekten iğrenç buldum. Hemen arkadaşlarımdan birisini arayıp amcasınınoğlu tarafından düzülmüş kadının dramını anlattım ve kendim de üzerine ekleyerek hakkında biraz daha dedikodu yaptım. Dedikodu olayı sarmıştı.

Hemen başka bir arkadaşımı daha arayıp "duydun mu" diye başlayan seri cümleler kurmaya başladım. Çılgınlar gibi dedikodu yapıyordum.

Çocukluğum aklıma geldi o an. Çocukluğumuzun en taşşaklı kabuslarından birisiydi annelerimizin "gün" olayları. Giderdik ve dedikodu dinler ve sıkılırdık ama bu kadınlar için olmazsa olmazlardan birisiydi. Kadınları anlamak yolunda attığım bu emin adımlar için bir "gün" ayarlamaya karar verdim. Tüm tanıdığım ve samimi olduğum arkadaşlarımı aradım. Çocukluğumda uygulayarak öğrenmiş olduğum gibi ertesi gün öğlen saatinde bize gelmelerini istedim. Hepsi çalışıyordu. Hiç biri gelmedi. Artık erkekleri anlayamamaya başlamıştım.

Taktığım ped aklıma geldi. Hemen tuvalete gidip pedimi kontrol ettim. Adet olmuş olabilirdim ve pedimi değiştirmem gerekebilirdi. Donumu çıkarttım. Taşşaklarım kavrulmuştu ve bir gram bile sıvı yoktu pedde. Reklamların etkisinde kalarak hepsini emmiş olabileceğini düşünerek yakından inceledim ama ter kokusundan başka bir şey yoktu ped yüzeyinde. Neden adet olmadığımı düşündüm ve hemen aklıma hamile kalmış olabileceğim geldi! Korkuya kapıldım. Korkudan midem bulandı. Lavaboya doğru öğürdüm. Hiçbir şey çıkmadı ama yine de yüzümü yıkadım. Kesin hamile kalmıştım. Kendi çizdiğim takvime göre bugün adet olmam gerekiyordu ve adet olmamıştım. Üstelik midem bulanmıştı.

Hemen üzerime birbirine uygun kıyafetler giydim, saçlarımı düzenledim ve makyajımı tazeledikten sonra eczaneye koştum. Bir paket ertesi gün hapı, bir tane de gebelik testi aleti aldım. Koşturarak eve geldim. Yoldayken iki tane ertesi gün hapı yuttum. Telaşla aleti çıkarttım ve üzerine işedim. Gerekli zamanı beklemek benim için ölümdü. Evin içinde dört döndüm. Kimden olabileceğini düşündüm. Bir aday yoktu ama otuzbir çekerken kendi kendimi döllemiş olabilirdim. Kendi bebeğimin annesi olabilirdim. Ve dolayısıyla babası da. Heyecanlıydım. Zaman geçmek bilmiyordu. Hızla dönüyordum evin içersinde. Oturdum ve marketten almış olduğum bir kiloluk dondurmayı kaşıklamaya başladım. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Çılgınlar gibi heyecanlıydım ve domuz gibi sömürüyordum dondurmayı.

Gerekli zaman doldu ve gebelik test cihazını elime aldım. Kalbim, ilk kez otizbir çeken bir çocuğun el hareketleri kadar hızlı atıyordu. Renkler değişti ve alet negatifi gösterdi. Derin bir oh çektim ama sonra otuzbir çekerken kendi kendimi döllemiş olma ihtimalim üzerinde düşününce kısır olabileceğim aklıma geldi! KISIRDIM!

Hemen mutfağa koştum ve viski şişesini kaptığım gibi yarım saat içersinde bitirdim. Kafam kazan gibiydi. Çok pis sarhoş olmuştum. Yerlerde sürünüyordum.

Bulutlar üzerinde dolaşıyordum sanki...

Soyunmaya başladım...

Elimi kıçıma attım...

Güzeldi bence.

Bunca saçmalık sonunda sonuca ulaşamamıştım. Anlaşılmazlıklarını sürdürüyordu kadınlar. Tüylerini yoluyorlardı milyarlarca erkeğe güzel görünmek için; ama erkekler onları gerçekten güzel buldukları için baktıklarında ters tepkiyle karşılıyorlardı erkekleri. Bunun anlaşılabilecek bir yanı yoktu. Ayrıca karşı cinsten birinin kıçına dokunması hoşuna gidiyordu. Kim olduğu fark etmezdi. Metrodaki hatun kesinlikle yanılıyordu. Bu kadar artistlik yapacağına anın tadını çıkartmalıydı...

Halı dönüyordu...

Kapı dönüyordu...

Hamile miydim yoksa kısır mı...

Kustum ve kusmuğunun içinde uyuyakaldım.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

5 Responses to : Hasta Adam: Kadınları Anlamak...

  1. empati kurmaya çalışman çok hoş ve anlamlı bir davranış. Endişelenmene de gerek yok diye düşünüyorum, her genç erkeğin başına gelen şeyler bunlar...

    http://civikbacimafedersin.blogspot.com/

  2. yivrim benim sana elletmeyen aplaya yazıklar olsun ne hallere sokmuslar senı yivrim

  3. Darkohl says:

    En iyiler arasına girer, ben sevdiysem.. okuyupta beğenmeyen insan evladında sorun vardır kesinlikle. çıkışa gelsin.

    yorum yapmaktan çekinen onca piyasa seyirciler de anca ortam kollasınlar.

    iyi seyirler.

  4. çok iyi ya valla süper

  5. yancı bir kedi zenci; yalnız olmadığını duyunca hasta adam çok sevinecektir. iletirim elbette. empati olmazsa sempati olmaz diyerek gereksiz bir saçmalığa imza atarım elbette.

    superpoze.com; istersen sen ellet, mutlu olsun adamcağız, yivrim.

    darkohl; teşekkürler efendim. sevebilmenize minnettarım.

    wimparella; o sizin süperliğiniz, elimizden geldiğince analiz etmeye çalıştık işte :p

Bu gadget'ta bir hata oluştu