Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Kardeşim

"Şuursuzca yaptığım her yolculuk, içimde yapay tatminler yaratıyor. Suni bir gündemim, tepemdeki Güneşi sıvamaya yetecek kadar çamur..."


Böyle durumlarda esasen kim olduğunuzu ve aslında ne iş yaptığınızı unutuyorsunuz. Oradan oraya, oradan buraya, burdan bir diğerine.

Sonra bir kare çıkıyor karşınıza, dur bu anı ölümsüzleştireyim diyorsunuz. Akşam olup odanıza çekildiğinizde açıyor çektiğiniz fotoğraflara bakıyorsunuz.


Gördükleriniz içinizde karamsarlık yaratıyor. Dan diye vuruyor gerçekler yüzünüze. "Şöyle bir şeyi istiyor olmam kötü mü?" diye düşünüyorsunuz. Etrafınızda daha basit ihtiyaçlarını bile karşılayamayan insanlar dururken.


İçinizdeki isteği ve yaşam tarzınızı değiştirmekteki arzunuz sürekli maddiyat yüzünden engelleniyor diye düşünürken, bu arzunun bir Ego'dan ibaret olduğu konusunda kaygılar taşıyorsunuz.


Sonra Nazım Hikmet'in dizeleri geliyor aklınıza ve onun hapisanelerde geçen hayatını düşünüyorsunuz. Bütün arzu ve isteklerinizi yastığınızın altına koyup yatıyorsunuz, gün ağardığında yine üzüm gibi güzelce suyunuz çıkarılsın diye.


İşte günlerimiz böyle geçiyor kardeşim.







Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
NAZIM HİKMET RAN

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 18 Comments

Hastalikli PACKMAN


Packman'le ayni yasa gelmisiz adam hala ayni isi yapiyor ve ayni inanilmaz statu, peki ya biz, siz?

Olsun yine de butun gun Google giris sayfasinda Packman oynamak tam hastalikli bir is, yihhuu!

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 6 Comments

Yollardan.

Mutluyum, Mutluluk ilginç birşey. Yükseklerden bırakılsa ağır bedenim, düşmeyecek, beni taşıyacak gibi geliyor. Engin uçurumlardan, yeşil çamların üzerinden, kel tepelerden.





Belkide en dibi gördüğümdendir yükseklik korkumun artık olmayışı. Aslında içim boşalır çok korkarım. Tekarar tırmanıyorum bir bir, aynı basamaklardan geçmemeye özen göstererek.


Sanırım dost olduk artık onunla. Yükseklik korkumla.



Ankara'dan gelirken bir kartepe yapalım dedik. Sezsizlikte sesimizi dinlemek hoş oldu. Bazen hatırladığım şeyler oldu, yüzümde tebessüm oldu, Yeşil oldu, çam kokusu oldu,bugün.

Tepede yolun kenarında pinekleyen bir ceylan karşıladı bizi, yol verdi geçtik misafir olduk onun topraklarında.


Mutluyum, herşey aynı yerinde. Kaç kış geçti kimbilir. Fırtınadan sonra açan güneşin tekrar sevmesi gibi tabiat anayı. Seviyor beni artık, yeşilin tüm tonları.


(bindiğim bu alete bir isim bulamadığımdan, Onun adını şey koydum. Şey'e nasıl binmişim ulen)

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN ,
DISCUSSION 1 Comment

CİYUV!

* Çok mantıklı bir adam değilim belki ama hatrı sayılır derecede mantıklı sallayabiliyorum. Açık öğretim fakültesinde yeniden dirsek çürütmeye başlayalı pek olmadı ve geçtiğimiz aylarda, açıköğretim fakültesi, para kazanmaya çalışırken ne kadar ders çalışabileceğimizi ölçmek adına sınav yaptı. Tabiiki çalışmak denen şeyden zerre haz etmeyen bir insan olarak en fazla üç tane test sorusu çözüp, sevdiceğimin binbir türlü zahmetlere katlanarak internetten bulup, benim için indirdiği geçmiş yılların sınav soru ve cevaplarını dudağımla çıkartmış olduğum sıkılmış bir "tırff" efektiyle bir kenara fırlatmış ve hayatıma alkol, kadınlar, müzik, film ve lanet olası sikik yazıcılar eşliğinde devam etmiştim.

Sınav tarihine kadar oldukça sakindim ve her sınav muhabbeti açıldığında kıçımın kenar ifadesini dudaklarıma yansıtarak gülmüş ve herzamanki pişkin puşt ifademle "hallederiz" demiştim. Zira sınav tarihi geldiğinde, işe gitmediğim bir cumartesi gününde bile sabahın köründe kalkıyor olmak beni derinden yaralamışsa da, sınav salonuna girdiğim anda o bildik rahatlama ve "hallederiz" tribi yerleşmişti bünyeme. Hiç bilmediğim konularda, hiç bilmediğim cevaplar türettim. Kendime yapabileceğim en büyük iyilik mantık yürütmekti ve yazının başında da belirttiğim gibi bazen oldukça mantıksız bir insan olabiliyorum. Özellikle adını bile hatırlamadığım bir dersin, hatırlayamadığım bir sorusundaki "Nakit İnekleri", "Yıldızlar" gibi a'lı, b'li saçmalıklı cevapları görünce mantık denen olgu, bir babanın çocuğunu dizine oturtup "annen bir melekti yavrum" demesinin çocuğun aklında yarattığı saçmalıklar halini alması kaçınılmazdı.

Bunca inekli, yıldızlı taarruza rağmen mantıklı bir insan gibi davrandım ve girmiş olduğum yedi dersin, altı tanesinden geçer not almıştım. Gerçekten mantıklı bir hareket. Bu kadar mantıktan bahsedince, mantı olsa da yesek lan! diyesim geldi.. Neyse.

* Baharın gelmesiyle kızlar içlerindeki sevişgenlik hormonları nedeniyle iyice açıldı saçıldı, erkekler olmayan beyinlerini daha fazla kaybedip sadece çükleriyle düşünmeye başladı ve tüm bu yeteneklerden mahrum yaşlı insanlar ise gerçek anlamda balatayı sıyırmaya başladı. Yaşlılar çıldırmak üzere. Sevişememek onları delirtiyor; GÖREBİLİYORUM!

İşim nedeniyle İstanbul kazan, ben kepçe, devamlı yollarda olan bir insanım, malum. Son üç gündür her bindiğim otobüste kavga var, kendi kendine bağıran bir amca/teyze var. Delirmek üzereler. Kime sataşacaklarını şaşırmışlar. Hatta gördüm, yeminlen gördüm, amcanın teki teyzenin tekine kafa göz giriyordu, zor tuttular dsamıofsa. Bir İstanbul beyfendisi olduğunu iddia ediyordu ama "beyfendi yeter" diyen amcacıklara bile hayvan, köpek gibisinden yardırmalarda bulunuyordu. Tam deli. Seviştirmek gerek bi şekilde yoksa adam birilerinin kulağını kopartır yakında.

* 30 yılı görmeden alamayacağız sanırım şu kupayı sdmıofsad. Bu sene olur diyordum, yine olmadı. Sanırım lanetlendik. Tüm Türkiye arkamızda bu kupa finallerinde ama ters anlamda arkamızda. sdamfıoasd. Gassaray gassaray cinbonbon'lusu, Sekiztaş'lısı, Trabzon'lusu, Gayseri'lisi fark etmiyor, Fener gol yediği anda tüm yurttan GOL sesi yükseliyor en içten duygularla dsfmfsad. Çok ilginç. Bu kadar antipatik olmanın nedeni nedir diye düşünüyorum. Eziklik diye bir ampul yanıyor kafamda; söndürüyorum hemen, ampulü sevmem.

* Bazen olur ya hani, her zaman olmaz ama, bazen olur; rüzgarla birlikte havalara uçmuş, gökdelenlerle yarışan ve sanki bir daha hiç yere inmeyecekmiş gibi gururla uçan market poşedinin o gururla uçan halini görüpte yüzünü sevimli bir gülümseme kaplamayan adamla işim olmaz. Çok ciddi değilim tabi bu konuda ama işim olmazmış gibi geliyor şu an. Market poşedinin havadaki kendinden geçmiş hali, kendinden geçip dans eden insanlar gibin sanki. Mutluluk kokusu var, huzur var.

* Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, bilsem zaten ben merak etmezdim ama yine de gereksizce merak edip etmediğinizi düşünmüş bulundum ki gerçekten düşünüp düşünmemeniz pek umrumda değil; gözlük reklamlarında oynayan tiplerin dudakları hep bir Aysun KAYACI kafası yaşıyor. Hep böyle bir seksapel katma havası var, hep böyle bir dışarı doğru "müüüü" ediyor, hep böyle bir aralanmış ve ıslatılmış. Tamamiyle rahatsız edici bence. Gözlüklere mi bakıyoruz, dudaklara mı? Yoksa yandaki fotoğraf gibi memişlere mi? Töğbe yarebbim. Bu reklam piyasası insanın ahlakını bozuyor. Benim suçum yok, gerçek!!

* Teknik servis çantamdan çok muzdaribim. Çok ağır amk. Darası, yani boş ağırlığı kafadan 2 kilo çekiyor. İçinde bomba patlatsan dışarıdan hissedilmesin, tribine girmiş bir gövdesi var. Ve çok ağır, çok bunaltıcı. Ancak eski servis çantam kadar kötü değil tabi. Eski servis çantam direkt muhasebeci çantası gibiydi. Servise gidiyorum, kapıdan giriyorum ve müşterinin yüzündeki ifadenin "eyvah maliyeden geldiler" şeklinde alarmlar verdiğini görüyorum. Tipimden değil, direkt çantamdan böyle anlaşılıyordu. Muhasebeci kafasında yaşıyordum servisleri. Input sensör ile Output sensor arasındaki mesafenin milisaniye başına gecikmesini servis formunun borç kısmına, fuser ısısının derece bazındaki yüsekliğini veya düşüklüğünü servis formunun alacak kısmına yazmaya başlamıştım. Bir gün patron çağırdı ve formları gösterdi bana, "ne bu lan?!" dedi, boynumu eğdim önüme, "çantamı değiştirin" diyebildim gözümden süzülen yaşları tutmaya çalışmayarak...

Şimdi muhasebeci değilim belki ama bomba imha ekibi imajı vermediğim söylenemez.

* Son olarak; insanlar çok acaip lan! Ölüyorlar. sadmıfsa. Yani tamam, birden bakınca ölümleri kadar normal bir şey yok elbette ama, ölüme yaklaştıklarında, daha ölmeden hemde, gidip mezar satın alıyorlar falan sdmıfs. Gömülüp, çöplerini bu dünyada bırakıyorlar. Yeryüzü milyarlarca bir boka yaramayan bedenle dolu zaten ve yeryüzü daha milyonlarcasını da içinde barındırıyor. Ve aradan binlerce yıl geçip, işgüzarın teki bir yerleri kazıyor, "antik çağlardaki bir mezarlığa ulaştık" diyip kafatasını falan çıkartıp müzeye koyuyor samdfosd. Hani sanatçılar öldükten sonra ünlenir ya; değerini bilemedik tribi yaşar "sanatseverler"; işte öldükten sonra sonsuza kada ünlü olabilme şansı için kendilerini gömdürüyorlar belki. Ya da ölmekten ve yok olmaktan bu kadar çok korktukları için, kendilerini bir boka yaramaz hissettikleri için yeryüzüne bir mezar taşı bırakıp, dünyadan ruhen ayrılsa bile bedenen kalmak istiyorlar. Bilemiyore. Ben mezarım olsun istemem şahsen. Bir uzay filmdeki ışın tabancasının ateş edildiğinde çıkarttığı sesmişçesine kaybolmak isterim ortadan. "CİYUV!"

Hadi yeter lan. İyi dikiz kendinize canlar.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Hastanın Şarkısı: Hatesphere - Drinking With the King of the Dead

Muhtesem islerle ugrastigim icin ne yazi yazmaya firsatim oluyor ne de aklima geliyor yazi yazmak, ama olsun ben simdi yaziyorum diye Ozkan ustume 3 tane birden yazi yazar, serinletir sizi biraz.

Benim su anda burada bulunmamin tek amaci size Hatesphere'in o muazzam guclu havasini solutmak. Gitarlarin akorlarina basan o damarlardan cikan ihtirasla, sesini ritimlere uydurabilmeyi bu kadar rahat akil edebilen bir adamin hissiyatlariyla, uzuvlarin tamaminin bir anda hareketlenmesiyle ortaya cikan butun ihtisamin bize sunulmasidir Drinking with the King of Dead.

Ankara konserlerine is yerinden cikip gitmistim topuklu ayakkabilar filan pek degisik bir konser macerasiydi. Bu sarkida kaybetmisim kendimi. Ahan bu da guzelliklerinden.


Uzatmiyorum, gerek yok, cunku ilgisini ceken herkesin sevebilecegi turden bir parca.

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 3 Comments

3 Fidanın Işığında Anayasa Değişikliği...



En uzun koşuysa elbet
Türkiye'de de devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu,
En sekmez luverin namlusundan fırlayarak ...
En hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun
ama aşk olsun sana çocuk,
aşk olsun.

Can YÜCEL

Bu şiirle başlayalım istedim yazıya.. Bu saate kadar kalmak elbette saygısızlıktı gidenlerin ardına, katledildikleri gibi, sabahın ilk ışıklarında dökülmeliydi bu kelimeler parmaklarımdan. Onların olduğu gibi, bizimde kavgalarımız var elbet; onlarınınkinin yanında devede kulak bile kalamasa da...



Bu videonun başındaki vasıfsız sözcüklerle kesilmişti 3 fidanın ipi. Ve videonun sonundaki gerçekçi ifadelerle ölümlerinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen bu ülkenin vatansever insanlarından bir tanesi bu yazıyı yazıyor.

Tüm bunlardan uzun yıllardır söz ediliyor zaten ama, benim başka bir noktaya parmak sokuşturasım var.

Gündemdeki anayasa değişikliği ile ilgili bin türlü kelamlar ediliyor.

Anayasasan ne olur, yasamasan ne olur?!

Çok acaibiz gerçekten. 1961 özgürlükler anayasasının yerine geçmiş bir anayasamız var şu an. Halbuki bu yerine geçiş süreci binlerce gencin ölümüne, binlercesinin ortadan yok olmasına, onbinlercesinin işkence görerek psikolojik çöküşüne neden olan 12 eylül askeri darbesinin anayasası.

Bu anayasanın değişmesi için tüm yurt olarak çırpınmalıyız aslında. Ateşe vermeliyiz her yanı. Demokrasiden bahsedebiliyorsak eğer bu ülkede, en azından bunu yapabilmeliyiz. Ama anayasayı değiştirmeyi düşünen adamlar yüzünden anayasaya dokunulması ödümüzü patlatıyor. Bi' anda anayasanın koruyucusu olmuş buluyoruz kendimizi ve bir anda mevcut anayasanın savunucusu olup çıkıyoruz.

Ama gelgelelim, tezatın taşşağına bak; tekrar ediyorum, demokrasiden bahsedebiliyorsak eğer bu ülkede, bu anayasanın karşısında olmamız gerek bizim...

Ama yok, bu değişikliği sevmediğimiz kişiler istiyor. Sevmediğimiz kişiler değiştirecekse anayasamızı elletmeyiz. Ona biz elleyebiliriz sadece. O da bizi elleyebilir 68 li yıllardan 80 lerin ortasına kadar yaptığı gibi..

Yapılan anayasa düzenlemeleri elbette sevmediğimiz kişilerin işlerine gelecek düzenlemeler. Yoksa bu sevmediğimiz kişiler bu anayasaya neden ellesin ki? Bu anayasayı ortaya çıkaran en büyük etkeni onlar çıkartmadı mı zaten ortaya? Kargaşa çıksın, ordu yönetime el koysun diye yırtınmadılar mı? Solculara, Kürtlere, Alevilere karşı medya, ordu, sermaye, sağcılar ve dinciler birlik olmadılar mı darbe olana kadar? Kanlı Pazar'lar, Maraş Katliamları bu anayasa gelsin diye tertip edilmedi mi? "Kominizmle mücadele derneği" bu hükümetin akıl hocaları tarafından kurulmadı mı? Kanlı 1 Mayıs sabahında, 6. Filo protestosunun öncesinde bu hükümetin akıl hocaları kılmadı mı namazları koministlere saldırmak için?

Bu düzen, bu anayasadan istediğini aldı ama artık. Ve şimdi "kendilerini yaratan" bu anayasanın, "kendilerini engelleyen" kısımlarını değiştirmeyi planlıyorlar.

Ve bilinçsiz hükümet karşıtları bir anda anayasa savunucusu oluyorlar başımıza.

Bir tek MHP'nin bu anayasanın değiştirilmesinden rahatsız olmasını anlarım. Zira onlar dincilerden daha çok emek sarfetmişlerdir 1980'li yıllarda kuytu köşelerde adam vurarak, evler basarak kaos ortamını alevlendirerek. Emeklerinin bunca yıl sonra boşa gittiğini görmeye dayanamıyorlar, olabilir...

Değiştirilmesi planlanan maddelerden zerre haberiniz olmadığına eminim. Umurunuzda olmadığından da eminim. Sadece karşısında durmak istediğiniz, hakkında konuşmak istediğiniz bir şeyler var sizin.

Oy vermekten kaçan bürokratlar var misal. Bol keseden sallayan, Atatürk'ün ardına sığınan ve kendilerini sola yakın göstermeye çalışan "ulusalcılar"..

Geçtiğimiz 1 mayısta birisiyle ayaküstü sohbet etmiştim. Bu ülkede tek solu BDP'nin yaptığını söyledi. Ama onlarda kendi isteklerinin hükümet tarafından gözardı edilmesi nedeniyle oylamalara katılmıyorlar. Yani umurlarında değil onlarında.

Bir tek Ufuk URAS'ın umurunda: ''Tek tek bu maddelerin Türkiye sol tarihi açısından tarihsel bir önemi vardı. O yüzden destek verdim. Türkiye solunda Anayasa Mahkemesi kurbanı olmayan kaç kişi vardır ki. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'nin dönüştürülmesi solun asli görevleri arasında'' diyerek, bu en yukarıda bahsettiğimiz vasıfsız sözcükleri savunmaları dikkate almadan ezberden okuyan zihniyetin, darbe yaparak halkın sosyalist düşünceli kısmını sindiren, ezen, yok etmeye çalışan zihniyetin karşısında durma onurunu göstermiştir.

Bu anayasanın komple ortadan kalkması gerek elbet; ama fırsatımız varken, gerçekten, insanlık adına işimize yarayabilecek olanları desteklemeliyiz. En azından o darbecileri yargılamalıyız! Ölmeden onları o Üç Fidanı sebepsizce ölüme gönderdikleri darağacına çıkartamasak bile, en azından sanık sandalyesine oturtmalıyız! En azından buna destek vermeliyiz. Buna destek vermeyen hiç bir parti benim gözümde demokrasiden bahsetmesin ve hiç bir şekilde halkın önüne çıkıp, "sizi savunuyoruz" yalanlarını okumasın..

Atatürk'ün ardına sığınan, 1 mayısta meydana gelip oy kaygısı içinde bayrak sallayan altı oklu ulusalcılar; en azından bunu becerin!

Her demeçlerinde demokrasiden bahseden terör örgütü uzantıları; en azından bunu becerin!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Mutluluk, Dağınıklık...

Evde bir bayram havası esti. Ablalarım ve kuzenlerimden sevinç çığlıkları yükseldi. Kafamın dağınıklığını, benden daha dağınık olabilen bir şeylere yöneltme isteğiyle başına oturduğum 1500 tane parçasının parça parça karşımda durduğu puzzle'dan hafifçe kaldırdım başımı. Bizimkiler lotoda ikramiye buldu herhalde diye düşünürken ablamların büyük olanı müjdeli haberi vermek için geldi. Kuzenim 10 liraya aldığı pantolonun cebinde 20 lira bulmuş. Vay be.

Sevinç kaynaklarımızın ne kadar diplere vurduğunun farkında mısınız? Oysa ben daha minicikken, babam piyangodan iyi bir ikramiye tutturmuş ve "renkli" bir televizyon almıştı. Mahallede ilkti. Bizim için ise bir "inanılmazdı". Televizyonun ekranına gözlerini dayayıp gördüklerine inanamayan bir çocuğun heyecandan ağzını açıp donakalmasıydı mutluluk.

Şimdi ne saçma. Ve en acısı, bu saçma ve basit mutluluklarımızın, başkalarının mutsuzluğu olduğunu bilmek. Sen para buluyorsun ama başkası kaybediyor. Sen işe kabul ediliyorsun ama başkası çok ihtiyacı olmasına rağmen kabul edilmiyor. Ve hatta senden daha fazla hakettiğini düşünüyor ve belki gerçekten öyle. Sen maçı kazanıyorsun ama başkası kaybediyor. Mutluluklarımız anlık ve hep başkalarının mutsuzluğuna endeksli.

Başarı öykülerimizin ardındaki havai fişeklerle süslü perdeyi kaldırdığımız zaman arkasında bir başkasının başarısızlığının gece karanlığını görürüz aslında.

Bunu farketmek vazgeçiriyor insanı birçok şeyden. Anlamsızlaşıyor uğruna savaştığın tüm o ideolojiler, aldığın cep telefonu, tuşlarına bastığın notebook.

Tüm gerçeklerin içi patlıyor. Teker teker gümlüyor kafanda. "Her şey mi böyle" diyor insan içinden; biliyorsun; sevgi var saf, içten ve başkalarını ilgilendirmeyecek kadar güzel, öznel; sana ait...

Ama gerçekliğin kirli dünyası zamanla önüne geçiyor. Sevgili olman sana yetse bile yetmiyor başkalarına. Tarih öncesinden kalma ekonomik faaliyet hareketlerinin çekirdek aileye kadar uzanmış kolları, adetler olarak dolanıyor boynuna. "Evlen!" diyor toplum. "Sevgili olmak güzeldir ama ahlaksızlıktır aynı zamanda! Her güzel şeyin bir sonu var"

Toplum dört elle saldırıyor sevgini kirletmek için. Süslenmiş, yalancı, çıkarcı ve ahlaksız bir ahlak öneriyorlar sana. Kız isteyin. Nişan yapın. Düğün yapın. Kına gecesi. Altın. Trabzon zıkkımı. Beşi bir yerde. Nikah yapın. Tamam. Artık sevişebilirsiniz.

Birbirini seven iki insanın sevişebilme özgürlüğüne bu kadar zor ulaşabilmesinin hiç bir açıklaması olamaz sanıyorum. Mutluluk kurmak istiyorsun bir insanla, ama başkalarının dar, sığ, binlerce yıllık çürümüş inanç sistemleri mutluluğunun önünde koca bir engel. Önce toplumun mutlu olması gerekiyor. Ve onları mutlu etmek isteyen saf, temiz, sevmekten başka mutluluk kaynağı olmayan gençler eriyorlar geçen zamanda. Ve işin gerçekten acıklı yönü, mutlu olmak için pek bir şeye ihtiyaç duymayışın. Yanyana olabilmek yetiyor. Şarabı yudumlarken yıldızlara bakmak, elini sıkıp yürüyebilmek, suyun son damlalarını paylaşabilmek, hayata dair konuşmak, hayaller kurmak...

Ama toplum kendisini yeniden yaratmak için savaşıyor. Sindirmek istiyor tüm insanlığı. Tekdüze, düşünemeyen, vasıfsız köleler ordusu..

Mutlu olmak için yüzlerce gereksiz insanı mutlu eden gençler, birbirini mutlu edebilecek enerjiyi bulamıyorlar sonra. Evlenebilmek için borç batağı altına tekme tokat itilen "çocukların" mürüvvetleri düğün salonlarında atılan göbek olarak huzur buluyor ailelerde. Gençler posası çıkmış ve borç batağı içinde hayatlarına atılıyorlar. İşten eve - evden işe. Vücutlarındaki enerji, sistemi doyurmaya yetiyor ancak. Birileri mutlu oluyor ve eve dönen genç aşıklar zaman bulamıyorlar artık birbirlerini mutlu etmeye...

Acıklı ve istemediğimiz hayatları bize layık görüyorlar; kendi mutlulukları için, statüleri için, hayat görüşleri için, "köylüler ne der?!" için...

Kafam oldukça dağınık. Önümde duran dağılmış 1500 parçalık puzzle'dan daha beter. Kelimeler ve cümleler de dağınık.

Dahası sistem oldukça dağınık.

Bizlere dayattığınız hayatlar dağınık.

Siz dağınıksınız.

Adetleriniz dağınık.

Ben doğruyum.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Kurban - Yobaz

Kurban 11 parçadan oluşan yeni albümünü piyasaya sundu. O albümden bir şarkı sözleriyle dikkat çekiyor. Yobaz.















bu dünyadan kar saglayan kirli bir el var,
zorla kesilen haraçla bir dünya doyar.
karanlik hasat mevsiminde, gündüz aglar,
son günler yaklastikça güneste yakar.

sen, yobaz efendinin sag yaninda yerini al
sen, düzenbaz efendinin sol yaninda yerini al
ve sen etme, naz, efendinin kucaginda yerini al

sahipten emir alan tüm acizler azar
bilmez cahil, ruh evidir, bedense mezar
yüzyillardir kanla beslendi,
tarihte yazar
hep sapkindir hem de derki, "degmesin nazar"

sen, yobaz efendine inanmayanin canini al
sen, düzenbaz efendinin haramindan payini al
ve sen etme naz! efendinin kucaginda yerini al

aydinligia çikarmak için uzanan o el,
karanligin içinden geliyor,
cahil!
bre cahil!

ona akil verin, ihtiyaci var
aklinin ocadiklari pek bir dar
issiz yigintidan kurtulacagina
sabah aksam örer odaya duvar

cahil allah senin çileni versin
oglun senin tersin olsun ki ersin
kalbimizde elbet herkese yer var
ancak akil denen muamma seni neylesin

sanki dogar dogmaz ilk duyduguna inanmis
hemen ardindan da kapilari kapatmis
yeter ki su aciz beden tam doysun
zaten ruh ve akil batakliga saplanmis

hem cahilsin hem de akil verirsin
sana maruz kalan nasil delirmesin?
ise yarar bir sey olsa aklinda
iblis oturabilir miydi simdi sarayda?

apisinin arasiyla düsünen
yaratani yapma dese de yapar
ölünce elbet herkese bir ev var
ve bir kisminin manzarasi atestir





POSTED BY Chopartypical
POSTED IN ,
DISCUSSION 2 Comments

İleri Derecede İngilizce Kursu..

Selamlar efendim! Adetim değildir ama dün bu maili aldığımda yarıla yarıla okudum maddeleri, dolayısıyla sizin de okuyup eğlenebilmeniz için paylaşayım dedim. Yazana selam olsun! sdmfs



My mother to be my wife: Anam Avradim olsun

Come with ball my brother Come with ball: Topla Gel Abicim Topla gel

Chicken translation: Pilic cevirme

Leave the door december: Kapiyi aralik birak

Where is this waiter who I put: Nerede bu kodumun garsonu!...

Clean family girl: Temiz aile kizi.

Your hand is on the job your eye is on playing: Elin iste gozun oynasta

Sensitive meat ball: Icli kofte.

Urinate quickly, satan mixes: Acele ise seytan karisir

There is no saturation to her observations: Onun gozlemelerine doyum olmaz

Man doesn't become from you: Senden adam olmaz

Enter the desk: Siraya gir

Look my ram, I'm an Anatolian child, If I put, you sit.: Bak kocum, ben Anadolu cocuguyum, bir koyarsam oturursun

Airplane out of the fart, say hi to that sweetheart: Osuruktan teyyare,Selam soyle o yare

Master !!! do something burning-turning in the middle: Usta !!! Ortaya yanardoner bisi yapsana

Exploded egypt has escaped to my bosphorus: Bogazima patlamis misir kacti

In every job there is a no: Her iste bir hayir vardir

She is such a mother's eye girl: Çok anasinin gozu bi kiz

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Hastanın Şarkısı: Eddie Vedder - Long Nights


Eddie Vedder - Long Nights

Uzun bir yol,

Kıvrımlarında bıraktıgım

Sert manevra izlerini,

Siliyorum.

Bıraktığım geçmişim,

Bir kıyıdan, usulca diğerine,

Biliyorum vuracak sahile

Birgün,

Kitap olacak arşivimde.

Biliyorum çoğunuz hatta büyük çoğunluğunuz Youtube açamıyor. O yüzden buyrun burdan yakın.




Into The Wild "Long Nights" Eddie Vedder Unofficial Video - The funniest videos clips are here

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 0 Comments

Ne Kadar Polis, O Kadar Vukuat

Efendim selamlar!

Bu sene sizlere 1 mayıstan seslendik. Taksimdeydik.

Yıllarca korktular, ürktüler, engellemek için herşeylerini ortaya koydular. Sahnedeki sendika ağalarının böbürlenmelerinden ziyade, arka sokaklarda savaşarak kazanıldı 1 mayıs ve Taksim meydanı.

Korktular ama avuçlarını yaladılar.

Olay çıkmadı.

Çünkü ortalıkta ne devlet vardı, ne onun polisi.

Eğlenildi, zıplandı, hoplandı, HİÇ BİR OLAY ÇIKMADI.

Bunca yıldır bize bu hakkı çok görenlere; bizlere barbar gözüyle bakanlara; bizleri 77'de katledip, 30 küsür yıldır en ücra köşelere itenlere; bizleri her fırsatta öcü gibi gösterenlere 70 milyon önünde KAPAK oldu.

Alnımızın akıyla, bileğimizin gücüyle Taksimdeydik.

Güldük, eğlendik. Çünkü 1 mayısın Taksim'de olmasında zerre kadar katkısı olmayan sendika ağalarının kortej yerleştirme çabaları gülünmeyecek gibi değildi.

Neyse. Bunlara değiniriz gelecek zamanlarda. Ama şunu gördük; etrafta ne kadar az polis varsa, o kadar az vukuat oluyor.

Kırmızı ışıkta geçen polis, emniyet şeridini ihlal eden polis, sorgusuz sualsiz yol ortasında "insan" infaz eden yine polis. Bu ülkenin kanun koruyucularının, bu kadar çok kanunsuzluğu olmasının ardında yatıyor "az polisli bir 1 Mayısın olaysız geçmesinin ardındaki gerçek"...

Bırakın bu işleri.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu