Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Mutluluk, Dağınıklık...

Evde bir bayram havası esti. Ablalarım ve kuzenlerimden sevinç çığlıkları yükseldi. Kafamın dağınıklığını, benden daha dağınık olabilen bir şeylere yöneltme isteğiyle başına oturduğum 1500 tane parçasının parça parça karşımda durduğu puzzle'dan hafifçe kaldırdım başımı. Bizimkiler lotoda ikramiye buldu herhalde diye düşünürken ablamların büyük olanı müjdeli haberi vermek için geldi. Kuzenim 10 liraya aldığı pantolonun cebinde 20 lira bulmuş. Vay be.

Sevinç kaynaklarımızın ne kadar diplere vurduğunun farkında mısınız? Oysa ben daha minicikken, babam piyangodan iyi bir ikramiye tutturmuş ve "renkli" bir televizyon almıştı. Mahallede ilkti. Bizim için ise bir "inanılmazdı". Televizyonun ekranına gözlerini dayayıp gördüklerine inanamayan bir çocuğun heyecandan ağzını açıp donakalmasıydı mutluluk.

Şimdi ne saçma. Ve en acısı, bu saçma ve basit mutluluklarımızın, başkalarının mutsuzluğu olduğunu bilmek. Sen para buluyorsun ama başkası kaybediyor. Sen işe kabul ediliyorsun ama başkası çok ihtiyacı olmasına rağmen kabul edilmiyor. Ve hatta senden daha fazla hakettiğini düşünüyor ve belki gerçekten öyle. Sen maçı kazanıyorsun ama başkası kaybediyor. Mutluluklarımız anlık ve hep başkalarının mutsuzluğuna endeksli.

Başarı öykülerimizin ardındaki havai fişeklerle süslü perdeyi kaldırdığımız zaman arkasında bir başkasının başarısızlığının gece karanlığını görürüz aslında.

Bunu farketmek vazgeçiriyor insanı birçok şeyden. Anlamsızlaşıyor uğruna savaştığın tüm o ideolojiler, aldığın cep telefonu, tuşlarına bastığın notebook.

Tüm gerçeklerin içi patlıyor. Teker teker gümlüyor kafanda. "Her şey mi böyle" diyor insan içinden; biliyorsun; sevgi var saf, içten ve başkalarını ilgilendirmeyecek kadar güzel, öznel; sana ait...

Ama gerçekliğin kirli dünyası zamanla önüne geçiyor. Sevgili olman sana yetse bile yetmiyor başkalarına. Tarih öncesinden kalma ekonomik faaliyet hareketlerinin çekirdek aileye kadar uzanmış kolları, adetler olarak dolanıyor boynuna. "Evlen!" diyor toplum. "Sevgili olmak güzeldir ama ahlaksızlıktır aynı zamanda! Her güzel şeyin bir sonu var"

Toplum dört elle saldırıyor sevgini kirletmek için. Süslenmiş, yalancı, çıkarcı ve ahlaksız bir ahlak öneriyorlar sana. Kız isteyin. Nişan yapın. Düğün yapın. Kına gecesi. Altın. Trabzon zıkkımı. Beşi bir yerde. Nikah yapın. Tamam. Artık sevişebilirsiniz.

Birbirini seven iki insanın sevişebilme özgürlüğüne bu kadar zor ulaşabilmesinin hiç bir açıklaması olamaz sanıyorum. Mutluluk kurmak istiyorsun bir insanla, ama başkalarının dar, sığ, binlerce yıllık çürümüş inanç sistemleri mutluluğunun önünde koca bir engel. Önce toplumun mutlu olması gerekiyor. Ve onları mutlu etmek isteyen saf, temiz, sevmekten başka mutluluk kaynağı olmayan gençler eriyorlar geçen zamanda. Ve işin gerçekten acıklı yönü, mutlu olmak için pek bir şeye ihtiyaç duymayışın. Yanyana olabilmek yetiyor. Şarabı yudumlarken yıldızlara bakmak, elini sıkıp yürüyebilmek, suyun son damlalarını paylaşabilmek, hayata dair konuşmak, hayaller kurmak...

Ama toplum kendisini yeniden yaratmak için savaşıyor. Sindirmek istiyor tüm insanlığı. Tekdüze, düşünemeyen, vasıfsız köleler ordusu..

Mutlu olmak için yüzlerce gereksiz insanı mutlu eden gençler, birbirini mutlu edebilecek enerjiyi bulamıyorlar sonra. Evlenebilmek için borç batağı altına tekme tokat itilen "çocukların" mürüvvetleri düğün salonlarında atılan göbek olarak huzur buluyor ailelerde. Gençler posası çıkmış ve borç batağı içinde hayatlarına atılıyorlar. İşten eve - evden işe. Vücutlarındaki enerji, sistemi doyurmaya yetiyor ancak. Birileri mutlu oluyor ve eve dönen genç aşıklar zaman bulamıyorlar artık birbirlerini mutlu etmeye...

Acıklı ve istemediğimiz hayatları bize layık görüyorlar; kendi mutlulukları için, statüleri için, hayat görüşleri için, "köylüler ne der?!" için...

Kafam oldukça dağınık. Önümde duran dağılmış 1500 parçalık puzzle'dan daha beter. Kelimeler ve cümleler de dağınık.

Dahası sistem oldukça dağınık.

Bizlere dayattığınız hayatlar dağınık.

Siz dağınıksınız.

Adetleriniz dağınık.

Ben doğruyum.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

3 Responses to : Mutluluk, Dağınıklık...

  1. Darkohl says:

    orf adet gelenek gorenek saplantisinda yasamaya kitlenmis butun insanlar daginik yasamaya mahkumdur, ve dunyalari bundan ibaret oldugu icin disarinin ne soyledigine anlam veremezler. boyle durumlarda ne soylersen soyle hayat birden bire seni aykiri ve asi genc durumuna cevirecektir. cunku yasanacak hayat senin degil onlarindir. senin dogru benim dogru benim dogru senin dogru bu kapidan disari cikamiyor iste. bu kadari da yetmez mi?

  2. mgntwmn says:

    kimse kimseye birşey dayatmıyor aslında. en azından biz şehir çocukları için. en büyük dayatmayı onların istediği biri gibi olmak adına biz kendi kendimize yapıyoruz. üzerinde düşünülmesi gereken meselelerle doğuyoruz çünkü. kararlar verirken de en çok kendi kendimize dayatmalar yapıyoruz. Haydar Dümen'in bir lafı geldi aklıma: "100 yıl sonra evlilik diye bir form olmayacak" şu an o 100 yıl yaşanıyor işte.

    Haydar Dümen efsane bir adam yaw:))

  3. gerçekten dayatılıyor mgntwmn :) sen hissetmiyor olablirsin ama buzdağının görünmeyen kısmı o kadar büyük ki.. saçma sapan şeylerle uğraşırken buluyor insanlar kendilerini sırf "öyle olması gerekiyorMUŞ" diye. haydar abinin haklı çıkmasını ummaktan başka yapacak bişiy yok şu an :P

National Geographic POD