Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

İnsansız uçağın aslında ilk mucidi ben olabilirdim!


İnsansız uçağın aslında ilk mucidi ben olabilirdim!


Yıllar evvel yapmış olduğum bir proje, benim aslında şu an olduğum konumlardan çok uzaklarda, önemli bir mertebede olmamı sağlayabilirdi. Ancak ufak ve önemsiz olarak sayılabilecek bir kaç hata yüzünden olmayı hakettiğim yerden çok uzakta, bir yazıcı teknik servisinde, tuşları zor basan bir klavyeyi kullanmak zorunda olarak sizlere hikayemi anlatmak durumunda kalıyorum.


Şu an bile tüylerimden diken diken olmamak için kendimi zor tutuyorum.


Her şey 3 Haziran 1987 yılının gecesinde başladı.


Hava pusluydu ve ağaçların arasından esen rüzgar, kendimi vahşi ormanlar içersinde yürüdüğüme inandırmamı sağlıyordu. Camdan içeri süzülen gölgelerin üzerime ağırlık veren yansımalarını görmemek için yorganı başıma çekmiştim. Yattığım yerde sağ tarafıma döndüm. Çıkan hışırtılar vahşi ormanlar içersinde yürüdüğüm hissiyatını yeniden yaşatmıştı bana ve bu aynı zamanda dualarımı anımsattı bana... Yarın uyandığımda yine yatağımın içersinde, yorgan boynuma kadar çekik bir şekilde bulunmak istemiyordum annem tarafından. Yatağa işememek için dualarımı sıraladım yine huzursuzca. Altımda hışırdayan muşambanın üzerinde; dışarıdan üzerime yansıyan gölgelerin boğuculuğunda...


Ertesi sabah uyandığımda yorgan boynuma kadar çekik bir şekilde annemle yataktan çıkıp çıkmama konusundaki günlük rutin tartışmalarımızdan bir tanesini daha yaşıyorduk. Aslında gece yatağa işemememiştim, sadece çok hasta olduğumun görmezden gelinmesine çok içerlemiş ve anneme çok kızdığım için, onu cezalandırmak adına yatağa işemiştim. En azından olayın böyle işlediği konusunda büyük bir ısrar söz konusuydu ancak gözyaşlarımın bana vermiş olduğu yetki, annem üzerinde hiç bir etki yaratmıyordu.


Annem tarafından hırpalanarak yıkandım ve çiş kokulu muşambamın balkondaki hışırtılarını dinledim bir süre. Elimde ucundan ısırılmış ekmek duruyordu. Hışırtı çıkaran muşambanın sesini dinlemek inanılmaz rahatsız ediyordu beni. Mağlubiyetle sonuçlanan sabah savaşlarını anımsatıyor, utanç içersinde başıma çekebileceğim bir yorgan arıyordu ellerim ister istemez.


Herşeyi oluruna bırakıp, 6 yaşına gelmiş çocukların da yatağa işeyebileceği gerçeğini kendime ısrarla kabul ettirdim.


Artık kendimi bilime vermiştim. Gökyüzüne baktığımda uçan uçurtmaları gördüğüm zaman heyecanlanır buluyordum kendimi. Daha yukarı baktığımda uçakları görüyordum ve bu daha heyecan vericiydi. O günden sonra küçükken ne olmak istediğim sorulduğunda aslında pilot olmak istediğimi söylüyordum. Aslında diyorum çünkü biraz telafuz sorunum vardı. Gerçekten. Şeref yerine Fereş diyebildiğim gibi Pilot yerine de Kilot diyormuşum. Çocukken insanların neden bana ısrarla büyüyünce ne olmak istediğimi sorup, sonra da güldüğünü yıllar sonra net olarak anlayabilmiştim. Neyse. Pilot olmak istiyordum ve amacıma giden yola en başından çıktım, o zamanlar şeytan uçurtması denen meretten yapmaya çalıştım. Babama söyledim, beceremedi. Kendi imkanlarımla yaptığım ilk şeytan uçurtma gerçekten harikalar yaratmıştı. O kadar güzel uçuyordu ki, annemin dikiş kutusundan çaldığım kocaman makaranın sonuna kadar geldiğimi farketmemiştim ve bir anda ipin bitmesiyle şeytan uçurtmam boşluğa doğru süzülmeye başladı. Ben kaçan ipin peşinden koştum ama ayaklarım yeterince uzun olmadığından yakalayamadım. O şeytan uçurtmam kaçtı ve ondan sonra onun kadar güzel bir şeytan uçurtması yapamadım.

Ama zaten bir şeytan uçurtması için gelinebilecek en son noktaya gelmiştim zaten. Yaşıtlarım o boktan şeytan uçurtmalarını uçurabilmek için saldıkları üç metrelik iple deli gibi koşarlarken, ben yaptığım şeytan uçurtmasını nirvanaya ulaştırmıştım. Hem de hiç koşmadan. Bu yüzden artık çitamı yükseltip çitalı uçurtmalara göz diktim.

Yaşımın ufaklığından dolayı çitalı uçurtmanın denge olayını tam olarak kavrayabilmiş değildim ve denemelerim hüzünlü fiyaskolarla sonuçlanmak için can atıyorlardı. Hayatımın en heyecanlı döneminde yenilgiyi kabul edebilecek durumda değildim ve ağlama yoluyla annemden aldığım parayla kırtasiyeye gidip bana uçurtma yapmasını istedim. Teslim tarihi konusunda anlaştık ve paramızı yatırdık. İki gün sonra teslim tarihi geldiğinde kırtasiyenin içersinde üç kişiydik. Kırtasiyeci, ben ve bir çocuk daha. Masada uçurtmalar diziliydi. Çeşit çeşit ve renk renk. Kırtasiyeci eline gazete kağıdından yapılmış bir uçurtma aldı ve ben hemen atladım heyecanla uçurtmayı almak için. Diğer heyecanlı olan çocuk benden geri kalmadı ve o da atladı. İkimizde uçurtmadan tutmuş, çirkinliğine zerre aldırmadan o uçurtmaya sahip olmak istiyorduk. En sonunda kırtasiyeci noktayı koydu ve o uçurtmanın diğer çocuğun olduğunu söyledi. Zaferi diğer çocuk kazanmıştı ve gazeteden yapılmış çirkin uçurtmasını alıp sevinçle çıktı kırtasiyeden. Bense malubiyetimin hezeyanını yaşarken kırtasiyeci bana rengarenk süslü uçurtmalardan birini verdi. Gözlerim ve ağzım açık olarak aldım uçurtmayı heyecanla. Hemen fırladım ve evimizin karşısındaki çimenlikte uçurtmamı denedim. İyiydi ama şeytan uçurtmam kadar benim değildi.

Zaman sonra kendi uçurtmalarımı yapmaya başladım ve Çamlıca'nın malum direklerine ilk uçurtmayı takan insan oldum. Uçurtmam orada iki hafta civarı her şeye dayanarak kendi başına uçmaya devam etti ve sonra gözden kayboldu ama biz onun anısını gördüğünüz gibi hala yaşatıyoruz.

Uçma eylemleri ile ilgili başarılarımın hissedilebilir varlığını yaşıyordum. Artık deneylerimi kendi üzerimde yoğunlaştırmam gerektiğini düşündüğüm çağlara gelmiştim. Çizgi filmlerin etkisinde kalarak çok yüksek olmayan bir yerden şemsiyeyle atladım ama gereksiz bir deney olduğunu anlamıştım yere indimde.

80 Günde Devri Alem o zamanlar kafama takılan bir çizgi filmdi. Balonla dolaşmanın dayanılmaz bir haz olabileceğini düşüyordum. Çevremde beni kaldırabilecek bir balon olmadığı için, ben de profesyonel bilim adamları gibi deneylerimi hayvanlar üzerinde deneyebileceğime karar verdim. Annanemin eski ahırının gübrelerini eşeledim ve bir kaç tane solucan buldum. Gazı kaçmaya başladığı için artık ilgimi çekmekten uzak olan uçan balonumun ev dışında gayet iyi uçabildiğini gördüğüm için kobay olarak bulduğum solucanları uçan balonuma bağladım ve evimizin çatısına çıkıp insanlık için büyük hedeflerle çıktığım bu yolda onları boşluğa doğru bıraktım. Ev dışında gayet iyi uçabilen uçan balonlarım gerçektende iyi uçuyorlardı. Solucanlar kıvrılarak yükseldiler bulutlara doğru. Boynum ağrıyana kadar izledim balonumu. Aslında amacım solucanların reaksiyonlarını gözlemlemekti ancak çok uzaktılar ve maddi imkansızlıklar oraya bir mikro kamera koymamı engellemişti. Elimdeki tek dürbünde Türkiye Gazetesinin vermiş olduğu ve sadece üç metre ötesini gösterebilen dürbün olduğu için solucanlarımın reaksiyonlarını tam olarak göremedim. Ancak ilk uzaya çıkan solucanlar olduklarını bilmenin haklı gururunu yaşadıklarına eminim. Ben şahsen bunun bilincinde olarak gayet gururluydum ve önümüzdeki iki saati bu gururun vermiş olduğu kıvançla geçirdim.

Deneyimin başarılı olduğunu görmüştüm ama insanlık için ne derece bir yarar sağlayabileceğini kestiremiyordum. Zira uçan balon zaten keşfedilmişti. O yüzden balondan vazgeçip, yapmış olduğum kağıttan uçaklara bir roketleme sistemi ekleyerek insansız uçaklar konusunda bir atılım yapma düşüncesine saplandım.

Daha sonradan gerçekten sadece kızları kaçırdığı konusunda emin olduğum kız kaçıran denen icadı alıp, normal şartlarda fırlattığımda metrelerce dümdüz giden harika uçağıma monte edip, bu metrelerce dümdüz gitme olayını "biraz daha hızlı ve biraz daha uzağa" olarak arttırmayı hedefliyordum. Deneylerimin değişilmez mekanı olarak yine çatıya çıktım. Kağıttan bir uçak yaptım ve roketleme sistemimi yerleştirmeden denedim. Gayet düzgün ve güzel gidiyordu. Hacı bakkaldan almış olduğum kız kaçıranları; ki daha sonradan bunların gerçekten sadece kızları kaçırdığı konusunda emin olacağım, yavaşça ve dikkatle uçağımın kuyruk kısmındaki boşluğa yapıştırdım. Roketlemeden önce tekrar denedim ve yine gayet düzgün gidiyordu. Deney için herşey hazırdı. Roketleme rampasını kurdum ve adını daha önce ilk kez uzaya gitmiş olma özelliğini kazanan solucanlarımdan birisini gururlandırmak adına (çünkü aralarında en heyecanlısı oydu) verdiğim ismi verdim ve Mahmut 1'i rampaya yerleştirdim. 10 dan geriye doğru saymaya başladım ve daha önceden mutfaktan aşırmış olduğum kibritle ateşleme sistemini çalıştırdım. Fitil yandı ve daha sonradan gerçekten sadece kızları kaçırdığı konusunda emin olacağım olan kız kaçıranın barutları yanmaya başladığında, elinle fırlattığında dümdüz giden alet olduğu yerde yuvarlanmaya başladı. Delice döndü, döndü, döndü ve barut bittiğinde büyük bir kısmı yanmış olarak barutun bittiği yerde kaldı.

İlk denememde yanılmıştım çünkü bu kağıttan bir uçaktı ve rampa işe yaramazdı. Ateşleme sistemini ateşleyip, uçağın fırlatmalıydım. Yeni bir uçak yaptım ve ateşleme sistemini yerleştirdim. Çeşitli testler ve denemelerden sonra uçağın arka kısmına yerleştirdiğim ve daha sonradan gerçekten sadece kızları kaçırdığı konusunda emin olacağım kız kaçıranın fitilini yaktım. Mahmut 2'yi kaldırdım ve tam barut yanmaya başladığı anda fırlattım. Sanki az önce çılgınlar gibi uçan uçak o değilmiş gibi delicesine dönmeye başladı uçak. Barut bitene kadar döndü. Mahmut 2'de hüsranla sonuçlanmıştı.

Mahmut 3'ün denemelerinde kız kaçıran değil, ateşlediğin zaman direkt yukarı fırlayan roketlerden almaya karar verdim ama param yoktu ve deneylerim maddi imkansızlıklar nedeniyle sürekli olarak ertelendi.

Mahmut 1 ve Mahmut 2'nin başarısızlıklarıyla içim burkulmuş ve eve inmiştim. Hiç kimseyle konuşmadım, yemek yemedim. Hüzünseldim işte. Yattım hemen, kimseyle konuşmadım.

Sabah uyandığımda yorgan boynumda annemle hasta olduğum konusunda ciddi bir tartışma içersindeydik...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 5 Comments

5 Responses to : İnsansız uçağın aslında ilk mucidi ben olabilirdim!

  1. hahah okumaya başladığımda gazelden mi dedim devam edince anladım ki gazel değil kendini anlatıyorsun :)
    jdsfjsdfdsdfhsdfhjsdfjsdfjdsjh X341234

  2. ben hep kendimi anlatıyorum aslında dude :P

  3. christopher nolan bunun da filmini yapsın aslında.

  4. kendisinden hala ciddi bir teklif gelmedi.. :(

  5. Pelor says:

    şimdi anlıyorum
    kıçın açık yatıyorsun sen!

Bu gadget'ta bir hata oluştu