Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Ortaya Karışık v.9

* Efendim selamlar!

*
"Kendimi kontrol edemiyorum, bütün cinler tepemde!" En az Gençkan kadar şair, en az Gençkan kadar gitar virtüözüyüm arkadaş! İçimden geldi. Geçen gün yolda dolaşırken ufak çocukların Gençkan ve onun videosu hakkında konuştuklarını duydum. Nesilden nesile, babadan oğula bir miras gibi artık Gençkan. Arkadaşım Emrah'ın dediği gibi; "adam şansını denemiş lan?!" ve şansı tuttu, çok ünlü ve hiç bir zaman demode olamıyor.

* "Parayla saadet olmaz!" diyen ataya kafam girsin arkadaş! Bence olur. Saadet yani. Olmaz diyen eğlenmesini bilmiyordur, sakattır, dinci falandır muhtemel. Ver bana parayı bak nasıl saadetler içinde yüzüyorum. Şaşırmış onu diyen, safmış, malmış.


* Patronun stratejileri ile ilgili rahatsız olduğum bir konuda yardırırken, yapılan kaş göz işaretleri patronun tam arkamda olduğunu ve bizi dinlediğini işaret ediyordu. Hiç bir tepki vermeden işine devam etmesi ise yine "küstüğüne" işaret ediyordu. Sağlam bir sıçıştı ve eğer sıçış yaşayacaksan sağlamından yaşayacaksın dude!


* Otobüsün güneş değmeyen tüm koltukları kapılmış ve ensemde, sevimli ama rahatsız eden bir güneşle "merhaba" diyorum piç olmuş cumartesi günüme. Saat 17:00 olmuş amk!


* Ön koltuğumda uykusuz okuyan elemanın yanındaki sevdiceğinin, Fırat'ın olduğu sayfa gelince Panter Emel edasıyla atlayıp dergiyi kundağındayken kaybettiği bebeğiymişçesine sahiplenmesi... İşte belirli kalıplara sahip hatun kısmının mizahla alakadar olabildikleri ender anlardan birisi. İkinci ve üçüncü sayfaları okuyup eğlenen bir hatun görebilecek miyim, yoksa hepsi mi apolitik?..

* Paradoksların kralı sanırım şudur: İçmeyi sevdiğim kadar nefret ediyorum çalışmaktan... Ama içebilmem için çalışmam gerek! AMINA KOYİM!
Çok içesim var.

* O Benjamin Button ne uzun filmmiş lan. Üç güne yaydık filmi, yine bitmedi. Lord Of The Rings üçlemesini bile tek seferde izleyebiliyor insan yeri geldiğinde ama bu bitmedi, bitemedi. Ha, kötü de değil ki, "bi siktir git!" diyesin...


* Yazıcı tamir olaylarından beni en çok soğutan dişliyle muhatabım yeniden. Bir dişliyi sökebilmek için, hem de yeni doğmuş bebek çükü boyutundaki bir dişliyi sökebilmek için, 300 kiloluk amca göbeği boyutundaki bir yazıcının her yanını sökmek ne demek? Her yanını lan. Abartmıyorum. Yanı başımda duruyor öyle. Öğrencilerin kötü kesikleriyle parçalanmış ve tekrar dikilmeyi bekleyen bir kadavra gibi. Ama ben iyi keserim. Acıtmaz.


* Aslında bu sallamasyon yazıyı Cumartesi günü ekleyecektim ama alan adı süresi dolmuş ve ben yenileme işini salladığımdan hemen kestiler cezayı. Bir kaç gün sikkosal bir görüntü karşıladı sizleri. Ki bizim sikko yazar kadromuz muhtemelen bunu fark etmemiştir bile. O kadar yoğun ilgileniyorlar ki sağolsunlar, yazmaya soğuttular beni.

* Sevgiler efendim, çaya da bekleriz!

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 0 Comments

Misyonerlik Garip Bi' Şey Lan Bence...

Misyonerleri anlamıyorum lan. Bence çok komik bir şey misyoner olmak. Saçmalık gibi. Düşünsene; herifin işi gücü yok, çıkmış evinden, gül gibi karısının koynundan, ülke ülke dolaşıp milletin dinini değiştirmeye çalışıyor sdmfa. Hasta mısın amk?! sdfsmıs

Allah prim puan falan mı yolluyor, kazandığın bonuslarla günah falan işleyebiliyor musun acaba? Nedir yani? dsoas. Adam bu azmi kredi kartı, bireysel emeklilik paketlerinden satmak için falan kullansa şimdi yatla geziyor olurdu bariz. Ölümden korkmak çok fena azizim. Öldüğün yeri cennet yapmak için hayatını cehenneme çeviriyorsun (twitter severlere hediye olabilir sdıf) Yani dediğim gibi azıcık kassa, cennet yaşadığı yer olurdu! Neyse.

Bi de daha komiği, bu adamı çalıştıranlar var dsıofs. Delirmişler amk. Oturmuşlar, "tüm dünyayı Hristiyan yapsak ne şugar olur lan?!" diye bir idea yakalamışlar ve deli manyakları gibi adam tutup dünyaya dünyaya yollamışlar herkesi hristo yapsın diye. Ne sikim işler. msdıuoa

Daha beteri de, bu acaip acaip adamlara inanıp dinini falan değiştirenler var msdıofs. Manyak mısınız lan sdmfıosd Adam geliyor ailesiyle, süper bir aile örneği gösteriyor, çevresine yardım ediyor, örnek insan modunda, hiç sinirlenmiyor, hep gülüyor, her daim yardımcı olma potansiyeli taşıyor ve hoppidik sen bu adamın bu tavrına bakıp "VAAY GERÇEKTENDE GOD LOVES YOU'YMUŞ!" diyor ve yıllar yılı 5 vakit takıldığın, tek harfini öğrenmek için sakallı hocalardan dayak yediğin, mağara kapısına ağ yaptı diye örümceğe bile saygı duydurtan, bir ay boyunca aç kalmayı göze aldığın ya da "ulu manitu!" diye ateşler başında dans ettiğin, uğruna bakire kanları akıttığın, merdivenlerden kafa yuvarladığın dini satıveriyorsun sdmfoısd Bu işte gerçekten bir yanlış var dude!

Hayır, bi de olayın şu yönü var; tüm dünya Hristo, Müslim, Civişş olsa ne olur? sdmyuf O zaman nasıl savaş çıkacak, nasıl doyacak dünyanın karnı, nasıl büyüyecek emperyalizm ve kapitalizm?! Manyak mısınız olm?! Dünyanın kaderiyle oynamayın!

Misyonerlik garip bir şey azizim. İyi para olmasa çekilecek iş değildir bence. Ben şahsen kasılırdım devamlı iyilik meleği mode: ON durumlarından. Yeri geldiğinde adamın amına koymak isterim afedersin. İki adamı daha yoldan çıkaracağım diye bu işkence çekilir mi lan?! sdmıof Bu misyonerleri anlayamıyorum.

Sonra bir de misyoner diye adamları öldürenler var mdsıofs. Jiyzıs kırayst! Dünya nereye gidiyor!

Ama suç sadece bu misyoner abilerde değil elbette. Kuran'da adı geçen 25 peygamberden ziyade 124.000 tane peygamber olduğu iddia edilmekte! Eh, bi yerde insan soruyor 124.000 peygamber (hadi tamam 25 olsun sdmfıos), 4 kitap, bilmem kaç tane din; yukarıda karar verilemeyen neydi ki? dsmıofsd.

Haa, bir de "misyoner" pozisyonu var ki; bak onun gönlümüzde her daim yeri vardır, ona laf yok sdmfoısmfsad

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Avcı-Toplayıcı Yaşam Formu...

Hocam, tamam, o kadar kazandırmayabilir ama yine de dilencilikten çok daha iyi olduğunu düşündüğüm için "avcı-toplayıcı" bir yaşamı sizlere önerebilirim!

Malum, yıllar önce Yatarak Para Kazanmanın Yolları'nı aramıştık ve bi sike yaramayan sikko sonuçlara ulaşıp, kendimizi yine kapitalist bir patronun kucağında buluvermiştik. Bu uğurda kafa patlatmaya ve saçlarımı ağartmaya devam ediyorum sevgili okuyucu!

Gelişen kapitalist düzenle birlikte dilencilerde gelişti. Önceden bakkalların zaman geçtikten sonra market olması gibi, dilenciler de artık işi büyüttüler ve "Allah rızası için"in yanında artık mendil falan da satıyorlar. Ama o eski bakkalların hala hesap defterlerini yok edememeleri gibi; onlar da mendilleri önlerine koysalar dahi "Allah razı olsun"cu tavırlarından zerre taviz vermiyorlar. Olaya sadece renk katıyor o selpak paketleri.

Neyse. Bu konuya döneceğiz. Avcı-Toplayıcı olarak yaşamak demek, doğaya dönmek, dağlarda kırlarda kurbağa-tavşan falan avlayıp, hayatını öyle idame etmek anlamına gelmiyor elbette. Yani bu saatte kimse size Homo-Sapiens'in ilk haline dönün demiyor. Ben, bizzat kendim, sizler için düşündüm ve avcı-toplayıcı toplumu çağımıza uydurdum ve bizahiti kendim test etmek suretiyle kullanılabilirliliğini onaylıyorum.

Çalışmayı sevmiyorsunuz, işe gitmek bir ölüm, programcılık falan öğrenip "bilgisayar başı obezi"olmak istemiyorsunuz ve sadece hayatımı idame ettirebilecek kadar kazanayım ve ömrüm gezmekle geçsin istiyorsunuz; değil mi? İşte aradığınız ilacın reçetesini yazıyorum!

Günümüzün kapitalist dünyasında iş hayatı insanlarını izliyor musunuz? Her biri bir yerden, bir yere deliler gibi koşturuyorlar, öğle yemeklerini ellerinde yiyorlar, o otobüsten inip, başka bir otobüse yetişmeye çalışıyorlar. Tamamiyle kaos içindeler ve dikkatsizlikleri had safhada. Ve biz avcı-toplayıcılar olarak bu dikkatsizliği lehimize çevirerek hayatımızı idame ettirmek için gerekli olan gelir kapısını aralayacak ve bol bol gezeceğiz.

Şimdi yapmamız gereken öncelikli olarak sağlam ayaklara sahip olmak. Sağlam ayaklara sahip olmadan avcı olabilirsiniz ama asla toplayıcı olamazsınız. Hem gezmek bu işin en birinci kuralı. Genel olarak insan kitlesinin yoğun olarak dolaştığı ve bu dolaşma esnasında para ile haşır neşir olduğu bölgelerde dolaşmalısınız. Bu iş için en ideal yer metrobüs durakları. Sinsice metrobüs durağına sokuluyorsunuz ve yerleri kesiyorsunuz. Oralarda bir yerlerde mutlaka sizin tarafınızdan bulunmayı bekleyen sevimli ve hayat kurtaran bir madeni para göreceksiniz! İşte hayatımızı Avcı-toplayıcı olarak idame ettirmemize yarayan sevimli madeni para! Gün içinde işe gitmeyecek ve yoğunluklu olarak kalabalık yerlerde gezerek çılgınca bozuk para toplayacağız ve hayatımızı idame ettireceğiz.

Bu işlem sürecinde biraz sinsi olmak gerekiyor; ki bu "avcı-toplayıcı"lık olayının avcı kısmını oluşturuyor. Avcı avını görür, hatasını yakalar ve affetmeden sonuca gider. Para düşürmüş bir adam sizin avınızdır, sessizce yaklaşır, öncelikle paranın üzerine basar, sonra ayakkabıyı bağlarmış gibi yapıp çaktırmadan parayı cebe cukkalarsınız.

İyi ve şanslı bir günde ortalama en az 1 lira toplamanız mümkün! Ki bu da hayatınızı idame ettirmek için gerekli olan kuru ekmeğe yetiyor! Daha ne istiyorsunuz ki?! Sanki çalışırken başka şey yermiş gibi..

Ben, sizin için denedim, tabi kendim çalışırken denedim, öyle akşamlara kadar dolaşmadım; ki dolaşsaydım şimdiye zaten zengin olduydum. Ve dün 20 kuruş, ondan önceki gün 10 kuruş ve ondan önceki günde 10 kuruş buldum. Yapmam gereken tek şey yere bakmaktı. Bu sayede ev bütçesine ayda ortalama 30 liralık bir katkıda bulunabilirim! sdmıofsd.

Harika bir ek iş. Bence hepiniz avcı-toplayıcı olmayın ama. O zaman bize para kalmaz ve bu hiç hoş değil.

Gelelim dilencilere. Dilenciler, daha öncede söylediğim gibi artık çağ atladılar ve işlerini büyütmeye başladılar. Daha önceleri sadece "Allah rızası için"lerle para kazanmaya çalışan dilenci kitlesi, artık ıslak-kuru mendil, çakı-çakmak-ayna-tarak-5metre don lastikli kombinasyonlarıyla meydanlarda boy gösteriyorlar. Avcı-toplayıcılar olarak en büyük rakibimiz bu dilenci insanlarıdır. Çünkü av muhteviyatında bulunan insancıklar, bi' ihtimal yere düşürebilecekleri paraları bu dilenci insanlarına verebiliyor ve biz, avcı-toplayıcıların pazar payı bu olaydan büyük bir sekteye uğruyor. Her selpak satıcısı görünümlü dilencinin önünden geçerken elimi daldırıp paralarını alasım geliyor, tutuyorum kendimi. Hedeflerim var, hayallerim var nihayetinde...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

Bill Frisell - Focus






















Bill Frisell - Focus

POSTED BY Chopartypical
POSTED IN
DISCUSSION 5 Comments

Tüm Dostlara...


İçiyorum yine.. Kadıköydeyim tam 4 yolun ağzında ve etrafımdan güzel ya da çirkin kalçalar, küçük, büyük ya da sarkmış memeler ve zerre umrumda olmayan çük sahipleri geçiyor. Dikkatimi dağıtacak kadar çoklar..

Ve ben içiyorum yine. Olabildiğince rahatım şu an. Umursamıyorum referandumu, parasızlığımı ya da kakamın gelmiş olmasını. Son bir yudumu kalmış 50'lik daha sevimli, daha umursanası..

Günün bu saatlerinde içmesi ayrı bir zevk; ki aslında havanın kararmamış olduğu herhangi bir saatte içmek ayrı bir zevk aslında. Ayrı bir tadı var bu saatte biranın. Kafada bıraktığı ayrı bir mayhoşluk var. Daha sevindirici şeyler düşünüyor insan gece içimlerine göre!

- Bir bira daha?
- Alıyım.. diyor hiç ses çıkartmadan; sadece mimikleriyle..

Bir sonuca vardıramayacağım zevklerin tarifi bunlar. Beni, benim gibiler anlayabilir; bi' ihtimal..

Şu aralar "içme" keyfinden kendini soyutlamış olan eski zamanların en iyi alkol muhabbetçilerinden biri Onur'a;

Hiç bir zaman içme keyfinden soyutlanabileceğine inanmayacağım, tüm zamanların en iyi içicisi olan Hüso'ya;

Benimle birlikte bir çok tekel bayisini zengin etmeye and içtiğini düşündüğüm, olgun alkoliklik muhabbetleriyle kafasını s.ktiğim Özkoş'a;

Gay birası olduğu konusunda hiç taviz vermeyeceğim Miller'dan asla taviz vermeyen Emrah'a;

Birayı su bardağında içip beni kahırların en taşşaklısına sürükleyen Yavuz'a;

Çarşı izninde Bodrum kalesinin gölgesinde anıra anıra şarkılar söylediğimiz Ahmet'e;

Canı bira istediğinde beni hiç unutmayan ablama;

İçmenin dayanılmaz hazzına bir türlü varamayan ama her festivalde bira ısmarladığım/ısmarlattığım Seyhan'a;

Akşam için stokladığım biraları sabah kahvaltısında içen yavşak asker Yalçın'a;

"Alkole destek" süpersoniğini keyifli leşlikte yaşadığımız Canselmo'ya;

"Demşah'a uğrasak mı lah!" diyerek zaten kandırılmaya meyilli aklımı çelen hayatımın hatununa;

Adını sayamadıklarıma, saymak isteyipte yazacak bir şey bulamadıklarıma; kısaca işte;

Tüm dostlarıma! İçiyorum sağlığınıza...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 7 Comments

Hastanın Şarkısı: Editors - You Don't Know Love

Balkonumuzda, haftalardır üstlerine titreyerek büyütmeye çalıştığım ipek çiçek çiçeklerimin tohumları, henüz her hangi bir yaşam belirtisi göstermemiş durumda.

Nisan ayında ekmem gereken tohumları, temmmuz ayının tam oratsında güneşin alnında ektiğimden kuruyan toprak arasından bir türlü nefes alarak gün yüzüne çıkamadılar.

TEDİ adındaki 1 milyoncu mağzasından, 1.99 TL'ye aldığımız fesleğen sırf onları kıskandırmak içindi ama fesleğeni de güneşin alnına koyunca o da kendinden geçti. Neyseki onu kurtarmayı başardık. Yavuz insanı, dallarını budaklarını salmış hayata küsmeye yüz tutmuş bir vaziyette bulunca zavallı fesleğeni, kıskandırmanın hiç bir öneminin olmadığını betimlemiş oldu, çaktırmadan. Şu sıralar yatarken yanıbaşında barındırıyor sivri sineklerin saldırısından arınmak maksadıyla. İşe yaradığını söyleyemem!

Bu zamandan sonra pek işe yaramayacağını bilsemde, balkon duvarının altına koydum gölge içeren kısma. Evet, bu sene göremeyeceeğiz kendileri. Artık seneye. Kendilerine yaptığım bu hüzünbaz girişim yüzünden hastanın şakısını da, kurumaktan helak olup beni sevindiremeyen ipek tohumlarıma armağan ediyorum.

Öncesi sonrası, varlığı ile yokluğu benim için hep bir olan, İngiltere'de geçirdiğim onca zamanlar içerisinde pek çok adımımda beni gizli bir gölge gibi takip eden Editors, cafelerde, alışveriş mağzalarında ya da alakasız yerlerde yaşantımın soundtrackleri gibi takılırken şimdi ise bana tatlı çiçeklerime göstermediğim ilgiyi hatırlatırcasına "you don't know love like you used to" diyerek artık eskisine nazaran ne kadar da umarsız olduğumu yüzüme yüzüme vuruyor.

2009 senesinin In This Light And On This Evening albümünden You don't know love ile sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyor, iyi niyetlerinizi eksik etmemenizi temenni ediyorum. Bari seneye kocaman bir enerji depom olsun.



Olsun, seneye olsun bizim olsun.

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 4 Comments

Pierre-Joseph Proudhon

Onlarca sosyalist filozof, düşünür okudum, bir çoğuyla gaza geldim, kendi ütopyalarımı yarattım, devrim yaptım, sonra bozdum, Marx'ın devrimini yaptım, biraz düşündüm sonra onu da bozdum. Çok düşündüm, çok okudum ama biraz sonra aşağıda yazacağım kısa paragraf gibisi kadar etkilemedi beni hiç bir düşünce, hiç bir tarz.

Anarşizmin Tarihi isimli kocaman bir kitap okumaktayım. Birazdan aşağıda yazacağım kısa bölümü kitabın başından, okumuş olduğum 357. sayfasına kadar iki kez daha görmüştüm ve ikisinde de gayet hoşuma gitmişti. Ama kitabın Proudhon ve onun yaşamı ve düşünceleri ile alakalı bölümüne geldiğimde tekrar karşıma çıkması daha dokunaklı oldu.

Ne kadar katılırsınız bilmem ama yazıdaki kararlı ve inanmış ruh hali beni etkileyen en büyük nedendir...


"Yönetilmek, ne hakkı, ne kerameti ne de iffeti olan yaratıklar tarafından izlenmek, soruşturulmak, gözetlenmek, yönlendirilmek, yasalara uydurulmak, düzene sokulmak, kapatılmak, telkinlere ve vaazlara maruz kalmak, denetlenmek, yorumlanmak, değerlendirilmek, sansüre uğratılmak ve komuta edilmektir... Yönetilmek, kişinin her hareketinde, her eyleminde ve yaptığı her işlemde, mimlenmesi, kaydedilmesi, nüfus sayımına tabi tutulması, vergilendirilmesi, damgalanması, fiyatlandırılması, değerlendirilmesi, patentinin alınması, yetkilendirilmesi, müsaadeye tabi kılınması, tavsiye edilmesi, ihtar edilmesi, men edilmesi, doğru yola sokulması ve düzeltilmesi anlamına gelir.

Hükümet, haraca bağlamak, terbiye etmek, fidye ödemeye mecbur bırakılmak, sömürülmek, tekelleştirilmek, gasp edilmek, baskı altına alınmak, gizemlileştirilmek, soyulmak anlamına gelir; bütün bunlar kamu yararı ve halkın çıkarları için yapılır. Daha sonra, ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcüğünde, kişi baskı altına alınır, para cezasına çarptırılır, hor görülür, tedirgin edilir, takip edilir, apar topar alınıp götürülür, dövülür, boğularak idam edilir, hapse atılır, vurulur, makineli tüfekle taranır, yargılanır, hüküm giyer, sürgüne gönderilir, kurban edilir, satılır, ihanete uğratılır ve üstüne üstlük bir de küçük düşürülür, alay edilir, kızdırılır ve onuru kırılır. Hükümek işte budur; onun adaleti de ahlakı da budur!


Ey insanoğlu! Altmış yüzyıldır böyle bir zillete nasıl katlanırsın?
"

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

Hastanın Şarkısı: Asafated - Tout Va Bien

Efendim selamlar, nasılsınız?

Sabah sabah yardırmaya başladığım müzikal taşşaklardan süzülen tarifsiz hazları, yine bir hastanın şarkısı kıvamına getirip önünüze sunmak gibi bir istek kapladı bünyemi, nedensiz...

Bu sefer yine bir Türk grubu olan Asafated'a yer vereceğiz. Eski zamanların gruplarından olan Asafated, şu an aktif olarak müzik hayatını sürdürmese de Türk Death Metal fanları için oldukça derin izler bırakmıştır gerisinde. En son 2003 ya da 2004 senesinde Moonspell grubunun alt grubu olarak izlemiştim kendilerini.

Ve elbette Asafated denilince ilk akla gelecek parçalardan birisi Tout Va Bien'dir. Bir Death Metal grubu tarafından yapılmış olsa da, bir Death Metal parçası olarak değerlendirilmesi yanlış olacak olan bu parçanın büyük çoğunluğu, kıvamı tadından yenmez güzelliklere ulaşmış bir enstrümantal olarak devam etmekte. Sadece parçanın sonlarına doğru Tanju abimizin ufak çaplı hisli yardırmaları kendisini göstermekte.

Dinleyin, seveceksiniz.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

National Geographic POD