Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Buradan Giderken






Önce müzik.

İnterference'den Vaj Vaj...

Derinden gelen sese kulak verip,

içimdeki benle barışmak umuduyla açıyorum sesi bir kaç kademe daha.

Dalga sesleriyle karışılıyorsun beni yine,

Anlatmaya başlıyorum...



Bir bulut olsam.

Dolaşsam Dünyanın yüzeyinde diyordum,

teras katında yere uzanmış ufku seyrederken.

Evsiz, bir berduş olabilirdim,

hatta bir evim olmasa bile,

bir odam da olabilirdi.

Belki ağaç gıcırtılarıyla dolu bir gecemde.

Merdivende dolaşan ayak sesleri eşlik ederdi bütün geceme...

Olmadı...

Bulut olmakmış bana nasip olan,

Dünya yüzeyinde dolaşır gibi teninde dolaşmakmış.

Dolaşıp bütün sağnaklarımı sana adamak,

Sonra kaybolmak.



Yerini yadırgamış bir çiçek gibi,

solarmış yapraklarıma yazılmış satırlar.

Hergün bir sonrakinin geleceğini çalmış.

Dışa bağımlı,

yaşam destek ünitesinde,

bir hayat varmış senden önce yaşanılan.

Seninle noktalanmış.


Şimdi bu uzandığım yerden kalktığımda,

önce ayak izlerim,

sonra yatağındaki vücudumun çukuru,

ve en son anılarım kaybolacak.

Sabah yine yağan yağmur sesine şarkı söyleyecek

pencerene konan kumru,

Oysa çaldığım gitarın sesine eşlik edemeyecek,

Ben buradan giderken.


Nabız atışlarım düşecek,

başım dönecek, sendeleyeceğim,

belkide düşeceğim,

Anılarımıza takılıp.

Herzaman koşarak indiğimiz,

Tophane yokuşu bu kez ağır gelecek,

Böcekli tekel, içkisiz dia,

köşede üzüm aldığımız bakkal amca,

Devam edecekler durağanlıklarına...


Ya İçimdeki sevgi,

Kuru ağaçlara kazınmış aşk sözcükleri gibi baki kalacak,

Boyadığım pervazlar,

Duvarlar...

Zamanın izi solgun duvar yüzeyinde,

lacivertinde derin maviler bulduğum,

inciler topladığım dolabının yüzeyinde olacak.

hepsi bu...


Peki ya hepsi sözcüğüne sığmıyorsan?

Sensizlik mi içtiğim şarabın adı?

Hayır,

Bu böyle olmayacak...


Geri gelişlerin en güzelini dikeceğim,

Gözyaşı değil, sevgi akacak onun taç yapraklarına.

Ve arkamdan su gelecek,

Bahar hazırlığı başlayan dar sokaklarda..

Ben buraya geri gelirken.

(fotoğraf Peter Daverington'un Aya İrini konserinden)

POSTED BY Chopartypical
DISCUSSION 0 Comments

Bir Kenenin Pürüzsüz Vücut Aşkı...

Bir uçan kene olmasına rağmen, bayılıyordu kadın vücuduna. Tüm sene yaz aylarını bekliyor ve sahilde güneşlenen savunmasız ve pürüzsüz ciltlerle dolduruyordu arzularını .. Tek zevkiydi bu onun, bir uçan keneydi ancak tüyleri alınmış bir bacak onu en normal erkek insanı kadar heyecanlandırıyordu.


Yine, her sabah olduğu gibi gelmişti uğrak plajına. Güneşlenen kadınları seyre koyuldu konduğu bir gölgeden. Muazzamlardı. Denizde su topuyla oynayanları izledi, su toplarıyla beraber zıplıyordu memeleri. Saçlarından vücutlarına damlayan suları izledi. Ahenkle ve yavaş yavaş akıyordu sırtlarından kalçalarına doğru. Bir belgesel gibiydi bu plaj onun için. Tanrılar tarafından oynanan ve sunulan bir belgesel..


Öğle saatini biraz geçiyordu ve artık karnı acıkmaya başlamıştı. Pürüzsüz bir cilt bulacak ve ufak bir dokunuşla hem tatminini yaşayacak, hem karnını doyuracaktı.


Umarsız bir sarhoşlukla uçmaya başladı çıplak bedenler arasında. Kıllı erkekleri olanca hızıyla geçiyordu. Hem çirkin, hem tehlikeliydi onlar çünkü. Civarda karnını doyurmaya çalışan ve kadın vücudunun güzelliğinden zerre anlamayan diğer uçan kenelerin sonlarını görüyordu. Önce konuyorlar, sonra aceleyle hortumlarını saplıyorlardı kıllar arasındaki bedene. Acıyla irkilen beden, bir tokat olarak iniyordu üstlerine ve sonları, ayakları gökyüzüne bakar halde kumlara gömülmek oluyordu. Erkeklerden uzak dururdu. Kıllılarındansa ölesiye uzak dururdu.


Genelde yalnız bedenleri tercih ederdi. Arkadaşının üzerine konmuş bir uçan keneyi katletmeye çalışan yardımseverler de olurdu çünkü. Öğlene kadar gölgede vücutları izlerken, avlanmanın bir çok ayrıntısını da öğrenmişti. Erkeklerden ve kalabalık gruplardan uzak durmak en önemli maddelerdi. Erkek insanı hortumu yediği zaman sert bir ses çıkartır ve ani bir refleksle seni ezebilir, ancak narin bir bayanın yapabileceği en tehlikeli şey çığlık atmak olabilirdi. Ama genelde onlar en güzelini yapar; muazzam kalçalarından başlayan minik bir kas refleksiyle titrerlerdi.


Uzun uçuşunun sonunda, herkesten uzak, pürüzsüz ciltli ve bikinisinin üzerini çıkartmış güneşlenen bir tanesini gördü. Hemen dalışa geçip bacağının yanına kondu. Ses çıkartmadan izledi pürüzsüz güzelliği. Sekercesine zıpladı ve baldıra kondu. Çok istiyordu ama adeti değildi, hortumunu hiç bir bedene hemen sokmazdı. Önce bedenin tadını çıkartmalı, yakından izlemeli ve koklamalıydı; hissetmeliydi hücrelerine kadar.. Ufak bir sekiş sonrasında omuzlarındaydı. Bir vücuttaki en sevdiği yerlerdendi omuzlar. Ayrı bir havası vardı. Hele şimdiki bedende olduğu gibi, bir bayana göre fazlaca atletikse daha çok seviyordu. Kişisel bir zaaf gibiydi bu onun için, bir anlam veremiyor ve bir neden sunamıyordu bu omuz saplantısı hakkında..


Bir sıçrayış daha yapıp kalçalarına geldi. Burası son duraktı. Burada da biraz takılır ve emeceği kanı buradan alırdı. Pek kan olmayan bölgelerden biriydi belki ama en güzel kas irkilmesini burada yakalıyordu. Ufak bir irkilme ve titreyiş... Uvv..


Son izleyişlerini yaptı ve gerinerek sapladı hortumunu. İlk kan damlası ağzına geldiğinde hissettiği sert bir irkilme sesi ve inen darbenin etkisiyle, bedene girmiş olan hortumunun kendi gırtlağını parçalayıp, herşeyi karanlığa gömmesiydi...


Göğe doğru yükseliyordu döne döne.. Bedeniyle değil, ruhuyla..


Aşağıda, kumsalda, yüzlerce pürüzsüz bedenden bir tanesi, dört ayağı gökyüzüne bakan cesedini kuma gömüyordu. "İbneymiş .mına koduğumun çocuğu..." diyebildi gökyüzü bitip, artık karanlık hakim olduğunda...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 3 Comments

O Kadar Büyümedik Olm Lan?!

Bugün bayram ve biz Barış MANÇO'nun şarkısında söylediği gibi çocuk olmasak da erkenden kalktık. Hayır, bayram namazı ya da bayramın adeti olduğu için değil, her sabah işe gitmeye alışmış bünyelerin alışkanlığıydı bizi sabahın köründe ayağa diken.

Bayram olmasının değişik bir yanı yok bende mental olarak. Sadece Annaneme gitmem gerektiğini biliyorum ve sabahın kör saatinden itibaren yüzlerini daha önce hiç görmediğim çocuklar kapıyı çalıp şeker ya da para istiyorlar. Kapıyı açanın başörtülü bir teyze değil de, şort-atlet kombinasyonlu bir "lavuk" olduğunu gördükleri anda bu evden ne şeker ne de para çıkmayacağını anlıyorlar gerçi.

-İyi bayramlar
-Size de gençler!

Gelen bir gruba kapıyı açmadım ve delikten reaksiyonlarını izledim. Gerçekten on numara bir keyifti sabah sabah. 'olm kimse yok lan galiba', "anahtar var lan kapıda!", "bence açmıyorlar", "şimdi kıralım kapıyı, üstten atlayalım içeri höeahaheaööğ" müthiş repliklerden bir kaçı. Kısa boylu ve gözlüklü olanın kapının deliğine yaklaşıp içeri bakması ise gülmemek için dudağımı ısırdığım anın doruk noktasıydı dsofsd.

Bayramda güzel giyinmek adetini neden çıkartmışlar bilmiyorum. Dolap başında, sadece 15 merdiven inip Annenem ve dedemin elini öpüp geleceğim ve bunun için güzel giyinmem gerektiğini hissediyorum ve inanın, bugün hiç bir şey bana güzelmiş gibi gelmiyor. İsteksiz sevişmeden çocuk olmaz, gibi bir durum sanırım.

Çok eski bayramları hatırlıyorum ama. Çok heyecanlıydı. Mahallede el öpme için dolaştığımız kapıları, el öpen çeteden alınan "şu evde kimse yok, bu evde para veriyorlar" istihbaratlarını, her sabah radyoda çalan Barış MANÇO'yu ve hemen ardından gelen radyo tiyatroyu. Annanelerin elini öper ve yola çıkıp, şimdi 2389432. asfaltını yemiş ama o zamanlar hala toprak olan köy yolunda iner ve ablamla "Babannemin elini kim önce öpecek" yarışması için 1 kilometrelik yolu koşarak giderdik.

Şimdi kocaman yeğenim oldu ve benim elimi öpmeye çalışıyor. haha. Sanırım para bile bekliyordur ama ben hala hazır değilim o kadar büyüdüğümü kabul etmeye...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

Kandırılıyorsunuz!

Bugün Radikal'de Cengiz ÇANDAR'ın yazısını okuyana kadar Radikal'i adam gibi bir gazete sanırdım. Cengiz ÇANDAR kusura bakmasın ama bir halttan anlamayan, bir işe yaramayan bir gazeteci olduğunu gösterdi bugün bana. İki taksiye binip, bir "varoş" kadınla konuşarak, müthiş çıkarımlarda bulunmuş ve bir köşe yazısına imza atmış ve en sonunda da şöyle demiş:

Bunlara ‘EVET’ dememek için, ya ‘vicdansız’ ya da ‘Tayyip’e takık’ bir halde ‘ruh sağlığını yitirmiş’ biri veya kafası fosilleşmeye başlamış bir ‘bağnaz’ olmalıyım.
Allah’a şükürler olsun ki hiçbiri değilim!

Rengini gayet iyi belli etmiş. Takıldığım nokta "köşe"yazarının üslubu. Eğer zahmet olmayacağına inansaydım, her demogoji yapan yazara söyleyeceğim gibi; iyi yazar olduğu ve kelimeleri iyi kullanıp, aslında yanlış olanı, doğruymuş gibi göstermesini gayet iyi bildiği; söylemek olacaktı. Kelimeler çok basittir, eğer kullanmasını bilirseniz...

Şunu söylemeliyim ki; sokaklarda asılı olan pankartlarda yazan, demokrasi, kadınlara özel haklar, işçiye grev hakkı vs gibi hiç bir şey yok bu anayasa değişikliği paketinde. Okuduysanız görmüşsünüzdür zaten. Hatta işçi düşmanı çok tehlikeli bir madde var; ki bu madde sendikaların üyeleri adına yargı mercilerine başvurmalarını engelleyip, toplu sözleşme konusunda çıkabilecek herhangi bir problemin "Uzlaşma Kurulu" tarafından çözüleceği ve bu "uzlaşma kurulu"nun alacağı kararın kesin ve toplu sözleşme hükmünde olacağını belirtmektedir. Bu uzlaşma kurulunun kimler tarafından kurulacağı ve yönetileceği ve kimin hakkını savunacağı aşikar elbette. Anarşist düşüncenin temeline bakarsak, zaten hükümetlerin, hakim sınıfın çıkarlarını korumak için oluşturulmuş maşalar olduğunu fark eder ve bu uzlaştırma kurulunun kimlere hizmet edeceğini açıkça görebiliriz.

Tüm ilerici düşünürler bu anayasa değişimi sürecinin bir ABD (ve de Fettullah Hoca) oyunu olduğunu söylemesine ve kesinlikle "Hayır" ya da "Boykot" şıklarının tercih edilmesini söylemesine rağmen, yazar, Eski bir New York Times yazarının The Guardian'dan amaç belirtir bir paragrafını alıntı yapmış:

Eğer referandum geçerse bu, Türklerin askerin siyasete karışmasından gına
getirdiklerinin işareti olarak alınacak. Zafer, eğer Türkiye, Avrupa demokrasi düzeyine erişmek istiyorsa zorunlu olan tümüyle yeni bir anayasanın yazılmasına dair ilk planına geri dönmesi için hükümeti yüreklendirecek. Böyle bir sonuç, Türk devleti ile Kürt milliyetçileri arasındaki uzun ve şiddetli çatışmaya son vermek amacıyla Kürt gruplarla müzakerelerin başlatılması kararına da yolu açabilir.
Eğer anayasa değişiklikleri reddedilirse -ki anketler seçmenlerin bölündüğünü gösteriyor- ivme tekrar, laikliği korumanın demokrasiyi derinleştirmekten daha önemli olduğuna inanan eski elite dönecek. Cinayetler ve darbe komplolarına girişmekle suçlanan askerler hakkında açılmış davaların kapatılması talepleri yükselecek. Bazı önde gelen işadamları ise reformların yenilgiye uğramasının Türk siyasetini bulandıracağını ve bunun da yatırımcıları korkutmaya ve Türkiye’nin göz kamaştırıcı ekonomik büyümesini yavaşlatmaya yetmesinden korkuyorlar.”

Tüm cümleler özenle seçilmiş ve Cengiz ÇANDAR aracılığıyla zokanıza atılmış. Yemesi sizden.

Bu reform pakedinin eski ve yeni maddelerini okuyan herhangi bir insan aslında neler olduğunu çok rahat anlayabilir. Ama hepimizin bildiği gibi ne EVET diyenler ne de HAYIR diyenler bu pakedi, bu maddeleri okumadı. Eskilerini de bilmiyorlar, nelerin değişeceğini de. Ve böyle kelimelerin gücünü kullanıp "eğer hayır derseniz askeri cuntaya, darbeye davetiye çıkarırsınız pis gericiler"i gözümüze sokmaya çalışan yazarları dinler ve körü körüne inandığınız partinizin aslında ne yapmaya çalıştığını anlamaz iseniz sizlere seçim sonucu şimdiden hayırlı olsun. Ama yok, azıcık düşünme yeteneğine sahipsen zaten sen ne yapacağını bilirsin.

Akp ve onun gibi partiler, 12 Eylül darbesinin ürünleridir. 12 eylül darbesinden beri bu ülkeden alacaklarını almış, yiyeceklerini yemişlerdir ve şimdi onlara engel olan son pürüzleri de ortadan kaldırmak istiyorlardır. Bu anayasa değişikliği paketine evet denirse, 12 eylül darbesinin anayasasını ortadan kaldırmak daha zor olacaktır. Bu değişiklik pakedine Evet harici ne denirse denebilir. Zira anlatıldığı gibi 12 Eylül darbecileriyle kimsenin hesaplaşabileceği yok, Kenan paşa yine sikko resimleriyle takılabilecek Bordum'da.. Sadece yeni 12 Eylül'lerin yapılmasında zorlaştırma var. Ancak 12 eylül'ün tohumlarının kendi yaratıcılarını yok etmeleri mantık olarak mümkün değildir ve kimse yemek yediği tasa "işemez"...

Üzerinde HAYIR yazan afişler toplatılıyor, HAYIR yazan broşür dağıtıcı gençler tartaklanıyor ve bunları yapan EVET diyecek olan "demokrasi aşıkları". Bi siktirin gidin afedersiniz.

Cengiz ÇANDAR gibilere de gidip parti broşürü falan yazmak kalıyor artık.

bknz:
Anayasa pakedi karşılaştırması

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 0 Comments

Hastanın Şarkısı: Decimation - Nocturnal Chaos

Efendim selamlar!

Dumanı üstünde olan bir albümden, lezzetiyle ve tekniğiyle beni benden alan muazzam bir parça paylaşıyorum bu sefer sizlerle.

Tarz olarak muhtemelen takipçi kitlemden kimsenin sallamayacağı bir tarz olsa da müzikal olarak baktığınızda, sertliği bir kenara atarsanız, alt yapısındaki muazzam müzikalite ve emeği görebilirsiniz bence. Ki ben Brutal Death Metali pek sevmem. Ama bu grupta başka bir şey var, özellikle bu parçada bambaşka bir şey var. Vokal tekniği de muazzam, ritim duygusu da. Neyse.

Decimation Ankara'dan bir Brutal Death Metal grubu. Müziğin sertliğine bakmayın, hepsi çiçek gibi çocuklar sdfsdmı. Gitarda pek sevdiğim sevdiceğimin kardeşi Erkin, davulda müzisyenliğine uzun zamandır hayran olduğum, bir türlü tanışma fırsatı bulamadığım Goremaster Cem abi, bas gitarda Mert, diğer gitarda Emre ve vokalde Volkan'dan oluşuyor grup. Yazının başında da belirttiğim gibi albümleri Amerikalı bir firma olan Comatose Müzik tarafından daha yeni piyasaya sürüldü. Yakın zamanda metal müzikle alakalı satış yapan tüm mağazalara ulaşacak sanırım.


Tüm bunlar bir yana, elemanlarını tanımıyor olsam da bu gruba kesinlikle hayran olur ve destekçisi olurdum. Müziklerinin kalitesi gerçekten üst düzeyde ve bu parça özellikle arıza olarak nitelendirilebilecek türden. Zaten Goremaster ne yiyip içiyor, nasıl bir enerjiyle çalıyorsa o davulu parçaya muazzam bir tekniği var herifin ve ben, müzik-kulağı-fakiri bir insan olarak sadece ağzım açık izleyebiliyorum ehueh.

Fazla uzatmaya gerek yok. Tüm dünyadan sağlam tepkiler alıyor şu ara albüm ve umarız hakettikleri yerlere varabilir ve yıllar sonra Decimation dendiğinde Death Metal arenasında isimlerinin hatırlandığını görebilirler.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 1 Comment

HE YANİ EVET

Selamlar efendim. Naber? İyidir benden de!

Çok fena bir şey lan ramazan. Kaldırsınlar artık bence. İnsanlarda trip oluşturuyor. Sokakta yemek yiyemiyorsun misal. Sakız bile çiğneyemiyorsun. Misal bugün motorda karşımda oturan adam dudaklarını mırmırmırmır diye oynatırken; ki dua okuyor, biliyorum, çocukken ben de okudum, çok kötü, pis pis bakışlarla süzüyordu bizi. Herkes saygı bekliyor. Sikerler saygısını afedersin. Ki benden daha saygılısı yoktur, emin olun. Günlerim aç kalmakla geçti şu mübarek ramazan ayında. Tüm oruç tutanlar saygı bekliyor. Önümde yemek yeme, önümde su içme. Ben mi diyorum sana oruç tut diye? Tutma abi darlanıyorsan? Ben senin oruç tutmana karışıyor muyum? Senin yüzünden yemek yiyemiyorum lan manyak adam? Sokakta yemek yiyenden etkileneceksen bi siktir git tutma oruç o zaman? Bunu nefsini kontrol edebildiğini göstermek için yapmıyor musun zaten? E, yap o zaman? Benden ne istiyorsun?

E, mahallemdeki tek tekel bayi kapatıyor tükkanı. Üsküdar'ın merkezinde açık tekel bulmak için çılgınlar gibi yürüyorsun. Her şey aleyhimde delil olarak kullanılıyor lan! İçmiyorsan içme ama bu tekel bayiciklerden ne istiyorsun. Adamlar nasıl baskı görüyorlarsa; ki bizim mahalle bu konuda düşman başına, tükkanlarını açmaya korkuyorlar. Al işte, bana saygı göstermiyorsun sen. İçme özgürlüğümü alıyorsun elimden. Cehennemde yanmak istiyorum ben hocam, sana ne?..

Çok içerliyorum okuyucu. Alkol alma özgürlüğüm elimden alındığında gerçekten sinirleniyorum. Mahallende büyük bir süpermarket falan yoksa sıçtın. Otuz gün boyunca alkol haram sana. Kilometrelerce uzaktan evine alkol taşımak zorundasın. üf. Derdin böylesi düşman başına.

Aklımdaki tüm çelişkilere rağmen sırf bu libidosu bozuklara inat gidip referandumda kıçımın rahatını bozup HAYIR diyeceğim lan! msdıofs

Aklımda çelişki bol. Ona yalan diyemem. Çok sıkı bir boykotçuyum aslında. Koca anayasanın çük kadar maddelerini değiştirmekle ne değişir, bu darbe anayasasını korumakla ne değişir... Kim işine ne gelirse onun peşinde. Ama bunlar Evet diyorsa kesin vardır bi ibnelik. msdfsa.

Yok yok, herşeyin farkındayım. Her maddenin ne anlama geldiğini görüyorum. Boykot etmek istiyorum ama sokaklarda gördüğüm pankartlar sinirimi bozuyor biraz. "Bu adamlar"ın dedikleri olmasın diyorum. Gerçekten "bu adamlar" lan.

Şunu gördüm birkaç saat önce:

HE YANİ EVET (renklerine kadar herşeyiyle aynısını resmetmeye çalıştım)

Abi üzgünüm, böyle bir pankartı hazırlayan adamla aynı düşünceleri paylaşamam. Sen ne diyorsan ben gayet tersini yaparım. Bu ne lan. Fotoğraf makinam olsa, çeksem, pulitzer ödülünü alırdım. Bu ne lan samıofs. Heeeeğ, yani evet. Ölün gidin lan. Üsküdarlı Rizeliler derneği. Yazık. Evet demenize bir şey diyemem, ki neden evet diyeceğini gayet iyi anlatan adamlar var, takdir ediyorum. Bana doğru gelmese bile adamın söylediği, inandığı bir şeyler var. Ama adam HE, YANİ EVET. diyor. Abi bi siktirgit allaasen.

İçiyorum şu an. Ve pek mutluyum. Malevolent Creation (malavuran kırıeyşın) yeni albüm çıkartmış, onu dinliyorum ve bu sikimtrak yazıdan sonra hakkımda düşünecekleriniz de beni pek ilgilendirmiyor. İnadına hayır dicem lan sdmıofsd heee, yani evet. yazık abi.

Hele Erdal Eren'i falan kullanmıyorlar mı orada.. Erdal Eren'in ne suçla yargılandığını bile bilmiyorlardır. Ki bilseler "iyi olmuş şerefsize" derler. Üzülüyorum cahilliğimize, araştıramayan beyinlerimize. Ama şu an daha fazla yazasım yok. Kafam da basmıyor zaten. Öptüm bye.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 10 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu