Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Gördünüz mü? Büyütülecek Bir Şey Yokmuş...

Yıllar önce, küçükken, ufacıkken Beşiktaş'lıydım. Babam Beşiktaş'ı tutuyordu çünkü. Sonra büyüdüm. Çevresel faktörleri de hesaba katarak Fenerbahçe'yi tutmaya başladım. Sonraki zamanlarda Beşiktaş'a sempati duyarak devam ettim Fenerbahçe'li hayatıma. Yıllar geçti. Tribünlere dahil oldum. Sarı - Lacivertli çubuklu formamla her maça gider oldum. İnönü'yü gördüm, Sami Yen'de bilet bulamadığımdan rakip takım arasından girdim maça, taşlanarak kendi tribünüme geçtim. Job yedim. Uzatmaya giden maç yüzünden eve yürüyerek gittim ortaokul çocuğu halimle. Taraftarları tanıdım. Ve şimdi Çubuklunun en ezeli rakibi olarak görülen Galatasaray'dan daha az sempati duyuyorum Beşiktaş'a. Bunun sebeplerini tartışırız elbet daha sonra..

Ama afedersiniz ama, az da olsa futboldan anlıyoruz. Çok konuşup, gazetede kendilerine ayrılan köşelerde maçın önemli anlarını yazanlardan daha fazla anladığımız da kesin! Ki genel olarak baktığımızda spor yazarı kitlesi böyle aslında. Elbet yapacak pek az şey var.

Hal böyleyken, sezon başlangıcında Beşiktaş'ı şampiyon ilan eden her bireye karşı dudağımın (ya da kıçımın) kenarı ile gülüp geçmiştim. Guti ve Quaresma gibi transferlerle bir anda şampiyon olunabilseydi Fenerbahçe yıllardır hiç fire vermeden her sene şampiyon olurdu. Keza Quaresma büyük maçların adamı değil. Öyle olsaydı Inter'de yıllarca yedek oturmazdı. Bu ligde mücadeleci ve iyi görünüyor ancak derbilere ve geçtiğimiz sezonlardaki Quaresma'ya baktığımızda Quaresma'nın gerçek kimliğini çok açık görebiliriz. Zaten halısahada yaptığınız maçlarda bile bu böyledir: Çok çalım yapmayı seven, adam geçmeyi seven, yıldız oyuncu olmaya çalışan tüm oyuncuların ortak özelliği mücadeleci olmamalarıdır.

Olaya muazzam yorumcu Ömer Üründül'ün o hiç değişmeyen girişlerinden olan "günümüz futbolu" ile başlarsak bu oyuncunun aslında 34 maçlık maratonun, 10 maçında sahneye çıkabilen figüran olabileceğini görebiliriz. Mücadele etmeye çalıştı, "sahada kanını akıttı", vesaire, ve şu an sakat. Bu oyuncunun iş yapmayacak, mücadele edemeyecek karakterde olduğunun en büyük göstergesi işte. Derbilerde iyi izleyiniz. Hangi maçta harikalar yaratacak göreceğiz.

Guti olayına gelince. Guti sağlam oyuncu. Araya pasları muazzam ama hepimizin bildiği bir gerçek var: Adam doymuş. Çok sikinde değil artık dünya işleri. Manita ayıklama, para yapma derdinde tıpkı Roberto Carlos gibi. Yoksa dünyanın en taşşaklı liginden Türkiye'nin toto ligine gelmezdi, buna hem fikiriz. Beş maç oynayıp, iki maç yatarak sezonu tamamlayacaktır muhtemelen. Yani Roberto Carlos kadar yararlı olabileceğini bile sanmıyorum; ki Carlos'un son sezonu sırf zarardı ehe.

Beşiktaş'ın tek transferi var. O da daha önceden almış olduğu Ernst. Adam muazzam bir adam. Kişilik, karakter, futbol bilgisi, becerisi; herşey oturmuş yerine ve bu adamda vücut bulmuş. Beşiktaş kulübünde olduğuna üzülüyorum bu adamın ehe.

Ve nitekim bu akşam da çaktılar Beşiktaş'a. Ve emin olun devamı gelecek. Beşiktaş hiç bir zaman büyük kulüp olamadı ve olamayacak. Saraçoğlu'nda aldıkları beraberliğe sevinecekler her zaman.

Bu sene böyle geçecek. Görünüz mü? Büyütülecek bir şey yok.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments
Bu gadget'ta bir hata oluştu