Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Belli Oluyor!

Yaşlı amcaların gerçeği kabullenememesini -kabullenememe; oldukça komplike bir kelime değil mi sizce de?- kabul edemezsem ben de onlar kadar inatçı olur muyum lan acaba? Bence olmam. Çünkü bariz bir şeyden bahsediyoruz şu anda!


Saçları olmayan amcaların, yanlarda kalmış saçlarını uzatıp, uzamış olan tellerini kel kısmına doğru tarayıp diğer tarafa ulaştırarak oradaki kel kısmı kamufle etmeleri... Bknz: Devlet bakanı Faruk ÖZAK. Buradan Faruk ÖZAK'a sesleniyorum: Sayın bakanım! Kel olduğun belli oluyor. O yandan çıkan saçlarınızı kel kısımlara doğru tarıyor olmanız, biz insanları, saçınız olduğu konusunda zerre ikna edemiyor. İnanmıyoruz. Ama bunu dile getirdiğim için bana dava açmanıza gerek yok.

Diğer amcalar da bu açıklamamı üstlerine alabilirler. Kaçış yok. Bir gün hepimiz kel ve göbekli olacağız. Bunu gizlemenize gerek yok. Şu an etrafınızda dolanan tüm taş hatunların koca kıçlı ve sarkık memeli olacağı gerçeği gibi bir durum bu.

Onun ötesinde bugün bir tanesini gördüm; hem yandan taramalı kamufle yöntemini kullanmış hem de saçlarını boyatmış. sdaıofsad. DABIL handikap! Her şey açık ve ortada. Kafasını kuma gömmüş bir devekuşu gibi; saçlarını boyatmış bir albino gibi...

Dip boyanız gelmiyor mu olm sizin mdsmfasm.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

yine de o şarkı hiç bitmesin istersiniz

Sanki, seri bir şekilde sola yönelmek her gün yaptığım bir şeymişcesine, hızlı hızlı indiğim merdivenlerin bir diğer etabını yine aynı hızda tırmandım. Parmaklarım birazdan bulacağım 5 kuruşu tutabilmek için gereken şeklini almıştı.

Seyrine koyulduğum yolumda aniden 2 kadın ve bir çocuğun -ki birisinin annesi olduğunu anlamak güç değildi, çimenlere atılıp koşmaya başlaması ve yağmış yağmur yüzünden minik bir gölete dönüşmüş çimenlerden sıçrattıkları sular, ramazandan beyinleri gidip gelen insanlara tiyatro etkisi yaratmıştı. Saliselik çektiğim azar seramonisine katlanmak zorunda kalan koyun sürüsünden bir kaç kaçığın kendilerine gelmeleri pek uzun sürmedi.

Böylece metrobüse binerken yarattıkları azameti yenilemeye ve hayatlarında tek gayeleri hep bir yere yetişmek olan insancıklar rolüne geri dönüverdiler.

Oysaki o an, tek başıma yürümenin vermiş olduğu yoksunlukla günlük yaşantım hakkında beyin fırtınası yaratıyordum iç dünyamda bir yerlerde.

Her sabah ya da mütemadiyen;
bir şekilde göz göze geldiğim, bacakları parantez olan ama giydiği kıyafetleriyle çantasına ve ayakkabılarına nasıl bu kadar başarılı bir uyum sağlayabiliyor bu diye, beni düşünmek zorunda bırakan enteresan gözlüklere sahip teyze,

önünden geçerken gördüğüm çalıştığı firma yüzünen, bilgisayar mühendisliğinden mezun olarak yazılımcı programcı tarzı bir şahış olduğuna kendimi inandırdığım ve hep aynı köşede bazen yanlız bazen de, değişkenlik gösteren arkadaş takımıyla mesai öncesi sigara içen genç,

aynı yerde her seferinde, bozuk paralarını sayarken yakaladığım, harçlığını simit satarak kazanan genç,

köşeyi döndüğüm vakit dışarıya koydukları ıvır zıvırların tozlarını en ince ayrıntısına kadar aldığını yakaladığım aktarcı genç ve bunun gibi kendinizi kasmasanız da bir şekilde muhakkak size, rastlantı tesadüf ya da olasılıkların neler olduğunu gösteren pek çok durumla karşılaşmanız, ister istemez cevap sız sorulara yönelmenizi sağlıyor.

Alışkanlıklar geride kalabiliyor, eskiyi özleyebilirsonuz, istediklerinizi elde edemeyebiliyor ve istemediklerinize de zorla sahip oldurulabiliyorsunuz. Kendinizle aynı bilince sahip olamayan bir çevreyle bile olmak gününnüzün geri kalan bazı kısımlarında anlık fütürsuzluklar yaratınca yadırganabiliyorsunuz.

Aslında sevdiceğim gibi rahat olmak var, kasmadan olabildiğince ama işte bunu görebilip yaşamak gerek ki anlam verebilesin. Onun gözünden bakabilmeyi başarmak var. Rahatlığın hangi rahatlık olduğu ise hayatın her anında gizli ve dolayısyla u can't touch this

POSTED BY Darkohl
DISCUSSION 0 Comments

Abdullah'mıyım ki Gül'eyim...

Bilmiyorum. Sanırım yavşak biriyim. Ya da ciddiyetsizim her türlü ortamda ya da adam yerine konulmuyorum ya da hatunlar bende bir potansiyel görüyorlar ve şanslarını yitirmek istemiyorlar. Yıllardan beri, ciddi ya da tamamiyle yavuşak bir ortamda, yani ortamın nasıl olduğu mühim değil, her türlü ortamda, aynı yaşıtım olan herhangi bir erkek insanına "abi" denirken, bana hiç "abi" dememiştir bu hatun insanları. Bana abi denmemesi zerre s.kimde değil elbette ama neden onlara diyorlar? Nedir yani?..


Geçen gün düşündüm, taşındım, eğer ki bir gün cinayet işlemek istersem en tehlikesiz cinayet işleme tekniği nasıl olur acaba diye düşündüm. Aslında böyle gelişmedi tabi olay, ben şimdi kılıf uydurmaya çalışıyorum. Bildiğiniz sıçıyordum ve aklıma geldi; insan sıçarken çok savunmasız. Yani o ıkınma ya da yıkanma-silinme anında içeriye herhangi biri girse yapılabilecek ilk iş çükünü-kukunu saklama ihtiyacı olur. Refleks bunu gerektirir yani. Deneyin. Bir gün umumi bir helada çat kapı girin içeri. Ben denedim. 10 kişiden 9'u "yuh ulan ayı" dedi ama tabi konumuz bu değil. Hepside otomatik olarak apış arasını kontrol altına aldı, eliyle kapattı falan. Otomatik bir güdü. "Çükler ve kukular gösterilmemelidir." Çocukken bir ikon olan çük uzvu, büyüyünce gösterilmiyor ve "göster amcana çükünü" tabusu 12-14.ncü yaş günleri arasında yıkılıyor ve otomatik olarak 12-14.ncü yaş günleri sırasında çük ve çevresinde çıkan tüyleri gizleme, utanma güdüsü giriyor devreye. Neyse işte. Anladınız siz. Bu evrede insan tamamıyla savunmasız oluyor. Çek silahı, dur karşısında herifin, o hala çükünü göstermeme derdinde olacaktır. Kesin. Deneyin göreceksiniz.

Şu belediyenin çözümlerine de hayranım bu arada. Metrobüsler çok sıkışık dedik, ezilerek yolculuk ediyoruz, dedik, adamlar hemen çözümü buldu. Bir zam çaktılar -ki bundan daha evvel bahsetmiştim, süpersonik 'geri ödeme cihazları' style- şimdi ferah ferah gidiyoruz. Her basış iki çekim alıyor, 3 durak içinde inersen o süpersonik geri ödeme cihazları sana bir kontörünü geri yüklüyor. Müthiş çözüm. Neyse. Hal böyle olunca metrobüs kullanımı eskiye nazaran -impaled nazarane oh yes!- daha azaldı. Büyükşehir belediyesine çok teşekkür ediyor ve zamları protesto edenleri kınıyorum! sdmıofa

Ha bu arada, iddaa olayındaki şanssızlığımı kırdım! Dün sevgili Onur kardeşime söylediğim hemen hemen tüm maçlar tuttu ama şanssızlığımı bildiğinden pek sallamamış, o da yatmış ve bende şanssızlığımı bildiğimden ben de oynamadım ve ben de otomatik olarak yatmış oldum. Ama olsun bana umutla geçen, günlerim yeter! sdamıfosa Ama en sikkosu da canlı skoru takip edip, bahis verdiğin takımın son dakikalara berabere girmesi ve sen maçı izliyormuşçasına, bahis verdiğin takımın adının yanında bir top işareti belirip, orta hakemin orta yuvarlağı göstereceği anı bekliyorsun stres içinde. O anlar bahisçiyi yaşlandırır a dostlar! Ya da bahis verdiğin takımın son dakikalara bir farkla önde girmesi ve senin maçın bitiş düdüğünü teskere bekleyen asker misali beklemen... Ama neyse. Artık kurtuldum bunlardan çünkü şanssızlığımı kırdım. Bence kırdım. Olsun.

Çıkmam lazım artık. Gidip basketbol maçının biletlerini alacağım daha. oho-ğo.. İşimiz çok.

Bir de; artık öğretmenler gününde dolmakalem falan almak yasaklansın amk sdmıfsa. Bıyığı çıkmayan öğretmenlere takma badem bıyık alın misal. Adam çok dua eder. Şimdi CV'lerde referans gibi o badem bıyık. Bayan öğretmenlere de türban ;) Cikssss!

Sevgiler, esen kalın!

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 2 Comments

Orhan Veli... 36 Yaşındaydı...

Dün gece yazdım ama blogger yüzünden yayınlayamadım bunca saate kadar. Geciktik. Olsun. İlahi Cem...

Bugün çok sevdiğim bir "insan" olan, Sunay AKIN olmasa, hatırlayamazdım "yarım saat" sonra en sevdiğim şair olan Orhan Veli'nin ölüm yıl dönümü olduğunu...

Orhan Veli... 36 yaşındaydı öldüğünde ve geride, ölümünden 60 yıl sonra bile hala ezbere söylenebilen onlarca şiir bıraktı.

Aslında, bakmayın siz Seyfi Abi'ye; pek anlamam şiirden, şairden; ki yıllar önce hiç anlamazdım. Lisedeyken, hiç sevmediğim edebiyat dersinden, ek not olsun diye -ve aslında yazmak zorunlu olduğu için- dönem ödevi sırasında ilk sıraya yazdığım "edebiyat" dersi öğretmenimin bana bir "şair"in hayatını araştırmasını istemesi gerçekten rahatsız etmişti beni. Üstelik bir kitabını alıp, okul kütüphanesine bağışlamamı istemişti. Edebiyat + Şiir + Şair + Para verip kitap almak + bu aldığın kitabı BAĞIŞ yapmak... Adeta büyük bir kabus. Handikaplar ötesi.

Aldığım kitabı mecbur karıştırmak zorunda kaldığım zaman aslında şiirin bana uzak bir şey olmadığını gördüm Orhan Veli sayesinde. Ki Orhan Veli o gün hayatıma girmemiş olsaydı, hala daha uzaktı bana şiir; ki hiç bir şiir ve şair, Orhan Veli kadar yanaşamadı hala bana (Seyfi rules)

Kendimden bir parça, yaşadığım bir hayat, gördüğüm sokaklar ve alamadığım zam'dı Orhan Veli'nin şiirleri. Benim gördüğüm, yaşadığım, bakarken gözlerimi sulandıran hislerdi. Belki o zamanlar bunu şu an hissettiğim kadar hissedemiyordum ama o anlarda bile benim geleceğimde ne olacağımı, nasıl düşünebileceğimi gösteren kişiydi aslında Orhan Veli...

Bakakalıyordum giden geminin ardından bir iş muhabbetinde ve atamıyordum kendimi denize, çünkü çalışmam gerekti.

Kamyoncunun karısına söylediği gibi söyleyebiliyordum bir kaç hatuna; yapma, senin eniştende gözün var!

Harbe giden sarı saçlı çocuğu düşünüyordum, haftasonları işe giden sarı saçlı çocuk olarak. (minikken sarı saçlıydım ben)

Gözlerimi kapatıyordum boğazdan karşıya geçerken ve bir zamanlar sigara içerken.. İçime çekiyordum İstanbul'u.. Belki Orhan Veli kadar temiz havasıyla çekemiyordum ama her seferinde gözlerimi kapayıp yaşıyordum dok'lardan gelen çekiç seslerini...

Bana çok şey ifade ediyor Orhan Veli. Tüm şiirlerini okuyup, bir çoğunu yüzünde milyonlarca mimik ve tebessümle okuyan biri olarak, onu ölüm yıldönümünde anmak istedim. Edebiyat bile yapmış olmaya çalıştım sanki. Saçmaladığıma eminim. Olsun. Seyfi abi haricinde pek şiirsel aktivitelerim olmasa bile, Orhan Veli... Büyük adamdır. Şairdir. Bizden biridir...

İçimden gelen iki şiir..

İlk yemişini bu sene verdi,
Kızılcık,
Üç tane;
Bir daha seneye beş tane verir;
Ömür çok,
Bekleriz;
Ne çıkar?

İlâhi kızılcık!

--

beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 0 Comments

Closed... v.2

Herkesin kendi s.kinin keyfinde yaşadığı zamanlardan geçiyoruz. Özellikle ben, çuvaldız sahibi olaraktan, gün içinde sikko yazıcılarımı tamir ederken aklımda onlarca hikaye kuruyor, bazılarını not alıyor ve akşam olup, eve geldiğim zaman ise umursamaz bir dudak büküşüyle hiç birini taslaklara bile eklemeden silip atıyorum hafızamdan.

Yazarken kafa rahatlığı şart çünkü. Oturduğun yerden, dinlediğin müzikten, akşam yemiş olduğun yemeğin lezzetine kadar bir çok şey etkiliyor düşünme hürriyetini. Gün içinde yediğin bir zılgıt, akşam otobüsünde hal ve hareketi nedeniyle kendisinden nefret ettiğin bir insan evladı, gazetede okuduğun zam haberi, yaklaşmakta olan aysonu ve yaklaşmakta olan aysonunun cebinde bıraktığı boşluk, yaşadığın bel ağrısı, ufak bir hareketinle ona eklenen boyun tutulması, ellerine ve ciğerlerine bulaşan toner tozu; gülümseyemeyişin yani; etkiliyor insanı ister istemez ve aklından geçen zilyonlarca cümle uçup gidiyor ya da sen, itiyorsun elinin tersiyle onları...

Şahsım adına böyle durum. İsteksizlik değil ama farklı bir durum bu. Ve bu durum hayatımın büyük bir bölümüne yayılmış gibi duruyor şu aşamada. Bira bile istemiyor canım; ki bunda biranın 3.05 TL'na yükselmiş olmasının büyük etkisi olacak önümüzdeki günler için, futbol izlemek eğlendirebiliyor bazen, oynamak da istemiyorum şu aralar; ki oynamıyorum bir kaç zamandır; ki zaten isteksizliğimin yanında bedensel ağrılarımda etkili bu oynamama kararımda.

Aklımda bir sürü proje var aslında. Yepisyeni siteler, kahramanlar ve seriler var. Ama yapacak direnci gösteremiyorum bir türlü. Olur elbet.

Diğer yazarımsılar zaten hiç ortada yoklar. Onların ortalarda olmayışı da beni etkileyen nedenlerden elbet.

Yakın gelecekte düzen, dizayn, hede ve hödö olmak üzere bir takım değişiklerle buralarda olmayı ümit ediyorum; Sevgili 3 kişilik okur kitlesi...

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN ,
DISCUSSION 10 Comments

National Geographic POD