Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Hep O Baggio Yüzünden...


Küçüktüm ufacıktım, top oynar acıkırdım ve dış dünyadaki gelişmeler beni pek ilgilendirmezdi. Beni en çok ilgilendiren konu, o maçta kaç tane gol attığım, bir dahaki maçta kaç tane atacağım ve bir de kötü bir şut sonrasında top sahasından yokuş aşağı yuvarlanan topu yakalama süremdi. Atan alır, kural böyle. Atanın almasından ziyade, topun sahibi ben olduğum için o aşağı doğru süzüle süzüle yuvarlanan topun alınması benim için ayrı bir önem ifade ediyordu.


Her top oynayan genç bünyenin bir topu olmalıdır. Daha doğrusu her genç bünyenin bir top sahibi olma hayali vardır. Zira bu büyük bir ayrıcalıktır ve çocuk zihinlerindeki en tehditkar cümle olan "top benim, oynamıyorum!" cümlesini kurma ve maçı yarıda bırakma ve hatta top sahibi insanın yetişme koşullarındaki kibir oranına göre hiç başlatmama gibi ekstra özelliklere sahip olunabilir bu sayede.

Ama topun da top gibi olmalıdır. Misal cılız bacaklarımızla topa vurduğumuz zaman o top Hami Mandıralı'nın çektiği şutlar gibi uçup gitmemelidir. Gitse daha iyi olur tabi ama o topun vurduğun zaman uçmayanı, bilakis vurduğun zaman kayaya tekme atmış hissi yaratanı makbuldür. O zaman daha bi şekilli olur top sahibinin forsu. Çünkü "büyük adam topu" vardır onda. Klasa gel. Mikasa topları efsaneydi bu konuda. Mikasa topun varsa sahaların efendisisindir hacı. Her maçta banko forvetsindir. Paslar sende buluşur. İstemediğin adam oynamaz. Sevmediğin adamı kaleye sokabilirsin ki her çocuk bilir, kale en kötülerin yeridir. Bir boktan anlamaz, beceriksiz bir adamsan kalecisindir.

Ama (ama ile başlayan cümleler ve paragraflar benim olayım mıdır lan amısına koyim?! "Başka yerde yok" gibi bişiy.) kalecilik aslında özeldir lan. İyi kaleciysen her maçta banko varsın. Bir iyi kaleciler, bir de top sahibi olanlar bankodur maçlarda ama biz bunu çocukken anlayamadık, algılayamadık. Hep o kodumun Maradonası yüzünden falan bunlar. O ibne Del Piero ve Roberto Baggio yüzünden. Son dakikada atılan golün ve son dakikada kaçırılan penaltının yüzünden.

İzlerdik ve hayal ederdik. O ışıkların altında, flaşların patlamasında, her adımında gerilen ve heyecanlanan, ayağa kalkıp sesinin desibelini biraz daha artıran seyircilerin önünde, her adımında yaklaştığın kalecinin yüz ifadesinde, pozisyonu okuyuşunda, seni durdurmak için tüm bedeninin önüne seren ama bir çalımınla tüm mal varlığını kaybetmiş hissine kapılan defans oyuncusunda, titreyen filede, ezdiğin çimde.. Hepsinde kendimizi hayal ederdik ağır çekimde, o topun arkasında ve karşımızda bu sahnelerle, golü attığında yıkılan hayalleri, doğacak güneşleri ve maç sonu röportajlarımızı hayal ederdik ve hep başroldeydik.

Şimdi bile hala hissederim o hisleri, yaşarım Fener formasıyla maça çıktığımız ya da kaderin ağlarını ördüğünü ve Galatasaray'da oynadığımı ve Fener maçında neler yapacağımı. Terlerim, hislenirim ve en sonunda küfrederim derinlerden gelen bir düş kırıklığıyla...

Hep o Baggio yüzünden, hep o Kostadinov yüzünden...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 0 Comments

Devlet mi?

Devlet mi? Bu da ne? Hadi! Kulaklarınızı açın, halkların ölümü ile ilgili sözlerimi söyleyeceğim size şimdi.

Devlet, soğuk canavarların en soğuğudur. Kılı kıpırdamadan yalan söyler; şu yalan dökülür ağzından: "Ben, Devlet, halkın kendisiyim."

Yalan!

Devlet iyi ile kötüyü anlatan tüm dillerde yalan söyler; söylediği her şey yalandır -ve elindeki her şeyi çalmıştır.

Devlet ya da örgütlenmiş ahlâksızlık içeride: Polis, mahkemeler, sınıflar, ticaret, aile; dışarıda: savaş, fetih, öç alma.

Friedrich Nietzsche

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 0 Comments

National Geographic POD