Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Kamonbengyorheds!

Geçenlerde otobüste gidiyorum ve bir gerçekle yüzleştim. Kulaklığın iyisini nasıl anlarsın?!

İyi kulaklık, otobüste ağlayan bir çocuk varsa gösterir kendisini. Ağlayan bir çocuğun sesini duymamak elbetteki mümkün değil. Yani iyi kulaklık değil, über kulaklık, altın kaplama kulaklık olsa yine duyarsın o çocuğun sesini. Teknoloji henüz o kadar ilerleyemedi ve ilerleyebileceğini de sanmıyorum açıkçası. Neyse! Ağlayan çocuğun sesini ne kadar az duyuyorsan, yani kulaklık ve müzik ne kadar az duymanı sağlıyorsa; işte o kadar teşekkür etmeli ve mutlu olmalısın! Çünkü sen müzik açısından da, kulaklık açısından da iyi seçim yapmışsın! Aferim, böyle devam et.

Müzik deyince, ben her zaman şöyle düşünmüşümdür -desem yalan olur çünkü her zaman böyle düşünmedim- bir parça en fazla 3 ila 5 rifften ve de araya serpiştirilmiş hastalıklı bir solodan oluşmalıdır. Bence en temizi, en güzeli, en hası, en heyecan vericisi bu'dur! Asphyx solisti Martin amca da böyle söylemiş yanlış hatırlamıyorsam. Koca adam, yalan söyleyecek değil ya?!

bknz 1:


bknz 2:


bknz 3:


Diskmanime tekrardan kavuşmanın vermiş olduğu gazla ve hazla, tekrardan kendime oluşturmuş olduğum devasa çekme CD arşivimi dinlemeye başladım. İlk haftada seçimlerim oldukça muazzam oldu. Yani, seçim derken "ne dinlesem" tribinde değil, aradan üç CD çekerek yapıyorum seçimleri. Tamamen şans işi yani. Neyse, şu ana kadar çektiğim CD ler gerçekten zamanında severek dinlediğim gruplar ve albümlerden çıktı. Misal bir Dark Tranquillity, benim en sevdiğim grup olma özelliğini korumuş ve uzun süre liderliği kimseciklere kaptırmayarak kırılması güç bir rekora imza atan bir üç sayı şampiyonu gibi karizma yapmıştır.



Aralardan çektiğim altı CD'den iki tanesi Dark Tranquillity'nin en taşşaklı albümleri olan The Mind's Eye ve The Gallery albümü çıktı. Ve iddia ediyorum, ki bu konuda ciddiyim ve ısrar eder, ikna olmazsanız kafanızın etini yerim; yeryüzüne gelmiş en iyi iki melodik death metal parçası bu iki albümden çıkmıştır. Birincisi The Gallery albümündeki "Lethe"dir, bir diğeri ise The Mind's Eye albümündeki "Hedon"dur. Diğer grupların, diğer albümlerindeki diğer efsane parçaları sıralayabilirsiniz ama ilk iki kesinlikle belli. Tartışmak yersiz. (Tartışma esnasında çirkinleşebiliyorum)

Bir de, müzik dinlemek için hala diskman kullandığımı gören insanlar neden şaşırıyorlar, anlayabilmiş değilim. Keza ben gayet seviyorum diskman aletini?! Piller uzun süre gidiyor, müzik kaliteli, zıplamaz ya da uçaktan atlamazsan takılma falan yapmıyor. Gayet kullanışlı alet. Hem ben hala yurtdışından CD sipariş eden bir adamım. O kadar CD'yi mp3 formatına çevirmek için mi sipariş ediyorum ben hacı?! Ha, param olsa alırım o eski tip 160 GB'lık iPod'lardan, o ayrı. Onu da kullanırım, bunu da kullanırım. Diskmanden vazgeçmem ama orası kesin.

Yine geçenlerde, aralardan çektiğim CD'lerden bir tanesi My Dying Bride albümü çıktı. Hala bazı parçalarını severim, rastlarsam dinlerim, asla "hayır, olmaz, çıkarın şunu hayatımdan!" şeklinde bir tribe girmem! Ama arkadaş, harbiden, zaman geçtikten sonra bir geçmişe bakınca, geçmişten bir demet musiki salınca beyin hücrelerine, diyorsun ki; harbiden, nasıl dinliyormuşum lan ben bunu?! Belki bir My Dying Bride kafası oluştu bende yaş ilerledikçe. Hani ara ara dinlersin, modu vardır o tarz müziğin, o zamanlarda o kafa gelir sana ve dinlersin ve OH lan! dersin, ne güzel geldi! dersin. Sanırım öyle bir mod oluştu bende artık. Dinleyemedim. Yapamadım. Ki önceden gün aşırı dinlediğim zamanlar vardı. Devir değişti tabi.



Sanırım bu değişimin nedeni, konserlerini izlemiş olmam. Yıl kaçtı bilmiyorum, konsere geldi bunlar (sanırım 2006 olabilir), memleket ilk kez görecek My Dying Bride'ı (daha sonra geldiler mi bilemiyorum tabi). Konser başladı, sevdiğimiz parçalardan girdiler, eğleniyoruz falan ama bir terslik var. Söyleyen abi (Aaron'du galiba ismi, şimdi metal-archives'tan bakmaya üşendim bariz) başına İsa'nın kafasına takılan dikenli dalgadan takmış falan, triplerde. Neyse, konser devam ediyor, melodilerin en vurucu olduğu yerde bu attı kendini yere, başladı debelenmeye, ağlamaya falan. Bildiğin transa girmiş din sömürücüsü. Titriyor falan. Duramadım yerimde, çıktım sahneye, verdim ağzına tokadı, verdim sırtına depiği. Utanmıyor musun lan rol kesmeye dedim, hepimiz ellamdürüllah müslümanız şurada dedim, gelmişin böyle İsa'nın çilesi stayla, oluyor mu lan böyle dedim, verdim tokadı. Yani yapmadım tabi ama isterdim yapmak. O hisleri uyandırdı bende. Sonra böyle ufaktan soğudum, Ahmet Kaya'ya yapılan "ben adamı değil, müziğini seviyorum olm!" muamelesine giriştim falan ama sonra gördüğünüz üzere, benim için artık pek bir şey ifade etmez olmuş. Yine de She Is The Dark bir de Snow In My Hand iyi parçalardı. Yine dinlesem, yine severim ama her zaman değil, kırk yılda bir. Iron Maiden, Gun's N Roses ve o kafada müzik yapan gruplara uyguladığım muamele gibi. Arada bir. Altı ayda bir. Ama My Dying Bride arayı biraz daha uzatabilir. Özlemem.

Haydi görüşürüz. Bu aralar çok müzikliyim, paso müzikli yazıyorum. Bu yazımı müziksever olan ve sonisferde güvenlikçilerle göğüs göğüse birlikte çarpıştığımız metalkafalara armağan ediyorum. S.klerinde olursa tabi sdmfosa

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

2 Responses to : Kamonbengyorheds!

  1. çok şukela bir müzikli yazı olmuş.katılarak okudum.tebrikli bir şeyler yazayım istedim,görüyorum ki beceremedim.

  2. bence becermişsin. iyi de etmişsin. müzikli yazıların hepsi şükeladır. özellikle muhteviyatında Death Metal barındırıyorsa ;)

National Geographic POD