Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Yatış, İşte Buradayım!


Efendim selamlar!

İstanbul ve o yapışkan eden yazı kendini yavaştan göstermeye başladı ve biz, baharsever insanlar olarak bundan pek hoşlanmıyoruz. Yani, İstanbul'da yaşayıp yazı neden sever ki insan? Çalıştığın yer burası. Kafana göre oturup bira içemiyorsun öğlen vakti. Ya da denize atlayamıyorsun fazla ısınınca. Şortla gezmek çeşitli iş merciilerince göze pek hoş gelen davranışlar arasında değil ve gömlek bir çoğumuzun olmazsa olmazı. Yani, neden yazı İstanbul'da yaşadığın halde seviyorsun ki?! Anlamsız. Şöyle olsan bir dağın yaylasında ya da olsan fazla insan tarafından keşfedilmemiş, ya da keşfedilsin amına koyim, ne farkeder; bir sahilde yaşasan, dilediğin zaman atsan kendini sulara ya da hiç atmasan, sadece hissetsen üzerinde sadece şort olduğunu ve pipin rahat rahat sallansa bacaklarının arasında?... O zaman pek güzel olurdu ve sabah başlayıp, akşamın bir saatine kadar yan yana dizsen soğuk biraları. Tüm günlerin bu ahenkte geçse? O zaman tamam, bana uyar. Ama İstanbul sınırları içersindeyim, yapış yapışım ve çalışıyorum. O halde yazı sevmem için hiç bir sebep yok.

Bu sene tatil planlarını dağlarda, bayırlarda gezerek geçirmek isteyen insanlar olarak balayı denen çılgınlığı Bodrum'da; ve hatta Türkbükü denen asortik mekanda geçirmiş olmamız tezatın önde gidenidir. Yakıştıramıyorum aslında kendime ama ucuz bir tatil olduğu için çok fazla da salladığım söylenemez bu yakıştıramama olayını. Biz insanlar olarak, mutlaka kendimizi avutacak bir yalan, mutlaka prensiplerimize aykırı olarak yaptığımız şeylere de bir kılıf buluruz. Bu da benim kendi özeleştirim olsun
.

Neyse. Bu sene kendimizi ilk olarak Ordu'ya atacağız. Bir haftalık bir Vona tatilimiz var. Tüm haftayı orada geçirmeyebiliriz. Kendimizi vuracağımız yollar olacaktır. Ama benim tembel kişiliğimi göz önüne alırsak, tüm haftamız yatarak geçebilir de... Bayılıyorum tembelliğe. Yaşasın ben. Neyse. Her ne olursa olsun, Topaloğlu Piknik denen yerde birkaç kilo et ve birkaç bira tüketeceğimden eminim. Tadından yenmez!

Sonrasında ikinci tatil haftamızı güney taraflarında sürterek geçirmeyi planlıyoruz. Nerelerde sürteceğimiz belli, ancak daha tam rotayı belirleyebildiğim söylenemez. Bu seneki atraksiyon planlarımız arasında "Likya Yolunu" yürümek var. Yıllardır bir fantazi olarak şekillendi ama bu sene sona yaklaştık. Bu sene kesin. Götümden terler akmasını ve taşşaklarımın pişik olmasını istiyorum! Ayaklarıma kara sular insin ve ben bunların aslında kara olmadığını görerek mutlu olayım istiyorum! Çok pis yürüyesim var. (şimdi şirkettekiler okusa, servise giderken yürümeye bu kadar muhalefet olan adam, dağlar sözkonusu olunca nasıl da döndü 180 derece diyorlardır, desinler! sallamam)




Mevzu Fethiye'den başlayıp, Antalya'ya kadar giden, yaklaşık 509 kilometrelik bir yol. Yer yer normal otoban yolundan, yer yer dağlardan, patikalardan, dağ köylerinden gidiyor. Büyük kısmını into the wild kafasında yaşayacağınız muazzam bir haz. Tabi biz bunun tamamını yürüyemeyeceğiz tek seferde. Tek seferde yürümek için en az 30 gün gerekliymiş okuduğumuz üzere ve malüm, bizim o kadar iznimiz yok ehehe Zira daha az zamanda yürüsen de bi bok anlamazsın mevzudan. Olsun. Biz kendimize şimdiden bir hedef seçtik, oraya kadar gidelim, sonrasına bakarız. Bakarsın orada bırakır, bir dahaki seneye havale ederiz geri kalan hakkımızı. Her yıl bir parçasını yürüdüğümüz, bizi hayata bağlayan bir Kemalettin Tuğcu hikayesi olur bakarsın. Hedefimize ulaştıktan sonra yan-gel-yat stayla da devam edebiliriz tatil hayatımıza. Boş bir koy bulup, çadırı kurar ve keyfimize bakarız. Falan filan!


Bu sene de güzel olacak bu tatil mevzuları. Ama İstanbul sınırları içinde yaşayıp hala yazı severseniz kızarım. Ne alaka lan?! derim. Üzülür ve ağlarım bir köşede gizli gizli. Adımı seslendiğinizde çaktırmadan silerim gözyaşımı ve yüzümden o hüznü kovmaya çalışırım alelacele ve döndüğümde gülümsemeye çalışan yüzümü görürsün. Sen de gülümsersin belki. Ama sonra yine de İstanbul sınırları içinde olduğun halde, yazı sevdiğini söylersen bebeğim, hiç kızma, hiç gücenme bana; acaip döverim seni; üzülsem de yaparım bunu, ah bebeğim, bilirsin yaparım, acımam hiç... (
Seyfi abi kafasında bitireyim istedim sdfsmıos)

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 4 Comments

4 Responses to : Yatış, İşte Buradayım!

  1. Simdiden iyi tatiller size. Yanliz o 509 km'i yuruyun gelin bi de bana yuruyun diyesim geldi birden... :)

  2. abi tatil efsane geldi. tabi likya yoluna daha var. o ağustos sonu. 509 km hemen yürümeyeceğiz, o kadar zamanımız yok köleler olarak ama elbet, her yıl bir kısmını yürüyebiliriz. bu daha zevkli olur. seneye sen de katılabilirsin istersen ehehe

  3. evet ben de ağustos sonu -tam bayrama tekabül eden vakitlerde- fethiye-kaş hattı üzerinde olacağım. :) hepimize iyi tatiller efenim.

  4. mgntwmn says:

    sıcaklardan çok bunalınca moda sahiline beklerim. biralamak keyifli oluyor serinde.

National Geographic POD