Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Bir Ayrılık Mektubu...



Sevgilim.....

Sen bu satırları okumaya başladığında ben çok uzaklarda olacağım. Kimbilir belki gözyaşlarıyla sonuna kadar okursun, belki ilk paragraftan sonrasını yırtar atarsın küfürler savurarak. Ama bence yapma. Emek veriyoruz burada amına koyim. Yapma benim canım sevdiceğim, gözleri sürmelim....



Neyse işte, sen bu satırları okumaya başladığında uzaklarda olacağım demiştim ve şimdiden baya yol katetmişimdir sanırım. Bilirsin bizim mahallenin minibüsleri fişek gibi gidiyor. Daracık yollarda yaptıkları slalomlar bana formula 1 monte carlo pistini anımsatıyor sevdiceğim. Bu sene de Vettel şampiyon oldu, dertliyim, hüzünlüyüm...

Neyse! 

Elbette sen burada, yalnız başına ve içinde bir huzursuzlukla okumaya başlayacaksın bu satırları. Ve şunu da söylemek isterim ki, bu sana yazacağım son mektup olacak. Milenyum çağına girdik sevgilim, millet aya çıkıyor, mektup mu kaldı artık? Yeter şu adetler falan. Mail atsak, sms yollasak, skype var, msn var, gtalk var amına koyim, daha ne diyim, mektup mu kaldı? O yüzden kızma maralım, kara gözlüm, bu sana son mektubum.

Uzaklardan esen bir yel gibi boynuna sürtünüp geçecek hislerim. Okudukça anlayacak ve hak vereceksin bana. Bu gidişimin sebeplerine ikna olacak ve bana kızamayacaksın. Hatta mesaj atıp kutlarsın bile, helal olsun bile dersin, öylesine haklıyım çünkü. Sapıtırsın haklılığım karşısında, o derece!

Öncelikle geçen gün BİM'den aldığımız o tadı tuzu olmayan kurabiyeleri hatırlatmak isterim sana. Ben sana canım kurabiye istedi dediğimde, senin bir Hakkı Bulut şarkısına konu olmuş vefasızlığın, seni hazır kurabiye almaya ve maddi yetersizliklerden dolayı BİM'in önüne, o mendebur kasiyerin önüne atmıştı. Hatırladın değil mi? Ve biz o akşam o ucuz, tadı tuzu olmayan şikidom markalı kurabiyeleri yerken, içimizden bir şeyler koptuğunu hissetmiş, tek kelime konuşmadan sabaha kadar oturmuştuk. Gözlerimiz uzaklarda, aklımız Migros'ta satılan pahalı ve tadı tuzu olan markalı kurabiyelerde...

Hadi, ağlama sil gözyaşlarını.

Gitmek zorundaydım...

Ve ben kalsam, biliyorum ki; sen gidecektin. Belki gitmişsindir bile, belki bu mektubu bir metrobüs direğine tutunmuş, altı gündür banyo yapmamış bir amcanın koltuk altını koklarken okuyorsun. Gözyaşlarının nedeni belki bu mektup değil, o kokudan bayılma hissidir; bilemedim. Gerçi gözyaşı döküp dökmediğini de bilmiyorum. Ne sikim bir mektup oldu bu arkadaş. Metrobüstü, BİM'di derken hissiyatlarım bir ayazda kalmış dilenci sümüğü gibi dondu kaldı burnumun ucunda...

Ah sevgilim, biliyor musun senin huzurla uyuyan bedeninin yanından kalkıp gitmek ve giderken de bu mektubu başının ucuna koymak ne ağır bir cezaydı, kendime yaşattığım. Heyhat! Sanki bağsuruma kara biber döküyordum! 

Velsahsıl kelam, gitmek zorundaydım; artık yapamıyordum, senin yanında daha fazla duramazdım, huzurlu nefesini koklayamaz, camış gibi horlamanı daha fazla çekemezdim... 

Bu mektubu okuduğunda çok uzaklarda olacağım ve belki oldum bile. Gidiyorum sevdiceğim; işe geç kalıyordum sevdiceğim... Sen de artık kalkıp işe gitsen iyi olur, saat kim bilir kaç oldu; ve belki gitmişsindir bile, belki bu mektubu bir metrobüs direğine tutunmuş, altı gündür banyo yapmamış bir amcanın koltuk altını koklarken okuyorsun... :(

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

2 Responses to : Bir Ayrılık Mektubu...

  1. Pelük says:

    uzun zaman sonra eski bir alışkanlık yarıda kalmışlığın hediyesi gibi oldu bu.

    tebrik etmek şart oldu

  2. Yalçın says:

    Horluyon mu gız sen?

Bu gadget'ta bir hata oluştu