Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Bir Metalciğin Bisiklet Turu Macerası v.Riva



Efendim selamlar!

Nasılsınız?

Beni soracak olursanız, yine nerede aksiyon, nerede saçmalık, nerede mallık hepsi bende. Anlatacağım elbette, sakin gelin. 

Efendim bu aralar ben de var bir bisiklet sevdası. Götüm sele üstünde olmasa kendimi rahat hissedemiyorum. Sele şeklinde koltuk aldım kendime sadhfı. Şaka tabi. Almadım. Neyse. Aylardır süren bisiklet sevdamızın ilk uzun turuna sevgili sevdiceğim ile birlikte 7 saat süren bir Şile yolculuğuyla başlamıştık. 

Bu haftasonu istikamet Riva idi.


Bir haftadır planladığım yani daha doğrusu gerçekleştirmek istediğim bisiklet turum, "güzel havanın da etkisiyle kendisini sahillere atan İstanbullular" enerjisi zerk eyledi bünyeme ve sabah güzelce bir kahvaltı yaptıktan sonra hazırlıklarımı yapıp, bisiklete atladım ve kendimi yollara vurdum.


Tam olarak nereye gideceğimi, nereye kadar gidebileceğimi bildiğimi söyleyemem. Bu geziyi planlıyordum ama tek başıma planlamıyordum. Benim sürekli plan yaptığım ama nedense hiçbir zaman bu planları beraber hayata geçiremediğim sevgili brom Barış daha önceki Şile turunda olduğu gibi yine iştirak edemedi tura. O yüzden kafamdaki rotayı hayata geçirir miyim, geçirmez miyim, bir iki saat gezer döner miyim, bilmeden ve dahası bunları hiç düşünmeden bastım pedala. Biraz yolun, biraz havanın ve bu iki etkenin bana hissettirdiği hissiyatların toplamına göre sürecekti yolculuk.

Rasathane istikametinden, öküzsel yokuştan aşağı Kandilli - Kanlıca arası bir yerde sahil yoluna indim. Yol o kadar uzun bir inişti ki; dönüşte o yoldan gelmeyeceğim inişin ilk metrelerinde belliydi asdhfasd. Sahil yoluna indim, trafik güzeldi, insanlar bisikletlilere dikkat eden profildeydi, hava muazzamdı ve Beykoz'a nasıl geldiğimi fark etmedim bile. Yokuşu indikten sonra sahil yolunun genel profili hep düz yol olduğu için hiç yorulmadığımdan, biraz daha devam edeyim dedim. Burada başladı aslında macera çünkü bu yolculuğu bir gezi modundan çıkartıp, macera sınıfına sokan aptallığımın farkına bu yokuşu indikten sonra vardım.

Yanıma çantamı almamıştım. Yani cüzdanımı, paramı, kartlarımı, kimliğimi, bisiklet için gerekli olabilecek malzemeleri, havlu vesaire gibi temel ihtiyaçları, yiyecekleri... Bir daha o yokuşu çıkmaya götüm yemediği için, koy götüne, dedim, "nasıl olsa yol güzel, çok eğlenmem dönerim..."

Yıllar önce lise çağlarında sivilceli ve vücudunda çıkan kıllarla övünen çocuklarken, sıra arkadaşlarımdan birinin evine gitmiştik Dereseki köyüne. Telefonun haritasına baktım, önümdeki tabelaya baktım, bastım pedala Dereseki köyüne doğru. Muhteşem ağaçlarla kaplı, düz ve fazla trafiği olmamasının yanında, yaklaşan seçim sayesinde hemen hemen tüm yollar daha yeni asfaltlanmıştı. BÜYÜK BAŞKAN! dedim tüm anarşist kimliğimi unutarak sadfıasshıd. Kadir Başkan sayesinde jilet gibi yollarda bisikletimle sarsılmadan ormanlara akıyordum. Bu sene oyum kendisine sdhfısdah. 


Dereseki köyüne girdim, arkadaşımın evinden emin olmadığım için sağa sola bakına bakına devam ettim. Yol kenarındaki kahve insanları bana, ben onlara baka baka Dereseki Köyünü bitirdim. 

Kenarlarında hala kar olan, ormanlık yoldan tırmanırken karşıma çıkan üç köpek önce tırsmama neden olsa da, sakinliğimi koruyarak yanlarından geçtim. Bu köpek milletinin dengesizliği dillere destan olur. Uzaktan görünce havlamaya başlıyorlar, yanlarından geçerken bir atak yapıyorlar lastiklere doğru, sonra sanki yıllardır sahibi benmişim gibi takip etmeye başlıyorlar. Gerizekalının başkanları. Aslında mevzu tüm köpeklerde olduğu gibi önce uzaktan görüp "benim alanıma giriyorsun" mesajı, sonra saldırarak "ikile de çatalını görelim" baskısı ve son olarak "sana çıkışa kadar eşlik edelim" uğurlaması. Resmen işletiyor bizi piçler.


Velhasıl kelam, yolun sonunda Riva yoluna çıktım, madem buraya kadar gelmişiz, bir Riva'ya gidelim de şöyle sahilde bir dinleneyim. Otobanda yardırırken üç tane köpek demeye utanıyorum, azman gibi, şerefsiz gibi hayvan, benim geldiğimi görüp dişlerini olabildiğince çirkin göstererek ve olabildiğince böğürerek "benim alanıma giriyorsun" mesajını verdiler. Sonra şerefsiz hayvanlar saldırma pozisyonuna geçtiler ama tabi ben bu arada vitesi yükseltmiş, ayağa kalkmış, saatte 60km hıza ulaşmıştım bile sdahıfsdh. Bir tanesi önüme kırdı ama sıyırdım geçtim. Azman piçler iki yüz metre falan kovaladılar ama o hıza erişmiş bir Cem'i değil, azman bir köpek, USAIN BOLT bile yakalayamaz. O kaçabilmiş olmanın coşkusuyla arkamı döndüm aşırı gereksiz bir şekilde köpeklere doğru OROSPU ÇOCUKLARI diye bağırdım. sdaıufhsd. Saçmalık amk.

Neyse, azmanlardan kurtulmuş hızla ilerlerken ve Ali Bahadır köyünün güzel kırlarına bakarken aklıma geldi, lan dedim Cem, şimdi alaydın ya yanına şarabı, ne güzel biraz içerdin şu sahile doğru dedim. Sonra yanımda çantamın olmadığı dolayısıyla, paramın, kimliğimin, yiyecek hiçbir şeyimin olmadığı geldi aklıma. sdauıfsd. Resmen komik amk. Saat 14:00 civarında Riva'ya vardım. Henüz acıkmamıştım ama açlık yakındı, açlık ensemdeydi, açlık midemdeydi, açlık yemeyip kahvaltı masasında bıraktığım o krepteydi. Açlık zihnimdeydi.


Dönüş için çok eylenmeden yola çıkmaya karar verdim. Bir sinemaya konu olmak istemiyordum. Yıllar sonra piçin teki, dağ başında açlıktan ölmüş bir gerizekalının filmini çekerek milyon dolarlar kazansın istemiyordum. O yüzden hızlı hareket etmeli, olabildiğince az oyalanarak eve varmalıydım.

Dinlenmek için ayırdığım 10 dakikanın sonunda Riva yolundan biraz geri gidip, Şile yoluna sapıp, dağ yolundan Polonezköy tarafına gitmeye karar verdim.

Pedallamaya başladım, hala bir yorgunluk ve aşırı açlık hissetmiyordum. Şile yoluna girdikten sonra yol daraldı ve yol kenarlarında günümü zehir eden teyzelerle karşılaştım. SICAK SICAK EKMEK SATIYORLARDI. O anı düşleyince şimdi bile karnım acıkıyor. O teyzeleri görür görmez karnım acıktı. Açlıktan çıldıracak gibi oldum. Bisikletin lastiklerini, ormandaki odunları kemirecek kadar gözüm kaydı.

Kestirme olduğunu düşündüğüm -gerçekten de kestirmeydi- yola girip Polonezköy tarafına doğru hafif tırmanışa başladım. Bu yolda önemli ikinci mallığıma imza attım. Yol bir yerde ikiye ayrıldı, bir tanesi düz ve geniş bir yol, diğeri de saçma sapan bir yokuş çıkıp kıvrılan bir yol. Tali yol falan diye düşünüp düz olan yoldan devam ettim. Yaklaşık bir kilometre gittikten sonra karşı tarafa baktım ve yarım saat önce yanlarından geçtiğim hatun kişileri gördüm. Lan, dedim, lan! Bilseydim şu aradan geçerdim, bu kadar dolanmazdım, dedim ve o an kafam yeni bastı. Seçtiğim yol beni başlangıç noktasına götüren hain bir yolmuş, gavur bir yolmuş, adeta bir orospu çocuğuymuş o yol; da ben bilememişim. Düz devam edip hiçbir şey kazanamamaktansa, aradan bir yol bulup yolun karşısına geçtim ve o tali yol gibi görünen şerefsiz yola girdim. Hafif ama sürekli bir çıkışla yaklaşık 4-5 km boyunca sürdüm bisikletimi ama artık açlık ensemi geçmiş, yakama yapışmış ve YE! diyordu, YE! NE OLURSUN YE!. 

Açlığı dert etmem ama açlıkla birlikte gelen şeker kaybı ve dolayısıyla vücutta oluşan enerji kaybı bir süre sonra beni tırstırmaya başladı. Gözüm ağaçlarda, mevsime uygun bir yemiş arayışıyla sürmeye devam ettim. Az gittim, uz gittim, dere tepe düz giderken sonunda bir Kocayemiş ağacı buldum. Normalde Ekim - Kasım aylarında olur ve tükenirler ama nedense bunlar kalmışlar ama hala olmamışlardı. İlginçlik verici! dedim ama yine de yenebilecek kadar yumuşamışları toplayıp mideye indirdim. Yenebilecek kadar yumuşamış olanlar çok az olduğu için ve önümde daha çok yol olduğu için "kim siker Yalova kaymakamını" atasözünden aldığım güçle ağaçta ne var ne yok topladım. Sert, ham demeden hepsini yedim. Olacağı en fazla CIRCIR olmak sonuçta sdıfsdyh. SURVIVOR resmen amk.

Bu yediğim Koca Yemişler -ki bu yemişin farklı isimleri de var ama ben en çok (muhtemelen tamamen sallama) İbrahim Boku ismini seviyorum sdhfısd- beni bir süre gerçekten de baya baya idare etti. Bir süre sonra yabani bir muşmula ağacı buldum ve ondan da alabildiğim kadarını alarak yokuşu bir şekilde bitirdim.

Her çıkışın bir inişi olduğundan mütevellit, iniş kısmına geçtiğimde çok sevinmiştim ama sevincim çok sürmedi çünkü bir süre sonra sapacağım yol farklıydı ve düz gidiyordu ve en sikkosu yolda yaklaşık 20 tane köpek vardı ve beni gördüklerinde havlamaya başlamışlardı bile. ALANINIZI SİKEYDİM SİZİN AMK.

Bir önüme baktım, bir ardıma, bir telefona baktım diğer yolu seçersem yol ne kadar uzar diye, sonra dedim, sikerler köpekleri, yürü bakalım. Bastım pedala tam köpeklerin üstüne doğru, ne fazla hızlı, ne fazla yavaş. Zile basa basa 20 köpeğin arasına daldım ve geçtim. Hehe, dedim, gerçekten hehe dedim, "iyi lan bir şey olmadı" dedim ve cümlemi bitirmeden sağdan soldan her taraftan köpekler çıkmaya başladı. Bazıları saldırı pozisyonunda, bazıları kaçma pozisyonunda, bazılarıya dünyayı sikine takmayan bir kral pozisyonunda geçişime katkıda bulundular. İstifimi ve hızımı hiç bozmadan devam ettim ama yol boyunca her taraftan köpekler çıkmaya da devam ediyordu.

Bir süre sonra bir virajı döndükten sonra artık dönüşü olmayan bir yolda olduğumun farkına vardım. Bir milyon tane falan köpek kuyruklarını kaldırmış bana doğru havlamaya başlamıştı. sdahıfsd. Hadi bir milyon olmasın, en az 300 vardır. 300 Spartalı sdhıfsa. Tırsa, korka bir şekilde yanlarından geçtim. Bir hayvan barınağı varmış o bölgede, bütün köpekler o bölgeye bırakılıyor anladığım kadarıyla. Barınağı görünce anlaşıldı bu köpek popülasyonunun nedeni. 

O yol boyunca köpeklerden kurtulamadım. Sürekli saldıran, kaçan ve siklemeyen köpekler arasından geçtim. Hiç birine tepki vermedim çünkü tepki verebilecek kadar enerjim kalmamıştı artık. Enerjimin sonlarında, artık yolun bitmesini ummaktan başka bir şey düşünmüyordum ama daha gidecek çok yolum vardı.

Yokuş çıkma konusunda yetenekliyimdir, hızlı çıkmasam da asla durmadan, kendimi de çok yormadan en ala yokuşları çıkabilirim ama köpekli yoldan sonra tüm yokuşları, hatta yokuş sayılamayacak kadar ufak eğimleri bile elimde çıkarmaya başladım. Enerjim tamamen tükenmişti ve yürümek daha iyi geliyordu. Bazı bazı soğuk ve halsizlikten ellerime kramplar girmeye ve yediğim muşmulalar yüzünden midem bulanmaya başlamıştı. Kendimi Into The Wild filmindeki süperberduş gibi hissettim. sadhıfs. O son muşmulayı yemeyecektim sadhıfsd. Ama daha önce söylediğim gibi, sırtımdan kimsenin milyon dolarlar kazanmasına razı olamam.

Kah yürüyerek, kah bisiklet üzerinde Elmalı barajı civarına geldiğimde hava çoktan kararmıştı. Işıklarımı yaktım, olabildiğince hızlı bir şekilde ve olabildiğince yolları izleyerek devam ettim. Beni bir rutine bağlayan yollar, yani uzun süre sapak olmayan, sapak kaçırma korkusu yaşatmayan yollarda yorgunluğum ve algılarım iyice dibe vurmuştu ama tekrar şehir içine girdiğimde algılarım ve kısmende olsa gücüm yerine geldi. Yol arayacağım derken açlık, üşüme ve yorgunluk ikinci planda kaldı.



Bu da wikiloc üzerinden gittiğim rotanın harita görünümü...

Nitekim toplamda 69km süren yol maceram sonunda Rasathane'de ablamların evine vardım. Eve girdiğimde o ana kadar beni ayakta tutmuş sinirler, oto-kontrol mekanizmam orada tamamen kendini saldı. Bir süre yemek yemeye zorlansam da, sıcak bir çay sonrasında kendime yavaş yavaş gelmiş, eve vardığımdaysa bir sıcak su torbası sayesinde tamamen toparlamıştım.

Açlık sıkıntısı çekmeme ve tek başıma olmama rağmen yolun büyük kısmında inanılmaz keyif aldım. Tek başıma yola çıkarken sıkılacağımı ve çabuk döneceğimi düşünüyordum ama gayet hayvan gibi eğlendim. Benimle ayak uydurabilecek bir partnerim olsa daha da güzel olabilirdi tabi. Belki o parasını falan unutmazdı da karnımızı doyururduk belki amk sdahıfsdhıfhsa.

Bu haftasonu da böyle geçti. Bir dahaki turun sabırsızlığı da içimizde yerini yaptı.

Mallıklarım olmasa çok daha kısa sürebilecek bir turdu ama toplamda 6:30 saat civarı sürdü. 11:30 civarı çıkıp, 18:00 civarı eve vardım. Sadece iki ya da üç kez durdum, toplamda en fazla yirmi dakika civarı dinlendim. Enerjimi daha fazla ayakta tutamayacağımı düşündüğüm için dinlenerek zaman kaybetmek istemedim. Belkide yanlış yaptım, bilmiyorum, ama gecenin bir yarısında o yollarda kalmaktansa hızlı bir şekilde gelmek daha mantıklı gibi görünüyor.

Herneyse. Güzeldi. Tavsiye ederim. Katılmak isteyene pedallarım her daim açık.



Efendim sevgiler. Görüşürüz.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 6 Comments

6 Responses to : Bir Metalciğin Bisiklet Turu Macerası v.Riva

  1. Adsız says:

    Hocam keyifle takip ediyorum blogunuzu emeğine sağlik :)

  2. teşekkürler adsız brocan, afiyet olsun. :)

  3. Adsız says:

    Duyduğuma göre bu sefer tam anlamıyla ters dönmüşsünüz hocam.

  4. hfdsaıhfasdh kimsin lan sen :D

  5. Olm mesaide altıma sıçırttın beni :)
    yarıldım amk, bizde cuma günü pedalliycaz bakalım. araştırırken buldum siteni, bayıldım :) ağzına sağlık :)

  6. Teşekkürler Nihat hocam, bol pedallı günler. Yaradan kicinizi sele üstünden ayırmasın ;)

National Geographic POD