Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Bir Şeyler Saçmaladım Ama Dur Bakalım..



Efendim selamlar!

Nasılsınız? İyi gördüm sizleri. Uzun zamandır görüşemedik, bazılarınızı göt göbek bağlamış görüyorum. Az yiyin, evde kalırsınız sdhuıfds

Çocukluğumdan bu yana kedilerle olan ilgisiz, alakasız ve bir o kadar sevgisiz ilişkinin son bulduğunu itiraf etmeliyim ve siz de bunu büyük bir coşkuyla karşılamalısınız; çünkü genelde böyle itiraflarda bulunmam. Artık kedilere karşı nötr hislerdeyim. Geneline karşı nötr yani.



Mahallemizin anası, bacısı, kedi nüfusunun artması için büyük çalışmalara imza atan Ayşegül, ve ablamın eve alıp sonra bize sattığı ikinci kedisi Kedi haricindeki kedilere karşı mesafeli tutumumu koruyorum. Ayşegül'ün kendini sevdirme adına büyük artıları var. Çok güzel "miv"liyor. Kesinlikle bir miyav değil. İşlevi, cilveli, seksi bir hatunun kedi versiyonu Ayşegül. Sapkın duygulara sahip olduğum için seviyorum yani onu. oh yes inkredıbıl.

Evimizde yaşayan Kedi'ninse aslında aman aman bir artısı yok kendisini sevdirmek için. Sürekli tırmalıyor, ısırıyor, rahat rahat gazete okutmuyor ve en önemlisi bizim evimizde kahvaltı yapanlar neden bahsettiğimi iyi bilir; lanet olası mühteşem pazar kahvaltımızı sürekli masanın üzerine atlayan Kedi hayvanı yüzünden bölmek zorunda bırakıyor. Peki bu hiç sevemeyeceğim bilgiler ışığında, bizi bu kediyi evde tutmaya iten nedenler ne? Neden isim bile veremediğimiz bir hayvanın kakasını temizliyoruz?




Bir çoğunuz kedilerinize hasta ruhunun yansıması isimler veriyor. Minnoş, boncuk, falan, filan. Hiçbir kedi bu isimleri kabul etmez. Hiçbir kedi ismiyle çağırılınca gelmez. Hatta kedilerin, kendilerine kedi dendiğinden bile haberleri olduğunu sanmıyorum. Adamlar resmen üstün ırk amk. Sen ne dersen de, neye eğitmeye çalışırsan çalış, ne öğretmeye çalışırsan çalış, neyi yapmamasını istersen iste; o ne isterse o olur. Ve garip bir şekilde biz insanlar ya bunu kabul eder, ya o kediyi sokağa atarız. Net bir şekilde bizim bir kediyle olan mücadelemizi asla kazanamayacağımız gerçeği suratımıza tokat gibi çarpmakta her gün. Asla kendilerinden taviz vermiyorlar, seninle isterse muhatap oluyor, isterse sevdiriyor ve isterse sevdirmiyor. Senin ne istediğin asla umurlarında değil. Onlara koyduğun isimleri önemsemiyorlar, ısırmasın diye kızmanı, masanın üstüne çıktığında bağırmanı, kakasını kumuna yapmadığı zaman dövmeni; sallamıyorlar. Evimi işgal eden, kokutan, etrafa tüylerini döken, yukarıda bahsettiğim keyif alabildiğim ev etkinliklerinde sürekli arıza çıkartan, sürekli ısıran bir kedinin ısırmaması için çok fazla çaba sarf ettik ama sonuç ne oldu? Artık ısırmasını umursamıyoruz. Daha sert ısırmasına rağmen biz onu eğitemedik, bilakis o şerefsiz bize "bununla yaşamayı öğrenmelisiniz"i öğretti. Net bir şekilde kedilerin esiri olarak yaşıyoruz. Onlar tarafından yönetiliyoruz. gad dem it.

Adeta bir stockholm sendromu kedi beslemek. Adeta bir arabesk şarkısı; seni mutsuzluğa sürükleyen...

Yeter. Daha fazla kedilerden bahsetmek istemiyorum.

Purolarım tamamen bitti ve lanet olsun ki, tek bir tane bile zengin gizli hayranım çıkmadı; da bana gitsin bir kutu puro alsın, yollasın. Milletin gizli hayranları neler yapıyor abi, bizim gizli hayranlarımızsa adsız yorumlar bıraksın. Bravo, teşekkürler. Allah razı versin.

Bu sene yine bir Küba programı varmış, öyle duydum. Bakalım şans yine bana vurursa bu sefer 500 tane falan puro getiricem. Puroya boğucam evi. Tüm servetimi (ters çevirip sallasan 400 yuroyla giderim) puroya yatırıcam. Doya doya, sindire sindire içicem de kimselere vermicem. Bilin istedim.



Bilin istedim derken; şimdi uzun zamandır özellikle işe gidip gelirken bisikletle gidip geliyorum. Taksicilerin motorculardan hoşlanmamasını ve motorcuların da ticari araç kullanıcılarından hoşlanmamasını anlıyor ve arttırıyorum: BEN HİÇ BİRİNİZDEN HOŞLANMIYORUM AMK, BUNA NE DİYECEKSİNİZ?

Bütün araç kullanıcıları kitlesi o kadar dikkatsiz ki, kaç sefer kazayı ramakla kaçırdım. Bir kere kazalandım, aniden şeridinden çıkıp karşı şeritteki yan sokağa girmeye çalışan arabaya yandan girdim. Arabanın kapısını içeri göçerttim sdfuıhs. Haklı olduğum için yırttım tabi ama puştun teki de çıkabilirdi. Türkiye'de araç/bisiklet/motor kullanmak değil; yaşamak zor amk. Herkesin acelesi var, herkes bir yerlere yetişiyor ve her zart diye dönen, her sinyalsiz önüme dalan, her yan sokaktan kafasını cart diye çıkartan araç sürücüsüne küfrediyorum, bilin istedim.

Bir de, bir itirafta daha bulunayım. (Confessions Of a Serial Killer şarkısını dinlemek geçti içimden böyle deyince, siz de dinleyin hadi) Önceden tayt giyen bisikletlilerle taşak geçerdim ama o taytların içinde, selenin uzun yolculuklarda göt çatalını sızlatmayı engelleyici pedler olduğunu bilmiyordum. Öğrendim ve hemen aldım. Bisiklete binerken tayt giyiyorum artık sdafıhsd. Tabi AŞÖRTMENİMİN İÇİNE GİYİYORUM. Henüz o kadar kendiyle doğasıyla barışık bir insan değilim. Bundan kelli tayt giyen bisikletçilere laf edeni çizerim. Bunu da bilin istedim.



Lanetli bir şekilde göbek yapıyorum ve hiç biriniz bunu engellemek için bir şey yapmıyorsunuz. Bu gerçekten beni hayretler içersinde bırakıyor sevgili dostlarım. O kadar bisiklete biniyorum, o kadar yürüyor, haftada iki halısaha maçı yapıyorum;  yine de şişmeye devam amk. O kadar yersen, o kadar bira içersen şişersin tabi amk. Hadi, diyin bunu, çekinmeyin. Teşekkürler.

Ve son olarak tüm müslüman aleminin, "geleneksel Taksim meydanında hatun sürttürmeç" olarak da bilinen yüce krismısını kutlarım. Nice sürttürmeçler, nice elleşmeler!



Hepinize afiyetli yıllar dilerim efendim.

Hadi şimdi gidin buradan.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 3 Comments

3 Responses to : Bir Şeyler Saçmaladım Ama Dur Bakalım..

  1. Adsız says:

    Merhabalar Süpercem..anlayacağın üzre ben adsız yorum bırakıp allah nidalarıyla sana iyi niyetlerini sunan hayranın bu mesajı tesadüfe bak ki Kübadan yazıyorum..adresini alayım zengin değilim ama puroya boğabilirim seni :)

  2. hocam gerçekten Kübadaysan ve bütçen uygunsa ve seni sıkıntıya sokmayacaksa dönüşüne iki kutu sipariş edeyim ya :D çantalarda iki kutudan fazla puro olursa el koyabiliyorlar demişti bize rehber ama ne arayan oldu ne soran. sen bunu da hesaba katarak almayı düşün. dediğim gibi sıkıntıya girmeni istemem :)

    Kaçak purocu abiler var, deniz kıyısında büyükçe bir hediyelik eşya pazarı var, oradaki herhangi birine çaktırmadan puro desen seni hemen depoya götürür ahaha Monte Cristo ya da Romeo & Julliette olabilir. Boyutları 10 - 12 cm civarı olanların fiyatları ortalama 20 CUC oluyor, daha fazla söyleseler de sen pazarlıkla 20'ye alabilirsin. Sen blogda yazdığıma bakma, öyle hediye olarak asla kabul edemem :) geldiğinde helalleşiriz. Tabi bu arada Kübanın tadını çıkarmaya da bak, sokaktaki hayatı kaçırma. Ah ulan yine özledim ya.

    iyi eğlenceler ;)

  3. tabi bu arada trolleniyorsam da çok fena yerden vurmuş olursunuz haberiniz olsun sadhıfsahıfsa :(

National Geographic POD